1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Sal 10 Oca 2006, 00:43
İstanbul'da "Eski Bayramlar"...
Çocukluğumda tv, bilgisayar olmadığı için bayramlardaki tek zevkim sinema, futbol ve lunapark gibi eğlence yerleriydi ve bayramlarda da gidebileceğimiz eğlencemizde bunlardan ibaretti.. Biz 6 erkek kardeştik.. Yani kalabalık ve maddi durumu iyi olmayan bir aile.. dolayısı ile harçlık durumum da kısıtlıydı ama o bayramlarda daha mutluydum.. Sinemalara sanki bayramda daha çok gidiyordum.. Bayramları bir iki gün önceden yaşıyorduk.. Rahmetlik annem sabahlara kadar kıyafetlerimiz ile ilgilenirdi.. ütü yapardı arefe geceleri annemin uyuduğunu pek hatırlamam.. sabah bayram namazına gidilir, sonra da bayramlaşırdık, harçlık seronomisi gibi bir olay yaşanırdı evde yaş ve boy sırasına göre dizilirdik babamın önünde (Toprağı bol olsun..) eee boyumuz ve yaşımız küçüldükçe kuruşlarda küçülürdü... Bir sinema ve gazoz parası kopardık mı bayram o an bayramdı..
bir de akraba komşu evleri ziyareti .. ne güzeldi o bayramlar... ve de iyi ki var bayramlar...
Hepinizin bayramı mübarek olsun..
|
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 23:27
Çok aşağılarda kalan bir başlığım o zamanlarda beni siteden kimse tanımadığı için başlığa hiç kimse yorum yazmamış, şimdi bayram değil seyran değil, bu nereden çıktı diyeceksiniz, bazılarınız bayram mı geldi acaba deyip birbirinin bayramını kutlamaya başlayacak.. Olsun dedim ve bulduğum bir linki de sizlerle paylaşmadan edemeyiceğim..
Tunca Tunay isimli bir hanımefendi yazmış, ne de güzel yazmış..
| Alıntı: |
5-6 yaşlarında küçük bir çocuğum. Annem var, kardeşim var, babam var hatta dedem ve anneannem bile var. Bereli diz kapaklarımı ve kabukları asla kurumayan yaralı dirseklerimi açıkta bırakan kısa etekli kısa kollu bir beyaz organze elbise giyeceğim yarın sabah gün doğarken.
Bayram sabahları herkes erken kalkardı evimizde. Dedem, babam sabah bayram namazına camiye giderler ve onlar geldiğinde kurbanımız kesilirdi. Dedem dua okurdu kurbanın başında, hepimiz sıraya dizilir, kurbanın kanından birer damla alnımıza sürülürdü. Sonra bir koşmaca başlardı, sabah kahvaltı hazırlığıdır bu. Bir çok şey önceden hazırlanmış ama kurban eti de kavrulmalı kuşkusuz.
Kalabalık bir aileyiz ve sabah kahvaltısında hepimiz bir aradayız. Teyzelerim, çocukları, eşleri ve diğer kentlerden gelen akrabalar birlikte kahvaltı edeceğiz. Kuzinenin başında ellerimizde birer parça sıcak ekmek beklemekteyiz kavurmayı. Birbirimizi ite kaka, etin suyuna daldırıp sıcacık ekmekleri peşpeşe yutmaktayız... Anneannem bağırmakta; "sizi keratalar, tencere devrilecek, çekilin... " Bizim gözümüz dönmüş açlıktan, kim kaçar ki?
Kahvaltı başladığında bütün çocuklarda bir heyecan başlar. Aslında çoktan doymuşuzdur ama herkes birbirinden daha çok yemelidir. Dedeciğim dua eder ve yemek başlar. Tek aklımda kalan o sofradan, sevgili dedeciğimin bizleri seyredişidir. Ben de: onu izlerim sürekli. "neden bu kadar mutludur? diye düşünürüm. " Dedeler böyle olur herhalde, keşke ben de dede olsaydım büyüyünce" derim kendi kendime.
Yemek bittiğinde önemli tören başlayacaktır. Dedemizin elini öpmek ve bayram harçlıklarımızı almak. Ben yaşça ortalardayım. Herkes sırayla mendilini alır, sıra bana geldiğinde dedem; "gel bakalım şeytan çekici" der. "Senin harçlığını kazanman gerek..." Anlarım ne demek istediğini. Tırmanırım pencerenin içine ve bağıra bağıra bir şiir okurum..( Evimiz bahçe içinde iki katlı. Alt kat pencereleri kocaman ve orası benim kürsüm). Dedem mutlu olur ve "al bakalım harçlığını der beni öperken..." Harçlığımı alırken düşünürüm. neden ben kazanıyorum da diğerleri öylece alıyor "Demek ki dedem beni daha çok seviyor.. Mutlu olurum ve daha bir gururla taşırım mendilimi"
Dedem bana "Şeytan Çekici" der. Dede, "şeytan çekici ne demek" diye sorduğumda yanıt vermez , ama bilirim ki güzel şeydir şeytan çekici olmak. Yıllar geçip biraz büyüdüğümde bir gün dedeme sormuştum. "Dede neden beni böyle çağırırdın?". Şöyle yanıtladı ; "Sende öyle bir şey vardı ki kızım herkes yaptığında göze batan yaramazlıklar sende güzel görünürdü. Sen şeytanın yaptıklarını yaparken yüreğinin melekliğini görürdüm ben". Ben de o yaşımda buna benzer bir şeyler algılamış olmalıyım ki her gün yeni bir yaramazlık üretirdim.
Mahallenin çocukları ile evimizin bahçesini basardık gece namazı sırasında. Meyveleri toplar duvar diplerinde gizlice yerdik. Ertesi gün dedem bir kova su ve süpürgeyi elime verir bahçeyi yıkatırdı bana. Gık demez yıkardım. Her şeyin bir bedeli olduğunu sezinlerdim demek o zaman da. Bahçemizde her çeşit meyve vardı ama asla olgunlaşamazdı. Bir hanımelilerimize kimseyi dokundurmazdım. En büyük keyfim akşam üstü hanımeli dolu duvarın dibine gidip her bir yanımı saklayarak sessizce oturmaktı. Kokuları o küçücük çiçekler nerelerinde saklardı? Nasıl olurdu da çiçeklerin hepsi birbirinin aynı gibi olup birbirinden farklıydı "Bunları düşünür anlamaya çalışırdım. Anlayamazdım doğal olarak ama huzur duyardım anlamasam da? Dedem gelirdi bazen yanıma hiç sesini çıkarmadan bağdaş kurar otururdu yanımda.. Öylece otururduk, ne el ele ne diz dize. Ama bilirdik ki biz en yakındık o anlarda birbirimize"
Eski bayramlar derken gene nerelere estin Tunca kız? Yarın bayram ve ben küçük bir çocuğum. Annem var, kardeşim var, babam var hatta dedem ve anneannem bile var. Bereli diz kapaklarımı ve kabukları asla kurumayan yaralı dirseklerimi açıkta bırakan kısa etekli kısa kollu bir beyaz organze elbise giyeceğim sabah gün doğarken.
Ben küçük bir çocuğum. 5-6 yaşlarında, Şeytan Çekici küçücük bir kız.... Babamın kovandan çıkardığı ballı ve kurban eti kavurmalı kahvaltımı istiyorum. Eski bayramlarımı istiyorum!
Tunca99
16 mart 2000
|
|
 |
yuksel77
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 23:40
Bayram namazına gitmeye çok küçük yaşlarda başladık. Mahallenin tüm çocukları bayram namazını caminin üst katında kılardı. Biz çocuklar tabi eğlence olsun diye namaza giderdik. Secdeye varıldığında herkes önündeki çocuğun ayağını gıdıklar kıkır kıkır gülerdik. Cemaatteki büyüklerimiz genellikle bir şey demezlerdi ama bazı asık suratlı ve genellikle de yaşlı amcalar bize ters ters bakar ya da azarlarlardı. Zaman zaman da çocukları aralarına alırlar bu sayede ayak gıdıklamamızı engellemiş olurlardı. Ne keyif alırdık eski bayram namazlarından..Hey gidi günler hey...
|
 |
mahinur
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 23:42
Bir an için bende küçüklüğümdeki bayramlara gittim. Hani her kızın kırmızı birer papuçları mutlaka vardır ya işte benimde vardı. Bayramlarda alınırdı yeni kıyafetler. Ne kadar huzurla ve sevinçle kapatırdım gözlerimi, yarın uyanacağım bayram sabahını yaşayabilmek için. Baş ucumda dururdu hep ve sabahın köründe dikilirdik ayağa. Bir an önce kahvaltı yapıp şekerlerimizi toplamak için can atardık.
Özledim o günleri. Sanırım yeni nesil bu heyecanı hiç yaşayamayacak.
|
 |
göçmen
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 00:03
Bayram namazi ve hemen ardindan babam ve abilerimle gittigimiz mezarlik ziyaretlerimiz(kaybedilen dedeler,nineler,yakin aile dostlari). Onun ardindan da evde hep beraber yapilan kahvalti. Evimde olamadigim bir iki istisna bayram haricinde yaklasik 20 yildir her bayrama hep bu siralama ile basladim. Yurt disindayken de bir bayramda icimi en cok burkan bunlari (ailemle) yapamamakti.
(istanbul olmasi sart degildi degil mi? )
En son göçmen tarafından Pzr 23 Tem 2006, 00:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
tuncay83
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 00:17
Zaman geçtikçe eski bayramları aramamızın sebebi nedir acaba?
İnsanların çoğu büyük şehirlere göç etmekte. Büyük şehirde yaşamak zor. Herkeste bir iş koşuşturması ve gelecek kaygısı. Yoğum iş temposundan ziyaret edilen bir kaç dost ve akraba. O bakımdan küçük yerler insan ilişkileri bakımından daha şanslılar bence. Çevremden biliyorum 1 senedir aynı apartmanda oturup da birbirini tanımayan hatta selam vermeyen insanlara şahit oldum.
Zaman geçtikçe eski bayramları aramamızın sebebi bu mudur acaba?
|
 |
Hande D.
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 00:39
Eski bayramları bu yaşta olmama rağmen çok özlüyorum.İnsanlar artık bayramlara tatil gözüyle bakıyorlar küçücük çocuklar bile bayram değil tatil geliyor diyorlar.Günler geçtikçe geleneklerimizden kopuyoruz sanırım.Ne kadar üzücü....
|
 |
cuneyt.bayrak
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 00:51
Saygıdeğer forum üyeleri,
Sizlerle bir bayram anımı paylaşmak isterim.Biz bayramlarımızı köyümüzde geçirirdik.Dede evinde herkes bir araya gelince daha bir manidar olurdu bayram ve de neşeli.Hiç unutmam gene bir bayram sabahı TRT1 de şimdi ismini çıkaramadığım bir hanfendi "Asker Ocağında Bayram Sabahı" diye bir parçayı seslendirirken içeridekilerin pür dikkatle ve gözleri yaşlı o parçayı dinlemeleri bende anlamsız bir etki yapmıştı.Çünkü yaşamadığım,tecrübe etmediğim bir olaydı bu ve gönül dünyamda hiçbir anlam ifade etmiyordu.Tek duygulandığım şey ailemin göz yaşları idi.
Yıllar sonra (sene 2004 te) o küçük ben, asker olmuştu. Ankara Mamak'ta yapıyorum askerliğimi. Gece 03:00-06:00 nöbetim var ve o gün kurban bayramıydı.Nöbet tuttuğum bölge sınırdaydı ve sivil halkı çok iyi görebildiğim bir konumdaydım. İşte o zaman asker ocağında bayram sabahının acısını ve de insanın göğsünde bıraktığı o buruk hüznü kavradım. Elimde silah başımda miğferimle gözlerim dolu dolu insanların ezan davetine iştirak etmelerini, kimilerinin kurbanlık hayvanların son dakikalarına refaket ettiklerini,kimilerinse şeker toplamak için daha o saatten yollara düştüğünü görmek beni derinden etkilemişti. Aklıma seneler öncesinde dede evinde "Asker Ocağında Bayram Sabahı" parçasını dinleyip hüzünlenen ailem geldi.
Çok merak etmişimdir; acaba ben o gün nöbetteyken ailem gene o parçayı dinleyip hüzünleniyorlar mıydı? Nedense hiç sormadım bu soruyu.
Asker Ocağında Bayram Sabahı bir başkadır.Yaşayanlar bilir.
Saygılarımla.
|
 |
Zeki Varış
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 02:18
Ben bir Bayram anısı değilde,Arefe günü anısı paylaşacağım.
Küçükken,Bayram'larda evimizin standart tatlısı Kadayıf'tı.Bu Kadayıf'ta öyle hazır falan alınmaz,imalathanesine gidilir,kuyrukta başında beklenerek alınırdı.Hiç Kadayıf imalathanesi gördünüzmü bilmem.1,5-2 metre çapında yuvarlak tepsi gibi,dönen bir sac,altında ateş yanıyor,Kadayıfçının elinde yine sac'dan sürahi gibi altı süzgeçli saplı bir alet içi cıvık hamur dolu.İçi hamur dolu alet'ten o dönen tepsinin üzerine bir süre hamuru akıtırlar,sonra pişmesini beklerler.Pişincede'herhalde ispatulaydı'Kadayıfı üzerinden kaldırırlar,sıcak sıcak tartıp bekleyenlere verirlerdi.
Ben dükkana girer girmez hemen o dönen şeyin kenarında bir sandığın üzerine çıkar,başlardım seyreylemeye .Ufak olduğumdan olsa gerek kimsede ses çıkarmazdı,sanki babamın dükkanı.Yanlız bir sorun vardı,sıcağa çok yakın oluşum ve kafamın dönen şeyle birlikte ritmik olarak dönmesi,bende kafa yapıyordu.Bunu hissediyor,sandığın üzerinden inerkende iyice anlıyordum yalpalayınca.Benim bu merakımdan,sıra mıra hakgetire tabi.Gelen gidiyor,gelen gidiyor ben sac denetlemesine devam.
Sanıyorum 2-3 yıl ben bu denetlemelere devam ettim ve semt değiştirincede temelli bitti.Fakat semt değiştirmemiz Kadayıf'tan kurtulduğumuz anlamına gelmedi,başka yollarla bilgim dışında tedarik edilen kadayıflar her Bayram masamızı ve misafir önüne sürülen sehpaları süsledi.Ta'ki annem güzel bir Revani tarifi edinene kadar.10-15 senede öyle gitti.Şimdilerde ev baklavasına terfi ettik hanım sayesinde.Kısmetse bir Bayram sizlerede İkram etme şansımız olabilir,kimbilir...
|
 |
Mine Beyaz
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 05:35
Ne hoş bir gecmişe dönüş… Ne yazık ki 'geçmiş' ve 'eski' sözlerini kullanmak durumundayım. Evet, ben de o heyecanlı bayram sabahlarını yaşamış, tatlı bir hüzünle ananlardanım. Benimki de herkesin anlattığının benzeri. Sadece anmak mutluluk verdigi için yazıya dökmek istedim.
Anneannem bizimle yaşadığından bayram heyecanı hat safada yaşanırdı evimizde. Bayram öncesi bize bayramlıklarımız alınırken anneannemin ‘mendil’ listesi öncelik kazanır, erkekler için kenarları degişik renklerde çizgili, kadınlar için ise değisik renklerde çiçekli mendiller özenle seçilir, çocuklar icin olanlarıin icine paralar yerleştirilirdi.
Rumelili olan anneannemin yemekleri dillere destan olduğundan, destana yakışır yemekleri yapmak uzun bir sure alır, bu arada ayak altında dolaşan bizler mutfaktan dışarı kovalanırdık. Ispanak böreği, zeytin yağlı yaprak dolması ve ekmek kadayafı (ve tabii ki Kurban Bayram'larında kavurma) ‘olmazsa olmaz’lar listesinde başı çeker, sofra özenle erkenden hazırlanırdı. Televizyonsuz, cep telefonsuz da yaşamanın pekala mümkün olduğu o günlerde radyo açılır ve misafirler gelmeye başlayana kadar radyoda müzik ve 'bayram özel programları' dinlenirdi. Bu arada beş dakikada bir çalan kapı zili mahallenin gezici esnafının, çöpçüsünün, bekçisinin bayram tebriki icin kapıya dizildiginin habercisiydi. Bazı ‘bahşiş’lerle beraber rahmetli anneannecigimin Haci Bekir’den almış olduğu akide şekerleriyle lokumlar da gelenlere ikram edilirdi.
Bayram yemeği teyzelerin, dayıların, kuzenlerin de gelmesiyle başlar, gürültü patırtı içinde ‘Aaa, ama börekten az aldın, vallahi olmaz, sizin icin yaptim’ 'Allahaşkına biraz daha al' 'Allah'ın adını verme, vallahi daha fazla yiyemiyeceğim' nidalari arasında insanların çatlama aşamasına gelene kadar yemek yemesiyle sona ererdi.
Bayramın ilk gününün öğlen yemeğinden sonra sıra akraba arkadaş ziyaretine gelir, oradan oraya Istanbul içi küçük yolculuklar başlardı. Bayram ziyaretlerine ilk itirazlarim genc kızlık yıllarında, herhalde biraz da o yaşların asiliğinden başlamıştı ‘Ben gitmek zorunda mıyım? Orada bana göre birşey yok gibi’ ufak homurdanmalar….
Sonra birden bire büyüdüm…evlendim…çocugum oldu…bayram ziyaretleri sadece anneler, kayınvalideler ve bir iki teyze dayıyla sınırlanmaya başladı…Hatta hatta ‘Bayram’da nereye gidiyoruz?’ ilk sorduğumuz soru haline gelip her fırsatta Istanbul dışına kaçar olduk…
Simdi dünyanin bir ucunda, bir avuç Türk’ün yaşadığı Güney Kaliforniya’da yaşıyorum. Annem, teyzem uzaklarda, artık ne anneannem var, ne babam, ne radyo programları, ne de mendiller. Bayram geldiğinde hangi arkadaşamın annesi Türkiye’den ziyarete gelmişse ona el öpmeye gitmeyi kendine vazife edinmiş, bazı bazı evine yemeğe yakın arkadaşları davet edip ‘Bayram yemeği’ taklitleri yapan biri haline gelmiş durumdayım. Galiba insanoğlunun nankörlüğü bu. Elimizdekinin kıymetini pek bilemiyoruz, anladığımızda da biraz geç oluyor.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet
|