Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Kemal Çevik
13 yıl önce - Sal 17 Oca 2006, 17:26
[İST-G1.12] - İstanbul Ulaşım Merakımız Nereden Geliyor?



Arkadaşlar,

Sevgili  kardeşim Mustafa Noyan’ın, sevgili Simon’a yazdığı birkaç satır, ona Akın beyin ilavesi derken birden aklımıza “yahu biz bu işe nereden sardırdık” diye açıklama yapmak geldi. Şaka bir yana, belki bu sayede herkese aslında deli olmadığımızı, sadece zır deli olduğumuzu da anlatabiliriz.

Bir süre Akın beyle “önden siz buyrun, yok rica ederim efendim siz buyrun” yaptıktan sonra açılışı benim yapmamda karar kıldık.

Benim hastalığım Ankara asfaltının  bugünkü haline getirilişi ve Haydarpaşa Garı ile başladı. Yeldeğirmeni’ndeki evimizden garın büyük bölümü ve yolun inşaatı çok güzel görülürdü ve daha  ilkokul öncesi ilk hayat/çevre  bilgisi dersleri canlı olarak orada alırken bugünkü deyişle raylı sistemlere, o zaman ki deyişle “kara tren”e merak sarmaya başladım. Daha sonra bu evin bakımı sırasında bir süre Üsküdar meydanına hakim bir yerde oturunca tramvay, otobüs ve vapurlar da ilgi alanıma girmeye başladılar ister istemez. Okuma yazmayı hat tabelaları ile söktüğümü söylersem herhalde çok fazla abartmış olmam. 1960’ların ilk yarısında Anadolu yakasının tüm, karşı yakanın da belli başlı hatlarını, otobüslerin markalarını öğrenmiş,  Köprü postasındaki  Şirketi Hayriye gemisinin adını daha Salıpazarı’na gelmeden söyler olmuştum.

1967 yılında birgün yabancı öğretmenimiz Taksim’den Bostancı’ya nasıl gidileceğini sordu bize derste. Kadıncağız sormadık yer bırakmamış, ama alışık olduğu tarzda bir ulaşım rehberi bulamamıştı. Elinde RATP 1955 yılı rehberini sallayarak “neden sizde yok” diyordu. Sınıfın parlakları hemen “anne babamıza soralım, cevap verelim” derken orta sıralarda bir parmak ısrarla havada duruyordu. Neden sonra kendine söz verildiğinde “Kolay Madame, önce Taksim’den T1’e, Karaköy’de inip vapura binin, ama dikkat edin gemi Haydarpaşa’ya uğruyorsa yanlış inmeyin, Kadıköy’e çıktıktan sonra ilk perondan 4 numaraya binin. Tam adresi söylerseniz size ineceğiniz durağı da söyleyebilirim” cevabı karşısında şaşkınlığı geçer geçmez elindeki rehberi öğrencisine hediye etmişti.

Şaşırma sırası artık bendeydi, hiç aklıma böyle bir şey olacağı gelmemişti, elimde böyle bir rehber olduktan sonra ait olduğu şehirde yolunu bulamamak mümkün değildi, ama Istanbul’un yoktu işte, öyleyse ben yapacaktım. Peki ama nasıl?

Önce Anadolu yakasından başladım, zaman zaman rahmetli anneannemi sürükleyerek, zaman zaman habersiz, zaman zaman izinli tüm hatları sonuna kadar bazen birkaç gidip gelerek duraklarını, geçtikleri cadde ve sokakların isimlerini belirledim. Her hattı  kitap ayracı gibi uzun kartonlar üzerine  işleyip bir tür planlarını yaptım. Daha sonra belirleyebildiğim durak isimlerinden dev bir matriks oluşturmuş, durakların kesiştiği alana eğer aralarında doğrudan ulaşım varsa mavi, yoksa iki durak arasını gitmek için binilmesi gereken hatları kırmızı olarak işlemiştim.

Örneğin Şenesenevler’den Merdivenköy’e gitmek istiyorsanız bunların kesişmesinde kırmızı renkle 18 ve 20’yi görüyordunuz. 18 kartonunu önünüze alıp 20’ye aktarma durağını bulmanız, ki bu örnekte Göztepe, oradan da 20 kartonuna bakıp yolunuzu bulmak mümkündü. Anadolu yakasının tamamında yaptğım sistem 1970 yılı yazı için geçerliydi. Avrupa yakasına başladıysam da bu işin büyük bir takip ve organizasyon gerektirdiğini anlayınca matriksten vazgeçmiştim. Aslında yapmış olduğum günümüz veritabanlarından ve arama motorlarından başka bir şey değil, ancak böylesi bir sistemi ayakta tutmak ta bir ortaokul öğrencisinin başedeceği bir şey değildi. Belki de sistemci olacağım daha o zamandan  belliymiş kimbilir?

Daha önce de belirttiğim gibi benim merakım daha çok sistemin kendisi, başlangıçta kullanılan araçların teknik detayları çok fazla ilgi alanıma girmese de ister istemez zamanla ilgimi çeker oldu. Benim ve bizim kuşağın şansızlığı sayısal görüntüleme cihazlarına yetişememiş olmamız. Hele bir de sınırlı sayıdaki resimler çalınıp gidince, (belki artık bıktınız ama 1984 yıllında şaşkın hırsızın biri, muhtemelen yapay deri dosyalarına tamah ederek arşivimi aldı gitti) elimde ilk karalamalar, karmakarışık notlar dışında  hemen hemen hiç bir şey kalmadı doğru dürüst. Tercihli yol çalışmasının belgelerini bile daha sonra projeyi ortaklaşa yaptığımız arkadaşlardan temin ettim.

Neyse kendimden bahsetmeyi pek sevmem ama bu seferlik bir istisna yaparak nasıl delirdiğimi anlatmak gerekti, umarım okurken sıkılmadınız. Hastabakıcı seyirtti doktor viziteye geliyormuş müsaadenizle. (Aslında RATP delileri sitesi bir cevap bekliyor, neredeyse 10. mesajı geçtiler biraz  onların şamatasına katılacağım da....)

Nerede benim hunim.....

Görüşmek üzere
Kemal ÇEVİK


Mustafa Kumbar

13 yıl önce - Sal 17 Oca 2006, 18:04

Alıntı:
Daha önce de belirttiğim gibi benim merakım daha çok sistemin kendisi, başlangıçta kullanılan araçların teknik detayları çok fazla ilgi alanıma girmese de ister istemez zamanla ilgimi çeker oldu. Benim ve bizim kuşağın şansızlığı sayısal görüntüleme cihazlarına yetişememiş olmamız. Hele bir de sınırlı sayıdaki resimler çalınıp gidince,


Okuyup da keyif aldığım yazılardan bir tanesi idi Kemal Bey'in bu yazısı !

Keşke 21 Ocak günü yapılacak olan İstanbul trafiğini rahatlatma zirvesinde sizde olsanız... (ve tabiki diğer ulaşım meraklıları , bir başlıkta isimleri telafuz etmişdim !!!)
Bizler günde 8 saat direksiyon sallayan , trafikte cambazlık yapıp bir an önce insanları kazasız-belasız ulaştırmak isteyen , benim gibi şoförler ! Hem tanınan aktarma hakkını yolcularına kullanmak için zaman ile yarışıp ve sonunda 10 dk. avans yaparsam , çayımı yudumlayıp yarısından sonra yolcularım soğukta beklemesin diye ... kalan yarısını yolcularımı alırken yudumlarım... ve birgün trafiğin rahatlayacağını ve mutlaka radikal , kalıcı çözümlerin üretilip uygulanacağını düşünerek , rahat-rahat çayımı yudumlayacağım günleri anıyorum....

Umut etmek bile bana keyif veriyor , "..ve sıkma canını yarin daha güzel olacak" diye düşünerek avunuyorum...

Kalın sağlıcakla,


Mustafa Kumbar

(Not: Burç bey bizi karanlık bir odaya hapsetseydiniz daha iyi idi ! )


Rifat Behar
13 yıl önce - Sal 17 Oca 2006, 20:06

Benim merakım şuradan geliyor,

1- Istanbul'un trafiği işin içinden zor çıkılır bir halde olduğu için herkes kafasında birşeyler tasarlıyor, veya yapılan inşaatların üzerinde yorum yapıyor.  Bu yüzden genel bir merak oluşuyor. Otobüste önümde arkamda oturanların şuraya da bir metro yapılsa gibisinden konuşmalara çok şahit oluyorum.

2- Bir de Avrupa Amerika görmüşlerimiz oradaki yollar metrolar bizde neden yok diye bu iş üzerinde kafa yormaya başlıyor. Ben Amerika'dan dönüşümde işi iyice azıtıp New York benzeri bir Istanbul metro haritası yapmıştım, kağıt üzerinde buradan buraya mı yapsak yoksa şurayı mı birleştiresek diye çoook metro hayallerinin peşinden koşmuştum. İşim olmadığı halde minnacık Tünele biner metroya bindim diye kendimle övünürdüm. Taksim-Levent metrosu yapılmadan birkaç yıl önce zemin etüdleri yapmaya başlamışlardı güzergah üzerinde. Toprak örnekleri alıyorlar ve ben de ne yapıldığını çok iyi biliyordum. Ancak gene de işçilerin yanına gider burada ne yapılıyor diye sorardım. Metro yapılacak gibisinden cevaplar alınca da bir şekilde sevinç duyardım kendimce.

Çok uzun olmayan bir zamanda bayağı yok katettik ancak daha yapılacak çok iş var. Tabi metro gibi hoş şeyleri tartışmak hepimizin hoşuna gider. Şu anda metro ile ilgili kurduğum hayal, Kabataş füniküleri için Taksim istasyonundaki geçici duvarın kaldırılması, hemen hergün taksim'den geçiyorum, herhalde yakında kalkar, işte bunu göreceğim günün hayalini kuruyorum şimdilerde. Metro inşaatları hiç bitmeyeceği için bizim de buradaki merakımız, tartışmalarımız hiç bitmeyecek. Ne mutlu bize..



kutlay34
13 yıl önce - Sal 17 Oca 2006, 23:17

Delisi olduk bir kere kanıma girdi bu merak... Otomobillere, otobüslere, trenlere ilgi duydum... Sonra bunun delisi oldum

Aytac_yolas
13 yıl önce - Çrş 18 Oca 2006, 00:10

Çok kolay bir soru.İstanbul trafiğinin içinde her gün saatlerce vakit öldürüp kafayı yemekten, modern bir metro ile 40 dakikada gidilebilecek Maltepe - Havalimanı arasını 3 saate gidebilmekten  vs vs...



Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Çrş 18 Oca 2006, 01:31

                 HERŞEY; O "BEŞ DAKİKA" YÜZÜNDEN OLDU!...

Bende ise bu Ulaşım hastalığı, 1978 senesinde Ahmet Rasim Ortaokulu'na girdiğim günlerde başladı. Artık bağımsızlığımı yavaştan ilân edip, tek başıma biryerlere gidebilmenin zevkini tatmaya başladığım yıllar... Evimizden okula doğru çıkan dik Hırka-i Şerif Yokuşu'nun bitim yerinde, Fevzipaşa Caddesi'ni karşıdan karşıya atlamak gerekliydi. O güne kadar hep ebeveyn koruması altında biryerden biryere giden bir çocuk için, sabah ve öğlenleri okula gidiş-dönüşlerde onbeşerden toplam otuz dakikalık bir yolu bir başına katetmek, herhalde keyiflerin en büyüğüydü. Ve de ben bu keyfi son raddesine kadar yaşamak için kendimce alternatif birtakım yollar çizmeye başladım kafamda. Yokuşu hemen çıkıp okula varmak yerine, Koyunbaba-Yavuzselim tarafından geçip, fazladan bir beş dakika kadar Fevzipaşa Caddesi'ni uzunlamasına yürüyerek etrafı seyretmek gibi bir alternatifi, daha hemen okula başladığımın haftasında uygulamaya koydum bile (Her ne kadar, evdekilerin, olabilen en kısa yoldan ve en hızlı biçimde okul-ev arasını katetmem tembihlendiyse de!) Gerçi, okul yolu onbeşten yirmi dakikaya çıkmıştı ama, işte bu "Beş" dakikalık fark, beni ileride iflâh olmaz bir "İstanbul Delisi" (!) yapacak olan zaman dilimiydi.

"Yavuzselim-Atikali" İETT durakları arasında hergün 2 defa yaptığım bu gidiş-gelişler sırasında, sabahın köründe duraklarda otobüs bekleyenleri, gelen otobüse adeta asılarak binmeye çabalayanları, troleybüslerin birbirleri ardına dizilişini, bilhassa yağmurlu havalarda tam Yavuzselim kavşağında troley çubuklarının tellere teması sırasında, havadaki nemin de etkisiyle çıtır-çıtır sesler çıkartarak etrafa mavi renkli minik kıvılcımlar serpmesini, duraklarda kalkmak için bekleyen Leylandların çalışan motorlarının o insanı cezbeden tekdüze "tıkı-tıkı-tıkı-tıkı" seslerini, insanların üzerine devrilecekmiş gibi sağa meylederek yamulmuş Büssing-U47D'lerin devasa görüntülerini, surdışından gelen 51 model yaşlı Büssing-5500'ler'in döküntü hallerini ve arada bir "34"-Beşiktaş hattında çalışan Magirus-Saturn'lerin asfaltta yağ gibi kayarak gitmelerini, 101 numaralı ve upuzun bir troleybüs olan "Tosun"un "87"-Taksim yolcularını toparlayışını hep zevk-merak karışımı bir duyguyla takip ettim. Bunlar beni daha o yaşlarda müthiş cezbetti nedense...

Sabahları caddeme (!) çıktığımda, bir önceki gün geçen otobüsleri yeniden görüp göremeyeceğimi merak ederdim. Hep aynı saatlerde aynı duraklara mı yanaşıyorlar? Binen yolcular hep aynı kişiler mi? Şoförü bir evvelki sabahki amca mı?... Derken birşey keşfettim. Her otobüsün önünde ve yanında beyaz renkli ve kenarlarına siyah boyayla gölge verilmiş numaralar vardı. Acaba en küçük numara kaçtı ve hangi model otobüsten kaç adet vardı? Birkaç gün troleybüslerin ve otobüslerin, sabah vaktindeki o kısacık gözlem aralığında bu numaralarını yazıverdim cebimdeki kâğıtlara. Yazış o yazış!... İflâh olmaz İETT çılgınlığının başladığı an, işte o andır. Ardından diğer caddelerdeki otobüs ve troleybüsler, derken İstanbul'un merkezî noktalarındaki terminallerden kalkanlar...vs... derken, ortaokulu bu şekilde kocccca bir cilt dolduracak kadar İETT bilgisi eşliğinde tamamladım.

Liseye başladığımda, Pertevniyal'in merkezî konumu ve önünden sayısız hat (o yıllarda gözüme o kadar çok gelirlerdi ki) geçmesi, benim için bulunmaz bir nimetti. 1981'de Mavi Kart uygulaması da çıkınca, ben artık evden Aksaray'a otobüslerle aktara aktara gitmeye başladım (yürüsem 15-20 dakika halbuki). Hafta içinde, Pertevniyal'in 1 saatlik öğle yemeği tatilinin başlaması demek, benim için de seyahat zilinin çalması demekti. Derhal Valide Camii'nin önündeki duraktan önüme ilk gelen İETT otobüs veya troleybüsüne atlar, Topkapı, Eminönü veya Taksim'den birine gider-gelirdim. Elimde de okulun kapısındaki simitçiden aldığım koca bir simit!...   Otobüste mutlaka cam kenarına oturur ve yol boyunca yanımdan gelip geçen İETT araçlarını takip ve kontrol eder, numara ve hat bilgilerini elimdeki listeme eklemeye çabalardım.

Öğlenden sonraki ilk derse sınıfta mutlaka en son ben gelirdim nefes nefese. Dersi ya beş dakika kala yakalar, ya da beş dakika geçe hocadan sonra dalardım sınıfa. Şu İETT yüzünden, hocalardan az azar işitmedim zamanında... Sınıfta lâkabım artık; "Profesör"dü. Okuldaki derslerimdeki başarılarımdan ziyade, İETT konusunda profesörlük (!) mertebesine yükselmiştim arkadaşlarımın gözlerinde.   Hemen herkes bana otobüslerle ilgili sorular sorar ve ben de onlara sektirmeden doğru cevabı verirdim. Bu durum bende çaktırmadan hafif yollu  bir kasılmaya da sebebiyet vermişti. E, tabi dile kolay, İETT konusunda bilirkişi seviyelerine yükselmeye başlamıştım! Bu durum beni daha da kamçılamaya başladı ve ben bu sefer İstanbul ulaşımı hakkında diğer konulara da el atmaya başladım. Artık öğlenleri Eminönü'ne indiğimde, sadece İETT otobüslerini takip etmiyor, Galata Köprüsü veya Türk Ticaret Bankası ikiz yaya üstgeçitleri üzerinde soteye yatarak, Köprüden kalkan vapurları da kontrolüm altına alıyordum aklımca... "Halâs"lar, "Güzelhisar"lar, "Sarayburnu"lar, "Harbiye"ler, "Paşabahçe"ler, "Göztepe"ler, "Camialtı"lar, "Ülev"ler, "Suvat"lar gözümün önünde arz-ı endâm ettikçe, keyiften yerimde duramıyordum.

Cumartesi günleri ise, sabah 9:00'da mavi kartımla yola koyulur, akşama kadar elimde listeler sırayla İETT hatlarını son duraklarına kadar dolaşırdım. Elimdeki kâğıtlara durakları, enteresan gözlemleri vs. yazar, eve gelince de 6 adet 50X70 santimlik mukavva üzerine karton yapıştırılmış ve yanyana geldiğinde devâsâ bir İstanbul oluşan haritama daha önceden çizip hazırladığım caddelere ve önemli yollara, bu durakları teker teker işaretlerdim. Aynı muhabbet Pazar günü de devam ederdi (Bu yıllar, 80'lerin başları ve ortaları). Tek başıma gittiğim ilk uzak yolculuk; 36A Sultançiftliği-Vezneciler hattında olmuştu.

Şoförlerden hiç menfi tepki görmedim neyse ki... Belki de; çaktırmadan, yol boyunca gördüğüm durakları aklımda tutup, sonra da otobüsün en arkasındaki boş koltuklardan birinde ya da son durakta aşağıya inince çaktırmadan bir kenarda, hızlı hızlı cebimdeki not defterime steno benzeri kendime özgü kısaltmalarla not almam ve bunlardan pek kimselerin haberinin olmamasından ötürüydü. Yine de; 35B-Silivrikapı-Eminönü hattının son durağında şoförün bu yazdıklarımı farketmesi ve benim mecburen konuyu açıklamak zorunda kalmam sonucu, dönüşte ısrarla bilet atmamamı istemesini hâlâ hatırlıyorum (Adamcağız bu durumdan hoşlanmış ve bu yüzden bir jest yapmak için ısrar etmişti elbette ama, benim zaten mavi kartım vardı   ).

Yıllar içinde üniversite hayatım boyunca da bu merakım artarak devam etti. Artık işi bilimsel açıdan da takip etmeye başlamış ve bu konuyla ilgili yazılı kaynakları okumaya, kendimce derli-toplu bir arşiv hazırlamaya koyulmuştum. İşte, yıllar böyle birbirini kovalarken, biz de İstanbul'u kovaladık!...

Hepimiz farklı zaman dilimlerinde bir şekilde bu deliliği yaşamışız anlaşılan. Ve hepimizdeki ortak kanı da, kendimizden başka delilerin olmadığı ve bu dev (!) araştırmayı, sadece kendimizin yaptığı yolundaki düşünce... Meğerse yıllar sonra büyük bir forum sitesinde, bu farklı zaman dilimleri içindeki gözlemlerimiz ve notlarımız biraraya toplanarak, mozaiğin eksik parçalarını tamamlayacak ve mükemmel bir araştırmaya temel olacaklar...  

İyiki de yaşamışız bunları... Hayatımızda yaşanma gereği varmış anlaşılan. Kimi yaşıtlarım lunaparklarda langırt oynarken, ya da top peşinde koşarken, ben İETT otobüsleriyle ve şehirhatları vapurlarıyla seyahat ettim bütün çocukluğum boyunca. 28 koca senemi bu uğurda harcadım. Hiç de pişman değilim!... Durun yahu, hem niye pişman olayım ki?!... Böyle bir merakım olmasaydı, sitemizi ve sizleri kesinlikle bulamaz, bu nefis muhabbetlerinizi takip etmekten de mahrum kalırdım...  

Akın KURTOĞLU


simon

13 yıl önce - Çrş 18 Oca 2006, 01:52

1990'lı Yılların başlarında, Yaz Aylarında ara sıra Kınalıada'daki Dayımlara, ara sıra ise Heybeliada'daki aile dostlarımıza gidiyorduk. O zaman vapurda yolculuk yaparken içimde bir ses yükselirdi "Keşke bizimde Adadan bir yazlığımız olsada şu vapurların isimlerini ezberlerdim". Tanrım bu içimdeki sesi duymuş olmalı ki 1992 Yılının başlarında Kınalıada'dan yazlık kiralamıştık. O günün dönüşünde, İskeleye "Şehit Caner Gönyeli" vapuru yanaşmıştı. Dışarıda yan tarafta oturmuştuk. Vapur Kadıköy'e vardığında yeni İskeleye "Harbiye" vapuru yanaşmıştı. O vapurun siren sesi ve daha sonra bizim vapurla yolda yarışmaları çok hoşuma gitmişti. Hatta eve gittiğimde o olaydan öyle çok etkilenmişim ki evde hüngür hüngür ağlamıştım. Önceleri o zaman İstanbul'da çalışan bütün vapurların isimlerini, daha sonra yapım yılları, Tersaneleri, İnşa numaraları ve inşa edildikleri yerleri ezberlemiştim. 1996 Yılında okulumun çıkardığı bir dergide vapurlar hakkında kısaca bir yazı yazmıştım. Hatta bu hastalık elime de yansıdı. 10 yıldan fazla bir zaman kartondan hayal ürünü vapurlar yapardım. Eehhh yapa yapa da artık bir şekle geldiğime inanıyorum. Ama daha yolum uzun bununda farkındayım. Vapurlar konusunda kendimi daha da geliştirdiysem bunu değerli yazar Eser Tutel'in kitaplarına borçluyum. Tabii ki bu konuda değerli yazılarıya da Ahmet Güleryüz'üde unutamam.

Bu arada vapurlar kadar olmasada özellikle Belediye otobüslerine de merak salmıştım. 1994 Yılında yani Orta 2'ye geçtiğim zaman okula otobüsle gelip giderdim. Şu Belediye otobüslerinin modellerini nasıl öğrenebilirim derken bir gün kafama dank etti. İkarusla okula giderken camlarının üzerinde yapıldıkları yılları yazardı. Daha sonra otobüsün kapı numarasına baktığım zaman işi çözmüştüm (Yıl-Numara). Ama o zaman, bunu çözene kadar saçlarıma aklar düşmediği için çok şanslıydım.  



Burç

13 yıl önce - Çrş 18 Oca 2006, 02:38

Benimki sanırım doğuştan başladı  

Hayatta hatırladığım ilk şeylerden biri Boğaz köprüsünün yapımı.


(+)

Akın'ın Boğazköprüsü inşaatı başlığındaki bu fotoğraf bugün gibi gözümün önünde
(4 yaşındaymışım). Vapur ile karşıya geçerken (başka bir yol yoktu) bu manzaraya
bakakalmıştım.



Mustafa Noyan

13 yıl önce - Prş 19 Oca 2006, 21:08
Ulaşım Merakı


Benim ulaşım merakım alınteri değil mirastır. Vapur, otobüs ve tren merakımı rahmetli babamdan aldım; kendisi Haliç Tersanesinde memur idi, tabii vapur ilgisini belediye otobüsleri merakıyla birleştirmiş, bu meziyetini her iki oğluna da aşılamıştı. O zamanlar Cumartesi günleri yarım gün mesai yapıldığından bir hafta ben sonraki hafta kardeşimi tersaneye götürür, bütün gün havuzları ve atölyeleri gezerdik. Babamın kardeşimle bana öğrettikleri sayesinde daha çocukluğumda şehir hatları vapurlarını çok uzaklardan tanır, İETT otobüs hatlarını ezbere bilir, hangi ekspresin hangi şehire gittiğini ve makas istasyonlarını dinlerdik.
Sonuçta benim bütün yaptığım, bu özel ilgimi Kemal Çevik Ağabey'in pilav kazanında bıraktığı bakteriyle mayalandırıp mümkün olduğunca ileri bir noktaya götürmek oldu.
İlk mesajda bahsedilen mesajımı da aşağıya kopyalıyorum:

Alıntı:

Ümraniye Peronların Tepeüstü'nden önce ilk yeri neredeyse meslek lisesinin bahçesiydi, o peronlarda da çok otobüs bekleyip, notlar aldım. Belki de okul sıralarından görüp merak ettiğiniz saatlece o son duraklarda elinde bir kağıt kalem not alıp, saatlerce otobüsleri izleyen, tektük kalan 302 leri bekleyip, MAN ların motor sesini dinleyen, ikarusların rengarenk yağ atıklarına bakıp hayaller kuran üniversite öğrencisi mecnun bendim...

19D ilk açıldığında Bostancı Dudullu arasında çalışıyordu, İETT'nin ana merkezler dışındaki noktalar arasındaki hatlarının ilk örneklerinden biridir, şehir gezilerimin vazgeçilmezlerden biriydi; o zamanlar İMES Sanayi sitesine girip çıkar, Dudullu'da Sarıgazi istikametine dönüp son durak yapardı, bu hatta daha çok MAN çalışırdı.

134 zaten en büyük hafta sonu zevkimdi, Beykoz'dan 137 hattında mutlaka bir Mercedes 302 ile tekmil köyleri dolaşıp Ömerli'ye varır, oradan da MAN 134 ile dönüş yolculuğuna çıkardım, 137 de 134 de ekspres olup, iki biletle çalışırlardı, mavi karta ilave bir bilet daha kullanmak gerekliydi, inanın 80 lerin başında bu gezi şimdi yapmaya çalıştığımız şehir turlarının hepsine taş çıkarırdı, hakikaten de temiz hava alırdınız, hele İshaklı Köyü'nden Sırapınar'a doğru inerken tam kartpostallık tabiat görüntüleriyle karşılaşırdınız, şimdi bütün bu çevre gerek villallar gerek sitelerle doldu gitti.


Kutlu Singil

13 yıl önce - Pts 01 May 2006, 04:59

sanirim benimki bir kac nedenden dolayi dogustan basladi...



kendi alanimda da aktardigim gibi, bir deniz subayinin oglu olarak, denizde dogdum... simdi ankara'dayim, ama karaya vurmus bir balik gibi... ustelik, cocuklugum gemilerde gecti...

dahasi nufusa kayitli oldugum il ve ilce;

 
boyle olunca, vapurlara olan ilgimde kacinilmaz oldu...

istanbul ulasim basligi, bircok konuyu islesede, agirlik verdigim ve katilim gostermeye calistigim konular vapurlar ve onlarin ozelinde istanbul'da deniz ulasimi...

su siralar her ne kadar genel toplu tasima konusunda cok ciddi bir yer tutmasada, istanbul'u istanbul yapan ve benim istanbul'a olan askimi pekistiren olgular bunlar...

tabii bu basligin sevk ve idaresini basariyla ustlenen, ve uykusuz gecelerini buna vakfeden Sn. Akin Kurtoglu'da bu basligi takip etmemde buyuk etken!



sayfa 1
ANA SAYFA -> ULAŞIM