Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
nerminkumbar

13 yıl önce - Cum 16 Arl 2005, 00:01
[İST-A1.85] - Medyada İETT Haberleri



Arkadaşlar Medyada çıkmış eski ama dikkat çekici İETT ile bildiğiniz haberler var ise bu başlık altında arşiv yapalım.

Cinnet kurbanı İETT amiri, Bulgar zulmünden kaçmış

Gaziosmanpaşa’da otobüsün hareket saati konusunda çıkan tartışmada pompalı tüfekle öldürülen İETT Hat Amiri İbrahim Yıldız’ın 1989’da Bulgar zulmünden kaçarak Türkiye’ye geldiği öğrenildi. İETT çalışanları, Yıldız’ın en büyük hayalinin çocuklarının üniversite diplomalarını görebilmek olduğunu söyledi. Yıldız’ın cenazesi, yakınları ve mesai arkadaşlarının gözyaşları arasında Cebeci 500 Evler Mezarlığı’nda toprağa verildi.

1989 yılında Bulgaristan’daki zulümden kaçarak Türkiye’ye gelen Yıldız, dokuz yıldır İETT’de çalışıyordu. Son iki yıldır harekat amirliği yapan Yıldız’la aynı gün görevde olduklarını bildiren arkadaşı Rıfat Kahraman, “Ailesine acı haberi ben vermek zorunda kaldım.” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Yıldız’la birlikte emekli olduktan sonra sessiz bir yere yerleşme hayalleri kurduklarını anlatan Kahraman, Yıldız’ın en büyük hayalinin çocuklarının üniversite eğitimini tamamlamaları olduğunu söyledi.

Kahraman’ın anlattığına göre Yıldız’ın hayatını kaybettiği olay şöyle oldu: “Yunus Emre otobüs durağında bekleyen yolcular otobüslerinin gelip gelmeyeceğini sordu. Şoför ise beklenen otobüsün arkadan geldiğini söyledi. Selim Özcan (25) adlı yolcu bu gecikmeye küfrederek, ‘İETT şoförleri hep böyledir.’ şeklinde hakaret etti. Özcan ile şoför tartışmaya başladı. Bunu gören Yıldız, hemen olay yerine gitti ve tartışan vatandaş ile şoförü yatıştırmaya çalıştı ve yolcuyu, otobüse bindirerek gönderdi. Yıldız, şoför meslektaşını da sakinleştirmek için kulübeye götürdü. Ancak otobüse bindirilen yolcu evine giderek pompalı tüfeğini almış. Geri döndüğünde kulübede bulunan İbrahim Yıldız, Ahmet Çetin ve Muzaffer Tez’in üzerine kurşun yağdırdı. Diğer iki görevli hafif yaralanırken Yıldız kafasından aldığı kurşun yarası nedeniyle hayatını kaybetti.”

Aile yakınları, Yıldız’ın, her zaman olduğu gibi olay günü de işine giderken eşi ve çocuklarıyla vedalaştığını dile getirdi. Yakınları, Yıldız’ın o güne kadar kimseyle kavga etmediğini, en sert tartışmaları da uzlaşı ile sonuçlandırmanın yollarını aradığını kaydetti.

İki genç bıçakla saldırdı

Bu arada Edirnekapı garajında yapılan törene katılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, “Cennet ülkemiz cinnet ülkesi haline geldi.” diye konuştu. Gürtuna, Yıldız’ın çocuklarının üniversiteyi tamamlamaları konusunda yardımcı olacaklarını bildirdi. Yıldız’ın eşi Gülten, üniversite öğrencisi oğlu Mehmet ve kızı İlknur’un da hazır bulunduğu törene katılan meslektaşları, Gürtuna’ya “Can güvenliği istiyoruz” ve “Bize sahip çıkılsın” diye seslendi. Daha sonra cenaze arabasına yerleştirilmek istenen Yıldız’ın Türk bayrağına sarılı tabutu, meslektaşlarının ısrarı üzerine araca yerleştirilmeyerek omuzlara alındı. Bu şekilde yolu trafiğe kapatarak Edirnekapı’ya kadar ilerleyen grup ile yolun kapatılmasına tepki gösteren bir otomobildeki 2 genç arasında sözlü tartışma çıktı. Tartışmanın küfürleşmeye dönüşmesi üzerine sayıları yaklaşık 50’yi bulan İETT çalışanı, 2 genci aralarına alarak dövdü. Öfkeli İETT’cilerin uzaklaşmaları için bıraktıkları gençler, bu kez araçlarından aldıkları bıçakla tekrar gruba saldırmak istedi. Gençlerin elinden bıçağı alan İETT’ciler, aynı kişilere yine dayak attı. İki genç, daha sonra araçlarına binerek olay yerinden uzaklaştı. İETT Hat Amiri İbrahim Yıldız’ın cenazesi, Sultançiftliği Merkez Camii’nde öğleyin kılınan namazdan sonra Cebeci 500 Mezarlığı’na defnedildi.

kaynak:zaman gazetesi Mükremin Albayrak, Seyfettin K / İstanbul 30.09.2002


nerminkumbar

13 yıl önce - Cum 16 Arl 2005, 00:05



İETT şoförünün psikolojisi bozuk


İstanbul’da hergün yaklaşık 1.5 milyon yolcuyla muhatap olan İETT şoförlerinin psikolojik sorunlar yaşadığı belirtildi.

Yapılan araştırmaya göre İETT şoförlerinin yüzde 8’i psikiyatrik tedavi görürken, yüzde 24’ü de psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarına karşın kendi yöntemleriyle sorunlarıyla başetmeye çalışıyor. Sadece yüzde 6’sı öfkesini kontrol edebilen şoförlerin, yüzde 34’ü her gün, yüzde 18’i de haftada bir kez yolcularla tartışıyor.

Belediye-İş Sendikası İstanbul İETT Taşıt Şubesi ve İETT Çalışanları Derneği’nin işbirliğinde İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı (İNSEV) tarafından yapılan araştırma kapsamında, toplam 758 şoförle görüşüldü. İETT sürücülerinin çalışma koşullarına ilişkin gerçekleştirilen araştırmada, şoförlerin yüzde 85’inin dinlenmek ve yemek için yeterince zaman ayıramadıkları ortaya çıktı. Şoförlerin yarısı dinlenmek ve yemek yemek için hiç zaman ayıramadığını, yüzde 35’i ise biraz zaman ayırabildiğini ifade etti.


UYKUDAN BOĞULUR TARZDA UYANMA
Araştırmaya katılan şoförlerin yüzde 73.9’u gece uykularını tam alamadıklarını, yüzde 69’u da “gündüz uyumaya eğilimli olduklarını” kaydederken, yüzde 53’ü horlama, yüzde 21’i ise “uykudan boğulur tarzda uyanma” rahatsızlığı bulunduğunu bildirdi.

Şoförlerin yüzde 8’inin psikiyatrik tedavi gördüğü, yüzde 24’ünün de psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarına karşın tedavi için başvurmayarak kendi yöntemleriyle sorunlarıyla baş etmeye çalıştıkları saptanan araştırmada, katılımcılardan sadece yüzde 6’sı öfkesini kontrol edebildiğini, yüzde 10’u ise “sürekli öfkeli olduğunu” bildirdi. İETT şoförlerinin yüzde 67’si “öfkelerini içe atmakta güçlük çektiklerini” belirtirken, yüzde 5’i “öfkelerini tümüyle içe attıklarını”, yüzde 5’i “tümüyle dışa yansıttıklarını”, yüzde 48’i de “çoğunlukla dışa yansıttıklarını” kaydetti. Aynı şoförlerin yüzde 34’ü her gün, yüzde 18’i de haftada bir kez yolcularla tartıştıklarını ifade etti. Şoförlerin yüzde 82.5’i sigara içtiğini söylerken, bunların yüzde 15’i günde 2 paket ve daha fazla kullandığını belirtti.


ÖFKE DÜZEYLERİ YÜKSEK

Araştırmadan elde edilen sonuçları değerlendiren İNSEV Başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, İstanbul’un trafiğinde tresli ve zor çalışma koşullarında görev yapan İETT şoförlerinin öfke düzeylerinin “anlamlı oranda” yüksek bulunduğunu söyledi. Öfkesini büyük oranda kontrol edenlerde halsizlik ve baş dönmesi, sıcak ya da soğuk basması, migren ya da baş ağrıları ve ülser sorunları saptandığını vurgulayan Kılıçaslan, şoförlerin öfke durumlarının fiziksel sağlıklarını önemli ölçüde etkilediğini bildirdi. Kılıçaslan, ağır çalışma şartlarının hafifletilmesinin de önemine işaret etti.


KOLTUK BEL, DİREKSİYON KAS AĞRITIYOR

İETT şoförlerinin görev yaptıkları bazı otobüslerin ergonomik açıdan hiç iyi olmadığına dikkat çeken Kılıçaslan, şoförlerin kötü koltuklar nedeniyle bel, direksiyon nedeniyle de kas ağrısı çektiklerini söyledi. Kılıçaslan, fizik tedavi uzmanlarının tavsiyeleri doğrultusunda ve ergonomik standartlarda koltuk alınması gerektiğini kaydetti.


Çalışma koşullarından kaynaklanan en önemli sorunların; otobüslerin fiziksel koşullarından oluşan ortopedik hastalıklar, çalışma ortamının yarattığı stres faktörüne bağlı öfkelilik durumu, düzensiz ve uzun çalışma koşullarına bağlı uyku bozuklukları olduğunu ifade eden Kılıçaslan, araştırmaya göre İETT şoförlerinin temel ihtiyacının ise fazla mesaiye gerek duymadan istedikleri ücreti alabilmeleri ve dinlenmeleri olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak: Ntvmsnbc 25 Mart 2004 Perşembe


Mustafa Kumbar

13 yıl önce - Cum 16 Arl 2005, 15:52

İstanbul’a ‘hidrojenli’ İETT Otobüsleri   NTV-MSNBC 18/11/2004

Merkezi İstanbul’da bulunan Uluslararası Hidrojen Enerji teknolojileri Merkezi’nce yürütülen proje uyarınca, hidrojen yakıtlı 12 otobüs 2007 yılı başında İstanbul’da sefere çıkacak.

Sessiz çalışan, verimleri yüksek ve egzoz emisyonları “sıfır” olan bu otobüslerin, Topkapı-Beşiktaş, Edirnekapı-Vezneciler, Yedikule-Eminönü ve Yıldıztabya-Vezneciler hatlarında yolcu taşıyacağı bildirildi.

Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Teşkilatı’na (UNİDO) bağlı olarak kurulan ve merkezi İstanbul’da bulunan Uluslararası Hidrojen Enerji Teknolojileri Merkezi, İstanbul’da hidrojeni yakıt olarak kullanan otobüs projesini uygulamaya aldı.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mühendislik Fakültesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Öğretim Üyesi ve projenin yürütücüsü Doç. Dr. Ali Ata, temiz yakıt hidrojenle çalışacak İstanbul’daki otobüs projesinin, mühendislik hesaplarını içeren keşif aşamasında olduğunu kaydetti.

Maliyetinin yarısı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan, diğer yarısı da yurtiçi kaynaklardan karşılanacak projenin hesaplanan bütçesinin 2005 yılı başında BM organlarına sunulacağını belirten Ata, yapılan hesaplara göre projenin toplam maliyetinin 22 milyon 400 bin doları bulacağını belirtti.

Ata, bu rakama sadece otobüs alım maliyetlerinin değil, hidrojen üretim, dolum ve dağıtım sistemleri ile gerekli teknik kadronun kurulmasının da dahil olduğunu söyledi.

12 HİDROJEN YAKITLI OTOBÜS

Proje ile İstanbul’da 12 adet hidrojen yakıtlı otobüsün çalıştırılmasının kararlaştırıldığını ifade eden Ata, şunları kaydetti:

“Hidrojen yakıtı bildiğimiz içten yanmalı motorlarda benzin yerine kullanılabildiği gibi, yepyeni bir teknoloji olan ve kimyasal enerjiyi elektriğe çeviren yakıt pili dediğimiz sistemlerde de kullanılmaktadır. Yakıt pillerinde mekanik sistem olmadığı için hareketli parça içermez, bu nedenle sessiz çalışır. Bakım onarımları kolaydır. Verimlilikleri daha yüksek, en önemlisi de egzoz emisyonları sıfırdır. Bu avantajları nedeniyle çevreye duyarlı geleceğin teknolojileri olarak değerlendirilmektedir.”

İstanbul’da sefere çıkarılacak hidrojen yakıtlı 12 otobüsün 8’inin yakıt pili sistemli, 4’ünün ise diğeriyle karşılaştırılması için içten yanmalı sistemle çalışacağını belirten Ata, “İçten yanmalı motorlar, yapılarında önemli oranda değişim sağlanarak, saf hidrojen yanmasına elverişli hale getirilebilmektedir. Bu tür araçlar yakıt pili temelli ekonomiye geçişte bir ara dönem olarak görülmektedir” dedi.

2007’DE SEFERE BAŞLAYACAKLAR

Ata, projede finansman desteklerinin 2005 yılı içinde netlik kazanmasının ardından ilk otobüs siparişlerinin 2005 yılı sonları, 2006 yılı başlarında verilebileceğini belirtti.

Hidrojenli otobüslerin imalatının günümüz teknolojisiyle en az 15 ayı bulduğunu dile getiren Ata, hidrojen istasyonu kurulumunun ise bir yılda tamamlanabildiğini kaydetti. Ata, “Bu hesaplarla 2007 yılı başlarında İstanbul sokaklarında daha önce hiç rastlamadığımız otobüslerle seyahat edebileceğiz. Otobüslerin test süresi 2 yılda tamamlanacak, ülkemiz ve İETT eşsiz bir birikimine sahip olacaktır” dedi.

Ata, projenin en önemli amacının geleceğin teknolojisini Türk halkına tanıtarak bu konuda dikkatleri çekmek olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Sanayi ve bilgisayar çağlarını kaçırmış olan ülkemizin, hiç olmazsa bu trene zamanında binmesini sağlayarak, teknoloji satın alan değil satan konumuna yükselmesine katkıda bulunmaktır. Proje, çeşitli safhalarında yerli sanayicimizi de kapsamaktadır. Yerli otobüs firmalarına da çeşitli imkanlar doğabilecektir. Ayrıca hidrojen üretiminde de yerli sanayicimize büyük imkanlar gözükmektedir. Günümüz dünyasında hidrojen temelli teknolojiler, işsizliğin yüksek boyutlarda olduğu ülkemiz için büyük imkanlar sunacak.”

Ata, İstanbul’da İETT ve halk otobüsleriyle yılda 500 bin ton sera etkisi oluşturan egzoz gazının havaya karıştığını belirterek, otobüslerde ağırlıklı olarak hidrojen kullanılmasıyla egzoz emisyonunun büyük ölçüde azalacağını vurguladı.

AB’nin şu anda her bir ton karbondioksit indirimi için 6-7 Euro teşvik öngördüğünü de belirten Ata, hidrojen yakıt sistemine geçişin büyük bir ekonomik kaynak yaratacağını da kaydetti.



Mustafa Kumbar

13 yıl önce - Pzr 18 Arl 2005, 20:39



Şiddet gaza bastı


19.04.2004 aksiyon


İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerdeki toplu taşıma araçlarında yaşanan şiddet olayları arttı. İşe giderken, eve dönerken bindiğiniz otobüste, dolmuşta hastanelik olabilir, hatta öldürülebilirsiniz. Kente uyum sağlayamayan magandaları durdurmak için yetkililerin frene basması gerekiyor.
"Kadıköy Kozyatağı"nda otobüs dolu olduğu için ön kapıdan inmek isteyen yolcu, tartıştığı İETT şoförü tarafından 4 yerinden bıçaklandı. Olay sonrası otobüsü Bostancı Karakolu"na çekip teslim olan şoför "Pişman değilim" dedi. Aynı şoför, daha önce bir yolcuyu levyeyle öldüresiye dövmüş, son sürat çarptığı arabanın yarısını yok etmişti."


"Topkapı-Sarıgazi seferini yapan "özel halk otobüsü"nün şoförü Kavacık Köprüsü"nde yolcu indirdiği için kendisini uyaran pop müzik sanatçısı Hakan Peker"in otomobilini sıkıştırdı. Ardından el frenini çekip sanatçıya sopalarla saldırdı."

"Mecidiyeköy"de evine gitmek üzere Vatan Gazetesi"nden çıkan gazeteci Ercan Arıklı"ya, otobüslerin kullandığı tercihli yolun karşı tarafına geçmeye çalıştığı sırada özel halk otobüsü çarptı. Arıklı bir halk otobüsü cinayetine kurban gitti. Gözaltına alınan şoför, iki ay sonra serbest bırakıldı."

"Daha fazla yolcu almak için hız yapan Başakşehir-Beyazıt hattındaki çalışan özel halk otobüsünün şoförünü uyaran gazeteci-yazar Cemal Kalyoncu, Çapa durağında otobüsten indikten sonra saldırıya uğradı. Aracını Çapa durağında yardımcısına teslim eden şoför, Kalyoncu"yu takip ederek arkadan saldırdı. Yüzü parçalanan Kalyoncu ameliyata alındı."

"Harem"de bindiği halk otobüsünde taciz edilen bir bayan yolcuyu savunan Karikatürist Ahmet Kesgin, "Sen delikanlı mısın lan!" diyerek bıçak çeken dolmuş şoförü ve muavininin saldırısına uğradı."

"Taksim"de eşi ve altı aylık çocuğuyla durakta bekleyen Nihat Yaşar, minibüsçü kavgası sırasında isabet eden kör bir kurşunla hayatını kaybetti."

Eğer siz de büyük şehirde yaşıyorsanız, benzer bir olaya mutlaka şahit olmuşsunuzdur. İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde toplu taşıma araçlarında yaşanan şiddet, artık münferit olaylar olmaktan çıktı, bir olgu haline geldi. Yarım asırlık otobüsle yolcu taşıma geleneği ve yarım asırlık kentleşme deneyi, onları, rantını yedikleri kente karşı sorumluluk yüklenen yurttaşlar haline getiremedi. Dikiz aynalarında yazdığı gibi "âlem onlara hayran" değil. Halk, kent yaşamının parçası haline gelen şoförlük mesleğini lekeleyen magandalara öfke dolu.

Otobüsteki şiddet, Belediye-İş Sendikası İETT Şubesi, İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı (İNSEV) ve İETT Çalışanları Derneği"nin 806 kişiye doğrudan ulaşarak ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırmaya da yansıdı. İETT"nin "çamur at izi kalsın" mantığıyla yapıldığını ve gerçekleri yansıtmadığını iddia ettiği bilimsel çalışmaya göre, her 100 çalışandan 67"si öfkesini içe atmakta güçlük çektiğini, 5"i öfkesini tümüyle dışa yansıttığını, 48"i çoğunlukla dışa yansıttığını söylüyor. Psikolog Burcu Kıvrak"ın yürüttüğü araştırmada, "Bu sonuçlardan da görüldüğü gibi İETT işçileri öfkeleriyle baş edememekte ve ağırlıklı olarak öfkeyi dışa yansıtmaktadır. Buna öfkeyi yolculara yansıtmak, iş arkadaşlarına yansıtmak ya da evdekilere de yansıtmak denebilir" ifadeleri yer alıyor. Şoförler öfkelerini yolcuya aktardığında meydana gelenleri gazetelerin üçüncü sayfalarında görebiliyoruz.

Oysa şoför, yönetmeliklere, sözleşme hükümlerine göre, direksiyon başında yolcu sataşsa, hakaret de etse kesinlikle yerinden kalkamaz. Arabadan inemez. Birine vurmaya, sövmeye, hakaret etmeye asla hakkı yoktur. Hele saldırmaya hiç hakkı yok. Şoför böyle bir durumda olayı merkeze bildirmekle yükümlü. Eğer arabayı kullanmada güçlük çekecek derecede bir sataşma ile karşı karşıya ise arabayı sağa çekerek, en yakın karakola gitmeli. Olaya polisin müdahale etmesi gerekiyor. Şoför olayı kendi yöntemleriyle çözmeye kalkarsa -genellikle öyle oluyor- Disiplin Kurulu"na sevk edilir. Olayın boyutuna göre iki, üç, dört yevmiye kesilir. Daha da ileri giderse iş akdi feshedilir.

Peki bugüne kadar yolcusunu döven kaç şoförün işine son verildi? İETT yetkilileri "Personelimizin sicilini size veremeyiz" diyerek bu konuda bilgi vermiyor. Belediye-İş Sendikası İETT Şubesi Başkanı Sadettin Yıldırım, "Özelikle 1998"den sonra şoförlerin kavgaya karışması sebebiyle işten atıldığını duymadım" diyor. 1998 yılından itibaren sendikalar yetki anlaşmazlığı nedeniyle İETT"de inisiyatifi kaybedince kontrol İETT yönetimine kalmış. Yıldırım bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

"Yönetimin, iş yerlerinde kendi yönetmeliğine ve toplu iş sözleşmesine uyması lazım. Sözleşmeye uyulursa kurallı çalışma olur ve kimsenin hata yapma durumu olmaz. Şu anda yönetmelikteki kurallar uygulanmıyor. Sendikanın çekilmesinden sonra işi bilmeyenleri göreve getirdiler, hareket şefi dahi yaptılar. Bu dönem İETT tarihinin en düzensiz dönemidir. Toplu sözleşmede işçi alımının şartları bellidir. Eskiden sendika işvereni uyarıyordu. Yanlış insan şoför olarak çalıştırılmıyor, başka işlere yönlendiriliyordu. Şimdi bu denetim yok; işe alımlar tek taraflı yapılıyor. Daha önce işveren ve sendika çalışanı karşılıklı denetimden geçiriyorlardı. Eskiden bir şoför işe alınırken, iyi bir eğitime tabi tutuluyordu. Adam direksiyon başına geçtiğinde sendikalardaki hocalarımız yanlarından iki ay boyunca ayrılmaz, hazır olanlar trafiğe çıkartılırdı. Bugün yolcuya nasıl davranacağını bile bilmeyen insanlar trafiğe çıkartılıyor. 1998 öncesinde ise, trafiğe çıkması uygun olmayan şoför, sendikanın uyarısıyla geri plana çekiliyor, gerekli eğitim verilip tedavisi yapıldıktan sonra ancak direksiyon başına geçebiliyordu."

Bugün İstanbul sokaklarında bin 200"ü sözleşmeli, 4 bin 700 İETT şoförü ile bin 363 özel halk otobüsü şoförü, her gün 2.5 milyon İstanbulluyu taşıyor. İETT şoförleri, bir şikayet geldiğinde eksik de olsa belli ölçülerde denetleniyor. İETT"nin denetimi ve gözetimi altında faaliyet gösteren Özel Halk Otobüsleri"nde ise ciddi ve yapıcı bir denetim yok. Ticari kârın ön planda olduğu bu sarı tabelalı otobüsler, sosyal sorumluluk taşımıyor. Bir halk otobüsüne şoför olmak için E sınıfı ehliyete sahip olmak, İETT"ye 10 milyon harç yatırmak, gerekli belgeleri teslim etmek ve eğitim adı altında iki yarım gün İkitelli Garajı"nda çay içmek yeterli oluyor. Ertesi gün sertifikayı cebinize koyup trafiğe çıkabilir, yanlış yapanın da haddini bildirebilirsiniz. İstediğiniz yerde yolcu alıp, köprüde bile yolcu indirebilirsiniz. Halk otobüsü şirketleri İETT"nin çok ağır ceza kesmesinden yakınırken, Belediye-İş İETT Taşıt Şube Başkanı Sadettin Yıldırım, "Amir arkadaşlara, bazı araçlara kesinlikle ceza kesemezsin diye yukarıdan emir geliyor. Çünkü bunlar, bazı dernek başkanları ve yöneticilerin araçları. Aralarında farklı ilişkiler var" iddiasında bulunuyor. "Farklı ilişkiler"e karşılık tehditler de söz konusu. Günlük birkaç trilyonluk ulaşım pastasından pay kapanların, bu ranta mani olmak isteyenlere uygun dille gözdağı verdikleri ileri sürülüyor. Yıldırım, bu nedenle birçok İETT yetkilisinin bırakın ceza kesmeyi, saldırıya uğrayan kendi personelini bile can güvenliği endişesiyle koruyamadığını söylüyor. Ceza vermenin bir çözüm olmadığını savunan Yıldırım"a göre, böyle disiplin sağlanamaz. Kent içi toplu taşımacılıkta özel araç olmamalı. Bütün araçlar kamunun, belediyenin elinde olmalı.

Toplu taşıma araçlarında yaşanan şiddet konusunda görüşmekten kaçınan İETT Genel Müdürü Rıdvan Aslan"ın kısa bir süre önce yaptığı açıklama itiraf niteliğinde: "Şu anda halk otobüslerinde çalışma saatlerine uyulup uyulmaması, güzergâha uyulup uyulmaması ve otobüste sigara içilip içilmemesi dışında herhangi bir denetim yapamıyoruz." Öz Toplu Taşımacılık A.Ş. yöneticisi Murat Yeşilyurt ise, şoförleri kontrol edemediklerini, her türlü denetim yetkisine sahip İETT"nin bu görevi yerine getirmediğini söylüyor. Yeşilyurt, bugüne kadar hiç kimsenin sertifikasının elinden alınmadığını, hattının iptal edilmediğini teyit ediyor. İETT"nin yüz kızartıcı suçlardan dolayı atılan personelinin şu anda özel halk otobüsü koltuklarında oturduğuna dikkat çekiyor.

Özel Halk Otobüsleri ve İşletmecileri Odası Genel Sekreteri ve Özulaş Toplutaşım San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdürü Onur Orhon, kamuoyundaki halk otobüsü imajını ve bu mesleğin bir standardının olmadığını üzülerek kabul ediyor. İşletme sahiplerini ikna edebilse bütün şoförleri Londra"ya götürüp oradaki otobüslerde seyahat ettirmek istediğini söylüyor. Bundan beş-altı yıl önce halk otobüslerinde çok sayıda olay meydana geldiğini, ancak son iki yılda 2 ölümlü kaza ve bir darp olayının meydana geldiğini belirten Halk Ulaşım San. Tic. A.Ş. Genel Müdürü Neşet Çelik, bu bilançoyu olumlu bir gelişme olarak yorumluyor. Ancak, şoförlerin taşıdıkları halka karşı davranışlarını tasvip etmediğini açıkça söylemiyor. "Türkiye"nin farklı illerinden gelen , annesinin babasının eğitemediği 25-30-40 yaşlarındaki insanları eğitmeye çalışıyoruz" diyor. (Özel halk otobüslerini genellikle Siirtliler işletiyor.) Aksiyon aracılığıyla polise, üniversitelere, hastanelere kapılarını açıp kendilerine yardımcı olması çağrısında bulunuyor. Çelik, günde 500 kişiyle uğraşmak zorunda kalan şoförlerin sabrının taştığını, her şoförün sabrını sonuna kadar kullanamadığını belirterek bu nedenle yolculara şoförle uğraşmamaları önerisinde bulunuyor. Şoförlerin hız yapmasını ise doğru buluyor. Vaktinde durağa ulaşamayan otobüslere İETT 100 bilet ceza kesiyor. Bu da halk otobüsü şoförleri üzerinde negatif bir etki yapıyormuş. Çelik"e göre yaşanan tüm bu olayların temelinde yasal boşluk var. Trafik Kanunu"nda bile taksi, minibüs gibi özel halk otobüsünün de bir tanımı bulunmuyor.

Açıklamalara bakılırsa hiç kimse suçlu değil. Kim ne derse desin, sahipsiz kalan toplu taşımacılık, toplu şiddete sahne oluyor. İstanbul içinde can taşıyan otobüslerde, dolmuşlarda, minibüslerde direksiyon sallayan şoförler, hem trafik kurallarını hem de insan haklarını çiğneyip geçiyor. Türkiye Trafik Eğitimini Geliştirme ve Kazalarını Önleme Vakfı(TÜTEV)"na göre, İstanbul içinde bir yılda 12 bin otobüs kazaya karışıyor. Bu kazalarda 12 yolcu ölüyor, 341 yolcu da yaralanıyor. Yayalar da bu terörden nasibini alıyor. Yayalardan da 16 kişi ölüyor, 254"ü yaralı kurtuluyor.

Otobüsteki şiddete bir de "iç"eriden bakalım. Her fırsatta yüz küsur yıllık kuruluş olduğunu yineleyen İETT maalesef kendi iç dünyasından habersiz yol alıyor. İETT"nin bilimsel bulmadığı ancak profesörlerin, psikologların gözetiminde gerçekleştirilen araştırmaya göre, İETT"de her 100 kişiden 8"i psikolojik tedavi görüyor. 11"i son bir ay içerisinde, 18"i ise son bir yıl içerisinde sakinleştirici ilaç kullandı. Her yüz kişiden 18"i yaşadıkları sorunlardan dolayı sakinleştirici kullanmaya ihtiyaç duyuyor. 758 kişi içinde 20 kişi son bir ay içerisinde bir psikolog ya da psikiyatristin gözetimi dışında ilaç kullanırken, 79 kişi son bir yıl içerisinde danışmanlık hizmeti almadan bir dahiliye uzmanının, bir nöroloğun ya da arkadaşının tavsiyesiyle (!) ilaç kullanmış. Yani her 100 işçiden 24"ü psikolojik yardıma ihtiyaç duymasına rağmen, tedaviye başvurmayarak kendi yöntemleriyle sorunlarını yenmeye çalışıyor. Araştırmada "Bir psikiyatristin tavsiyesi dışında sakinleştirici ilaç kullanılmamalıdır" uyarısı konulmuş. Sinop"ta DYP konvoyuna dalarak 7 kişinin ölümüne neden olan kişinin psikiyatri tedavisi gördüğü, depresyon ilacı "Lustral" kullandığı ortaya çıkmıştı. Öfkeli şoförlerin kullandıkları ilaçların isimleri belli değil... Halk otobüsü işletmecileri, kendi şoförlerinin durumunun da farklı olmadığını itiraf ediyor.

Belediye-İş Sendikası"nın yaptığı araştırmaya göre, otobüs şoförlerinin ölümlü, yaralamalı ve büyük hasarlı kazaları mesaiye başlamalarının 6. saatinden sonra gerçekleşiyor. Hem İETT"de hem de özel halk otobüslerinde, 8 saat çalışması gereken şoförler 14 saat çalıştırılıyor.

Şoförlerin ve yayaların ölümüyle sonuçlanan birçok kazanın ardında dikkatsizlik ve tedbirsizliğin dışında bambaşka sebepler yatıyor. Yıldırım"ın verdiği bilgiye göre, İETT"de 1998"den sonra, şoförler işlerini aksatmasın diye vizite kağıtları kaldırıldı. Durumu çok ağır olanlara bile "İki servis at, fenalaşırsan doktora sevk ederiz" deniliyor. 1999 yılında yaşanan bir olay, şoförlerin ve yüzlerce yolcunun canının nasıl tehlikeye atıldığını gözler önüne seriyor. "Şoför Necmettin Solakoğlu, kalp rahatsızlığı nedeniyle işe çıkmadan önce doktora gitmek istedi. Ama vizite kağıdı verilmedi. Solakoğlu, İkitelli Garajı"nda direksiyon başında öldü! Cahit Yanıkçı ise işyeri doktoru sevk vermeyince işyerinde kalp krizinden vefat etti."

Yıldırım"ı dinledikçe örnekler çoğalıyor: "2003 Şubatında işçilerin akciğer filmleri çekildi ancak sümenaltı edildi. Eylül ayında Topkapı garajındaki şoförlerden biri aniden rahatsızlanınca hastaneye kaldırıldı. İleri derecede kanser olduğu ortaya çıktı. Bir başkasında da verem tespit edildi. Eski filmleri inceleyen doktorlar erken başvurmaları halinde tedavi şanslarının daha yüksek olduğunu bildirmiş." Yıldırım, kanser olan şoförün rahatsızlığının boyutunu öğrenmemesi için adını açıklamamamızı rica etti. Yetkililer, zaman zaman halkla ilişkiler marifetiyle onlarla yakından ilgilendiklerini göstermeye çalışıyor. Bu konuda samimi iseler ilgilenmeye intihar eden şoförlerin neden ölümü seçtiklerini araştırarak başlamalılar.

Yakında "GPS" uydusuyla bütün İETT araçlarını uzaydan izleyecek olan yetkililerin, araçları kadar personelini de yakından izlemesi gerekiyor! Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Uzman Psikoloğu Yeşim Yasak, otobüs şoförlerinin dikkat, hız algılama, refleks gibi yeteneklerinde 35 yaşından sonra bir deformasyon oluştuğunu, bazılarının iş yapamaz hale bile geldiğini saptamış. Büyük kentlerin caddelerinde yaşanan bunca olaya rağmen Avrupa"da 1970"lerden beri uygulanan psikoteknik testler zorunlu hale bile getirilemedi. Tükenmişlik sendromu yaşayan şoförler, şiddete yöneliyor. Bu nedenle insanları evden işe işten eve gelirken kullandıkları toplu taşıma araçlarında, kente uyum sorunu yaşayan bu insanların müdahalesine karşı koruyacak önlemlerin alınması yaşamsal bir gereksinim haline geldi. Belediye, valilik, emniyet ya da kim yetkiliyse, bu soruna bir an önce el koymazsa herkes kendi sorununu kendi çözecek.

HATALIYSAM CEZALANDIR*

Otobüste sigara içmek 100 bilet
Durağa çapraz girmek 100 bilet
Kapı açık hareket etmek 100 bilet
Kılık kıyafete dikkat etmemek 100 bilet
Otobüsün kirli olması 100 bilet
Yasak eşya taşımak 100 bilet
Kalkış-varış saatine uymama 100 bilet
Yolcuya hakaret 100 bilet-200-300 bilet
Elverişsiz havada çalışmamak 500 bilet
İndirim hakkı olanları taşımamak 100 bilet bilet
Darp 500 bilet, 15 gün otobüs bağlama
Resmi günlerde bayrak takmama 100 bilet bilet
Direniş, gösteri Ruhsat iptali
Korsan çalışmak 200 bilet
06 öncesi - 21.00 sonrası planlanan sefere gitmemek 100 bilet bilet
Kırmızıda geçmek 100 bilet bilet
Ehliyetsiz araç kullanmak 500 bilet
Ölüme sebebiyet vermek Ruhsat iptali
(*) (Halk otobüslerine verilen cezalar)


Mustafa Kumbar

13 yıl önce - Sal 03 Oca 2006, 18:11
İETT'nin 240 yeni otobüsü yola çıkıyor


İETT'nin 240 yeni otobüsü yola çıkıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı kuruluşlardan İETT’nin Mercedes Benz firmasından 96 milyon Avro’ya satın aldığı alçak tabanlı 450 otobüsten 240’ının, Kurban Bayramı öncesinde hizmete sokulması planlanıyor

Yapılan ihale sonucunda İETT ile Mercedes Benz firması, 350’si normal, 100’ü körüklü olmak üzere toplam 450 otobüsün alımına ilişkin 31 Ocak 2005’te sözleşme imzaladı. Ancak Kamu İhale Kurumu ve daha sonra kredi sözleşmesine kefalet verecek İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Hazine’den "yatırım programında yer almaması" gerekçesiyle izin çıkmaması üzerine, otobüslerin teslim alınma süreci uzadı.

Bu problemlerin çözümlenmesinin ardından 34 milyon YTL tutan KDV ve ÖTV’nin ödenmemesine ilişkin sorun da, Maliye Bakanlığı nezdinde yapılan girişimler sonucu çözüldü.

İETT Genel Müdür Vekili Mehmet Öztürk, bürokratik işlemlerin tamamlanmasından sonra, gümrükte bulunan 240 otobüsün Kurban Bayramı’ndan önce hizmete alınması için yoğun çaba harcadıklarını bildirdi.

Avrupa Birliği (AB) standartlarına uygun olan ve 2008 yılından itibaren tüm Avrupa’da zorunlu hale gelecek otobüsler, klimalı, yüzde 100 alçak tabanlı, kasislerde yükselebilen, ortopedik özürlülerin yardım almadan binebileceği, otomatik şanzımanlı ve çevreci özellik taşıyor. Mercedes Benz firması, kalan 210 otobüsü ise önümüzdeki şubat ayında teslim edecek.

Kaynak:Haber7.com



nerminkumbar

13 yıl önce - Sal 03 Oca 2006, 21:49

1227 belediye otobüsü 7 yıldır plakasız



İETT 1992-93'te Macaristan ve eski Yugoslavya'dan 1227 otobüs satın aldı ama otobüslerin vergilerini ödeyemedi. Mülkiyeti gümrüğün üzerinde kalan otobüsler plakasız olarak trafiğe çıkarıldı. Yakında hurda olarak gümrüğe teslim edilecekler!


Trafikte herhangi bir aracın plakasız olarak seyretmesi yasak olmasına rağmen, İETT'ye ait 1 227 belediye otobüsü tam 7 yıldır plakasız olarak İstanbul trafiğine çıkıyor.


Bu otobüsler 1992-93 yılları arasında Nurettin Sözen döneminde, Macaristan ve eski Yugoslavya'dan satın alındı. Otobüslerin 1176'sı solo, 25'i körüklü, 26'sı ise çift katlıydı. Yurtdışından getirilen otobüslerin işlemleri Karaköy Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğü'nde tamamlandıktan sonra Gümrük Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca İkitelli garaj sahasına alındılar.


Mali sıkıntı içinde olan İETT, otobüslerin gümrük vergisi, toplu konut fonu ve KDV tutarını ödeyemedi. Bunun üzerine araçlar taahhütname karşılığı İETT'ye teslim edildi. Yani araçlar bugün 7 yıl sonra bile yasal olarak gümrüğün malı.


Ek vergi konmuştu

Bu otobüslerin alınması, o sıralarda basına da yansıyan bir tartışmaya yol açmıştı. Otomotiv Sanayicileri Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ercan Tezer, o tarihte Türkiye'de bu otobüslerden daha iyisinin üretildiğini söylare:


‘‘Ancak üretici firma Ikarus, 10 yıl süreyle bütün ihalelerde sabit fiyat uyguladığından Macar otobüsleri tercih edildi’’ diyor. Dernek bunun üzerine İETT hakkında damping soruşturması açtı ve kazandı da. Soruşturma sonucunda otobüsler için ek bir vergi daha kondu.


Hurdaya çıkacaklar

İETT Genel Müdürü Raif Yetim, otobüslerin alındığı tarihte vergi borçlarının ödenememesini şöyle açıkladı:


‘‘Genel Müdürlüğümüz, Elektrik Dağıtım İşletmesi'nin TEK'e devredilmesi nedeniyle mali kaynaklarını büyük ölçüde yitirmişti. Sadece Tünel ve Otobüs İşletmesi'nin gelirleri ile hizmet vermeye çalışıyorduk. Toplu iş sözleşmeleri de artı yük getirdi. Bu arada büyükşehir belediyeleri otobüs alımlarında Toplu Konut Fonu'ndan muaf tutulmuştu. Aynı dönemde gümrük vergisi muafiyeti de vardı. Ancak bunların hiçbirinden faydalanılmadı.’’


Böylece ödenmeyen toplu konut fonu, gümrük vergisi ve KDV borcu bugünün parasıyla yaklaşık olarak 15 trilyon liraya ulaştı. Ercan Tezer, sözkonusu otobüslerin büyük kısmının yeni kurulan belediyelere hediye edildiğini söyledi. Raif Yetim ise bir süre sonra zaten hurdaya çıkacaklarını, ancak o zaman gümrüğe iade edileceklerini belirtti.


Raif Yetim plakasız otobüslerin trafik sigortası olduğunu belirtti. Ama plakasız otobüslerin İstanbul trafiğine nasıl çıktığını öğrenmek için ulaşmaya çalıştığımız İstanbul Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi görüşme talebimizi kabul etmedi.

Hürriyet:21 Ekim 1999, Perşembe


nerminkumbar

13 yıl önce - Sal 03 Oca 2006, 21:54

İETT otobüsü plakasız çıkınca hasarını tazmin edemedi


Freni patlayan belediye otobüsü, hemen önünde ilerleyen doktor Zafer Cumhurova’nın kullandığı arabaya çarparak durdu. Böylece büyük bir felaketi canı pahasına engelleyen Cumhurova, 7 milyarlık zararını belediye otobüsünün plakasız olması nedeniyle geri alamıyor.

İETT yetkilileri de otobüs şoförünün suçlu bulunması halinde ancak 2,5 milyar ödeyebileceklerini söyledi. Bedrettin Dalan’ın İstanbul’da belediye başkanı olduğu dönemde belediyeye toplam 1227 adet otobüs alındı. Gümrük ve vergi işlemleri için o dönemde 52 milyar lira ödenmesi gerekiyordu. Dalan’ın başkanlığı döneminde ödemediği vergilerin miktarı şimdi 1 trilyon 170 milyar lirayı buldu. Vergileri ödenmeyen otobüsler, aslında yasadışı olmasına rağmen trafikte plakasız dolaşmaya devam etti ve halen ediyor. İşte bu otobüslerden biri, Dr. Cumhurova’nın uzun zamandır başını ağrıtıyor. 20 gün kadar önce Eski Edirne Asfaltı üzerinde sabah işine gittiği sırada Dr. Cumhurova’nın başına ancak filmlerde olabilecek bir kaza geldi. Yolda seyrederken arkadan gelen bir belediye otobüsü, Dr. Cumhurova’nın arabasına çarptı. “O sırada 2. viteste ilerliyordum. Otobüste anormal bir şeylerin olduğunu fark etmedim. Bir süre sonra peşimde otobüs olduğu halde arabayı durdurdum. Şoför otobüsten inerek hemen yanıma geldi. “Frenler tutmadı. Beni siz durdurdunuz. Yoksa felaket olacaktı.” deyince olayı anladım. Yolcuları başka otobüse bindirdik. Biz şoförle birlikte polisin gelmesini bekledik.” şeklinde kaza anını anlatan Cumhurova, arabasında büyük çaplı hasar olduğunu kaydetti. Kısa bir süre sonra olay yerine gelen polis, kazayla ilgili tutanak hazırladı. Polisin tutanağında belediye otobüsünün arkadan çarptığı belirtilirken, maddi hasarın olduğu kaydedildi. Yine aynı tutanakta otobüs şoförünün kusurlu olduğu da bildirildi. Kaza sonrasında polisten belediyeye ait telefon numaralarını alan Cumhurova, yetkilileri aramasına rağmen zararının tazmini konusunda kesin bir sonuç alamadı. Arabasını tamirden çıkaran Cumhurova, şoförün suçlu olması halinde 2,5 milyar lira alabileceğinin belirtildiğini, kalan miktar için de kendisine İETT’ye dava açması gerektiğinin söylendiğini ifade etti. Bu tür davaların 1,5 yıl sürdüğünü vurgulayan Cumhurova, hakkı olan parayı alabilmek için elinden geleni yapmakta kararlı. İETT yetkilileri ise, bu otobüslerin plakasız olduğunu doğrulayarak, şoförün suçlu bulunması halinde 2,5 milyar lira ödeyeceklerini, Cumhurova’nın mahkemeye başvurması halinde de dava sonucuna göre hareket edeceklerini açıkladı.

Zeliş Yıldıral / İstanbul

06.05.2003 (zaman)



Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 01:47

Bu haber 2.5 yıllık, lâkin iki katlı bir DAF-Optare İETT otobüsünün Taksim'de geçirmiş olduğ kazayla ilgli olduğu için, arşivlik bir bilgi...

Şoförün Hesabı Yanlış Çıkınca... (25 Aralık 2003)

Alıntı:



"Avcılar-Taksim" seferini yapan 76T numaralı İETT otobüsünün sürücüsü, uyarı levhalarına dikkat etmeyerek Elmadağ'da üstgeçidin altından geçmeye kalkınca otobüsün üst tavanı kesildi. Tavan boydan boya yere serilirken, şans eseri ölen ya da yaralanan olmadı. Alınan bilgiye göre, Kenan Yiğit adlı İETT şoförü, dün saat 09.30 sıraları Elmadağ Divan Kavşağı'ndaki uyarı levhalarına rağmen üstgeçit ile yol arasındaki mesafenin 4.10 metre olduğu orta şerit yerine, 3.20 metre olan yan şeride girdi. Otobüs ilerlerken, üstgeçide çarptı. O sırada otobüsün, 1.5 ton ağırlığındaki tavanı boydan boya kesildi. Üst kat demirleri ile kırılan camlar da, içerisinde yolcu bulunmayan yolcu koltuklarının üzerine düştü. Tavanın, yolu kapatması sebebiyle yaklaşık iki saat araç geçişi sağlanamadı. Bir iş makinesine yüklenen tavan, İETT Kâğıthane Garajı'na götürüldü.
(Kaynak: Milliyet-WEB)

Akın KURTOĞLU



simon

13 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 03:39

Bu haberi hatırlıyorum. Yanılmıyorsan haberde geçen otobüsün kapı numarası, 93-062'ydi diye biliyorum. Kazadan sonra hasarlı yerler onarılıp tekrar hizmete sokulmuş ve arka tarafında ikinci katta bulunan, farklı bir görünüme sahip olan sinyal ve stop lambaları monte edilmişti.

En son simon tarafından Prş 16 Şub 2006, 22:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 06:33

Evet, tamir edilerek yeniden hizmete girdiğini ben de okumuştum. Yani şu an itibarıyla katlı otobüsler firesiz hizmete devam ediyorlar...  

Elimizdeki 26 DAF-Optare'nin modelleri de zannedersem; DB-250... (DAF'ların; SB-250 serileri de var ama, ben ilk model numarasına daha çok benzetiyorum)

Akın KURTOĞLU



sayfa 1
ANA SAYFA -> ULAŞIM