Ana Sayfa 930 bin Türkiye Fotoğrafı
Hüsn-ü Hat - [KÜLTÜR]
« önceki   123 ... 141516 ... 293031   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
mete-m
8 yıl önce - Pzr 18 Hzr 2006, 20:42







Osmanlı hat eserlerindeki şifrenin peşine düşüp estetiğin ardındaki anlamı arayan Doç. Dr. Murat Sülün, sanata yansıyan Kur’an’ı 10 yılda deşifre etti.

ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linke tıklayınız.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24449


mete-m
8 yıl önce - Pzr 18 Hzr 2006, 21:27

Osmanlı Hat Sanatında Estetik Unsurlar / Süleyman BERK'in yazısı


Yıllar yılı bağrımızda bir sızı olarak duran bir şey var. Geçmiş ile kopan bağlarımız. Bunun içine aşk ve heyecanlarımızın sönüşü de dahil.. Bir diriliş arefesinde bulunduğumuz bu günlerde ise sanatta diriliş has köşeyi, ilk makamı tutuyor.. Bu, ruhlardaki ilhamların coşması ve imanların gürül gürül akması neticesinde kaleme yürüyen sevda mürekkebinin bir ihtizazıdır…

Sayfalara akmak, sürmeli gözleriyle, tatlı işveleriyle, estetik gamzeleriyle insanlığa mesajlar sunmak arzusunun bir yansımasıdır.. Bu konuda hüsn-i hat önemli bir yere sahip ve dünya durdukça da bu önemini yitirmeyecektir. Belki de gün geçtikçe değeri daha da artacak ve bütün insanlığın gönlünde ma’kes bulacaktır…

Hüsn-i hat, kelime olarak "güzel yazı" anlamına gelmektedir. Istılah olarak ise İslâm yazısının estetik endişelerle birlikte yazılması ma’nasına... Bilindiği gibi, Arap yazısının menşei İslâm öncesine dayanmaktadır. Bu yazının kaynağı ile ilgili çeşitli rivayetler mevcut ise de, kabul gören görüş, Nabat yazısından türediği, hattâ onun gelişmiş bir devamı olduğudur.

Arap yazısı başlangıçta çok iptidâi olduğu gibi, hareke ve birbirine benzeyen harf şekillerini ayıran noktalardan da mahrumdur. Bütün bunlar Arap yazısına sonradan ilâve edilmiştir. İlk iki asırda yazının imlâ gelişimi üzerinde durulmuş, ancak ondan sonra estetik yapısı üzerinde gelişmeler başlamıştır.

Aslında, başlangıcından itibaren yazı estetiği üzerinde çalışmalar yapılmış, basit de olsa birtakım kaideler konmuştur. Hz. Ali kâtibine "Mürekkebini karıştır, kalemin ucunu uzun tut, satırlar arasında tenasübe riâyet et" demek suretiyle yazı ile alâkalı ilk estetik kaideleri beyan etmiştir. Aslında estetik kaidelerine dikkat edilerek yazılmış bir yazı, aynı zamanda doğru ve okunaklı bir yazı anlamına da gelir.

"Allah güzeldir ve güzeli sever" meâlindeki kudsi hadis, insanın eşyaya bakış açısının ne ol-ması gerektiğini ortaya koyan güzel bir tesbittir. İnsan hayatında varolan her şeyin güzel olmasına dikkat gösterilmesi, şuurlu insan için gerekli bir hedeftir. Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygambere ait her türlü hususun tesbiti, güzel sözlerin insanlara yazı ile aktarılmasında kullanılan yazıya da, metin kadar özen gösterilmesi Müslümanların hedeflerinden olmuştur.

Yazı, başlangıcından itibaren, nesilden nesile büyük bir dikkat ve gayretle geliştirilerek güzel sanatlar seviyesine yükseltilmiştir. Daha Abbasiler zamanında İbn Mukle (ö. 328/940) isimli sanatkâr, harf şekillerini belli ölçülere bağladı. Yazıyı düzene koyarken nokta, elif ve daireyi ölçü olarak aldı. Noktayı harflerin boyu, elifi dik harflerin boyu, daireyi ise çanak şeklindeki harflerin genişliği için ölçü olarak koydu. Böylece aklâm-ı sitte denilen altı çeşit yazıyı (sülüs, nesih, reyhani, muhakkak, tevkii ve rıkaa’) ölçü içerisine alıp düzene soktu.

İbn Mukle’den bir asır sonra gelen ve aynı yazı ekolünün ikinci temsilcisi İbn Bevvâb (ö. 413/1022) İbn Mukle’nin yazısını geliştirdi ve güzelleştirdi. Aynı ekolden son olarak Yâkut el-Musta’sımî (ö.698/1298) isimli hattat, aklâm-ı sittenin kâidelerini daha bir belirginleştirerek yazıyı güzelleştirmiştir.

Yâkut’un yazıda yaptığı en büyük değişiklik, o güne kadar düz kesilen kalemin ağzını eğri keserek, kalemin eğimini artırmasıdır. Yâkut, İbn Mukle ve İbn Bevvab yazılarından istifade etmiş, onların kaidelerine bağlı kalmışsa da daha çok İbn Bevvab yazılarına zerafet kazandırıp, bir üslup meydana getirmiştir. Yâkut’un bilhassa Muhakkak ve Reyhani yazılarında ortaya koyduğu estetik kurallar, âhenk ve nisbet, Osmanlı hat mektebinin çıkışına kadar İslâm âleminde ideal örnekler olarak kabul edilmiştir.

Bağdat, Abbâsiler’in siyasi hayatlarının bitişi ve Yâkut’un vefatından sonra san’at merkezi olma özelliğini kaybetmiş, yerini önce Kâhire’ye daha sonra ise İstanbul’a bırakmıştır. Osmanlı, bütün güzel sanatlara olduğu gibi, yazı sanatına da özel bir ilgi göstermiş, hattatlar, padişahların özel iltifatlarına nail olmuşlardır. Ayrıca Osmanlı padişahları içerisinde bizzat yazı ile meşgul olanlar da çıkmıştır. II. Bâyezid, II. Mustafa, III. Ahmed, II. Mahmud ve Abdülmecid ilk akla gelen hattat sultanlardır. Bundan başka, her tabakadan halk, yazıya büyük bir ilgi göstermiştir.

Daha II. Bâyezid zamanında hattat Şeyh Hamdullah (ö. 1520) padişahın da telkini ile saray hazinesinde bulunan Yâkut yazıları üzerinde çalışarak aklâm-ı sitte’de Osmanlı üslûbunu oluştur-mayı başarmıştır. Bilhassa sülüs ve nesih yazı çeşitlerinde güzellik unsurları Osmanlı’nın bu döneminde ortaya konmuştur.

Harflerin tenasübü yani ideal ölçüsünün bulunması, kalem hakimiyeti ve harflerin satıra dizilmesindeki kudret ve kuvvet Osmanlı hat mektebinin önemli hususiyetlerindendir. Harf kenarlarında pürüz bulunmaması yani kalem kuvveti, başarısı, aynı şekilde harflerin satırda diğer harflere yabancı durmaması yazı estetiğinin ana unsurlarıdır. Bu hususların, birlikte, bir yazıda bulunmaması veya başarılamaması estetik bir kusurdur. Bir saç telinin beyaz bir sahifedeki gergin çizgi görünümü, hüsn-i hatta harflerin yazılışında sağlanamaz ise yahut kalem kalınlığı ile harf büyüklüğü arasındaki ölçü, yani harfin tenâsübü yakalanamazsa veya harfler satırda uygun yerlerine yerleştirilemezse bu yazıya hüsn-i hat denmesi imkansızdır. Güzel yazı, yani hüsn-i hat bu üç unsuru da ihtiva etmelidir. Osmanlı, hüsn-i hatta bu üç unsuru başarı ile kullandığı için yazının merkezi olmuştur.

Celî yazının kemâle ermesi de Osmanlı elinde olmuştur. Kalemin kalın olması ve yazının kapladığı alanın ihatasının zorluğu celî yazının tekâmülünü geciktirmiştir. Aklâm-ı sitte’de ve özellikle sülüs ve nesih yazıda başarı daha II. Bâyezid döneminde sağlanmasına rağmen celî yazının gelişimi ancak XIX. Asırda II. Mahmud döneminde olabilmiştir. Dönemin önemli hattatı Mustafa Râkım Efendi kırk beş yıllık bir çalışma sonucu celî sülüs yazı ve padişah tuğrasında estetik bir inkılâp gerçekleştirmiştir.

Celî yazı genelde yüksek ve uzak mevkiye asıldığından, harflerin cılız görünmemesi önem-lidir. Perspektif noktasından, yazının konulduğu yere göre yazılması estetik bir husustur. Bunun yanında harfin, yazının bütünü ile âhenkli olması, diğer harflerle âdeta kucaklaşması sanatçının mahâretini gösterir. İşte Mustafa Râkım’la bu estetik hususlar yakalanmıştır. Kendisinden sonra gelen hattatlar bu yolun takipçisi olmuşlardır. Râkım Efendi’nin bugün Fatih Nakşıdil Türbesi’ nde bulunan celî yazıları, sanatseverlerin ziyâretgâhı olmuştur. Osmanlı hat sanatında, bütün yazı çeşitlerinde çizgilerin uyum halinde olmasına dikkat edilmiştir. Bir yazıya bakıldığında, dik harflerin yönlerindeki uyum ile yatay harflerdeki oturuş paralelliği önemlidir. Böyle bir uyum, yazıda dik harflerde hareketlilik, yatay çizgilerde ise devamlılık fikrini uyandırır.

"Kur’an Mekke’de nâzil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı" sözü bir hakkın tesliminden başka bir şey değildir. Usta-çırak ilişkisi içerisindeki talimle oluşan kuvvetli gelenek, cami, mescid, mezarlıklar ve müzelerdeki sayısız örnek ve malzemenin İstanbul’da bulunması, hâlâ bu kadîm Osmanlı şehrinin, sanat merkezi olma vasfını devam ettirmektedir.

Aslında, güzel yazıda, sözün güzelinin kullanılması, Osmanlı yazı sanatındaki
estetiğin ana unsurunu oluşturmuştur. Genellikle cami ve mescid giriş kapılarına "Oraya güven içinde esenlikle girin" ve "Selâm size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin" mealindeki âyetler, içerilere ise Kur’an ve hadislerden güzel nasihatler müminlerin nazarına verilir. Bu bazen "Ölünceye kadar Rabbine kulluk et", "Dikkat edin, kalbler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur" meâlinde âyetler, bazen de "Vaktinde kılınan namaz, ana-babaya iyilik ve cihad Allah’a en sevimli gelen ibâdetlerdendir", "Zamanında namaz kılmaya gayret edin", "Ölmeden tövbeye gayret edin" meâlindeki hadisler, bazen de Kelime-i tevhid, Kelime-i şahâdet olurdu. İsm-i Celâl, İsm-i Nebî, Ciharyâr-ı güzîn ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimleri cami ve mescidlerin mutlaka bulunması gereken hüsn-i hat levhalarıdır.

Osmanlı’da evlerin girişine Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden "Yâ Hafîz: Ey Koruyucu" konulması güzel bir gelenekti. Aynı şekilde evlerin içine, Hz. Peygamberin fiziki ve ahlaki vasıflarından bahseden Hilye-i şerif asılması bir an’ane halini almıştı. Bu hilyenin, haneyi ve halkını musibetlerden uzak tuttuğu inancı yaygındı.

Ölümü sevimli hâle getiren Osmanlı mezarlıklarında, en önemli unsur mezartaşı kitâbeleridir. Servilerin gölgesinde, muhteşem taş işçiliği ve yazı örneklerinin bulunduğu mezarlıklar, açık hava müzesi gibidirler. Bu mezartaşlarında erkek ve kadınlar için ayrı formda taşlar kullanılmıştır. Kadın mezartaşı kitabelerinde, kadındaki zerâfet ve inceliği görmek mümkündür. Mezar taşının en başında ölümle, insanın fâniliği ile ilgili, yahut Cenâb-ı Hakk’ın ebediyeti ile ilgili bir ibâre yer alır. Alt tarafta ise güzel ifâdeler, hüsn-i hat ile taşa hakk-edilmiştir. Bu mezarlıklarda, ölümü sevimli kılmada hüsn-i hattın, güzel yazının tesiri büyüktür.

Osmanlı yazı sanatında bir harfin diğer harfe olan nisbeti, satırda duruşu, meyli ve kalemin cereyanı estetik unsurlarını oluşturur. Bunun yanında kağıdın rengi, mürekkebin tonu, sayfaların düzeni bu estetiği tamamlayan hususlardır. Özellikle celî yazıda istif öne çıkmaktadır. Yazıyı oluşturan harflerin dağılımı, yani espas, leke dağılımı yazının can damarını oluşturmaktadır. Yazıda harfin okuyuşu bozmayacak yere, gözü rahatsız etmeyecek şekilde yerleştirilmesi, bunun yanında harfin ölçüsünde olması estetiğin can damarını oluşturmaktadır. Bütün bu hususları Osmanlı hattatlarının meydana getirdikleri eserlerde görmek mümkündür. Bunun için İstanbul’da tarihî mekanları gezerken dikkatli olmak yeterli olacaktır.

Hangimiz eskinin Bab-ı Seraskerisi bugünün İstanbul Üniversitesi ana giriş kapısı üzerinde bulunan celî sülüs "Dâire-i Umûr-u Askeriye" yazısını görmezden gelebilir? Yine hangimiz sanat gücüne gözünü kapayabilir?

Özet olarak bu yazılardan akan ruhtur ki bizi ayakta tutuyor. Kalemden kalbe, kalbten kaleme yürüyen mânâ, ahenk, ritim, yüzyıllarca damarlarda dolaşmış bu sanat ruhu esirî meltemiyle sülüs, nesih, reyhanî vs çeşitli tarz ve üsluplarda sayfalara nakşedilmiş yazıları okşuyor, kurumuş lacivert, siyah, ya da kırmızı mürekkebine bûseler konduruyor ve dünden bu güne, bu günden yarına nesillere diriliş sunan Mesihî soluk gibi akıp gidiyor.

Bu akışı, bu bakışı, bu nakışı hiçbir olay, hiçbir hadise, hiçbir arbede, hiçbir anarşi bozamaz, hiçbir şaşı bakış, sağır mizaç inkitaa uğratamaz..

Ebed-müddet Hat sanatının soluğu ve nefesi cennet meltemi gibi esecek ha esecek. Belki de san’atların piri olarak atinin bağrında bir san’at cennetinin kaynağını mayalayacak. Kimbilir.


nesaygunes
8 yıl önce - Pts 19 Hzr 2006, 14:26



Ebru bana aittir


Burada osmanlıca ''hiç'' yazıyor

Hiç eski yıllarda evliyaların ve kendini dine adamış kişilerin mezar taşlarına yazdırılmasını söyledikleri bir kelimeymiş açıklamasıda : dünya hayatının bir hiç olduğu


sabahattin kayış

8 yıl önce - Çrş 21 Hzr 2006, 11:13

Lafzullah, modern bir çizgi denemem..
 

(+)


ayrıca dörtlü kompozisyon denemeleri...


(+)




(+)



Metehan

8 yıl önce - Çrş 21 Hzr 2006, 15:27




....
ALLAH


En son Metehan tarafından Çrş 21 Hzr 2006, 20:16 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi


Seyfo
8 yıl önce - Çrş 21 Hzr 2006, 17:11

Cevad  Emin  Hüran




Cevad  Emin  Hüran


Bilal533416
8 yıl önce - Cmt 24 Hzr 2006, 11:57

Denemelerimden

Allah (c.c.)   Türkçe


Metehan

8 yıl önce - Sal 27 Hzr 2006, 10:04


Manası: "(En üst orta:) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlarım. (Sağ ve sol daire içi : ) Allah Teâlâ'ya imân ettim (orta kısım) ve meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, (ortanın altı) öldükten sonra dirilmenin gerçek olduğuna inandım. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve Resuludür."

 


Allah, insanlara acımayana merhamet etmez.
 


mete-m
8 yıl önce - Sal 27 Hzr 2006, 14:30
Yazı çeşitleri


Hat san'atında harfler resmedilme şekilleri bakımından birçok değişikliğe uğratılarak çeşitlendirilmiştir. Bunları şöylece sıralayabiliriz:

Kûfi yazı: Harfleri hem düz, hem yuvarlağımsıdır. Hz. Ali (ra) döneminde Kûfe şehrinde geliştiği için bu adı almıştır. Hem el, hem de cetvel ile yazılabilir. Osmanlılar, kûfiye başlangıçta fazla iltifat etmemiştir. Fakat 19. yüzyılda bu yazı çeşidi yeniden canlanır gibi olmuştur.

Sülüs yazı: Harflerin altıda dördü musattah (düze yakın), altıda ikisi de müdevverdir (daireye yakın). Sülüsün lûgat mânâsı üçte bir demektir. Niçin bu adı aldığı hususunda çeşitli görüşler varsa da, akla en uygun olanı, harflerinin üçte iki kısmında düzlük, üçte bir kısmında eğimin hâkim olduğu görüşüdür. Ortalama kalem kalınlığı 2-3 mm'dir. Kalem kalınlığı 3 mm'yi aşan çeşidine celi sülüs denir.

Nesih yazı:Sülüse tâbi olup kalınlığı onun üçte biri kadardır. Her ne kadar sülüsün üçte ikisinin neshedilmiş hâlidir dense de, tam olarak sülüs değil, onu andıran bir hususiyeti haizdir. Genellikle Kur’ân-ı Kerim ve geniş hacimli kitapların yazılmasında kolay okunabilirliği sebebiyle nesih yazı kullanılır. Celisi de vardır.

Muhakkak yazı:Bir buçuk hissesi düz, bâkisi yuvarlağımsıdır. Bu yazının kalem kalınlığı da sülüs kaleminki kadardır. Bu çeşidin şekil itibariyle kûfi yazıdan geliştirilen ilk yazı olduğu belirtilmiştir. Çünkü bu yazıda dik harflerin boyları ile sin, şın, sad, dad ve fe gibi çanaklı tâbir edilen harflerin sola doğru uzayan kısımları sülüs yazıya nispeten daha uzun olduğu gibi, dönüş noktaları veya yerleri de sertçe bir görünüm arz etmektedir.

Reyhânî yazı:Muhakkak kaleminin üçte bir kalınlığındadır. Sülüse nispetle nesih ne ise, muhakkaka nispetle reyhânî odur. Harf şekillerinin hepsi değilse bile, hemen hemen tamamı reyhan çiçeğine benzetildiğinden, bu adı aldığı ileri sürülmektedir. Bu yazıyla Kur’ân ve dualar yazılır.

Tevkî yazı:Lûgat mânâsı, bir şeyi vâki ettirmek, oldurmak ve tesir etmektir. Sülüsün kurallarına bağlı olmakla birlikte, ölçü itibariyle onun biraz küçüğü ve âdeta fazla itina gösterilmeden yazılan şeklidir. En belirgin hususiyeti birleşmeyen elif, re, vav gibi harflerin yazıda birbirine bağlanabilmesidir. Eskiden halife ve vezirlerin mektuplarının bu yazı ile yazılmasından dolayı bu adı almıştır.

Rık'a yazı:Deri ve kâğıt parçalarına verilen ad olduğu gibi, onların üzerine süratle yazılan yazının da adıdır. Rık'a, tevkînin küçük boyda yazılan şekli olup, onun kurallarına bağlıdır. Bu yazı, mektup ve hikâye yazılmasında kullanıldığından, stenografik bir karakter taşımaktadır. Ayrıca çabuk yazılmaya elverişlidir. Osmanlılarda bazen vakıf işlerinde, genellikle Kur'ân'ların son dua sayfasında ve öğrencilerin sülüs ve nesih icâzetnâmelerinde hattat hoca tarafından yazılan tasdik makamındaki yazılarda kullanılmıştır. Bu yazıya icâze veya hatt-ı icâze denmiştir.

Siyâkat yazı: San'at yazısı olmaktan ziyade, mâliye, tapu ve evkâfa ait kayıtlarda ve vesikalarda kullanılan bu yazının menşei kûfiye dayanmaktadır.  Bu tipin mâli işlerde kullanılmasını göz önünde bulunduran bazı kimseler, onun, gizliliği temin için böyle kendine has bir tarzda yazıldığına inanmaktadırlar ki, bu doğrudur. Nitekim bu yazıyı herkes okuyup yazamamaktadır.

Ta'lik yazı:Her harfi yuvarlağımsıdır. Bu kalemin kalınlığı da sülüs kaleminki kadar olup "meşk kalemi" diye bilinir. İranlıların geliştirdiği bir yazı çeşididir. Fakat Müslüman Türklerin elinde bu yazı çeşidi, geliştirilmiş ve en güzel şekle dönüştürülmüştür. Bunun yenilenmiş ve geliştirilmiş haline nes'ta'lik denir. Celi ta'lik çeşidi de vardır.

Dîvânî yazıîvan, Osmanlı Devleti'nde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclistir. Burada alınan kararların yazıldığı yazı çeşidine "dîvan yazısı" denir. Osmanlılar, devlet yazışmalarında sahtekârlığı önlemek için zor okunan ve kelime arasına ilâve yapılamayacak şekilde girift yazılan "dîvânî" ve "celi divanî" şeklinde iki çeşidi bulunan bu yazıyı bulup geliştirmiştir. Bunun en güzel örnekleri 19. ve 20. yüzyılda ortaya konmuştur.

Tuğra yazısıîvân-ı Hümâyûn'da hazırlanan belgelerde en çok göze çarpan "tuğra", Osmanlı padişahlarının mührü ve bir çeşit imzasıdır.  Oğuz Türkçesinde "Hakan'ın imzası ve buyruğu" anlamındaki "Tuğrağ" kelimesinden türetilmiştir. Türklerin geliştirdiği bir yazı biçimidir. Önceleri ferman, berat, vakfiye gibi yazılı evrakın baş kısmına konan tuğranın zamanla kullanılma sahası yaygınlaşmış; tuğra sonraları mühürler, paralar, pullar ve kitabelerde kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı padişahlarının -baba adıyla beraber- ismini ve "el-muzaffer daima" dileğini taşıyan tuğralar her padişahla beraber değiştirilir ve yeni padişah tahttan ayrılana kadar da kullanılırdı. Ayrıca bu yazı tarzıyla, âyet, hadîs ve güzel sözler de yazılagelmiştir.

Yaygın olarak kullanılan çeşitlerini açıkladığımız hat san'atının; kalem-i sicillat, kalem-i sülüseyn, kalem-i celil, kalem-i müselsel gibi daha pek çok çeşidi vardır.

Hüsnühattaki bu zenginlik, tabiatta var olan çeşitliliği ve âhengi ifade etme gayreti olarak adlandırılabilir. Çünkü Allah, isimlerinin tecelligâhı olan kâinatı yaratırken, san'atlarını da en güzel şekilde o âlem içinde var etmektedir. Yani kâinattaki en güzel, en muhteşem san'at, Yüce Yaratıcı'nın yaratmadaki san'atıdır. Hat san'atında insanın san'at anlayışındaki incelikler ve zevk-i ruhanisi bütün derinlikleriyle uygulanmış, meydana getirilen eserlerde hem yazı güzelliğine, hem de ifadelerin mânâ güzelliğine dikkat edilmiştir. Böylece yazı ve söz çok zârif bir san'atta bütünleşmiştir. Göz, kâinatla bütünleşmeye çalışan san'atı temâşa ederken, san'atlı yazıların ifade ettiği mânâlar, insan zihninde ve yüreğinde yeni ufuklar açmıştır. Tarih boyunca hattatlarımız, âlemdeki bu zerafet ve letâfeti, kısmen de olsa hat san'atındaki çeşitlilikle yazı diline aktarmaya çalışmışlar günümüzde de bu çalışmalar devam etmektedir.


sabahattin kayış

8 yıl önce - Sal 27 Hzr 2006, 15:42

Özgün çalışmalarımdan, Allah (Lafz-ı Celal)


(+)


Kelebek için Uğur'a teşekkürler..


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET