Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Hüsn-ü Hat sanatı
123 ... 333435   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 1
korgun

12 yıl önce - Cum 23 Arl 2005, 02:45
Hüsn-ü Hat sanatı



(16. Yüzyıldan Hattat Minyatürü)

Yazmak insanca bir eylemdir. İnsanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biri de yazının icat edilmesidir. Fakat daha da önemlisi sürekli değişim ve gelişim halinde bulunan insanın yazıyı geliştirmesi ve sanatın yazı boyutunu tüm zenginliği ile ortaya koymasıdır belki de. Çünkü bizim kültürümüzde sanat “mutlak sanatkar”a ulaşma çabasıdır. Sanat,-Roger Garaudy’nin ifadesiyle- görünen ve bilinen güzellikleri kopya etmek değil, gözle görülemeyen “mutlak güzel”i arayış çabasıdır.
Her dönemde insan topluluklarının estetik anlayışları mevcuttu. Fakat Arapça asıl sanatsal boyutuna İslam’dan sonra kavuşmuştur diyebiliriz. Bu sebeple yazı sanatı denildiğinde “hüsn-ü Hat” akla gelmektedir. İslam’ın resim ve heykel gibi bazı sanat dallarına mesafeli yaklaşımı müslümanların değişik sanat alanlarına yönelmelerini sağlamıştır. İşte hat sanatının müslüman toplumlarda gelişmesinin en önemli sebebi budur. Hat sanatının gelişimini temel olarak şu sebeplere bağlamak mümkündür: Birincisi; İslam’ın  –iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek- ilkesi, ikincisi; “Allah güzeldir, güzeli sever” hadisinde ifadesini bulan estetik anlayışıdır.

Kur’an-ı Kerim’in vahyedildiği zamanlarda yazıya geçirilmesiyle başlayan yazıyla tebliğ metodu İslam’ın coğrafi ve bilimsel olarak yayılmasına paralel bir gelişim göstermiştir. Kur’an-ı Kerim’in elyazması olarak çoğaltılması, Kur’an ilimlerine temel teşkil eden kaynak hadis ve fıkıh eserlerinin te’lif edilmesi, ilmi çalışmaların yaygınlaşması hat sanatının da gelişim sürecine paraleldir. İslam’ın ilk yıllarında vahiy katiplerinin Kur’an ayetlerini yazıya geçirmelerini hat sanatının gelişim sürecine başlangıç olarak esas alabiliriz. Ancak hat sanatı asıl hünerlerini Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde, diğer sanat dallarının da zirvede olduğu dönemlerde ortaya koymuştur. “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı” sözü boşuna değildir. Arapça, Osmanlı döneminden itibaren hattatlarımızın mahir parmaklarında en güzel formuna kavuşmuş, göz zevkine hitabeden bir estetiğe ve ruhlara işleyen bir derinliğe bürünmüştür.

Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminden itibaren sanatın hemen her dalında olduğu gibi hat sanatı alanında da muhteşem eserler verilmeye başlanmıştır. Bu dönemlerde en güzel camiler inşa edilmiş ve süslemeleri için de en güzel hat eserleri ortaya konulmuştur. Halen bu camiler İslam sanatının ve maneviyatının abideleri olarak dimdik ayakta durmaktadırlar. “Allah ” lafzı ve “Muhammed ” ismiyle birlikte raşid halifeler ve aşere-i mübeşşere (cennetle müjdelenen on sahabe)’nin isimleri hemen her caminin baş süslemelerini teşkil etmektedir. Bunlarla birlikte özellikle kubbe süslemelerinde daha çok “ayet-ül kürsi” ya da “esma-ü’lhüsna” (Allah’ın güzel isimleri) kullanılır. Ayrıca duvar ve sütunlarda uygun yerlere Kur’an-ı Kerim’den kısa ayetler ya da ayet ve hadislerden parçalar işlenmiştir. Böylece ne kadar çok değişik camiye giderseniz, Allah lafzının, Muhammed isminin, ayet ve hadis metinlerinin o kadar değişik formunu görebilirsiniz. Bu yazılar kimi zaman sülüs biçiminde çıkar karşınıza, kimi zaman geometrik ve kufi olarak görürsünüz, bazen nefis bir divani yada hoş bir ta’lik şeklinde nakşolur hafızanıza. Ama her birinde ayrı bir zevk yaşar, Cemal-u’llah (Allah’ın güzelliği)’ın dünyaya yansımasını yalın bir şekilde görürsünüz.

 


elif özdemir
12 yıl önce - Cum 23 Arl 2005, 12:23
KALEM GÜZELİ


HÜSNÜ HAT
Hat, hattatlık Osmanlı Türklerinde en büyük sanatlardan biri idi. Osmanlı Türkleri 6.000 yıllık tarihin en büyük yazı üstadlarını yetiştirmişler, bu sanatı zirvesine çıkarmışlardır. Bu zirveye başka millet değil erişmek, yaklaşamamıştır.
Osmanlı Devletinde, bilhassa II. Beyazid zamanında Amasyalı Şeyh Hamdullah'ın büyük himmetiyle gelişen bir sanattır. Amasya'da vali olarak bulunan Şehzade Beyazid'in dikkatini çeken Şeyh Hamdullah; kendinden önceki yazıları inceleyerek Sülüs, Nesih ve Muhahkak yazıları yeni bir uslup ve karakterde yazarak yeni bir ekol oluşturmuş, kendinden sonra gelen bütün hatlara örnek olmuştur.
Şeyh Hamdullah'ın Sülüs, Nesih, Muhahkak, Rıkaa, Tevki ve Rayhani olmak üzere 6 çeşit yazı örneklerini gösteren meşk albumü ve çok güzel bir Kur-an-ı Kerim'i Topkapı Sarayı'ndadır. Bu ekol sayesinde, Nesih hattı da mükemmel bir şekle girmiştir. Binlerce, nefis, yazma eserler bu yazı ile yazılmıştır.
Padişah II.Beyazıd Hocası Şeyh Hamdullah yazı yazarken hokkasını ayakta olarak elinde tutacak kadar saygı göstermiş, değer vermiştir.
16. yy. en önemli hattatı, yazının yalnız uslubunda değil tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet KARAHİSAR'dır. (1468-1556) Esadullah Kirmani'nin talebesidir. Altını mürekep gibi kullanarak yazı yazmak, altın yaldız harflerin dışını siyah çizgi ile belirlemek ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdir. Oğlu Hasan Çelebi de büyük bir hat ustasıdır. En önemli eserleri İstanbul Süleymaniye ve Edirne Selimiye camilerinde bulunan yazılardır.
Ahmet KARAHİSAR ekolü uzun süre devam etmemiştir. Buna mukabil Şeyh Hamdullah ekolü, gittikçe gelişerek zamanımıza kadar gelmiştir.
Türk yazı sanatının başka bir ustası da Sultan 3.Ahmet ve Sultan 2.Mahmut'a hocalık etmiş olan Şeyh Sani (ikinci Şeyh) ünvanı verilen hattat Hafız Osman'dır. 1698 yılında vefat etmiştir.

Muazzam ve ağır olduğu kadar yüksek ve geniş bir medeniyete de tercüman olan bu yazının gelişme ve olgunlaşmasında azim ve kabiliyetlerin büyük rolü olduğundan şüphe yoksa da, asıl feyzi Kuran'dan aldıkları ilhamlarla coşarak sanata rehberlik edenlerin yüksek himmetlerinde aramalıdır.

Yazılarının Çeşitleri:
a) Ma'kıli Kalem : Harflerin hepsi düz, köşeli, hendesi ve donuktur. Bu sebepten sertlik ve katilik ifade eder. Sarp, kübik, bir yazıdır. Bundan dolayı gözlü ve başlı harfler hep muntazam murabba resmederler. Her harf değilse de çoğu dört hareketle meydana gelir. Bu sebepten Ma'kıliye Hatt-ı satrancili de denilmiştir.

b) Kufi Yazı : Ma'kıliden farklı olarak düzlük ve yuvarlaklık muayyen nispetler altında karıştırılmış ve kalemin tabiatı ona göre ayarlanarak yazışta harekete hakim kılınmıştır. Bundan dolayı gözlü ve başlı harflerin hareketi Ma'kilide dört iken bunda üçe indirilmiş olduğundan Kufinin her çeşidinde başlı ve gözlü harfler üçgenimsi ve yuvarlağımsı durum alırlar. Her harf en az üç hareketle vücuda gelir.

c) Aklam-ı Sitte : İslam yazıları arasında Aklam-ı sitte diye şöhret bulmuş olan ve Şeş kalem dahi denilen Kufiden sonra mevzun yazıların aslı ve kaynağı sayılan altı kalemin neler olduğu hakkındaki görüşler oldukça farklıdır. Akalm-ı sitte Ma'kil ile Kufi'nin karışımından değil Kufi'den çıkarılmıştır


korgun

12 yıl önce - Cmt 07 Oca 2006, 03:04





elif özdemir
12 yıl önce - Cmt 07 Oca 2006, 15:46
YAPRAK ÜZERİNE HÜSN-İ HAT


YAPRAK ÜZERİNE HÜSN-İ HAT:
Yılın belli bir zamanında toplanarak özel bir konservasyon işleminden geçen yapraklar, bir yıl süreyle bekletildikten sonra kullanılır. Kavak ve kestane yaprakları tercih edilir.
Kağıt gibi aherleme işlemine tabi tutulan yaprağın üzerine uygulanan hat kompozisyonunda, özel olarak sanatçı tarafından imal edilen is mürekkebi kullanılır
Yaprak, İslam Tasavvufu'nun evrenin birliği temasını ifade eden bir semboldür. Evrenin makro özelliklerinin. insanın iç dünyasında var olması gibi, yaprak da ağacın ve dolayısıyla tüm doğanın döngüsünü ve ruhundan bir parçayı bünyesinde taşır. Onun üzerine yazılan hat, evrenle bütünleşir.  
Bu sanatın ortaya çıkmasında, yaprak formunun sembolik kalp şekli ile olan benzerliği büyük rol oynar. Tüm bu felsefi açılımın, insanla ve onun inanç sistemleri ile olan direk bağlantısı bu form aracılığı ile başlar  
Yaprak üzerine hat uygulamaları, Türk Sanatı'nın İslam Sanatı'na yaptığı en büyük katkılardandır. Uygulamaları tekli, üçlü, beşli, yedili, dokuzlu ve onbirli gibi çeşitli kompozisyonlarda olabilmekle birlikte, sadeliği ve anlatım gücü ile tekli kompozisyonları en çok tercih edilenleridir.

Örnekler:
 

 


elif özdemir
12 yıl önce - Çrş 01 Şub 2006, 13:16

Tarih Satırlarında Hat Sanatı...
Hazret-i Muhammed'ten, Kur'an-ı Kerim'in toplanmasından sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da, doğal olarak büyük aşamalar göstererek mimarlık, bezeme ve musiki gibi önemli bir sanat kolu olmuştur. Başlangıçta "Ma'kıli" denilen basit ve düz çizgilerden oluşan yazıdan Hazreti Ali'nin "kufi" hattı bulduğu söylentiler arasında yer alır. Yazıların anası denilen kufi hat, birçok yazı türüne kaynak olmuştur. Altı kalem denilen ve Hat ve Hattan'da saptanan sıralamaya göre Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhani, Tevki ve Rikaa kalemleri ortaya çıkmıştır.
Sülüs ve Nesih yazılarının İbn-i Mukle (885-940) tarafından ortaya konduğu kabul edilir. Muhakkak ve Reyhani yazılarını bulup, kurallarını belirleyen hattat da, 11. yüzyılda yetişen İbn-i Bevvab adıyla tanınan Bağdatlı Ahmet İbnü'l Fazl'dır. Ta'lik yazıyı bulan ise kesin olarak bilinmemekle birlikte, değişik söylentiler yer alır. Hat ve Hattan'a göre ise, Hoca Ebu'l-Al'dir.
Abbasi halifelerinden Musta'sımıya (1299) gelinceye kadar kamış kalemin ağzı düz kesilirmiş. Yakut eğri keserek, Aklam-ı Sitte'yi kurallara bağlayıp, yazı sanatına yeni bir görünüş kazandırmış, diğer hattatlar ise onu izlemek durumunda kalmışlar.
Hat sanatı, Abbasilerden sonra Türklerin ve İranlıların elinde gelişmesini sürdürmüş. Büyük Selçuklulardan Anadolu Selçukluları’na uzanan süreçte hat sanatında kullanılan yazı türlerinde farklılık görülmemektedir. Bu dönemde kullanılan yazı türleri sülüs, nesih, muhakkak ve reyhani'dir. Mevlana Müzesi'nde sergilenen Ebulizz Ömer Bin Ali tarafından muhakkak ve reyhani hattıyla yazılmış olan Kur'an (1206) Selçuklu döneminin seçkin örneklerinden biridir.
Osmanlı hattının Türk zevkini yansıtan bir üslup olarak ortaya çıkması 15. yüzyıl sonlarını bulur. Dönemin ünlü hattatları Ahmet Şemseddin Karahisari, Yakut el-Mustasımi ve hat sanatında yeni bir çığır açan, koyduğu kurallarla Şeyh Üslubu denilen okulun oluşmasına neden olan isim Şeyh Hamdullah (1429-1520)'dır.
Osmanlı hat sanatında klasik üslub 17. yüzyılın ikinci yarısında, olgunlaşmaya başlarken, hat tarihinde yeni bir üslup, "Hafız Osman" (1642-1698), okulu olarak ortaya çıkar. Kitap ve murakkaların dışında, Aklamı sitte yazıları kitabe ve levhalarda da kullanılmış.
Normalden büyük yazılan bu yazılara celi yazı adı verilmekte. Celi yazı adı sadece, muhakkak, sülüs ve nesih için kullanılmakta. Bursa'da Ulu Camii ve Yeşil Camii yazıları, Osmanlı celisinin ilk habercisi sayılır. Celi yazının gelişmesi Ali bin Yahya Sofi ile başlamıştır. 19. yüzyılda celi yazıda iki okul adı geçer, Mustafa Rakım ve Mahmut Celalettin okulları. Aklamı sitte'nin dışında kalan talik yazı İranlılar tarafından bulunmuş, Anadolu'ya İran'lı İmad'ın talebesi Buharalı Derviş Abdi tarafından getirilmiştir. 19. yüzyıla kadar İran etkisinde olan talik yazı, Mehmet Efendi Yesari ve oğlu Yesarizade Mustafa İzzet Efendi tarafından Türk zevkinin katılmasıyla gelişmiştir.  Divan'da alınan kararların yazıldığı Divan yazı çeşidi, Türkler tarafından bulunan 15. yüzyılda Tacüddin adlı hattat tarafından geliştirilerek, 19. ve 20. yüzyılda en güzel örnekleri verilmiştir. Ferman, menşur, berat ve anlaşmalarda kullanılmış Celi divanı adlı bir yazı türü de satırlar arasında yer alır. Osmanlılar tarafından bulunan Rık'a yazısı 19. yüzyıl başından itibaren yaygın bir biçimde kullanılmış. Türklerin bu süsleme dalında sağladıkları gelişme "Kur'an Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı" denmesine neden olacak kadar önemli bir yer tutar.

Bugün camilerimizde hat sanatınından örnekler görmekteyiz, ayrıca ev eşyalarında ve hatta artık davetiyelerde dahi bu yazı kullanılıyor.


elif özdemir
12 yıl önce - Çrş 01 Şub 2006, 13:20

HAT SANATI VE KONYA
Hat; çizgi, satır, padişah yazısı anlamına gelir. Arap harflerinden doğarak İslam medeniyetinde müstakil ve olağanüstü bir mevki kazanan güzel yazı sanatıdır.
Batıda hüsn-ü hat karşılığında ; calligrafi tabiri kullanılmaktadır.
Hattat; el yazısı çok güzel,olan sanatkar, iyi yazı yazan, , yazı yazmakta usta ve becerikli kimseye denir.
Hat sanatı; kamış kalem, is mürekkebinin işbirliği ile insan elinin vücuda getirdiği bir çizgi sanatıdır.
Hat sanatı; yazı temeli üzerine kurulmuş bir resim sanatıdır diyebiliriz.
Bu sanatın sanatçısına hicri ilk asırlarda, katip, küttap, verrak, daha sonrada hattat denilmiştir.
Hat, mimarlık, tezyinat, resi gibi, müstakil, görende hayranlık uyandıran bir sanattır. Tenasüp, ihtişam, ulvilik gibi sanat unsurlarıyla güzel sanatlar arasında önemli yerini almıştır.
Avrupanın bu günkü resim anlayışında varmak istediği seviyeye islam alemi hat sanatıyla asırlar önce ulaşmıştır. Modern resmin öncülerinden Picasso’ya “Benim resimde varmak istediğim son noktayı İslam yazısı çoktan bulmuş” dedirten bu anlayış olmuştur.
Bu yazıların olgunlaşmasında, güzelleşmesinde Türklerin büyük katkısı olmuştur. Bu gerçek şu sözlerde ifadesini bulmaktadır: “Kur’an-ı Kerim Hicazda nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.”
Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkentlik eden Konya da bir kültür ve medeniyet merkezi olarak 13. Y.Yıldan başlayarak günümüze kadar her alanda olduğu gibi hat alanında da önemli sanatçılar yetiştirmiştir.
Cumhuriyet öncesi her türden okulda hüsn-ü hat dersleri okutulmuştur.
Konya’da da hemen hemen tüm medreselerde hattat yetiştirilmiştir. Ancak bu konuda en çok adını duyuran medrese; Özdemirli Medresesi olmuştur.Bu medrese normal eğitiminin yanında adeta güzel yazı okulu gibi çalışmıştır. Elbette bu özelliğin kazanılmasında hat sanatında ülke çapında şöhret sahibi müderrislerin görev yapmasının payı büyüktür.
Bu medresenin müderrisi; ünlü hattat Başaralızade İbrahim Hakkı Efendidir. Sille’nin Başarakavak köyünde 1828’de doğan hattatımız 63 tane Kur’an-ı Kerim yazmış, zamanın padişahı II.Abdülhamit,tarafından ödüllendirilerek maaşa bağlanmıştır.
Konya yüzlerce hattat yetiştiren Başaralızade İbrahim Hakkı Efendi 1894'de vefat etmiş mezarı Mevlana türbesi hazinesindedir.
Cumhuriyet döneminde; İmam-Hatip Liselerinde, Yüksek İslam Enstitülerinde ve İlahiyat Fakültelerinde Hüsn-ü hat dersleri okutulmuş ve hat sanatının gelişmesine katkıda bulunulmuştur.
Bu gün Konya’ da Selçuk Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi’nde Hüsn-ü hat Bölümü açılmış olup güzel yazı eğitimi vermektedir. Hem de ünü ülkemiz sınırlarını aşan iki Konyalı hatattımız, Doç.Dr.Fevzi GÜNÜÇ Yrd.Doç. Hüseyin ÖKSÜZ tarafından.



korgun

12 yıl önce - Cmt 04 Mar 2006, 13:35
Kalligrafi Takımı




(+)


esraca
12 yıl önce - Cmt 04 Mar 2006, 22:23



(+)
Nas Suresi - Mevlana Camii (Ankara)


Bilal533416
12 yıl önce - Pzr 05 Mar 2006, 19:39

Bilgisayarla yaptığım birkaç acemice deneme.

 


 


 


sabahattin kayış

12 yıl önce - Pzr 05 Mar 2006, 21:44
Hat sanatımız unutuluyor mu?


Bilal'in çalışmalarından cesaretle bilgisayarda uyguladığım "Muhammed" yazılı bir çalışmamı sunuyorum.. zira koskoca bir sanat unutuluyor!  

(+)


Bu çalışmayı beğendiyseniz eğer başkaları da var.. göndermeye değer!



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
123 ... 333435   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET