1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2 |
 |
Karani Eseroğlu
17 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 03:11
Sevgili Göçmen, olayın başka bir yönü daha var.
Fatura sadece insanlara değil, haşa Allah'a da çıkarılıyor.
İki arkadaş oturup güzelce kafaları çekiyorlar.
Biri : " Ben bu kafayla araba kullanamam" deyip taksi çağırıyor.
Diğeri :" Ben bu kafayla daha iyi kullanırım, evvelallah birşey olmaz" diyor.
Tabi olan oluyor.
İkinci vatandaşın söyliyeceği şu:
"Ben ne yapabilirim, Allah'tan geldi"....
|
 |
csanan
17 yıl önce - Pts 13 Şub 2006, 23:38
Başa gelen sevimsiz olayların birçok nedeni olabilir...zamanlama, koşullar, ruh hali v.b...Gerçekten de nedeni siz olmayabilirsiniz - yani eve giren hırsızın hiç mi suçu yoktur? -
Önemli olan ayırdına varmak ve değişime istekli olmak. Yani, benzeri olayların tekrarında şöyle bi düşünmekte fayda var...
Tabii, bireysel sorumluluk almak daha derin bir mevzu...Evveliyatı var; demokratikleşme, nesnelleştirme, eleştirellik - yerden yere vurmak değil ama irdeleme, anlamaya çalışma, çözümleme becerisi - kendinle barışık olma, çok yönlü düşünme yetisi...bu böyle gider...
Şimdi, " birey olcam " derken " bencil " olunduğu için - ne yazık ki, bireyselik denilen kavramı da ithal ettiğimizden - sorumluluk almak da neymiş?! Çok enayice ve yorucu bir durum! Yaşadığımız dünyada, sorumluluk alan herkesin başı derde giriyor, kulp takanlar ise sıyrılıyor...Ve şimdi gençler, bu işin becerisini geliştirmeye çabalıyor. Başarı burada gizli!
Ne kadar kötümser gibi gözüksem de...benim yine de umudum var...Umutsuz yaşanmıyor
|
 |
göçmen
17 yıl önce - Pzr 12 Mar 2006, 20:20
csanan:
| Alıntı: |
| Şimdi, " birey olcam " derken " bencil " olunduğu için - ne yazık ki, bireyselik denilen kavramı da ithal ettiğimizden - sorumluluk almak da neymiş?! Çok enayice ve yorucu bir durum! Yaşadığımız dünyada, sorumluluk alan herkesin başı derde giriyor, kulp takanlar ise sıyrılıyor... |
son derece haklisiniz...
bir gurubun icinde gizlenip, olan bitenlere karsi hicbir sekilde sorumluluk hissetmeyen insanlardan olmak oldukca kötü birsey. Elimizden geldigi kadar, hic olmazsa söz sahibi oldugumuz alanlarda, sorumluluk almak, baskalarindan medet ummayi birakmak zorundayiz.
benden garip bir örnek, gectigimiz carsamba günü basima geldi;
carsamba aksamlari kapali bir spor salonunda futbol oynuyoruz(iclerindeki tek Türk benim, yabanci olarak bir-iki hirvat, ukraynali arkadas da var). Ayrica 12 erkegin yaninda 2-3 tane bayan da düzenli olarak her hafta oyuna katiliyor. Bu haftaki oyunda benimle ayni takimdan kız dogru düzgün topa vuramiyor, attigimiz paslari ziyan ediyordu. Karsi takim ise bize oranla epey güclüydü. Haliyle yenilmek kimsenin hosuna gitmez. Ben de bu yüzden bir kac kere topu kendim kullanip gol attim ama yine de bir farkli yenildik. Mactan sonra birinin omzuma dokundugunu hissettim, baktim bizim bayan oyuncumuz, bana "sahsi oynamam gerektigini bunun bir takim oyunu oldugunu" söylüyor.
Hic birsey demedim, ama canımı sıktı, bana bürokrasideki insanlari hatirlatti, kendi görevini yapmaktan acizken, baskalarinin yaptigi islerde kusur arayan insanlari.
sevgiyle kalın,
|
 |
Tunc
17 yıl önce - Sal 14 Mar 2006, 01:01
Sen yinede Canını sıkma, Hele hele hic ofkelenme..
Adam 3 yaşındaki kızını, çok pahalı bir hediye kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız altın yaldızlı kağıdı, bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı. Yılbaşı sabahı küçük kızı paketi uzatıp "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına? Bir gece önce yaptığından utandı. Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu... Kızına gene bağırdı; "Birisine bir hediye verdiğinde kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?" Küçük kız gözünde yaşlarla babasına baktı. "O kutu boş değil ki baba!" dedi. "İçini öpücüklerimle doldurmuştum...”
Adam öyle fena oldu ki. Koştu kızına sarıldı. Beraberce ağladılar. Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının baş ucunda sakladı.
Ne zaman keyfi kaçsa, morali bozulsa, kendini kötü hissetse, kutuya koşar, minik kızının hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı...
Aslında bütün anne-babalara çocukları böyle bir altın kutuyu, hiç bir karşılık beklemeden sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin bundan daha değerli bir armağana sahip olabilmesi mümkün değil herhalde...!
|
 |
göçmen
17 yıl önce - Cmt 06 May 2006, 16:40
Neden?
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.
- "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?" diye soruyor...Sonra anlatmaya başlıyor:
- "Sevgi üç türlüdür!.."
Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..
Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..
- "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi, karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde de, düşkırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.
Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar..
- "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.." İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. İlginç değilmi?..
İkinci türe geçiyoruz: "Çünkü" türü sevgi... Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır".
Örnek mi?.. "Seni seviyorum". Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)" "Seni seviyorum". Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..
- " Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.
Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor, Toyotome.. "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor.
Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.. Birincisi.. "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.."İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar. İkincisi de.. "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş. Daha acısı.. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş..
Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor..
Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.."Ve işte sevgilerin en gerçeği!.
* * * "Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" *** diyor yazar.
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgide değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birşey olduğu için" değil, "Birşey olmasına rağmen" sevilir. Güzelliğe bakar mısınız?.. Rağmen sevgi..
Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.."Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..
- " Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanızda,olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin?.. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. Şu soruma cevap verin" diyor.
- "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmezmiydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.." Devam ediyor Toyotome..
- "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmezmiydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?."
- "Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor:
- "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi.. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."
Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor..
Anlatıyor.. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.. "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."
|
 |
hakan gerçek
17 yıl önce - Cmt 06 May 2006, 17:04
Aşağıda anlatacağım araştırma sadece insanlar hakkında değil hayvanlar arasıda bile normal hayatlarında herşeyden nekadar etkilenebildiklerini bence ispat ediyor.
Kafese beş maymunu koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır, bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar, bir sure sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun koyulur, ilk yaptığı is muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer, bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.
En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır, diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur.
Son olarak en bastaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve besincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asili olduğu halde artik hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır.
Neden mi?
Çünkü burada isler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir.
|
 |
Gülümhan
16 yıl önce - Sal 12 Arl 2006, 22:36
Eğer bir insan başarısızlıkları için başkalarını suçluyorsa, başarıları içinde başkalarını kutlamalıdır.
Yapılan yanlışların suçlusunu aramak yerine bir dahaki sefere aynı hatayı yapmamak için neler yapılabileceği düşünülürse daha iyi noktalara gelebileceğimizi ümit ediyorum.
|
 |
Mehmet F.
16 yıl önce - Sal 12 Arl 2006, 22:48
Her zaman bir günah keçisi buluyoruz. Kural bu, yenemiyorsan yık, yıkamıyorsan suç at.
Biz hep SUÇ ATMAYI seçiyoruz.
Kim söyledi? kapıcı...
|
 |
hakan_sa
16 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 12:39
| Alıntı: |
BABA NASiHATI
* “Tesekkür ederim ”ve Lütfen”i çok
kullan...
* Bir meslegin hilelerini ögrenmek yerine
o meslegi çok iyi ögren...
* Baskalarini suçlamak yerine sorumluluk al...
* Bir ise baslarken,sermayenin yetersizliginden ötürü üzülme...
yaratici düsüncenin en büyük destegi yetersiz sermayedir...
* Çocuklarla oynarken,onlarin kazanmasina izin ver...
* Iyi bir avukat, iyi bir mali musavir ve iyi bir muslukçu tani...
* Seni elestirenlere cevap yetistirmek icin vakit harcama...
* Çocuklarina iyi miras birakmak icin hasislik etme...
* Imzaliyacagin kagittaki yazilari dikkatli oku...Iri yazilar verileni,
küçük yazilar alinani içerir...
* Asansörde is konusma...Seni kimlerin duyacagini bilemezsin...
* Bir is bitmeden parasini ödeme...
* Eskiyebilirsin... Bu dogaldir... Ama sakin köhnelesme ve
paslanma...
* Her bahar,mutlaka bir fidan dik...
* Onemli ve büyük kitaplari,okumazsan bile satin al...
* Insanlarin isimlerini hatirla...
* Ayakkabilarin hep boyali ve dislerin hep beyaz olsun...
* Bir kavgaya girersen ilk sen vur ve hizli vur...
* Sana nasil muamele edilmesini istiyorsan,sende insanlara
öyle davran...
* Is iliskilerinde, aile münasebetlerinde de en önemli unsurun
“Güven” oldugunu asla unutma...
* Kimsenin seni sarhos etmesine meydan verme...
* Kredi kartini, kredi almak icin degil, ödeme kolayligi için
kullan...
* Ucuz araba kullan,ama alabilecegin en güzel evi al...
* Adam gibi üc fikra ögren...
* Sevinçlerini sakin erteleme...
* Her yemekten önce sükret...
* Bir arkadasina sirrini açmadan önce iki kere düsün...
* Maas çekini imzalayan kimseleri asla elestirme...
* Kaybedecek seyleri olmayan insanlardan kork...
* Çocuklarin, adalet kelimesini duyduklarinda
seni hatirlayacak gibi yasa...
* Gözünün önünde hep güzel seyler bulundur...
* Kendini ve baskalarini affetmesini bil...
* Seni seven insanlari koru...
* Gözünün önünde hep güzel seyler bulundur...
* Kendini ve baskalarini affetmesini bil...
* Zorda olsa ailenle tatil yapmak için her seyi dene. Çünkü
bu tatildeki anilar, hayatinin en degerli anilarindan biri
olacaktir...
* Basariyi, iç huzura kavustugun, saglikli
oldugun ve sevildigin zaman degerlendir...
* Iyi bir evliligin iki seye bagli oldugunu unutma.
Birincisi; Dogru insani bulmak. Ikincisi; Dogru insan olmak...
* Ebeveynlerini, karini ve cocuklarini
elestirmek istedigin zaman dilini isir... |
Babaların nasihatlerine kulak vermek gerek!
|
 |
_serhat
16 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 20:11
Maalesef Ülkemizde genelde kaba kuvveti az olanlar suçlu galiba
Başımdan geçen traji komik bir hadise anlatmak istiyorum.
Bir gün Bursa da bir ara caddede tam arabamdan inmiştim ki acı bir fren sesiyle irkildim. Beş ,altı yaşlarında bir erkek çocuk aniden caddeye fırlamıştı o esnada caddeden geçen otomobil çocuğa çarpmayıp son anda durabilmişti işte olanlar bundan sonra oldu! Uzun pardüseli oldukça şişman bir kadın (Annesi) zaten korkudan ağlamakta olan çocuğuna sille tokat girmeye başladı, araba değil ama kadın çocuğu yerle bir etmeyi başardı.(ceza kesildi suçlu çocuk) Fakat tam o sırada karşıdaki dükkandan büyük bir hışımla çıkan bir adam (Kocası), ardı ardına indirdiği yumruk darbeleriyle o koca cüsseli kadını yarım dakika içerisinde nakavt edip son noktayı koydu(Asıl suçlu kadın) SEVGILER
|
 |
sayfa 2 |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|