KAOS Anlamsızlıklar ormanında duyguların çılgınlığı,
Evrenin tam ortasında parlayan saman yolu,
Kıskandırır bütün yıldızları,
Simsiyahlaşan masmavi gökyüzü
Doğmaktan yorulmuş,batmaktan bıkmış…
Durgunluğun doruğunda bir deniz,
Çılgın dalgalar bile durulmuş,
Sonuçsuzluk bataklığında yüzen düşünceler,
Delice bir tutsaklık…
Sarmaşıklar gibi sarmış sevileri,
Kurutmuş sevgi pınarlarını,
Tırtıllar kemirmiş umut ağaçlarını,
Yalnızlıklar boğmuş dostlukları,
Kötüyle iyinin farksızlığı,
Saçmalıklardan oluşmuş bir saray,
Veya bir gecekondu…
Gün ışığındaki zifiri karanlık ruhlarda,
Farkı yok sabahın akşamın,
Bitimsiz bir gece,
Yazın ortasında çürümüş yapraklar,
Mutluluk şarabını tadamamış diller,
Başı olmayan elsiz ayaksız bir ejderha,
yada sonu olmayan bir film bu zaman…
SONSUZ
İnişimdesin
Ve nefesimin yetmediği dik yokuşta
Bana her bakışında
Kalbimde çarpan yorgun dalgalarda
Sonsuz bir yol bu çıktığımız
Elimi her tuttuğunda
Yüzüme her baktığında
Yanımda olamasan da
Kalbimdesin hala
SESSİZ VE ZAMANSIZ
Bir mevsimle başladı şarkımız
İlkbaharda konan beyaz güvercin
Sen benim yıldızımdın
Baharla başladı şarkımız
Beyaz çığlığımda gözyaşımdın
Uzaklar kadar yakındın
Sessiz damlayan yağmurda sen vardın
Zamansız dökülen yaprağımdın
Çiçeğini hiç koklayamadığım
Baharla başlayan şarkımız
Şimdi bir sonbaharda
Bulutlara tutsak
Ve ben sana tutsak
Siyahımsın söküp atamadığım…
Ve son olarak bu dörtlüğü hazırlıkta okurken yani 2 yıl önce yazdığım bir kompozisyonun girişinde kullanmıştım. Konu esaretti. Gerçekten üzücü ve etkileyici yazılar çıkabiliyor yazımın tamamını bulabilirsem yollarım ama maalesef saklamadım sanırım
ÇIĞLIK
Bir ses duydum uzaklardan
Kardeş türkülerden dost çığlığı
Kimi Odesa’dan gelir kimi Irak’tan
Esir bir hayatın son çığlığı.
yasam seklım yavas, konu temelıne hakım, zamana yayıcı..
yavaslıgın sonucu içimde, ve konuda alınan kararları sakladım o minicik yurekte.
uygulamada da zamana yayıcı, sonucu yargıları; acıtıyor ama ses yok iki goz yaşı ama ne fayda ne açıklayıcı..
genelde yargılar,yadırgadıklar bende toplanır, sevinçler ise benim herkesten cok sevdiklerimde.
sevinildiginde de ben unutulurum...imzayı atan ben; ama derinden sanırsın acım ama yuzumden gorebilirsin sancım..
sonrasında istemem yaşamak; bende kaydedirim olayları içimdeki eski daktiloyla darbe darbe yüreğime.
yüreğim ise ohooo coktan küsmüş insan tepkilerine...ve o an tekrar yalnız kalırım...
yalnızlıgım oyle bir beraberlik halini alır ki; rüzgarla estikçe ürperir, yagmurla yagdıkca aglar kendi kendime...
öyle bir paylaşım öyle bir ozlem var ki içimden dışa, ama bu da benim riyakarlığım.
sosyal yaşamımda bile izler tasıyor, anılarım canlanıyor;yaşattıgım acılarıma dair arkadaşlarım..
OĞLUM
BİR HASTANE ODASINDA
SENİ İLK KUCAĞIMA ALDIĞIMDA
ŞAŞKIN VE ÇARESİZ BAKAKALDIM SANA
HAREKETLERİMDE ACEMİLİK
NE YAPACAĞINI BİLEMEMEZLİK
EN ZOR GELENDE ÇALIŞAN ANNELİK
BEN YAŞAYAMADIM BEBEĞİM SENİ
BEBEKLİĞİNİ COCUKLUĞUNU GENCLİĞİNİ
BİLEMEZSİN YANINDA OLAMADIM DİYE NASIL EZİLDİĞİMİ
BAKILASIN DİYE BAŞKA ELLERE NASIL TESLİM ETTİĞİMİ
YAŞADIKÇA ASLA UNUTMAYACAĞIM BEBEĞİM
ARKAMDAN ANNE GİTME DİYE SESLENİŞİNİ
ARTIK DELİKANLISIN BEBEĞİM
FARKETMEDİM BİLE BOYUMU NE ZAMAN GEÇTİĞİNİ
SORUMLULUKLAR DERKEN NELER YİTİRDİĞİMİ
KENDİ HAYATINI ÇİZMEYE ÇALIŞIRKEN ŞİMDİ
BEN KENARDA BİR SEYİRCİ GİBİ
SANA HERŞEYİN HAYIRLISINI DİLEDİĞİMİ
SADECE BİL BEBEĞİM SENİ ÇOK SEVDİĞİMİ
En son sevinç tekmen tarafından Prş 02 Ksm 2006, 12:32 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ozgur ruhumu teslim ederken sana,
Iki damla gozyasi suzuldu yanaklarimda,
Artik senindim,
Artik ellerindeydi yuregim…
Agliyordum
Ama
Yanaklarima innen yaslar aci degil,
Mutluluk,
Bir sicaklik tasiyorlardi gogsume dogru…………..
Sokaklarda görürüz hep yıkık, dökük virane tarzı, pek eve benzemeyen yapıları. Bu gördüğümüz viranelerin içleri pek bizi ilgilendirmez çoğu zaman. İçlerinde yaşananları ve yaşama tutunmaya çalışanları pek görmek istemeyiz. Varlıklarından duyduğumuz korkulara kapılır, uzaklaşırız onlardan. Oysa görmek istemediğimiz bu dünyada sokakların ayıbı vardır. Hayalleriyle, gizlediği gözyaşlarıyla, sessiz haykırışlarıyla yaşama sarılan sokak çocukları vardır.
Altı delinmiş birkaç da büyük numara ayakkabıları, üzerlerinde eski, yırtık ve bir o kadar da pis giysiler, onların sahip oldukları tek eşyalarıdır. Gözlerinde akmaya hazır damlalara rağmen yüzlerindeki umutlardan gelen güvenle bakarlar hayata. Kirli ellerindeki nasırlar dikkatimizi çekmez hiç bir zaman. Yorgun bedenlerindeki ızdırabı da hissetmeyiz. Kırık dökük bir hayattır onların hayatı, tıpkı içine sığındıkları viraneler gibi. Acılarla doludur yürekleri, hiç bizim acılarımıza benzemeyen. Dertleri çoktur onların bizim asla sorgulamadığımız ve sorgulamadan yargıladığımız.
Parklarda oynayan çocukları seyrederler gizli gizli. Havada süzülen uçurtmaların iplerinden tutmamışlardır hiç. Bisiklete binmek nasıl bir duygudur acaba diye sormuşlardır hep kendi kendilerine. Rüyalarının değişmez karelerini oyuncaklar, temiz giysiler, ceplerine konan harçlıklar oluşturmuştur. Ama bunları bile unutturacak özlemleri vardır onların. Bir ailenin resmini çizememişlerdir rüyalarında, bir annenin şefkatle sarılışını, saç okşamasını resimleyememişlerdir. Babalarıyla el ele tutuşup gezmeyi rüyalarının değişmez kareleri haline getirmişlerdir. Bunun içindir hep o gözyaşları, bunlara özlemdir o içlerindeki hüzün ve kırıklıkları. Neden diye sormadığımız, sormadan yargıladığımız O SOKAK ÇOCUKLARI..........
Mevsim sonbahar, kurumuş yapraklar gibi dökülüyorum gönlünden ve şimdi rüzgâr nereye isterse sürükleyecek beni, ister bir deniz kenarına veya bir martı kanadına… Sonbahar ya mevsim, düş kırıkları gibi kırılacak dallardan düşüyorum yerlere, sanki yerlere düşmemişim gibi bir de üzerime basmaları cabası. Basın geçin sorun değil, her yaprağın sonu değimlidir bu ezilmek.
Sarıldım rüzgarla gidiyorum işte şimdi, rüzgar yönetiyor beni. Ver elini yollar, ver elini başka kaldırımlar, ayak altları, belki engin dalgalar, kim bilir bir mezarlık ya da.
Şimdi işte söylediklerimdir bunlar, içimden dışarı taşanlar bir fırtınada yok olan bir gemi gibi liman arar, aldırmayın geçer deyip gidin. Artık sözlerimi geri alamam, ve yok artık kapıldım gidiyorum bir rüzgara, bir daha geri dönemem… Akacak ne varsa gözyaşları adında akıp gitti içimden ve yine eskisi gibi yanaklarımdan değil damarlarımdan geçip gittiler bir zehir gibi… Ama akıyorsa göz yaşım kurumasın, kurumasına müsaade yok artık… Coşup seven gönlümse, durdu maalesef. Neredeyse çıkmalı artık o dost bildik anılarım…
Kiminin can kırıkları, kiminin düş kırıkları ya benim kırılanlarım neler, umutlarım olmalı sanırım. Bir umuttu yaşatan insanı ama kalmadı, yavaş yavaş eriyip gittiler bir mum gibi avuçlarımın arasında, akıp gittiler zehir gibi damarlarımda, kanıma karıştılar turbuhaller gibi bronşlarımda, her doz bir adım daha yakın o son zaferime…
Gözlerimden anladın mı, peki ya sözlerimden, hiç mi sevilmedin, hiç mi sevmedin… Sevdin de sevgini neden göstermedin… Belki bunlar değil di yıpratan veya yok eden beni, her sinirde düşman olmalar, nefret etmeler benden, sanki benmişim gibi her şeyin sorumlusu üstüme gelmeler ve bırakıp gitmeler…
Ben hiç sinirlenemezdim, hiç kızamazdım, sinirim sağlığıma vuruyordu çünkü ya, başımı döndürüyordu, kalbimin atışını değiştiriyordu, ciğerlerime vuruyordu. Alıştınız hepiniz sinirime de her sözümü sinir yaptınız, her şeyimi sinir yaptınız, attığım adımı, yediğim yemeği, gözümü kırpmamı, sesimin her yükselişini. Hâlbuki hiçbiriniz görmediniz benim sinirimi, sinir demek çayın suyunun boyunu aşmasıdır, aştığı zaman o suyu kimseler sakinleştiremez bilemezsiniz, kimseler susturamaz azgın dalgaları beynimin içinde.
Hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı, bayram mıydı gerçekten de? Ben mi hiç nefes almadım yoksa, yoksa ciğerlerim onu da mı karıştırmadı kanıma, ona da mı engel oldu bronşlarım. Birkaç doz ventolin yeterli olur muydu acaba o bayramı benim hissetmem için. Ya ventolinin etkileri yok etmez miydi o bayramı? Bayram mı kalırdı kalbimde, bir kapakçık eksikle… Bir kapakçık ne demek bir onca eksik varken…
Mevsim sonbahar, dökülüyor yapraklar gibi kalbim ellerimden, dökülüyorum ben, sürünüyorum yerlerde diye, yok merak etme, alıştım ben yerlere, ben zaten düşmüşüm… Mevsim sonbahar işte, gidiyorum rüzgar ile bir yere, bir elimde solan çiçekler var, boğazımda düğümlü sözler var gözlerimde bir ince yağmur var. Yok merak etmesin kimse gelirim bir başka baharda, uzak değil zaten baharlar bana. Her bahar acıtmaz mı canımı sonbahar gibi, aklıma gelmez mi döküldüğüm yapraklar gibi... Yüreğimde öfkem, yüzümde gölgen, gidiyorum dönmem bahardan önce, altımda deprem, ardımda seller, gidiyorum dönmem bahardan önce… Dönemem, bir daha geri dönemem… Hangi bahar gelse acır gözlerim yağmur da yaşatmaz beni, güneşte, hangi bahar gelse benim için sonbahar…
Yolun sonu görünmüyor, uçuyorum işte kapıldığım rüzgarla, sislere karışmış… Yapacak bir şey yok uzatmayalım, hemen derman bulunmuyor kanayan yaralar çok derinken… Ama silemem ben, yok sayamam yaşananları, öyle bir filiz verdi ki aşkın, kıyamam kesip atmaya kökünden… Ama yine de yapamıyorum ki, gidemiyorum, tutuyor ayaklarım beni kaçmak gelmiyor içimden… Kırıldım…
Göremiyorum gittiğim yeri, gideceğim yeri, akar yaşlarım gözüm görmez, kime güveneyim, ben bile kendime güvenemiyorum ki kalbim kırık o bile yolu göstermez. Yol gösterecek hiçbir şeyim kalmadı, ama bilirim ben doğru yoldayım. Nereye gittiğini bilmiyorsa insan, bilmelidir ki gittiği her yol doğru yoldur. Lakin hiçbir şey bilmiyorsam eğer? Öyle ki hiçbir şey bilmediğimi de bilmiyordum.
Vurmalıyım sanki kendimi yeniden Beyoğlu yollarına, her sokağına dalmalıyım yine eskisi gibi, önümden her geçen yüze nefret fışkırtmalı bakışlarım ve her şeye küfür etmeliyim yeniden, hiçbir şeyi umursamamalıyım ama her şeyi kafama takmalıyım, kafama her taktığım şey ile boğuşmalı, boğuştuğum her şeyi yenmeliyim, kim bilir belki de artık kesip damarlarımı akıtmalıyım zehir gibi gözyaşlarımı damarlarımda gezdirdiğim.
Bilemiyorum bu fırtına zamanla geçer mi, durulur mu dalgalar, aşk her şeyi affeder mi, affedecek ne var ki? Ne kaldı ki geriye ellerimde, ne kaldı ki sözlerimde. Bir bakışla ifade edebilecekken, bu kadar konuşmak niye, bu kadar ağlamak, bu kadar küfür etmek neye çare, şimdi şarkılardayım ben, rüzgarın sonbaharda çaldığı şarkılarda… Mevsim sonbahar ya, zaman geldi, gitmeliyim şimdi yine...
Seni Seviyorum Turuncu Martım! Bir isyan korkusu kadar asi aşkım. Seni seviyorum Martım!
Mevsim Sonbahar
Mehmet Solmaz
Çok zaman önce yazdığım bu yazıyı paylaşmak geçti içimden sizler ile.