Avazın çıktığı kadar bağırarak söylemekten daha iyidir
sevgini fısıldamak..
birinde ses akislenir gider sevgiliye bir başka
diğerinde sesini duyurmak için bedenin yaklaşır aşka
GİT
Git git bendeki her şeyini alda git
Ne anılar kalsın ne eski resmin
Nede sana yazdığım bir şiir
Yak hepsini kül et aşkın gibi bitsin işte bitsin
Ne bir gülüşün kalsın geriye nede birlikte söylediğimiz şarkılar
Karşılıklı okuduğumuz şirinlerin mısralarınıda al yanına ve gitt
Beni bana bırakma içimdeki seni de alda git
Git işte git artık
Vedalaşma olmamalı son bir tebessüm olmamalı
Son sözüm sana seni seviyorum olmamalı
Vakitsiz bir anda git
Ne kitaplar arasında solmuş bir gül bırak
Nede seni bana hatırlatacak bir anı
Git işte git artık son sözüm git…
Samatya'da akşam oluyor
İki suret beliriyor sokak ortasında
sen ve ben.
Evlerine gidiyor insanlar
herkes biryerlere yetişme telaşında
sadece biz yetişemiyoruz birbirimize
yan yana iki insan
yana yana arıyoruz kaybolan benliğimizi
gökyüzüne bakıyor göremiyoruz
apartmanlar engel oluyor
sokaklarda öyle
denize çıkmamak için direniyor.
Kımselerden habersiz sevişiyoruz
kaç akılda yer ettik
kaç çocuk bizden aldı gülümseyişini
kaç aşık taklit etti sevgimizi
Bilmiyoruz
ölenlerin ardından bırakılan bir çift ayakkabı gibi
bir köşeye bırakılıyor sevdamız ardımızdan
yeni kalplerde denenmek üzere..
Samatya'da akşam oluyor
gözlerden uzaklaşıyor kayboluyoruz.
3.01.011
Orcun Bostancı
En son Orçun Bostancı tarafından Pts 03 Oca 2011, 23:03 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Tartışmalar bazen aşık atışmasına dönüyor ve seviye kullanılan şık olmayan ifadelerle oldukça düşüyor.Beğenmesekte karşımızda bir görüş ve ifade biçimi var. Kim yazarsa yazsın.Hangi görüşten olursa olsun.Argo kelimeler yazıya anlam yüklemek yerine hafif meşrepleştiriyor. Eleştirleri ve yorumları ince mizah kırıntıları,espriler,saygı sınırını zorlamayan dokundurma ve dalga geçmeler ile süsleyerek daha ilgi çekici ve okunabilir hale getirebiliriz.Hem okuyucuda sıkılmadan okur.Burada amaç yazılanları süzerek onlardan dimağımızı genişletecek yeni şeyler öğrenmek ve yazma alışkanlığımızı geliştirebilmek olmalı.Wowcu arkadaşlar tartışma konusu olarak özellikle polemiğe sebep olabilecek başlıkları seçiyor.Bu da bir bakıyorsunuz bir anda FB-GS rekabetine dönüyor ve bel altından vurmalara kadar gidiyor neredeyse.Herkes olaylara kendi penceresinden baksın.Ancak saygı sınırları içerisinde.
Yazmak istiyorum delicesine
İçimi coşkun ırmaklar gibi dökercesine
Lakin öyle ya tabiatıma aykırıydı
Haykırmak istiyorum kirli duvarlara
Boş sokaklara, o masum çocuklara
Lakin öyle ya tabiatıma yakırıydı
Ağlamak istiyorum sefiller gibi
Oyuncağı alınmış çocuklar
Ayarı kaçırmış ayyaşlar gibi
Lakin öyle ya tabiatıma aykırıydı
Gülmek istiyorum kaçıklar gibi
Dünyadan bi haber deliler gibi
Huzuru bulmuş beşerler, sükuneti yakalamış sofiler gibi
Lakin öyle ya tabiatıma aykırıydı
Kaçmak istiyorum bu şehirden
Dertlerden, kederlerden
Beni bekleyen elemlerden ve hatta,
Hatta kaçarken gittiğim yerlerden
Lakin dedim ya aykırıydı tabiatıma
Uyumak istiyorum sonrar bir daha uyanmamak üzere
Ömrümün en güzel sonra da en elemli kabuslarını görmek istiyorum
Ve sonra irkilip ödüm koparcasına sıçrayıp uyanmak istiyorum
Uyanmakta ne? Şahlanmak istiyorum adeta
Lakin öyle ya aykırıydı tabiatıma
Yalvarmak istiyorum birde ellerimi açmış semaya
Gözlerimde yaş, dizlerimde fer, aklımdan eser kalmamışcasına
Lakin öyle ya aykırıydı tabiatıma
Yalvarmakla bitap düşmüş, ağlamaktan rengi solmuş, haykırmaktan lal olduktan sonra da
Son bir kuvvetle isyan etmek istiyorum bu hayata
Sonra bağırmak, feryad etmek istyorum şu boş sokaklarda ki sessiz çığlıklara
Lakin öyle ya aykırıydı tabiatıma
Sonra ve sonra aşık olmak istiyorum
Gözleri dönmüş, feleği şaşmışcasına..
Kerem de kimmiş? Mecnun da aşıkmıymış demek istiyorum
Sonra da ölmek istiyorum
Bir o kadar kanlı, bir o kadar kederli
Lakin sükunet içinde, sessiz sedasız acı çekerek inleyerek
ve bir an olsun Mevlaya olan şükür ve şükranlarımı düşürmeden dilimden
Ve sonra da tabiatıma aykırı olmayan tek şeyi yapıp kaybolmak istiyorum viranelerde..
Ve yanıma biraz siz biraz ben alıp gitmek istiyorum mechullere...
kaçamak bakışlar arasında elinde tuttuğu telefonla sürekli bişeyler yazma telaşı içerindeydi.. Uzun ve telaşlı parmaklarıyla yine bir o kadar çabuk hareketlerle arka cebinden sigarasını çıkarıp yaktı derince bir nefes aldıktan sonra efkarlı efkarlı dumanını savurdu.. Gözleriyle bir süre çınarları ve gökyüzünü taradıktan sonra dikkatini yeniden toplayıp yeniden suratındaki o çocuksu gülümsemeyle (muhtemelen yazdıklarına gelen cevaba gülmekteydi) köşeden dönen otobüse doğru yöneldi
- arkasından omuzlarımı düşürerek ; erken uyu yarın yorucu bir gün olacak diye seslensemde dudağının kenarında oluşan umursamaz çizgiye takılı kalmıştım.. bir zamanlar benimde yaşadığım gibi aşıktı ve geceleri uyumak gibi basit eylemlere girişmek niyetinde değildi..
hemen yanı başımdaki çınar ağacını göstererek ; bak şu ağaca hiç yattığını gördünmü? uyumak istemiyorum ağaçlar ayakta ölür! dedikten sonra homurdanarak kalkış yapan otobüsün kapıları kapanı verdi.
O gittikten sonra bir süre daha durakta bekledim ve sözlerinden etkilenmiş olmalıyım ki yüzyıllık çınara baktım sonra da arkadaki bankanın camından yansıyan suretime..
Kimbilir kaç otobüs görmüştü bu yaşlı çınar ve nice insanları uğurlamıştı bu duraktan kaç sevgili sırtını dayamıştı ve kaç aşık sevgililerinin isimlerini kazımışlardı üzerine diye düşündükten sonra bu ağaç gibi sevda yaşa dedim Orçun'un arkasından.. söndürmeden attığı sigarası ağır ağır yanmaya devam ediyordu temmuzdu ve Orçun için bahar yeni başlıyordu..
''Taylan Adalı - 2010 Temmuz''
O gün Taylan'ı durakta bıraktıktan sonra yol boyu dükkanların tabelalarına, sokaklarda koşturan çocuklara, güneybatıdan kuzeydoğuya doğru ilerleyen pamuk gibi bulutlara ve hüzünlü insanlara baktım. Doğadaki herşey her eşya her insan her fikir her olgu mutlaka yine kozmosda bulunan biz insanların, eşyaların, fikirlerimizin, olgularımızın süzgecinden geçtikten sonra hayatlarımıza kazandırılıyor yani her şeyin bir geçmişi var diye düşündükten sonra yine bi yerlere sağanak yağmurlar bırakan pamuk gibi bulutlara ilişti gözlerim ki o anda dikkatimi dağıtan telefonuma gelen ileti sesiyle irkildim..
- iki yıl boyunca beni nasıl hayal ettin neler düşündün ne hissettin merak ediyorum sevgilim anlatman çok hoşuma gidiyor...
suratımda yine o garip gülümseme belirmişti ve 2 yıl boyunca hayalini kurduğum bir kadının dudaklarından dökülen sevgilim sözcüğüyle yeniden canlanmıştım.. O da başka insanların, eşyaların, fikirlerin, olguların süzgecinden geçip bana sunulmuş bir armağandı ve o'nunda hepimiz gibi bir geçmişi vardı ancak önemsemiyordum bu durumu o anda o benimdi bana aitti ve ben her tür savaşı vermeye hazırdım.. Camdan dışarı baktığımda otobüsün durağa yanaşmak üzere olduğunu farkederek hızlı bir hareketle oturduğum yerden kalktım ve yaşlı otobüs homurdanarak durdu..
Yol boyunca ona mesajlar atmaya devam ettim ve fırsat bulduğumuz her saniye sesimiz duymak için birbirimizi aradık. Adeta çağlayan nehir gibiydim yatağıma sığmıyor taşıyordum düz ovalara ve ayaklarım yere basmıyor uçuyordum sevinçten..
Eylül..
Günler haftaları kovalamaya devam ederken artık uzakta olan sevgilime kavuşmanın hayallerini kuruyor ve o geldiği gün o'na nasıl bir karşılama yapacağımın planlarını kuruyordum. Bir çok şeyi aşmıştık artık kafamızda bitirmiştik tüm sorunları ve engelleri mevsim sonbahara hazırlanırken biz bahara merhaba diyorduk ama ikimizde geçmişin bize sinsice hazırladığı tuzaktan haberimiz yoktu..
Biz yıksakta bütün örf ve adetleri, paramparça etsekde bütün TABU diye belleklerimize işlenen olguları yaşamak zorunda olduğu adam bırakmıyordu yakasını.. korkmuyorduk hiç bişeyden hatta ölümden bile tek korkusu aslında o'nu hayata bağlayan varlık kızıydı seçim yapması gerekirse elbette kızından yana kullanacaktı bunu biliyordum..
Takvim yaprakları düşerken bir bir yeni yılı o'nun varlığıyla karşılamıştım. Okuyanlar yanılmasınlar yanımda değildi hatta gelmemişti hiç buluşmamıştık telefon üzerinden devam ediyorduk bi nevi ''mobil aşk'' diyelim ancak tartışmalar çoktan başlamıştı.. Kimi zaman kıskançlık üzerinden kimi zamanda nasıl başladığını dahi bilmediğimiz kavgalar yaşıyorduk eskisi gibi değildi hiçbirşey tedirgindik ikimizde..
ve şimdi...
O'nu bana sunan geçmişi şimdi yavaş yavaş alıp götürüyordu avuçlarım arasından. Şubattı soğuktu kar yağıyordu İstanbul'un yükseklerine mevsim bahara gebeydi ama biz kışı çoktan karşılamıştık..
duraktaki ağacı merak edenler;
bugün otobüse binerken gördüm bir asırlık yaşlı çınar dün geceki fırtınaya dayanamamış devrilmişti...