Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 6
engincl

5 ay önce - Prş 16 Nis 2020, 21:56
Osmanlı Sultanları İçin Hazırlanan Ekmekte Eski Bursa Sarayının Rolü


Bursa Bey Sarayının yaklaşık 275 yıl boyunca İstanbul'daki saraylar için ekmeklik un üretilmek için kullanıldığını biliyormusunuz? Bu ilginç makaleyi (Osmanlı Dünyasında Kimlik ve Kimlik Oluşumu - Norman Itzkowitz Armağanı İSTANBUL BiLGi ÜNiVERSiTESi YAYINLARI 2007 sf. 55-62)’den özetliyerek aktardım.Okumanızı öneririm.
Bursa 1326'da fethedilişinden 15. yüzyılın başına kadar Osmanlı Devleti'nin ilk payitahtı oldu. Bu vesileyle Osmanlı hü­kümdarlarının inşa ettiği ilk saraya da mahal oldu. Bu kadarı malum. Sarayın asıl yapısal nitelikleri ve 15. yüzyıl başlarında tahtgah Edirne'ye taşındıktan sonraki durumu ise daha bulanık. Bey sarayının tarifi üzerine bildiğimiz tek şahsi gözlem 1432 yılı Aralık ayı ya da 1433 Ocak ayının başlarında Bursa'yı ziyaret etmiş olan 15. yüzyıl Fransız seyyahı Bertrandon de la Broquiere'nin eserinde yer alır. Yazarın şehir tasviri aşağıdaki ilginç pasajı da içerir:
“Bu şehrin, batıya doğru uzanan alçak dağlardan biri üzerine kurulmuş bü­yük ve çok güzel bir kalesi de vardı; şehirde binlerce ev bulunuyordu. Hü­kümdar konağı da buradaydı ve çok güzel bir yapıydı; bana söylendiğine göre bu sarayda elli kadar kadın vardı, burada zevk ü sefa içinde yaşanıyor­du. Sarayın bir bahçesi vardı ve içinde büyük bir havuz bulunuyordu; hü­kümdar burada, canı istediği zaman o çok güzel kadınlardan biriyle oyna­şırmış; havuzda bir de küçük sandal varmış; bunlar hep benim kulağıma gelenler, çünkü ben sarayı ancak dışarıdan görebildim.”

Bursa'yı 1558 'de zi­yaret etmiş olan Alman eczacı Reinhold Lubenau şehrin Osmanlı dönemine dair en ayrıntılı tasvirlerden birini sunar. Lubenau'nun yorumları arasında, yüz elli yıl önce Broquiere'in büyük bir havuzun varlığından söz ettiği saray bahçelerinin durumuna dair şöyle bir pasaj mevcut: “Surların yanında şehre doğru çok hoş bir de bahçe var. Bahçenin ortasında kaba taşlarla doldurulmuş dörtgen bir havuz var. Havuzun ortasında dört mermer sütun üzerine yapılmış mermerden güzel bir köşk duruyor. Köşkün ortasındaki çeşme çürümüş, köşkün çatısı yok. Saray gündoğu­muna bakıyor ve etrafında ayrıca bir duvar daha var, kilitli tutuluyor. Yıkık dökük durumda .”(W. Salım, ed. Beschreibung der Reisen des Reinhold Lubenau, c. 3, Königsberg, 1915. Bursa tas­viri için, bkz. özellikle, s. 76-87)

BEY SARAYINDA İSTANBUL SARAYI İÇİN UN ÜRETİMİ:
Aradan geçen yüzelli yılda saray saltanat meskeni görüntüsünü tamamen yitirmiş, yazarın ziya­ret ettiği dönemde ise neredeyse harabeye dönmüştü. Aslında saray artık acemi oğlanlarının, İstanbul ve Edirne saraylarında sultanın ekmeği yapılırken kullanılan unu hazırladıkları yer haline gelmişti.Lubenau yapının işlevini şöyle anlatıyor:
“Saray tamamen harabeye ve viraneye dönmüş; içinde çok sayıda acemi oğlan kalıyor, Buğdayı ayıklayıp, defalarca yıkadıktan sonra kurutmak bu ço­cukların görevi. Unu iyice paklayıp arındırıyorlar. Un, Sultan'ın ekmeğini pişirirken kullanılmak üzere İstanbul'a ayda bir, her teslimatta 120 salım [1 salım = 2,5 kilo] gönderiliyor. Bu işe ne kadar emek harcandığı şaşırtıcı mı? Beş altı Acemioğlan arka arkaya diziliyor, ay­nı unu biri işledikten sonra arkasındaki aynı işlemi bir daha yapıyor. İçin­den küçücük bir taş bile çıksa, arkadaki üçüncü kişi de işlemi tekrarlıyor ve öylece devam ediyor. Başlarına hususi denetçiler tayin ediliyor.”

Lubenau, başka bir kaynakta görmediğimiz bir uygulamayı, 16. yüzyıl sonlarında sultanların ekmeğine tahsis edilen unun hazırlanmasında Bursa’daki eski sarayda devşirme oğlanların istihdam edilmesini tasvir edi­yor. Yazar bir eczacı merakıyla bu amaç için hazırlanan unun tam miktarını sormuş ve İstanbul'daki saraya her ay yaklaşık 300 kilo gönderildiğini öğren­mişti. Bu pasaj belki de başka türlü su yüzüne çıkmayacak bir uygulama hak­kındaki tek referans olabilirdi, eğer yaklaşık yüz yıl sonra ( 1675'te) Bursa'ya giden iki İngiliz ziyaretçi de eski sarayın kalıntılarının hala aynı amaçla kul­lanıldığını belirtmiş olmasaydı. George Wheeler'ın şehir tasviri sur içindeki hem "eski" hem de "yeni" sarayı kapsar:

“Surların içinde iki tane Saray var, biri eski öteki yeni. Eskisi neredeyse yıkıl­mış, sadece mısır temizlemek ve Saray'a rafine un üretmek için kullanılıyor. Ötekisi bundan on yedi yıl kadar önce Sultan'ın [Grand Signior] buraya gelmesi münasebetiyle iki ay içinde inşa edilmiş. Ufak bir yapı, ama ha­mamlar ve fırınlar ile donatılmış, hoş kordonlar ve çiçekler ile bezeli yaldız­lı çatılar ve duvarlar ile süslenmiş; Turklerin tarzına uygun olarak her odanın bir tarafında döşeme ve mobilya niyetine yüklükler var; ama odanın bir bölümü geri kalanından yüksek, üzeri de halıyla kaplı; herkes bu kısma geçip bağdaş kuruyor, bazen de üzerine oturacak ya da yaslana­cak minderler oluyor; bu kısım salon, yemek odası ve yatak odası işlevi gö­rüyor.” (George Wheeler, A Journey into Greece, Londra, 1 682, s. 215.)

Wheeler'ın anlattıkları, sultanın ekmeğinin ununun Bursa'daki eski sa­rayda hazırlanması uygulamasının 1675 senesinde hala sürdüğünü doğrular; ama yapılan işlemler hakkında esas teferruatı seyahatinde ona eşlik eden dos­tu Dr. John Covel verir:
“Bu manastırın yakınında ufak bir hisar var, aşağı yukarı 175-180 adım, ka­pısı tam ortada, ön tarafı surların içinde; neredeyse kare biçiminde. Alın­dıktan sonra saray yapılmış, ama şimdilerde özellikle Sultan için hazırlanan ekmek çeşitleri ve peksimet için buğday ve pirinç unu üretilen bir imalathane burası; burada üretilen un, Sultan neredeyse orada­ki saraya gönderiliyor. Mısır burada ıslatıldıktan sonra kurutulması için bir yöntemleri var, öyle ki yemek bir şekilde parlı­yor; bunun başka bir yerde yapılamadığını söylediler bana.” (Jean Pierre Grelois, Dr. John Covel Voyages en Turquie, 1675-1677, P. Lethielleux, Paris, 1998, s. -150.)

Görünen o ki, Bursa'daki eski saray 17. yüzyılın son çeyreğine kadar saray ambarlarına gidecek tahılın/unun hazırlandığı yer olarak kalmış. Covel'in anlattıkları unun paklanmasında ve elenmesinde hala acemi oğlan­ların istihdam edilip edilmediğini anlamamıza yardımcı olmamakla birlikte, sultanların ekmeği için Bursa' da özel olarak un işlenmesi adetinin hala geçer­li olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu ilginç uygulama ne zaman sona erdi? Bu sorunun yanıtını şehri 1738'de ziyaret eden 18. yüzyıl İngiliz seyyahı Richard Pococke'un eserinde bulmak mümkün. Anlattıkları arasında şöyle bir ifade geçiyor: "Tepenin kuzey yamacında sultanın [Grand Signior] yıllar önce yanan sarayının kalıntıları duruyor." Eğer doğruysa, bu ifade eski sarayın sultanın ununun üretim yeri iş­levinin sona ermesinin 18. yüzyıl başlarına denk gelmesi gerektiğini gösterir.

Bu noktaya kadar incelememiz Bursa odaklı oldu, yani şehre gelen zi­yaretçilerin sunduğu kaynaklara dayandı; şimdiyse payitahttaki Osmanlı sa­rayı üzerine olan literatüre dönerek bu konudaki kaynakların Bursa' da üreti­len unun özel rolünü doğrulayıp doğrulamadığına bakmamız gerek . Yirmi yıla yakın bir süre boyunca (yak. 1637-1657) Topkapı Sarayı'nda müzik hocalığı yaptıktan sonra deneyimleri hakkında ilginç bir risale kaleme alan Leh esir Bobovi, sultanlara sunulan ekmeğin kendine has vasfını anlatır; " Bu ekmek çok farklı bir şekilde pişirilir, yumuşaktır ve kabuğu yoktur. Üstü renklidir ama bembeyazdır ve öyle yumuşaktır ki insan sanki çörekmiş gibi parmaklarıyla tutar."

Sultanın ekmeğinin hazırlanmasına ait ayrı bir ritüelin varlığına dikkat çeken ilk modern araştırmacı Barnette Miller olmuştur; 1931 tarihli kitabı Beyond the Sublime Porte’de de konuya ışık tutar:
“16. yüzyıl sonlarında (1590), Venedik Balyosu Giovanni Moro payitahtın ciddi bir tahıl kıtlığı çekmesine ve bulunabilen ekmeğin son derece kalitesiz olmasına rağmen sultana sunulan ekmeğin "süt beyazı" olduğunu kaydet­miştir.”
Bobovi'nin sultanın ekmeğini, "çok farklı bir şekilde pişirilir, yumu­şaktır ve kabuğu yoktur. Üstü renklidir ama bembeyazdır ve öyle yumuşaktırki insan sanki çörekmiş gibi parmaklarıyla tutar,'' diye tarif edişi, Miller'in ekmeğin hazırlandığı tahılın/unun Bursa' dan geldiğini teyit etmesiyle birleşti­rildiğinde, söz konusu ekmeğin asıl nitelikleri hakkında epey ipucu verir. Ön­celikle, Bobovi'nin tarifine bakılırsa, bu ekmeğin sarayda fodla ya da fo­dula diye bilinen ekmeğin çok rafine bir türü olduğu anlaşılır. Fodula, bol mayayla ve glütensiz hamurla yapılan yassı, pide benzeri bir ek­mektir, kolayca bölünmesinden ayırt edilir. Topkapı Sarayı muhasebe defterlerinde fodula sözcüğü sıkça geçer. Özellikle, Hicri 981-982 ( 1573-1574) yıllarına ait bir saray muhasebe defterinde " Fodula Unu Muhasebesi" (muhasebe-idakik-i fodula) başlığı altında şöyle bir kayda rastlarız: " Adı geçen yılda, Bur­sa saltanat hasları emini Ali Çavuş'tan" ('an canib-i Ali Çavuş, emin-i harc-i hassa-i Bursa fi't-tarih-i mezbur: 1.350 kile) [fodula unu] . Bu kayıt birçok unsuru yerine oturtuyor: Bursa'dan gelen un fodula diye bilinen bir tür ekmek yapmak için ayrılıyordu; ve 1573-1574'te Bursa'dan saraya en az 20.783 kilo un gön­derilmişti. (Ömer Lütfi Barkan, "İstanbul Saraylarına ait Muhasebe Defterleri" , T. T.K. Belgeler, c. 9, sayı 13 1979, s. 1 -380)
Mevcut kaynakların incelenmesi Bursa'daki "eski" sarayın sultanların fodula ekmeğinin yapımında kullanılan unun hazırlanması için kullanıldığını doğrulasa da, bu uygulamanın arkasında yatan sebepleri aydınlatmıyor. Muhtemel açıklamalardan biri Osmanlı sultanlarını her dönemde endişelen­diren zehirlenme korkusuyla ilişkili. Unu özel olarak hazırlama uygulaması sultanın ekmeğiyle oynanması ihtimalini bertaraf etmek için tasarlanmış ola­bilir.

Makalenin tamamını okumak isterseniz: https://yadi.sk/i/ECkw-EogcsOzmA
Osmanlı Dünyasında Kimlik ve Kimlik Oluşumu - Norman Itzkowitz Armağanı İSTANBUL BiLGi ÜNiVERSiTESi YAYINLARI 2007 sf. 55-62 https://yadi.sk/i/stggwe3s1nvaLg
Bursa Bey Sarayı: https://yadi.sk/i/Qhl1S1huSXvaow


En son engincl tarafından Prş 16 Nis 2020, 22:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Güven Hoca

5 ay önce - Prş 16 Nis 2020, 22:23


(+)

Dün bu Demokrasi (Fomara) meydanından köprüye çıkarken gözüm yine Orduevi'ne takıldı.Bu binanın altında Bey Sarayı'nın kalıntılarının olduğunu bilmek gerçeği hüzünlendiriyor insanı oradan her geçişte.


Cüneyt5316

5 ay önce - Cum 17 Nis 2020, 10:46

Bu süreç çok ağır işliyor galiba. Hisar içi kısmında Osmangazi belediyesi bu kısımda da Büyükşehir belediyesi çok yavaş bana göre.
Hem zamanında hangi akla hizmet oraya da askeriyeye izin verirler anlamış değilim.


Cüneyt5316

3 ay önce - Cum 19 Hzr 2020, 11:29
Son Dakika Haberi


Alıntı:
Bey Sarayı ortaya çıkacak, Ordu Evi taşınıyor

Tarih adasıyla ilgili Hanlar Bölgesi, Osmangazi Orhangazi Türbeleri, Hisar ve Bey Sarayı'nın Bursa'nın yeni turizm merkezi olacağını hatırlatan Başkan Alinur Aktaş, "Osmanlı'nın ilk sarayı Bey Sarayıdır. Ordu Evi'nin olduğu alanda bulunuyor. Bununla alakalı süreç de başladı. Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum. Biz bu bölgeyi tarih adasına çevireceğiz. Osmangazi Belediyemizin de çalışmaları var. Hanlar bölgesi, Osmangazi Orhangazi türbeleri, Bey Sarayı ve Hisar bölgesi. Bey Sarayı'nın gerçek kimliğine kavuşması için orduevinin öncelikle taşınarak burada şehir adına önemli bir noktanın oluşacağını ifade etmek istiyorum. Gerekli süreç ve çalışmalar karşılıklı başladı. Milli Savunma Bakanımız, Genel Kurmay Başkanı ile Ordu komutanlarımıza teşekkür ediyorum. Yeni ordu evi Cephanelik'te inşa edilmeyecek. Ordu evini de güzel bir yere taşıyacağız" diye konuştu.


Kaynak : http://www.bursadabugun.com/haber/bursa-buyuksehi ...03397.html

Sadece başlatıyoruz diyor lakin herhangi bir tarih belirtilmemiş Umarım bu sene içinde fiilen başlanır ve gözle görülür birşey görürüz..



sayfa 6
ANA SAYFA -> BURSA - Haberler ve Sohbet