Volkan.B
16 yıl önce - Cmt 07 Ekm 2006, 13:19
Yıllardır dokuz daireli binanın bir dairesinde de ben oturuyorum. Apartman girişinde dokuz tane posta kutusu var. Yani, her dairenin kendisine ait bir posta kutusu var. Fakat, postacımız hiçbir zaman getirdiği postaları bu kutulara dağıtmadığından, bizim kutular da, apartman girişimizi süsleyen dekoratif bir unsur olarak kaldı.Belki postacımız da kendi açısından haklıdır. Her apartmanda böyle tek tek dağıtmaya çalışsa belki de zamanı yetmeyecek. Oysa bir zamanlar bu tür kutuların yapılması PTT yönetimi tarafından ısrarla istenmişti. Çünkü o zamanlarda, postacıların tek tek daire kapılarını çalıp postaları verme gibi bir işlevleri vardı. Ne zaman herkes posta kutusu yaptırdı, işte o zamandan beri de postalar apartman girişine atılır oldu.Bizim apartmanın hemen girişinde bir kalorifer peteği olduğundan, sağolsun postacımız bütün postaları bu peteğin üzerine bırakır gider. Fakat postacımız adresini bulamadığı ne kadar posta varsa gelir bizim peteğin üzerine koyar. Zamanla alınmayan bu postalar birikir ve çoğalır. Dışardan gelen de dokuz daireli bir apartmana değil de, doksan katlı bir gökdelene geldiğini sanır. Her seferinde postacımızı uyarsak da, boşuna. Postalar yine bizim petek üstüne!Bu kadar posta birikince, insan mutlaka kendi postalarını aramada zorluk çekiyor. Eğer geldiyse kendi postanıza ulaşmak için uzunca bir çaba harcıyorsunuz. Posta size yoksa çabalarınız boşuna gidiyor.Her sabah bu postaları gözden geçirirken, komşulara gelen postaları da zorunlu olarak gözden geçiriyorsunuz. İşte bu zorunlu gözden geçirmelerim sırasında dikkatimi her zaman bir şey çekmiştir. Bunca posta arasında hiç mektup yok! Gelen postaların tamamı fatura ya da banka dekontu. Her türlü telefon faturaları, değişik bankalardan gelen belli ki kredi kartı borç dekontları. Ama, mektup yok.
Bu yıllardır böyle. Ve ben hep merak etmişimdir, acaba bütün dünyada da mektup bitti mi? Belki de teknolojinin nimetlerinden yararlanırken mektuba gerek kalmamıştır. Çünkü, telefonun yaygınlaşması mektup yazılmasını etkilemişti. Sonra cep telefonlarının mesaj kutularının açılmasıyla kısa mesajlaşma dönemi başlamıştı. Şimdi de internet aracılığı ile e-posta yollama olanaklarımız var. Hem de odamızdan dışarıya çıkmadan, pul yalamadan, gitti mi, eline ulaştı mı kuşkusunu duymadan.
Geçen gün, yeğenim çalıştığı firmaya abonelerin yolladığı ticari mektupların zarflarındaki pulları kesmiş getirdi. Bir zamanlar benim de pul koleksiyonu yaptığımı bildiğinden, elindeki pulları benimle paylaşmak istedi. Şaşırdım. Ne değişik pullar piyasa sunulmuş! Artık pulların biçimleri de değişmiş, konuları da. Posta yönetimini kutlamak gerek. Ama kendimizi de sorgulamamız gerek. Kimbilir kaç zamandır zarfın üzerinde pul yapıştırılmış bir posta gelmiyor. Bütün zarflarda makineden geçmiş kırmızı bir damga var o kadar. Biz mektup yazmayı unuttuk, zarfalara pul yapıştırmayı unuttuk. Bunlar bile gerilerde kaldı.
Oysa mektup da bir edebiyat dalı olarak kabul edilmişti. Hattâ, Türk Dil Kurumu, bir zamanlar kalınca bir Türk Dili özel sayısını mektuba ayırmış ve yerli yabancı birçok sanatçının mektuplarını da örnek olarak yayımlamıştı. Bu tür kitaplar piyasaya hâlâ çıkmaktadır. Bu kitapların içindeki mektupları okuduğunuzda, bir mektupdan çok, sanki ders kitabı okumuş gibi olursunuz. Ünlü yazarların bir birlerine yazdıkları satırlar son derece öğretici olmaktadır.
Bizlere de daha ilkokul sıralarında öğretilmeye başlanırdı mektup yazma. Şekli şemâli öğretilirdi. İlk mektuplarımızı da annemiz ya da babamız için yazdırırlardı. Sonra bayram günlerinde tebrik kartlarını gönderirdik sevdiklerimize. Aşklarımıza ise en duygulu mektuplar...
Artık mektup yazmayı bıraktık. Şimdi eski Türk filmlerinde mektuplaşma sahnelerini görünce şaşırıyoruz. Özellikle yeni kuşak gençler, dünya kurulduğundan beri e-postanın ve cep kısa mesajların olduğunu sandığından, bu tür sahnelere daha çok şaşırıyorlar. Türk filmlerindeki mektup sahneleri de bir başka oluyor yani. İşin ilginç yanı, mektubu alan kişi zarfı açıp, mektubu okumaya başladığında bir bakıyorsunuz, mektubu yazanın sesinden okuyor. Yani, mektubu yazan, okuyana kendi sesiyle okuyor.
Mektup sevdiklerimize ulaşmanın hoş bir yoluydu. Çeşitli nedenlerin yanında, mektup da teknolojinin hışmına uğradı ve ortadan kalktı. Oysa mektubun kurduğu duygusal bağı hiçbir teknoloji buluşu kuramıyor. Sevdiklerinizin kendi el yazılarıyla yazdığı, zarfladığı ve yolladığı mektupları, özenle saklardınız. Şimdi e-posta ile gelen mektuplarınızın yazıcınızdan dökümünü bile alsanız, saklasanız, aynı sıcaklığı hissediyor musunuz?
Bekleyelim, görelim. Bakalım teknoloji insanlığımızdan daha neleri alıp götürecek?
|
candaş kaptan
16 yıl önce - Pzr 08 Ekm 2006, 11:04
Mektup mu, e-posta mı? Güzel soru. Bana göre duruma göre değişir. E-posta niçin kullanılır? Bu mesajlaşmak veya görüşmek istediğin insanla olan yakınlığına veya ilişkine bağlıdır. Resmi bir görüşmede artık e-postalar tercih ediliyor. Çünkü teknolojinin kullanım alanının genişlemesi isteniyor. Elbette doğrusu da budur. Ancak....
Herkesle teknolojik görüşmeyi yapmamız mümkün değildir. Çünkü herkesin bilgisayar ve internet kullanmasını bekleyemeyiz.
Mesela annemizle, babamızla görüşmek istediğimiz de öncelikle telefonu tercih ederiz ama yine de mektubun yeri başkadır. Çünkü onu saklayabilirsin. Anneler çocuklayla konuştukları şeylerin uçup gitmesini istemezler. Yıllar sonra bile onu okumak isterler. Aslında her satırını ezberledikleri mektuplarını defalarca koklayıp, öpüp okumak isterler, okutmak isterler. Köydeki annemiz e-postayı mı kullansın? Telefonu da olmayabilir. O zaman ne yapacak? İşte modası geçmeyen iletişim aracı;mektup..
|