Elbette biliyorum;
O üstüne basıp, ezerek geçtiğin kalbim sadece bir et parçası!
İstediğin kadar kalbimin üzerinde tepin, inan yok benim için bir sakıncası!
Anlamak istediğim; Öperek gittiğin bir kalbi, nasıl ezebildiğinin açıklaması!
[Malum Şahıs]
(Arka fon müziği; 'Yüreğime basa basa, içimden yar gidiyor' nakaratı.)
Bir mum, kısık ürkek bir ateş.
Bir dal ipince ,fırtınalardan korkan,
Kadın, bir çocuk, bazen minik bir kuş..
Bazen cesur, bazen atılgan, bazen bir fırtına
Ama güçsüz, ama yorgun, ama kırılır düşer çoğu zaman.
Kadın, bir oya bazen, bazen bir mendil kadar zarif.
Bazen bir yağmurun yağışı gibi huzur verici..
B.Aranli
Bir gün ağlarsa yağmur, akarsa bir nehir gibi yatağından,
Bir gün üşürse rüzgar, kavrulursa ateş, intihar ederse ölüm,
Bir gün dikenler güllere batarsa, acıtırsa ruhlarını,
Denizler susarsa, çöller çamura dönerse,
Bir gün dalgalar kendini boğarsa..
İnce bir çizgi vardı benim hayatımda, tıpkı sizlerin ki gibi
Alın çizgilerim, ak saçlarım gibi...
Bir bıçak ağzı misali sonuna geldikçe keskinleşen
üzerinde yürüdükçe kanatan.
İnce bir çizgiydi bu, ince bir sicim
Gerilmiş sinirlerim kadar gergin, kopması an meselesi olan.
Gün geçtikçe boynuma dolanan
Çizgiydi bu, sınır demekti,
sevenle sevilen, özleyenle özlenen arasında.
İnce bir çizgiydi en nihayetinde
Fakat yasaktı sınırları geçmek ve cezası vardı.
Ve bu zamanlarda kolay kolay değişmezdi çizgiler
Büyük bedeller isterdi..
İnce bir çizgiydi bu, sınırın diğer tarafında bir parçamı bırakan bendeniz üzerine
kıyım kıyım çekilmiş uzun ince bir çizgi....
Sen bayan Nihavent,
Makamıyla müsemma,
Anlaşılması güç bir tarif karşısında,
Rast perdesini önüme çeken...
Anlatırdım,
Dinleseydin elbette...
Hem de öyle bir çırpıda değil,
Enine boyuna,
Ve hatta yazdığım tüm serbest ölçülü,
Belki de ölçüsüz şiirlerimin tadında...
Anlatırdım,
Neyi istiyorsan hem de,
Gözlerinin içine baka baka,
Niye seni istediğimi de,
Dinleseydin elbette...
Hayat işte,
Olur böyle şeyler ara sıra,
Olur ara sıra,
Bir kalp diğerinin sesiyle atar ara sıra,
Şanssızım belki biraz da,
Sen bayan Nihavent,
Düştün düşeli aklıma,
Düşüp düşüp kalkıyorum ara sıra,
Gece uykuya teslim olmak zor,
Ama tükenmiş uyanmadım hiçbir sabaha...
Anlatırdım,
Dinleseydin elbette,
Gizlemezdim hiçbirşeyi,
Çekinmezdim,
Hiç utanmadım zaten, sevmekten,
Uzun sürdü sadece karar vermem...
Hayat işte,
Olur böyle şeyler ara sıra,
Olur ara sıra,
Bir kalp diğerinin sesiyle atar arasıra,
İstenmeyenin ''zira'' ile başlayan anlamsız izahatında...
Anlatırdım,
Dinleseydin elbette...
Hepsi hepsi bir sevda işte,
İçinde uyuyan.
Uyanır,
Koşarak alırsın kalemi eline,
Unutmadan yazmak için bir telaşla,
Dökülünce kağıda rahatlarsın,
Aklına düşen onlarca mısra...
Ve sen bayan Nihavent,
Ama sen bunu okuma,
Okuma hiçbir sevda akşamında...
Fatih EROL (14 Eylül 2011)
Umutlar mı? Uzak olsun benden!
Hem ne işe yaradı ki bugüne kadar umutlar?
Kaybedin, çıkarın lügatınızdan umutları
Çıkarın ki, yeşerip yeşerip yeni hayal kırıklıklarına gebe bırakmasınlar sizi.
Çıkarın ezin ki başını, asi yaban otları gibi boy göstermesinler her defasında .
Her defasında, daha güçlü, daha bir kök salmış, kangren olmuş…
Kandırmasınlar pastırma yazları gibi o yeni filizlerinizi.
Boynu bükük bırakmasınlar o yeşil dallarınızı.
Cana can katmak yerine, canınızdan can almasın umutlarınız…
***
Gel gelelim ki “umut”suz yaşayamazmış insan, garip değil mi?
Kim bilir, belki de yanlış topraklara ektik biz umutlarımızı,
Öyle ya, yanlış iklimlerde, yanlış tohumlara ısrar etmişiz belki de..
Belki de biz yeşertmesini bilmedik.
Her neyse…
Artakalan son umut tohumlarımı da cebime koyup
Bir gözüm arkada, yeni topraklara, yeni iklimlere gidiyorum ben..
Her defasında umutsuzluk olan umutlarınızı kaybetmeniz dileğiyle….
(Belki bu garip gelecek size ama bütün bu satırları yazdıranda “UMUT”tu aslında bana)
Benim mevsimimdi sonbahar
Hiç tomurcuk açmadı rüyalarım
Hiçbir damlam inmedi bahar çiçeklerine
Düşen yaprakları kovalayan
Rüzgar olduk hep tüm ıslaklığımızla
Belki kokumuz sarmadı dörtbir yanı
Koşturamadık çimlere çocuklarımızı
Ama bizim de sararmış hüznümüz vardı
Vardı işte bizim de peşinden koştuklarımız
Güneşle değil de
Yağmurla doğan günlerimiz vardı bizim
Hep ıslak hep hüzün hep sarımsı
Doyamadım yeşile ...Çok sevsem de yeşili
Kavuşamadım bir türlü;
Yeşil gözede ,bahara da...
Hocam ben hep sonbahar oldum
Kırılan dallarım vardı
Yeşermeye umut bağlamış köklerim
Gönlüme ektiğim fidanlarım vardı benim
Ama dedim ya hocam ben hep sonbahar oldum.
Yeşertemedim ,dallandıramadım,bakamadım,sevemedim...
Sonbahar bendim be hocam ;
Gündüzü ile gecesi arasındaki sıcaklık farkı gibi
Dengesiz bir o kadar da sıkıcıydım
Rengim yoktu bir keren benim iç açan
Hep hüzün hep ıslak mı olur bu gönül ?
Dedim ya hocam sonbahar benim be hocam,
Çok bekledim uzun kış gecelerini
Ama hiç bahar bana güneşle gelmedi
Olsun! Ben yağmuru da sevdim be hocam
Ben ıslanmayıda sevdim be hocam
Hocam hocam dedim de
Kim derseniz ?
Az önce tanıştım yazarken yanımdaydı
Şimdi o da gitti yaz sonu turnaları gibi
Yine ben ,düşen yapraklarım ve düşlerim ve .. ve onla...
Sonbahar,sonbahar ...
Sen hiç gitme,gitme ki
Kışının beyazın da
Baharın yeşilin de
Görmesinler bizi hep
Ipa ıslak ...
Sevgili dostlar, sizinle henüz yazdığım bir şiirimi paylaşmak isterim. Lütfen yorumlarınızı özel mesajla yazınız ve sayfamız, sadece şiirlere kalacak Şimdiden kıymetli yorumlarınız ve okuduğunuz için teşekkürler...
Uzaklıklara
Uzaktayken sevgili...
Apansız bir yağmur ardından
Kaldırım taşları arasında biriken
Su birikintilerinde bile
Onun yüzünü ararsın Narcissus misali...
Şehrin sayısız köşelerinde
Gözünde canlanır varlığı...
Bazen binersin vapurlara
Binen yolcuların anımsatır onu...
Saatlere takılır gözlerin
Ne de yavaş salınır yelkovan
Gün yerini bir başkasına bırakır derken
Yıldönümleri, yeni yıllar, mutluluklar pişmanlıklar
Sana sadece onu anlatır
Bir yağmur yağar tatlı toprak kokusuyla
Ellerinde süzülürken saçlarından akan yağlı damlalar
Bırakır nem ve buğu bulutu ardında
Uzaktadır hala o, bir yerlerde ama kalbi atar
Bekler yarın olsun diye belki bir yerlerde
Sabırsızca...