Zaten ne zaman yaşlı bir adam görsem, böyle oluyor. Elde olmadan dalıp gidiyorum yüzüne. Kim bilir ne acılar, ne anılar gizli o çizgilerde. Kimi belli belirsiz, kimi uçurum kadar derin... Sonra, baktıkça daha da bakıyorum. Son nüshası da toprağa dönüşecek bir kitabı karıştırır gibi. En ürkek bakışlarla. Sonra sanki gördüklerim, aynadaki yansımama dönüşüyor. O an birden, o adam oluyorum. Renkler niye sepyaya döndü böyle? Bu adam da kim yahu! Soluğumun kesilişini izlerken daha da soluyorum sanki. Neden her yaşlı yüzde, ben böyle ölüyorum?
Siyah ve kırmızı...
Geceden sabaha çıkarken
Karanlık ışığa mağlup,
Gün geceye galip!
Siyah ve kırmızı...
Aşkın kırmızısı, kasvetin siyahı...
Mutluluk siyah ve kırmızıda,
Sadece siyah öldürür en sonunda,
Kasvet, gam, keder
Nereye kadar gider?
Sadece kırmızı mümkün değildir zaten,
Aşk, aşk ve yine aşk...
Olmaz olamaz bu dünyada
Kırmızıya siyah karışır.
Belki de siyah kırmızısız olmaz.
Kasvet olmadan aşk olur mu?
Siyah olmadan kırmızı; kırmızı olmadan siyah.
Olmaz, olamaz.
Kırmızı ve siyah...
Seher vaktinde,
Birbirinden ayrılmayan,
Ayrılınca anlamlarını kaybeden,
İki kelime gibi...
İki aşık gibi...
İki yar gibi...
Sevmek soğuk bir kış akşamında,
Elem, özlem, dert, kasvet, sıkıntı...
Veya mutluluk, aydınlık, sevinç...
Gidiyorum bu zorlu sevgi yolunda,
İlmek ilmek işliyorum gönlümün her köşesini.
Lüle lüle saçlarına dokunurken rüyalarımda,
İlgim, dikkatim, varlığım sen oluyorsun...
Melun bir rüzgar beni uykudan uyandırıyor!
Canımda can, kanımda kansın ey sevgili!
Amansız sevgi yolunda her adımda,
Nefesim kesilirken, ben sendeyim ey sevgili!
Sevmenin ispatı olmaz ey sevgili!
Uykusuz her gecem, şiir yazan kalemim, şahitlik eder sevgime...
Her ses, her rüzgar, her bulut kasveti arttırırken gecede
Aşkımı düşünürken bu elemli dünyada,
Yalnızlık korkusu bütün bedenimi sarar...
Aşk zor bir duygu karmaşası biliyorum.
Titretirken gönlümü, çarptırırken kalbimi...
Issız bir yoldayım, sevgi yolunda!
Memnunum bu halimden, bu yol beni sana getiriyor.
Issız bir yoldayım, aşk yolunda,
Nedensiz korkular içindeyim; bu zorlu, dikenli yolda...
Ayaklarım sana doğru koşmak ister her an,
Nasıl biter bu aşk, bu sevgi, bu heyecan!
Lale, sümbül, papatya, menekşe, gül...
Anladım insanın gönlü neden çiçek bahçesine dönüşür.
Meleğim derken, sevdiğim derken, aşkım derken sana,
Ilık ılık bir sevgi akar, gönlümün her köşesine...
Güneşli güzel bir sabah çocuk seslerine uyansam diyorum,içim kıpır kıpır ve yüreğim sevgi dolu.
Kokusunu içime çekerek,bir yudum alsam tomurcuklu çaydan elimde bardağın sıcaklığı .En az üç dört can dost göreceğimden emin çıksam sokağa onlarla yaşamı paylaşma heyecanıyla.Kızılayda dolaşsam amaçsız ve yürüyerek yavaş yavaş kuğulu parka gitsem.Kuğulara simit atarken insanlar, ben kenarda mendil satan çocuğa baksam ve bir kuğu kadar şanslı olmadığını düşünsem.Bende ona simit atsam,tost atsam,sevgi atsam,aile atsam....
Bunları düşünerek gerisin geri Sakaryaya insem ışık piknikte buz gibi biramdan yudumlarken insanları seyretsem,Telaşlı,sakin,piyasa yapan çakallar ve insanlar durmadan çağıl çağıl aksa önümden.Yüzlerine baksam anlam çıkarsam ifadelerden.Işık piknikte yer olmadığı için masama oturtsalar yeni gelen ihtiyarı ve biz birbirimize meze ısmarlasak masayı ve yüreğimizi paylaşırken.Sonra seni hatırlasam yine bu kadar insan bu kadar duygu bu kadar telaş içerisinde yine seni hatırlasam.Ve kuğulu parktaki çocuktan daha acınacak halde olduğum gelse aklıma açlığın çaresi varda,yokluğuna hangi sadaka derman olur.
Yine yalnız,yine boğazda düğüm dönsem eve ve yanlızlığıma,eski kaset çaların tuşuna bassam alkolün yarenliğinde kulağımda patlasa "batarken ufukta bir akşam güneşi,bırakıp gitmiştin beni sen sevdiğim" ve sonra seninle buluşmak ümidiyle dalsam uykulara..................
Meğer asıl hayat 10 yaşına kadarmış, ondan sonra geçen yıllar hep tiyatro, hep sahteymiş.
Kapatıyorum gözlerimi ve o tozlu İncesu sokaklarına gidiyorum;
Çığıl çığıl akan Ankara çayının dibinde, kukalı saklambaç sonrası ortak para katılarak alınıp, üç kişi içilen Elvan gazozunu özlüyorum veya bakkalın önünde duran depozitolu boş Omo kutularını çalıp takrar o bakkala satışlarımızı.
Bizim çok güzel misketlerimiz vardı hep birinin yansımasında gülen gözlerimiz görünen.
Ütülünce üten arkadaşın bilyeleri iade etmesiydi tanıştığımız ilk delikanlılık.
Açık hava sinemasının duvarından atlarken, topal Halil ağadan yediğim dayağı bile özledim.
Şimdi bakıyorum da hayata, bir gazozu aynı ağızdan içecek kimsem yok, veya iddaa kuponum yattığında kaybettiğimi geri vermiyor Bilyoner.
Aynaya baktığım gözlerimde hiç ışık kalmamış sanki, sönük ve durgun bir ifade oturmuş gözbebeklerime.
Yıkılan yazlık sinemanın altında kalmış tüm sonsuz güven duyguları.
Topal Halil ağanın mezarına kendisiyle birlikte gömülmüş sanki o ilk öpüşmenin heyecanı ve tertemiz aşkım.
Şimdi yaşadığımız hayat mı gerçek, 10 yaşına kadar geçen yalansız ve tertemiz zaman mı?
Ben bu tiyatro sahnesindeki rolümü yarım bırakmak istiyorum !
Uzay gemisine bindiğim günden beridir, geminin her tarafını her sistemini araştırmaya başladım.Gemideki uzaylı sayısı o kadar fazla olmasına rağmen,araştırmalarıma hiç kimse engel olmuyordu.Gördüğüm kadarıyla bu büyük geminin ve beraber olduğu filonun muazzam bir işleyişi var.Filonun lideri olan gemi aynı zamanda filodaki diğer gemilere güç sağlıyor.İçinde bulunduğum uzay gemiside dahil filodaki diğer gemiler lider geminin izinden ayrılmıyor.Sistem öyle güzel kurulmuşki, lider geminin etrafında saatte 107000 km hızla hareket ettiğimiz halde yakıt alabiliyoruz.Lider gemimizin eşliğinde, Vega yönüne doğru, saatte 792000 km hızla yol alıyoruz.
Düşmanlara karşı görünmez kalkanımız var.Işın silahlarına karşı daha farklı güç kalkanlarımız var.Tesbit edebildiğim kadarıyla 5 numaralı devasa uzaygemisi, bizim uzay gemimize koruyuculuk yapıyor.Çoğu kereler düşman saldırılarına karşı, büyük manyetik silahıyla bizi koruyor, kendini siper ediyor. Bizi koruyamadığında kendi manyetik silahımızı kullanmak zorunda kalıyoruz.Uzay gemimizin bize atılan mermileri hemen eritebilen ,çok muazzam bir savunma sistemi var.Üstelik bu gemi yara aldığında ben hiç farkına bile varmadan kendini onarıyor.
Yukarıdaki yazılar hayal ürünü değildir.Uzay gemimizin adı Dünya. Jüpiter bize gelen meteorları bertaraf eden bir dost,Ay Jüpiterin çekiminden yinede kurtulabilen meteorlar için kendini bize feda ediyor. Yinede bize gelen gök cisimlerini atmosferimiz eritiyor. Mağmadan güç alan Manyetik kalkanımız bizi Zararlı ışınlardan koruyor.Dünyamız, Güneşin etrafında saatte 107000 km/h hızla yol katettiği halde biz, sıcacık yatağımızda olup bitenleri ruhumuz dahi duymuyor.