1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3  |
 |
Vedat Erzurum
17 yıl önce - Cum 11 Ksm 2005, 10:49
| Alıntı: |
| Kim takar Patrikhaneyi! |
bence mete çoook haklı, iş birazcık ta olsun maddiyata dönünce kimse ne patrik takar nede patrikhane... Vallah şey gibi oldu, ne? gönül ne çay ister ne çayhane , gönül muhabbet ister çay bir bahane...
yabancı güçler ne patrik ister ne patrikhane, amaç Türkiye'yi karıştırıp çıkar sağlamak patrikhane bahane.........
onlarada bize yok soykırım, yok tehcir mehcir diye tuttururlarsa şaşmam vallah. Zaten taaa Fatih Sultan Mehmet zamanından beri içten içe oyun ha oyun vatan üzerine.. neyse Allah sonumuzu hayra getirsin
|
 |
orhan289
17 yıl önce - Cum 11 Ksm 2005, 12:41
İçimizdeki Hançer: PATRİKHANE
İçimizdeki hançer: PATRİKHANE ATO'nun araştırması (1)
Fener Rum Patrikhanesi 'Ekümeniklik' sıfatı kazanıp Türkiye Cumhuriyeti kanunlarından kurtulmak için her yolu deniyor
ULU Önder Atatürk'ün "Bir fesad ve hıyanet ocağı" olarak nitelediği Patrikhane'nin 5 aşamalı planı, Ankara Ticaret Odası'nın hazırladığı kitapçıkda bütün çıplaklığı ile ortaya seriliyor. Bartholomeos, Patrik seçildikten sonra Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından Fener Patrikhanesi'nin gerçekleştirmesini istediği hedefler de ATO'nun "Vatanseverin el kitabı" dizisinin 3. serisi "İçimizdeki Hançer: Fener Rum Patrikhanesi" broşüründe sıralanıyor.
5 aşamalı hain plan
İhanet ve Fesat Odağı
Hristiyan dünyanın, "Müslüman Türk kimliğinin kökü mutlaka kazınacaktır" yemini başlayan süreç, son günlerde büyük bir ivme kazandı. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti dört bir yandan kuşatıldı. Ve maalesef, hükümranlık haklarını, IMF Dünya Bankası ve AB gibi sömürgeci kuruluşlara teslim eden Türkiye, bu büyük tehlike karşısında tamamen savunmasız ve çaresiz. İşte Büyük Önder Atatürk'ün "ihanet ve fesat odağı" diye nitelendirdiği Fener Rum Patrikhanesi üzerinden oynanan sinsi oyunlar, bu zincirin önemli bir halkası. Her fırsatta, Türk yurdunun bölünüp parçalanması için faaliyet gösteren Fener Rum Patrikhanesi "ekümenik" yani evrensellik unvanını almak için yıllardır sürdürdüğü savaşı kazanmak üzeredir. Tarihi boyunca, temel politikası "Türk Müslüman" düşmanlığı olan Fener Rum Patrikhanesi, meşum emellerine ulaşmak için, her geçen gün yeni bir cephe kazanmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği, ise "Rum militanların Bekaa vadisi" işlevi gören Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılma projesidir. Fener Rum Patriği Bartholomeos müjdeyi (!) vermiştir. Okul, 8 Ağustos'ta açılacaktır. Ama bakın bu strateji dehası olan Atatürk ne demişti. "Uğursuzluk ve felaket simgesi olan Rum patrikhanesini artık topraklarımızda barındırmayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız için ne gibi nedenler ileri sürülebilir. Bu fesat yuvasının gerek yeri Yunanistan değil midir?" İşte bu kitapta, tarih boyunca "fesat ve ihanet odağı" olan Fener Rum Patrikanesi'nin çirkin yüzü ortaya konularak, çok büyük bir tehlike gözler önüne serilmektedir. Her vatanseverin bu çalışmayı dikkatle okuması gerekiyor.
Başkanı ULU Önder Atatürk'ün "Bir fesad ve hıyanet ocağı" olarak nitelediği Patrikhane'nin oyunları Ankara Ticaret Odası'nın "Vatanseverin el kitabı" dizisinini 3. serisi "İçimizdeki Hançer: Fener Rum Patrikhanesi" broşürü ile ortaya seriliyor. Patrikhane-Yunanistan ilişkileri, Karadeniz'deki "Pontus hayalleri" de kitapçıkta yer alıyor. "İçimizdeki Hançer" broşüründe PATRİKHANENİN 5 AŞAMALI PLANI bütün çıplaklığı ile sergileniyor. İşte o planlar:
Fener Rum Patrikhanesi için Vatikan'a giden yol
Fener Rum Patrikhanesi'nin yürüttüğü faaliyetler, cemaat vakıflarını mülk edinmesine dair çıkartılan yönetmelik çerçevesinde yürütülen faaliyetler de dikkate alındığında patrikhanenin "Vatikan modeli dini bir devlet" kurma gayret gösterdiğini gözler önüne sermektedir.
Türkiye'deki azınlıklar
Türkiye'de Lozan Antlaşmasına göre, Rumlar Ermeniler'e Yahudiler 1925 tarihli Türk Bulgar dostluk anlaşmasına göre de Hristiyan Bulgarlar azınlık olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti azınlıklarının belirlenmediğini dini mensubiyet esas kriter olarak alınmıştır.
Fener Rum Patrikhanesinin statüsü
Azınlıklara verillen haklar Lozan Antlaşmasının 37. 45. maddelerinde düzenlenmişken, patrikhane meselesi görüşülmesine rağmen, bir Türk kurumu olarak kabul edildiğinden bu konuda anlaşmada herhangi bir düzenleme yer almamış, İngiltere ve Yunanistan'ın ortak taahhütleri ile patrikhanenin Türkiye'de kalmasına izin verilmiştir.
Lozan barış antlaşması müzakereleri sırasında, Rum Ortodoks kilisesinin reisi Lozan patriğinin, Türk hükümeti tarafından atanan bir memur statüsünde, patrikanenin de dini bir müessese olarak İstanbul'da kalması görüşü benimsenmiştir.
Yani Lozan'da belirlenen statüye göre, Fener patrikhanesi, siyasi ve idari görev ve imtiyazları bulunmayan sadece İstanbul'daki Rum azınlığa yönelik dini faaliyet gösteren Türk yasalarına tabi dini bir kuruluştur. Bu nedenle "ekümeniklik" vasfı taşımayan patrikhanenin tüzel kişiliği bulunmaktadır.
"Ekümeniklik" evrensel dünya çapında anlamlarında kullanılan, dünyadaki tüm Ortodoksların dini önderliğini ifade eden Hıristiyanlığı yayma anlamına yönelik, kiliselerarası birliği ifade eden bir kavramdır.
Lozan Antlaşmasında azınlıklara tanınan haklar
Fener Rum Patrikhanesi, varlığını ve faaliyetlerini Ayayorgi Kilisesi ve Manastırı vakfı binalarında misafir olarak sürdürmektedir. Patriğin, patriği seçecek olan Sen Sinod üyelerinin ve patrikhanenin diğer çalışanlarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması bir kuraldır.
Lozan anlaşmasında Rumlar dışında açıkça belirlenmiş bir azınlık olmamasına rağmen, 42. maddenin Türkiye hükümeti azınlıklara ait kilisenin, havralara, mezarlıklara ve diğer dinsel kurumlara her türlü koruma sağlamayı yükümlenir hükmünün hoşgörülü yorumlanması sonucu, Ermeni ve Yahudiler de azınlık haklarından yararlandırılmışlardır.
Lozan'da tanınan azınlık hakları
1) Hayat ve hürriyetlerinin tam olarak korunması,
2) Din mezhep ve inanç gereklerinin serbestçe yerne getirilmesi,
3) Ulaşım ve göç seferberliğinden yararlanma.
4) Medeni ve siyasi haklardan faydalanma.
5) Kanun önünde eşitlik
6) Kamu hizmetlerine alınma, çeşitli mesele ve işleri serbestçe yapma.
7) Dillerini serbestçe kullanma (mahkemeler dahil)
8) Her türlü, din ve sosyal kurumlar ile okul ve diğer eğitim kurumlarını kurma ve yönetme.
9) Aile hukuku ve kişi haklarının kendi örf ve adetlerine göre, yürütülmesini sağlayıcı düzenlemelerin yapılması olarak şekillenmiştir. Ancak bu hüküm, medeni kanunun kabulü ve azınlıkların bu haklarından 1925 yılında feragat etmeleri sonucu geçerliliğini yitirmiştir.
Azınlık faaliyetlerinin değerlendirilmesi
Yunanistan ve Ermenistan'ın Türkiye'den toprak taleplerine ilişkin tarihi emelleri güncelliğini korumaktadır. Bu sebeple ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehdit de dikkate alınarak, Rum ve Ermeni azınlık ile, halen çeşetli ülkelerde yaşayan Rumlar ve Ermeniler'in faaliyetleri ve Yunanistan'ın bu faaliyetlere katkısı üzerinde durmak gerekmektedir.
Patrikhane'nin faaliyetleri
Patrikhane statüsünü belirleyen "yazılı bir hukuk metninin" bulunmamasından da istifade ederek, yurtiçinde ve yurtdışındaki temas ve faaliyetler ile Lozan öncesindeki statüsünü tekrar kazanmak üzere, "ekümeniklik " iddiaları ile ortaya çıkmakla, siyasi dini idari güç ve nüfuz kazanmaya çalışmaktadır.. PATRİKHANE'NİN DİKKAT ÇEKEN ÖNEMLİ FAALİYETLERİ ŞUNLARDIR:
a) 1950 ' li yıllardan sonra Kuzey ve Güney Amerika Avustralya, Girit Onikiadalar ve Yunanistan'ın Aynoros kasabası (20 manastırlı) kiliselerini dini yönden kendisine bağlamıştır.
b) 1989 yılında Atina'da Fener Patrikhanesi'ne bağlı olarak "Patrikhane Uzakdoğu Misyonerlik Teşkilatı" kurulmuştur.
c) 1992 de alışılmışın dışında İstanbul'da ortodoks patrikler toplantısı yapılmıştır.
d) İstanbul Bulgar Ortodoks Kilisesi Başkanlığına "ekümenik patrik" imzası ile gönderdiği emirnamede, kilisenin bunda böyle Bulgar ortodokslara vereceği doğum, ölüm nikah belgelerinin Slavca yerine Yunanca doldurularak verilmesini, Bulgar Kilisesi'nde yapılan ayin ve törenlerde dil olarak Rumca'nın kullanılmasını talep etmiştir.
e) Bartholomeos, Eylül 1993'te Bulgaristan'a yaptığı bir ziyarette, tüm Ortodoks ülkelerinin büyükelçilerinin katıldığı basına kapalı bir toplantı düzenlemiş, toplantıda, Balkanlar'da bir "Ortodoks birliği" kurulması, birliğe dahil ülkelerin askeri siyasi ve ekonomik yardımlaşmada bulunmaları konuları görüşülmüştür.
f) 1993-1994 yıllarında 14 ülkeye gezi düzenleyerek, sadece dini liderlerle değil, devlet başkanları ve siyasilerle de görüşmeler yapılmış, AB Dönem Başkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanı ile de görüşmelere bulunulmuştur. Patriğe genelikle devlet başkanı muamelesi yapılmış. Patrik de "ekümeniklik" iddiaları çerçevesinde "ortodoksların lideri" görüntüsünü vermeye gayret göstermiştir.
g) 1997 yılında İstanbul'da "barış ve hoşgörü" isimli uluslararası bir konferans düzenlenmiş sonuç bildirisi Bartholomeos tarafından "ekümenik ortodoks ruhani lideri sıfatıyla imzalanmıştır.
h) 9 ülkede "dış örgütlenme" gercekleştirilmiştir.
i) 1997 yılında BM Genel kurulu'na katılmış , burada "yeni Roma Patrigi" olarak takdim edilmişti.
J. Fener Rum Ortodoks Patriği Bartalemeos, son olarak 9- 11 aralık 2001 tarihleri arasında Selanik'te "yurtdışında yaşayan Yunanlılar konseyi" SAE'nin 4. Dünya Kongresi'ne katılmıştır.
21. yüzyılda Helenizmin birlik ve beraberlik içinde işbirliği yapması mesajının verildiği konferansta, Yunanistan Cumhurbaşkanını takiben söz alan Bartalemeos yaptığı konuşmada: Kongreye din adamlarının en üst düzeyde katılımının Ortodoks kilisesini uzun yıllar Helenizm şekillenmesini ve idame ettirilmesini verdiği önemin göstergesi oldu.
Yurtdışında yaşayan Yunanlılar konseyi SEA'nin bu adımının dünya helenizmini daha büyük bir bütünleşmeye götüreceğini, Helenizm ve Ortodoks kilisesinin evrenselliğinin kültür ve temeli üzerine oturması gerektiğini belirtmiştir. Konferansta Kıbrıs konusu ekümenik patrikhane Yunanistan'ın balkanlardaki rolü, Makedonya konusu Pontus Helenlerinin soykırımının tanınması, Ege'nin korunması konularına ilişkin olarak oybirliği ile kararlar alındığı açık kaynaklardan öğrenilmiştir.
|
 |
Husnu Kursun2
17 yıl önce - Cum 11 Ksm 2005, 21:25
Kardesler, dostlar, musluman veya degil, orada yasiyan Turk degilmi. Ataturkun yaninda dovusen ortadox Turkleri unutucakmiyiz. Yahudi, hiristiyan, musluman hepimiz ayni ocakta askerlik yapmadikmi.
Amerikayi kiniyoruz, Amerikadaki asiri dinciler hiristiyanlarin disinda kimseyi istemiyorlar. Uluslar arasi insan haklari komisyounu devnamli kinamada. Amerikada budist, hristiyan, hindu, yahudi, ateist, musluman her guruptan insan var ve hepsinin kendi kuruluslari dernekleri, ibadethaneleri var, simdi butun bu insanlari Ameikadan disari atarsak kim kalir burada. Turikiyede dogan Turk nufus kagidi tasiyan herkez Turktur ve bu vatandaslarin inandiklari degerler Turkiyede kalmalidir.
|
 |
kanije
17 yıl önce - Cum 11 Ksm 2005, 23:33
Bence bu oneri kotu niyetli insanlar tarafindan ortaya atilmistir. Ve de bence irkci bir yaklasim. Laik bir ulkede yasamaktayiz ve Cumhuriyetimizin dini yoktur (her ne kadar pratikte oyle olmasa da, Diyanet). Bizzat Fatih tarafindan Istanbul'da kalmasi saglanan ve tarihteki butun tatsiz olaylara ragmen Ataturk'un bile yasaklmadigi bir enstituyu Istanbul'da istememek cahillikten baska birsey degildir. Bu oneriyi destekleyen trakyali dernekleri de anlamak mumkun degil; hem Yunanistan secilmis muftumuze karismasin diyorsunuz ondan sonra da patrige laf atiyorsunuz??? Bence Patriklik, ulkemizin Avrupa ile iliskilerinde bir kopru rolu oynayabilir. Ayrica, eger aptal polikacilarimiz uyanirsa Vatikan gibi bir turist cekim merkezi haline gelebilir. Kaldi ki, en onemlisi, ulkemizin hristiyan vatandaslarinin dini bir muesesesi olarak ona saygi duymaliyiz. Cemevleri'ne ibadet yeri degildir diyen ve Patrikligi devletin dusmani sayan cahil zihniyeti kiniyorum. Sevr geceli nerdeyse yuzyil oluyor ama hala birisi bu paranoyayi kullanma derdinde. Kaldi ki patrikliklige istiklal harbinden sonra bile dokunulmamistir. Yapmamiz gerekenler ne mi?
1- Vakif mallarini geri vermeliyiz.
2- Ekumenikligi kabul etmeliyiz, bu sadece bir unvan, korkulmasina gerek yok. Hatta bize prestij bile saglar.
3- Diyanet'in yonetiminda butun dinlerin temsilcileri olmasini saglamaliyiz yani Diyanet'in butun dinleri temsil eden bir ust yonetimi olmali ( mesela bir musluman, bir musevi, bir hristiyan, bir alevi ve de bu yonetimin basinda bir musluman bulunmali; boylece butun cemaatler kaynaklardan, nufuslarina gore, yararlanabilmeli).
|
 |
cenkkit.
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 03:53
'Ulu Onder kapatilmasini istemis' gibi bir cok -70 sene onceki politikaya dayanan- gorusleri su an savunabilenlerimiz var, guzel, devam edin.
Patrikhanenin varligi, bizlerin ve oncekilerin 500 senedir diger toplumlari, inanclari tolere edebildigini gosteren guzel bir ornektir. Ben sahsen bundan memnunum, ve gurur duyuyorum. Bazi vahsiler diger dinden insanlari kilinctan gecirirken, veya daha yakin tarihe bakabiliriz, sabun yapiyor iken Turkiye'de musluman olmayanlar ozgur bir bicimde yasayabilmislerdir.
Patrikhane'nin varligi, Yunanistanda merkezi bir cami (bir arkadasimiz boyle diyor) nin kurulmasi, veya yaptirilmasi ile ayni sekilde dusunulmemeli. Patrikhane, uzerinde yasadigimiz topraklarin eski sahiplerinden gelmistir gunumuze. Biz buralara gelip yerlesmeden evvel onlar binlerce sene buralarda varlar idi. Islam tarihinde bugunku Yunanistan'in ne gibi bir onemi var di ki boyle garip karsilastirmalar yapiliyor...
Bazi yazilar da asiri irkci ve dinci gorusler okuyorum. Bu dusunceler hos degil, hic kimseye de yarari olmamistir, olmayacaktir.
|
 |
orhan289
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 12:42
Pro- ve anti yazilari okudum, kisaca size dusuncelerimi aktarayim:
pro-dini ozgurluk taraftariyim
anti - Patrikhaneye ekumenlik verilmesine karsiyim
Bunun irkcilikla hicbir ilgisi yok,demokratik secimlerin nezamandan beri irkcilik oldgu ayri bir konu.Patrikhaneye ekumenlik istenmesi basli basina bir irkcilik ve ayrimcilik politikasidir,verilenden cok daha cok istiyecek bunlar,ustelik insan haklari evrenselligine dayanarak yapacaklar bunlari,KKTC vatandaslarimizin varligindan bile soz etmiyen AB medeniyeti nasil oluyorda bir avuc Orthodox icin devlet icinde devlet istiyorlar,yok oyle cifte standart,Ekumenlige izin verilmesini istiyen gercek Turk vatandaslarinin birgun Enver ve Talat pasalar gibi bu ulkede ihanet ve celaletle suclanacaklarini unutmasinlar.
|
 |
funda77
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 13:30
Atatürk Türkiye’sinde Ekümenik Patriklik ve Ortodoks Kilisesi:
1) Atatürk’ün Erzurum’da Yaptığı Konuşmanın Metni:
"Patrikhane cephane deposu halini almıştır.
Pek sağlam kaynaklardan elde edilen bilgilere göre İstanbul Rum Patrikhanesinde Mavri Mira adında bir kurul oluşmuştur. Bunun başkanı Patrik vekili Droteos, üyeleri, Atinegora, İnoz Metropolidi, Yunan Kaymakamı Giritli Kathakis, Katelopolos, Dipasimas, Ayinpa, Polimitis, Siyasi adındaki kişilerdir.
Kurul doğrudan doğruya Venizelos’tan talimat alıyor. Rumların ve Yunan Hükümetinin parasal yardımıyla pek büyük bir sermayesi vardır.
Görevi, Osmanlı illeri içinde çeteler oluşturmak ve yönetmek, açık hava toplantıları ve propaganda yapmaktır. Yunan Kızılhacı da bu Mavri Mira kuruluna bağlıdır. Görevi görünüşte gçömenlere bakmak gibi insani bir perde altında çete örgütlemek, ihtilal düzenini hazırlamaktır. Bu yolla tıbbi ilaçlar ve sağlık gereçleri adı altında silah, cephane ve teçhizatı Osmanlı ülkesine sokmaktadır. Hatta resmi göçmenler komisyonu da Mavri Mira kuruluna bağlıdır.
İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsolosluğu silah ve cephane deposu durumunu almıştır ve hatta kiliseler tapınma yerinden çok askeri ambarlar gibi kullanılmaktadır.
Ermeni Patriği Zaven Edendi de Mavri Mira kurulu tarafından satın alınmıştır.
Rum okullarının önceden bizim yapıp da şimdi sırası iken ne yazık ki terkettiğimiz izci örgütleri bütünüyle Mavri Mira kurulu tarafından yönetilmektedir. İstanbul, Bursa, Bandırma, Kırklareli, Tekirdağ ve bunlara bağlı yerlerde izci örgütlenmesi tamamlanmıştır. İzciler yalnız çocuklar değildir. Yirmi yaşını aşkın gençler de içindedirler. Anadolu’da Samsun ve Trabzon cephane dağıtma yeridir. Uygun bir durumda bir yelkenli Yunan gemisi durmuş olarak cephane ve silahlarla yüklü bu yerlerde bulundurulacaktır. Ermeni hazırlığı da Rum hazırlığı gibidir."
Mustafa Kemal
Erzurum / 22 Ağustos 1919
2) Atatürk’ün Hakimiyet-i Milliye’ye Verdiği Röportaj:
"Patrikhane bir fesad ve hıyanet ocağıdır!
Bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’nin artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir."
Mustafa Kemal
Hakimiyet-i Milliye Gazetesi / 20 Ocak 1923
Patrikhanenin ve başındaki Patriğin statüsü Lozan’da ve Laik Cumhuriyet’in Anayasa başta olmak üzere ilgili yasalarıyla belirlenmişti. Genç Cumhuriyetin Patrikhane ile ilgili en önemli düzenlemesi Osmanlı dönemindeki başına buyruk özerkliğine ve evrensel bir dini merkez olma durumuna son vermek olmuştu. Hatta Mustafa Kemal Atatürk Patrikhanenin Vatikanlaşmasını engellemek için 1936 yılında bir beyanname yayınlayarak; Patrikhane başta olmak üzere azınlık cemaat vakıflarının ellerinde bulunan bütün malları tespit edip, kamulaştırmayı amaçlamıştı. Cemaat vakıflarının, beyannamelerinde yer alan mallar dışında başka mal sahibi olmalarını da yasaklamıştı. Ve dahası Osmanlı döneminde görevde bulunan 40 metropolit vardı. Atatürk bu kadar metropolitin gereksiz olduğunu söyleyerek bu sayısı 7’e indirmişti. Ama ne yazık ki Atatürk’ün patrikhane ile ilgili olan projelerini tam olarak uygulayamadan özellikle de cemaat vakıflarının ellerindeki mal varlıklarını kamulaştırmadan hayata veda etti. Kendin sonra gelen yöneticilerde bu duruma duyarsız kaldılar. Atatürk’ün yapmaya çalıştığı bu düzenleme kuşkusuz laikliğin bir gereği olduğu kadar, Osmanlı döneminde yaşanan acı deneylerinde bir sonucu idi...
Ama ne var ki Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata veda etmesinden sonra başa geçenler asla O’nun çizgisinden gitmediler. Atatürk’ün bir “fesad ve hıyanet ocağıdır” dediği yere imtiyazlar sağlandı, özellikle 1948 yılında Amerika’nın ünlü Marshall Yardımıyla birlikte göndermiş olduğu Patrik Athenagoras’ı Laik Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul etmek ve Patrikhane’nin başına oturtmak hem laik devlet teorisine hem de ruhani liderlerin Lozan’da sınırlanan görev yetkilerine aykırıydı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan biri asla dini bir lider olarak Patrik seçilemezdi. Athenagoras’la birlikte Lozan’ı delen ilk hareket oldu... Athenagoras ABD vatandaşıydı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı bir kurum olan Fener Rum Patrikhanesinde Patrik olarak görev yaptı. Tabii ki dönemin hain bakanları bu durumun bir pundunu buldular ve Athenagoras Türkiye’ye ayak bastığı gece bakanlar kurulu hızlı bir şekilde Athenagoras’ı Türk vatandaşlığına geçirdiler. Ama bu durum sadece bir göz boyama olup, gerçekleri saklayamamaktadır. Amerika’nın gönderdiği Patrik Athenagoras ruhani liderliğin yanında asıl görevi Amerika’ya gizli bilgiler ulaştırmaktı. Çünkü o dönemde SSCB’de komünizm vardı. SSCB’deki Moskova Ortodoks Kilisesi ile Fener Rum Patrikhanesi arasında özel bir hat kurulmuştu. İki kilise arasında yapılan bütün görüşmeleri Amerika’ya iletiyordu. Yani devletler arası casusluk yapıyordu. Bu olay kanıtlanmış olup beyinlerde bazı soruların oluşmasına neden olmuştur. Amerika adına Türkiye’de casusluk yaban ruhani bir lider neden megolo idea için Yunanista’a casusluk yapmasın? Eminiz ki, ruhani bir lider olmaktan çok siyasi yönü ağır basan Athenagoras aynı casusluğu Yunan Devletine ulaştırmak için Türkiye hakkında da yapmıştır. Athenagoras’ın hainlikleri saymakla bitmiyor. Bir diğer hainliği ise kendi dönemine kadar lise seviyesinde olan Heybeliada Ruhban Okulu’nu bir teoloji fakültesine dönüştürmesidir. Athenagoras döneminde bu okula özellikle Yunanistan, Adalar ve Habeş gibi Ortodoks ülkelerden olmak üzere çok sayıda yabancı uyruklu öğrenci gelmiştir. Ve yine çoğu Yunan olan bir çok öğretmen okulda göreve başlamıştır. Heybeliada Ruhban Okulu bu görüntüsü ile tamamen bağımsız uluslar arası bir okula dönüşmüştür. O dönemin hükümeti de bu duruma göz yummuştur ve bu olay Laik Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ters düşmekle birlikte megola ideacıların hainlik yuvası olmuştur. Çünkü Cumhuriyet kanunlarına göre okullar laik sistemle yönetilmeli ve hangi din olursa olsun ruhani liderler ve ruhani cemaatler okullara bulaşmamaları gerekmektedir. Daha sonraki yıllarda kapatılan bu okulu açmak megola ideacıların en büyük hedeflerinden biri olmuştur. Yine aynı dönemde sayıları 40 iken Atatürk tarafından 7’e indirilen metropolit sayısı bu dönemde 12’e çıkmıştır. 12 metropolit Cumhuriyet yasalarına aykırı olup, gizli ve hain planların başlarında bulunan kişilerdir. Bugünde bu sayı 12 dir. Megolo İdeacıların içinden çıkan bu 12 metropolitin isimlerinin Derkos, Kostantinos, İrinapolis, İlyapolis gibi eski Bizans ve İstanbul isimleri olması da bunların hala Bizans uhdesini içlerinde taşımalarından ve Bizans hayalinden başka bir şey değildir.
Lozan’a ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde patrik olan ve gizli casusluk işlerine adı karışan Athenagoras’ın bıraktığı casusluk ve hainlik görevini bugün Patrik Bartholomeos üstlenmiştir. Çünkü o gün Lozan’ı ve Anayasa’yı delenler, o günden sonra Patrikhaneye “İstersek Lozan’ı deleriz” anlayışını benimsettiler. Ve o günden bugüne Patrikhane hem Lozan’a hem de Anayasa’ya aykırı olarak peş peşe davranışlar sergiledi. Öyle ki Fener Rum Patriği devlet başkanlarına, uluslar arası toplantılara küstahça “Konsantinapolis Tahtı’nın Varisi” unvanı ve imzasıyla yazı gönderiyor. İsmail Cem gibi Selanik dönmesi bir devşirmenin Dışişleri Bakanlığı yaptığı ülkemizde de hiçbir yetkili bu küstaha haddini bildiremiyor. Bugün Ekümeniklik yani Evrensellik sıfatı alan Bartholomeos Avrupa Birliği adı altındaki haçlı zihniyetinin Türkiye üzerindeki bir uzantısı olup hem Lozan’a hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına aykırıdır... 200 milyon insanın oluşturduğu Rus Ortodoks Kilisesi veya patrikleri yargılayabilecek tek merci olan Kudüs Rum Patrikhanesi ve patrikleri dururken sayıca çok az bir kesime hitap eden Fener Rum Patrikhanesinin patriğini ekümenik olduğunu iddia etmek nasıl bir tezattır? Zaten Avrupa Birliği dışındaki hiçbir Ortodoks ülke ve Ortodoks kiliseleri bu ekümenliği tanımamaktadır. Ekümeniklik unvanını Ortodoksların bütününün kabul etmediğini bile bile Brüksel’de patriğe bu unvanı verenlerin amacının ruhani yönden çok siyasi yön olduğu açıkça bellidir. Hedefin Türkiye ve İstanbul olduğu ve Bizans hayalinin gerçekleşeceğini umdukları da bir gerçektir. İşin en acı tarafı ise Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bir organı olan Dıyanet İşlerinin Ortodoks dünyasının bile kabul etmediği Ekümeniklik iddiasını kabul etmesidir. Brüksel’deki toplantıya katılan Diyanet işlerini ve Türkiye’yi temsil eden Prof. Niyazi Öktem’in o toplantıda bulunması bir ihanetten başka hiçbir şey değildir.
Bizans hayali yani megola idea bütün Rumların ve Yunanlıların ortak hayalidir. Bu hayali yaratan ve ayakta tutan ise Türklere karşı besledikleri kindir. Bu kin yüzyıllarca süren bir kin olup dünya döndükçe devam edecektir. Bu kin bazen gizli bazen alenen yürütülmektedir. Fener Rum Patrikhanesinin giriş kapısına verilen “Kin Kapısı” bu asırlık kinin sadece bir örneğidir.
Kin Kapısı, 1829 Mora isyanının çıkmasına dayanır. Mora isyanına neden olan o günkü Patrik Grigoryus’tur. Sadrazam II. Mahmut çıkan bir ayaklanma üzerine bu ayaklanmaların sebebini ve önderini araştırmıştır. Patrik Grigoryus’un bu işlerin içinde olduğunu görünce Grigoryus’u ibret-i alem için Fener Rum Patrikhanesinin giriş kapısına astırmıştır. Bu olaydan sonra o kapı asla açılmamıştır. Günümüzde de kullanılmamaktadır. Ettikleri intikam yeminine göre patrik ile aynı seviyede bir din adamı yahut devlet adamını aynı yerde asacakları güne kadar da o kapı asla açılmayacaktır. Bugün Fener Rum Patrikhanesine giriş çıkışlar hizmetkârların kullandığı kapıdan yapılmaktadır. Ana kapı kullanılmamaktadır. O kapı KİN KAPISI’dır. Bir devlet adamının ya da din adamının kellesini almadan da açılmayacaktır...
Bartholomeos’un Hoşgörüsü(!):
"Müslümanlara yapılan haksızlıklara son verilsin."
AB Komisyonu tarafından düzenlenen ve çeşitli dinlerin temsilcilerini bir araya getiren bir toplantıya katılmak üzere İstanbul Ermenileri Patriği 2. Mesrob ile geldiği Brüksel’de Türk Diyanet Vakfı’nı ziyaret eden Bartholomeos, burada yaptığı açıklamada, 11 Eylül sonrası gelişmeleri değerlendirdi. Patrik Bartholomeos, 11 Eylül sonrası ortaya çıkan diyalog fırsatlarının değerlendirilmesi gereği üzerinde durdu ve dinlerin ayırıcı değil, birleştirici unsurlar olduğunu anlattı. Bartholomeos, 11 Eylül sonrası İslam dünyasına ve Müslümanlara yönelik çok haksız saldırılar olduğunu, her dinde aşırı uçtan insanlar bulunduğunu belirterek, haksızlıkların giderilmesi gerektiğini söyledi.
Hürriyet, 20 Aralık 2001
Aynı Bartholomeos, Bir Türk’ü Evlat Edinen Papaz’ı Aforoz Etti!
İstanbul’da Meryem Ana Kilisesi Papazı Vasilios, Türk ve Müslüman Necla Abay’ı evlat edindiği ve ayağı kırıldığı dönemde bir ay kadar bir Türk hastanesinde tedavi görüldüğü için önce kiliseye girişi yasaklandı, sonra telefonu, elektriği, suyu kesildi en son olarak da kilisenin kendisine tahsis ettiği evinden çıkarılmak isteniyor. Patrikhane tarihinde ilk kez bir papaz mensubu olduğu patrikhanenin yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Hürriyet / 19 Mayıs 2002
İşte bu iki haber Fener Rum Patriğinin yani ekümenik evrensel patriğin yüksek hoşgörüsünü bizlere anlatmaya yetiyor....
Sonuç olarak Patrikhane Atatürk’ün de dediği gibi bir fesad ve hıyanet yuvasıdır. Ve her şeyden önemlisi Laik Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre de aykırıdır... Megola ideacıların "Bizans" hayali belki de dünya tarihi var oldukça hiçbir zaman bitmeyecek, her yunan/rum çocuğu bu masal ile büyüyecektir. Lakin buna karşılık 1453 yılında İstanbul semalarında dalgalanan Türk’ün bayrağı da dünya döndükçe dalgalanacak ve asıldığı burçtan asla inmeyecektir.
ve evet patrikhaneler hıyanet yuvasıdır fikrine sonuna kadar katılıyorum ve fener rum patrikhanesinin yunanistana taşınmasına EVET diyorum!!!!
|
 |
kanije
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 13:39
Funda Hanim,
Bizim gecmisten ders almamiz dogal ancak gecmisin kosullarini gunumuze uyarlamak bence yanlis. Su anda ne Rum isyani var ne de onu orgutleyen papazlar, zaten TUrkiye'de yanlis politikalar yuzunden nerdeyse Rum bile kalmadi.
Rumlarin dini otoritesi = Patrikhane = Ihanetci gibi denklemler kurmak istemeyerek de olsa rumlara karsi onyargilarin olusmasini sagliyor. Ve bazen bu onyargilar irkciliga kadar gidebiliyor. Kaldi ki, laik bir devlette Patrikligin yeri olmaz gibi bir cumle sarfetmissiniz (yaniliyorsam duzeltin). Asil laik devlete uymayan Diyanet gibi halkin vergisiyle butcesi olusturulan bir muesesedir. Yanlis anlamayin, bence Diyanet islerine ihtiyacimiz vardir ancak bu haliyle degil; Alevi, Hristiyan, Ateist ve Sii vatandaslarimiz vergileriyle sadece sunni islam'in hakim oldugu bir orgute parasal katki sagliyorlar. Bu yanlisin duzeltilmesi lazim.
|
 |
funda77
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 13:53
benim kasteddiğim laik bir ülkede patrikhanelerin yeri olamaz değil ki..laik bir ülkede ülkem adına hertürlü zarar veren patrikhanelerin ve buna benzer kuruluşların yeri olamayacağıdır!!!
ve bu türlü oylamalkarda ülkem adına menfaat sağlıyacak hertürlü oylama da oyum Evet olacaktır
|
 |
fatih kocaoglu
17 yıl önce - Cmt 12 Ksm 2005, 14:00
Kanije Bu Yazdığınızın Başlıkla Ne alakası var
| Alıntı: |
| Rumlarin dini otoritesi = Patrikhane = Ihanetci gibi denklemler kurmak istemeyerek de olsa rumlara karsi onyargilarin olusmasini sagliyor. Ve bazen bu onyargilar irkciliga kadar gidebiliyor. Kaldi ki, laik bir devlette Patrikligin yeri olmaz gibi bir cumle sarfetmissiniz (yaniliyorsam duzeltin). Asil laik devlete uymayan Diyanet gibi halkin vergisiyle butcesi olusturulan bir muesesedir. Yanlis anlamayin, bence Diyanet islerine ihtiyacimiz vardir ancak bu haliyle degil; Alevi, Hristiyan, Ateist ve Sii vatandaslarimiz vergileriyle sadece sunni islam'in hakim oldugu bir orgute parasal katki sagliyorlar. Bu yanlisin duzeltilmesi lazim. |
Alevilik din değil ritueldir islamın içindedir, Hristiyanlık için ise dindir , Ateist dinsizlik,Siilik ise yine ritüeldir islamın içindedir vatandaslarimiz bunu anlamaktadır bunun patikhaneyle ne alakası var Diyanet işleri Pastrikhaneye neden karışacak Patrikhane kendi içinde bir kurum vakıfları var yanlış isem düzeltin lütfen.Mavi Boncuk Dağıtmamak lazım fazla hümanistlik alerji yapabilir Dün ERMENİ KONFERANS 'ına katılanların pislikoposların nasıl dalga geçtiğini görmedinizmi televizyonlarda.Yunanistan ve Amerikadan gelen Pislikoposlara ne diyeceksin
En son fatih kocaoglu tarafından Cmt 12 Ksm 2005, 15:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
sayfa 3  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|