O gün neler aldın benden biliyormusun
Yapraklar bile fersiz dökülüyor ahımdan
Güneşin doğuşu ile sabahım olacaktın
Hele dön bir bak neler almışsın benden;istediğn olmuş mu?
Gel şimdi dalganı geç,ama gururumla oynama.
Seviyorum seni benim olmasanda
Keşke seni hiç tanımasaydım
Hergün kahroluyorum bitiyorum.Anlayamassın ki
Benimle oynama.Lanet olsun unutamıyorum seni
Dalganı geç ama benimle oynama
Benden sadece yanlızlığımı değil
Tüm benliğimi alıp götürdün
Kahretsin nereden sevdim seni
Bırak artık yakamı oynama benimle
Ya adam gibi sev,ya da çek git.....
Sevdiğini söylemesende olsun
Ağlamaktan yenildim sana
Sıcaklığını duyduğun an gelecektin
Hayata yaşama bağlıyken neden terk edip gittin beni
Yıldızlar bile kararsız doğmakta
Tatlı bir rüzgarsüzülür gözümden
Beni böyle çaresiz bırakma ve öylece bitsin gece
Yaktığın ateş yana dursun kor olsun
Birdaha benim için tasalanma
Sevdiğini söylemesende olsun
sayfalar okadar karışık ki
Bilinmedik zamanlarda yan yana oturduk
Bilinmedik bir zamanda beni sevdiğini söylemişsinde haberim yok...
Yazmak dünyanın en zor işlerindendir.Ama en kalıcı olanda yazamaktır.İnsan aklının üç temel üretimi vardır düşünmek,konuşmak ve yazmaktır.Söz uçar yazı kalır derler.
Esas olan hadi başlıyorum, deme cesaretini gösterebilmektir.Gelin hadi diyelim ve başlayalım ,eminim içimizde çok yetenekli arkadaşlar vardır.Hayatının bir döneminde hadi diyemediği için yok olmuş gitmişlerdir onca yetenek.Evet hayatımızdaki dönem işte bu dönemdir.Düşünelim, düşündüklerimizi sıraya koyalım,sıraya koyduklarımızı buraya yazalım.hadi.......
Yazmak dünyanın en zor işlerindendir.Ama en kalıcı olanda yazmaktır.İnsan aklının üç temel üretimi vardır düşünmek,konuşmak ve yazmaktır.Söz uçar yazı kalır derler.
Esas olan hadi başlıyorum, deme cesaretini gösterebilmektir.Gelin hadi diyelim ve başlayalım ,eminim içimizde çok yetenekli arkadaşlar vardır.Hayatının bir döneminde hadi diyemediği için yok olmuş gitmişlerdir onca yetenek.Evet hayatımızdaki dönem işte bu dönemdir.Düşünelim, düşündüklerimizi sıraya koyalım,sıraya koyduklarımızı buraya yazalım.hadi.......
Yıllar önceydi...Mart.1989.
İstanbul Atatürk Havaalanında AEROFLOT uçağına bindiğinde, SSCB’de onu nelerin beklediğini gerçekten merak ediyordu. 3 ayı aşkın bir süre devam edecek olan bu seyahatin gerçekten ilginç olacağına emindi.
Uçakta, boş denebilecek kadar ; az sayıda yolcu vardı.
İstediği her hangi bir yere oturabilirdi. Fakat, o ; birilerinin yanına oturmalıydı ve bu birileri Moskova’ya gidene kadar SSCB’ni anlatmalı, o’na gerekli bilgileri de vermeliydi.
Öyle de yaptı, bir sırada yalnız başına oturmakta olan sarışın bir bayanın yanına “izin alarak” oturdu.
Bayanı konuşturmaya çalışıyor, fakat o pek ilgi göstermiyordu.
Susuyor, veya çok kısa ; evet, hayır gibi cevaplar veriyor, ya da başını sallıyordu.
Ancak uçak havalandıktan uzun bir müddet sonra konuşmaya başlamıştı Rus Mariana.
Mariana açılmış ve yolculuk arkadaşıyla konuşmaya başlamıştı. Glasnost, Prestroika, Moskova Belediye Başkanı Yeltsin, Sovyetler’in geleceği , Sovyetlerdeki yokluklar, karne ile satılan yiyecek, içecek ve hatta ekmek... sohbetlerinin konularını oluşturuyordu. Bu arada gerekli bilgiler de alınıyordu.
Mariana bazen gerçekten dalıyor ve başka dünyalara gidiyordu sanki.
Türkiye’ye niçin gelmişti ve neden gidiyordu?
Mariana’nın hikayesi uçuşun sonuna doğru geldi :
“Mustafa ile Moskova’da tanıştık ve birbirimize aşık olduk. Mustafa Moskova’da iş yapmakta olan bir inşaat şirketinde çalışıyordu. Görev süresi tamamlanınca o Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı, fakat dönerken ; beni Türkiye’ye davet edeceğine ve orada benimle evleneceğine söz verdi. Nitekim Mustafa gittikten 6 ay sonra beni Türkiye’ye davet etti, ben de geldim... evlenecektik”
Mariana, hikayesinin bu bölümünde iyiden iyiye hüzünlendi, gözleri ağlamaklı oldu ; sanki onu sıkan ve boğan bir şeyler vardı :
“Mustafa’ya haber vermeden dönüş biletimi aldım ve işte gördüğün gibi Moskova’ya uçuyorum”
“Bu bir kaçış, neden... yoksa onu sevmediğini mi anladın?”
“Hayır, tam aksine, onu deliler gibi seviyorum”
“Neden o zaman, neden?”
Tüm ısrarlarına rağmen Mariana bu kaçışın sebebini söylememişti.
Türk yolcuyu Havaalanında yetkililer araçla karşıladılar.
Mariana Havaalanından Moskova’ya kadar aynı araçla geldi.
Yolcumuz bir gün sonra bir başka şehre uçacaktı ve yaklaşık üç ay sonra tekrar Moskova üzerinden Türkiye’ye dönecekti. İşte o dönüş esnasında Moskova’da buluşmak üzere sözleştiler.
Haziran 1989, Moskova .
Mariana ,yolcumuzun kaldığı otele geldi ve böylece buluştular.
Moskovanın tarihi ve turistik yerlerini gezdirdi Mariana.
Hatta bir büyük inşaat şirketinin şantiyesine gittiler birlikte ve orada Türk yemekleri yediler.
Ancak bu buluşma, gezi ve sohbet esnasında yolcumuz; Mariana’nın Türkiye’den habersiz olarak ve kaçar gibi Moskova’ya neden geri döndüğünü de öğrendi ve kahroldu:
“Göğüs kanseriydim, onu o kadar çok seviyordum ki ; onu böyle bir acıyla karşı karşıya bırakamazdım. Habersiz olarak Moskova'ya dönmeye karar verdim.”
En son İsmail Erdoğan tarafından Çrş 07 Hzr 2006, 17:20 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sımsıcak bir yaz akşamında,
kıpır kıpır kımıldayan,
Bir çift rengarenk kanat,
mutsuzluklar ülkesine taze bir umut,
onulmaz yaralara bir şifa,
utangaç bir kelebek,
sevgi dolu,şaşkın,ürkek,
öğretiyor sanki yaşamayı yeniden,
bir güneş doğuyor sanki,
kapanıyor Pandora’nın kutusu,
yeşeriyor kurumuş sevgi otları,
cana can veriyor.
***
çırpınan o değil ,
o sesler onun değil,
çırpmıyor kanatlarını,
gelmiyor o çığlıklar ondan..
zifiri karanlıkta parlak bir yıldız,
çaresizlik batağında bir teselli,
uçuverip gidiyor omuzlardan,
sonsuzluklar ormanına,
geride ondan kalan yok,
kaçarcasına uçuyor,
dönmemecesine kayboluyor karanlıklarda.
***
ve sürüyor acıların zirvesi,
titreyen yürekler
susuz dudaklar,
sıkılı yumruklar.
Bitmeyen gözyaşları,
Sadece o uçmuyor,
Terk ediyor bizi umarsız yürekler,
Uçuyorlar arkasından göklere,
Kimse dönmeyecek geriye,
Uçup giden bir kelebek gibi,
Bize kalan ise acı bir yaşam dersi,
Çaresizlik,korku,şaşkınlık,
Ve anılarımız…
Ne yapsam yetişemiyorum
Uzaklardan seyrediyorum seni
Her bakışımda bitiyorum ama sen bilemezsin
Anlatsam anlayamazsın.Belki hiç aşık olmamışsın
Hergece olduğu gibi yine yanlızlığıma atar beni
Sen farkında olamazsın bu vakitte bu şehirden geçerim
Seni kiminle paylaşayım canım
Kaç gece hayalinle,resminle yattım bilemezsin
Seni seviyorum diye bağırsam duyamazsın
Uzaklardan izliyorum sen göremezsin
elini tutabilmek için sana dokunsam hissedemezsin
Sen benim için anlatılması zor olan sevgisin....
UNUTMUŞUM
Ardıma baktım ne çok şey yaşamışım,
Ne çok şeyi yaşamadan bırakmışım,
Elimde olanlarla yetinip, ilerisini unutmuşum,
Gözlerim şimdi boş bir denizin ardında,
Hala arıyor, o beraklığı, derinliği.
Bir koşuşturmacanın içinde kaybolmuşum,
Unutmuşum çoğu şeyi
En önemlisi ben olmayı,
Kendimde kaybolmayı.
Ne çok giden olmuş, düğüm noktalarında
Ve hiç gelen olmamış, en zifiri karanlıklarda.
Hep bir yolun ortasında bulmuşum kendimi,
Yolun sonlarında çıkmazlar kesmiş yolumu,
Çıkmazlardan dönmeye çalışmışım da,
Bilmeden arkama duvarlar örmüş yaşadıklarım,
Birşeyleri bırakmışım duvarların arasında,
Gidenlerin ardından yas tutmuşum günlerce,
Değmeyecek anlar için ağlamışım çoğu zaman,
Yaklaşmaktan çok yaklaşılmayı beklemişim,
Sanki durduğunda adımlar bana olacak gibi,
Baharları yaşatacağım yerde
Karakışlara gebe kalmış yüreğim,
Unutmuşum çiçeklerin açtığını
Renklerinin güzelliğini, baş döndüren kokularını,
Gözlerim hep grileri görmüş
Başka renk yokmuş gibi.
Evet ardıma baktımda nasıl yaşamışım
Bir ömrü değmeyecek anlar için...
ELİF
Gönlüm firarda, kapında sabahladım bu gece
Yanmayan ışıkların, perde oldu üzerime
Öylece kaldım dizlerimin üstünde, bekledim
ki sabahı bereber açılsın gözlerimiz
Nereden bileceksin, bu kaçıncı gece,
bazen yanan ışıkların, umut oldu gönlüme
Perdene gölgen aksın istedim...
DURUM
Sonsuzluğun dayanılmaz merak uyandırıcılığı,
sevgilerin ve dostluğun çöküntüye uğraması,
yitirilen şeylerin ulaşılmaz uzaklığı,
yüreğimiz sanki bir nebula,
saman yolunun karmaşası,
dağların tepesine çöken yıldızlar,
ve karanlıklarda arsızca parlayan ay,
görmüyor artık gözler eskisi gibi,
gerçeklerle yalanın bir çorbası,
sevisizliğin bir harmanı,
duygusuzluk fırtınası,
ne oldu yüreklerimize,ne oldu ruhumuza,
***
masmavi gökyüzünde bulutlarda yüzmek,
uçmanın hafifliği,
mutluluğu sonsuzluklarda aramak,
doğan güneşin verdiği mutluluk,
yada akşam karanlığında mehtabın çekiciliği,
yakamozların tatlı ışıkları,
duyguları bitiren absürd gerçekler,
yalanla gerçeğin hamuru,
yalnızlığımızın acımasızlığı,
bir çelişki,
kavramların yetersizliği,
METEHAN KANSU