Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2

Ordu neden 52 yıl sonra, Tuzla Jeep in üretimini durdurdu?
İthal etmek daha ucuza geldiği için 9.1%  9.1%  [1]
Altında başka sebepler var 90.9%  90.9%  [10]
Bilmiyorum 0.0%  0.0%  [0]
Toplam Oy : 11

Karaman Ahmet
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 15:05

Alıntı:
Muhalefet üstünde tepinecek bir şey daha buldu. 16 yıldır nerdelerdi acaba?

2006 yılında kapanmış bir fabrikadan daha yeni haberleri olmuş.

Ben yanlışa yanlış derim, ama Togg konusunda muhalefet yapmam, Türkiye'de akrabamın, eşimin, dostumun ekmek kapısı olabilecek bir markaya muhalefet ederek, insanıma ihanet etmem.

Konuyu ya ben anlatamıyorum, yada siz anlayamıyorsunuz.




Tuzla Jeep 1954 yılında, Menderes döneminde, Amerikan ordusu ve Türk ordusunun iş birliği ile, yüzde 2 terlik ile kurulmuş. Adnan Menderes asılana kadar, yerlilik oranı yüzde 60 a yükselmiş. Turgut Özal döneminde, 1986 yılında, Tuzla Jeep Türk ordusuna devredilmiş ve 1990 yılından itibaren, kocaman T logosuyla Türk ordusu için yüzde yüz yerli 13.000 araç üretmiş.

2006 yılında, Ergenekon tartışmalarının en hararetli geçtiği dönemde ise, aynı kulvarda üretim yapan rakiplerinin dörtte bir maliyetiyle üretim yapan bu fabrika ordunun ithalat daha ucuz kararıyla kapatılmış.

2016 yılından sonra, Kirpi, Vuran, Kobra gibi araçlarla patlama yapan yerli askerî araç üretiminin alt yapısını, Türkiye'de 52 yıllık tecrübesi olan bu aracın oluşturduğu aşikar.

Bu fabrikanın kapatılmasını muhalif argüman olarak kullanmak, kendi ayağına sıkma anlamına gelir.


The_Turk
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 15:09

Alıntı:
Bu fabrikanın kapatılmasını muhalif argüman olarak kullanmak, kendi ayağına sıkma anlamına geli


Türkiye’de muhalefet o kadar kendi ayağına sıktı ki. Ha bir fazla ha bir eksik.


Karaman Ahmet
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 15:39
Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. RAHMİ GÜÇLÜ:


Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rahmi Güçlü, aynı zamanda Tuzla Fabrikası’nda yerli jip üreten ekibin içinde yıllarca görev üstlenmiş bir mühendis ve akademisyen…

Prof. Dr. Rahmi Güçlü ile konu hakkında bilgilendiren bir röportaj:

Alıntı:
Oğuz Çetinoğlu: 2015 yılında ‘yerli otomobil üretecek bir babayiğit arandığı’ söylendi. Oysaki ilk yerli otomobil 1960 yılında, ikinci yerli otomobil ise 1987 yılında, İstanbul’un, günümüzde ilçe merkezi olan Tuzla bölgesinde askerî jip olarak üretilmişti. Sizin, bu mevzu ile yakından alakanız olduğu biliniyor. Bu başarının içyüzünü okuyucularımız ve kamuoyu için anlatır mısınız?

Prof.Dr. Rahmi Güçlü: Bu başarı, ülkemizde üretilmiş Tuzla Askerî Jiplere aittir ve gizli kalmıştır. Belirttiğiniz gibi Türkiye’de yerli araba üretimi denilince, ilk akla gelen Devrim otomobilleridir. Ülkemizde hala ‘yerli otomobili yapacak bir babayiğit’ aranmaktadır. Halbuki Türkiye’mizde yerli otomobil imal edilmiştir. Ne yazık ki imal eden babayiğitleri bilen yok! Ülkemizde ilk otomobil fabrikası 1954 yılında Nejat Hasan Verdi ve Ferruh Ali Verdi kardeşler tarafından Tuzla’da ‘Türk Willys Overland’ adıyla, 52.000 metrekaresi kapalı olmak üzere 260.000 metrekarelik alanda kurulmuştu. Sivil ve askerî ihtiyaçları karşılamak maksadıyla üretim yapan bu fabrika, aslında Türkiye’nin de ilk otomotiv sanayiinin kurulduğu yerdir.

Çetinoğlu: Fabrika sonra ne oldu?

Prof. Güçlü: 1956 yılında seri üretime geçti. Üretim, 1970 yılına kadar devam eti. Burada, bir kısmı Amerika’dan gelen bir kısmı da Türkiye’de üretilen parçaların montajı suretiyle ‘Willys Jeep’ adı ile üretim yapıldı. Millî Savunma Bakanlığı Tuzla Jeep Fabrikasını 1971’de Verdi kardeşlerden satın aldı. Fabrika aynı yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın emrine verildi. Adı, ‘1013. Ordu Donatım Ana Tâmir Fabrikası’ olarak değiştirildi. Fabrika 1987 yılına kadar CJ-3B adı verilen jiplerin üretimine ve yenileştirme çalışmalarına devam etti. 1987 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi) YTÜ ile işbirliği yapılarak yeni bir yerli jip üretme çalışmalarına başlandı.


Çetinoğlu: Böylece ordu, hiç değilse jip ihtiyacı bakımından dışa bağımlı olmaktan kurtarıldı.

Prof. Güçlü: Evet, aynen öyle. Yerli Türk Jiplerimiz üretilmeye başlanmış, giderek üretim kapasitesi artmakta ve ithal jiplerin de önü kesilmeye başlanmıştı.


Çetinoğlu: Heyecan verici gelişme… Sonra?

Prof. Güçlü: ‘Motoru da ülkemizde üretilmiş olan tamâmen yerli’ denilebilecek ve Tuzla’nın ilk harfi olan ‘T’ model ilk jip 1987 yılında üretildi. Ordu Donatım Ana Tâmir Fabrikası’nın numarası olan 1013 de eklenerek ‘T 1013’ marka jipler Ordumuza teslim edildi. 1991 yılının başından itibâren de geliştirilmiş GT Model jipin üretimine başlandı. 3, 4 ve 5 vitesli olarak çok maksatlı yaklaşık 15 farklı model jip üretildi. Bu araç üzerinde yapılan iyileştirme çalışmaları ile ithal edilen yabancı jiplere artık rakip olan yerli jipe ulaşıldı. Burada 13.000’e yakın yerli jipimiz üretildi ve hâlâ ordumuza hizmette kullanılmaktadır.

Çetinoğlu: Büyük başarı… Tuzla’da elde edilen bu başarı kimlerin projesiydi?

Prof. Güçlü: Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Tuzla Jip Fabrikası (1013. Ordu Donatım Ana Tamir Fabrikası) ile YTÜ işbirliği neticesinde ortaya çıkmış bir projedir. Projenin yönetimi, tasarımı ve imalatı tamamen yerlidir. Türkiye için övünç kaynağı olan bu başarı hikâyesini, ne yazık ki Ordumuzun içerisindeki küçük bir grubun, otomotiv sektöründeki bazı şahısların ve YTܒden projede görev alan akademisyenlerin dışında pek kimse bilmemektedir.

Çetinoğlu: Neden? Gizli mi tutulmuş?

Prof. Güçlü: Askerîye ile alakalı olduğu için belki çok fazla bilinmiyor. Ancak, bu başarılı jip projesi gerçekleştiğinde, 15 Aralık 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi ile 15 Aralık 1996 tarihli Ekonomist Dergisi’nde çok önemli bir haber olarak yer almıştır. Bu haber, yerli jiplerimizle ilgili ilk ve tek haber olarak medyada yer almış, bundan sonraki gelişmeler bir daha haber yapılmamıştır.

Çetinoğlu: ‘1988-2006 yılları arasında’ demiştiniz. 2006’dan sonraki durum nedir?

Prof. Güçlü: Maalesef 2006’da Tuzla Jip imalatı, Türk silahlı Kuvvetleri’nin bu konseptten çıkacağı gerekçesiyle durduruldu. Yerli jiplerin yerini de yine yabancı jipler aldı.

Çetinoğlu: Üretim kalitesinin düşüklüğü mü söz konusudur? Üretimin durdurulmasının sebebi açıklandı mı?

Prof. Güçlü: Gelinen noktada, üretim kalitesinde hiç bir problem yoktu ve seri üretim yapılıyordu. Aksine emsallerinden üstün bir kaliteye sâhipti. Teknik açıdan gerek yokuş tırmanma kabiliyetinde, gerekse çamura batıp çıkma ve benzeri arazi özelliklerinde, diğer jiplerle karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen testler ve tatbikatlarda çok üstün olduğu ispatlanmıştır. 4x4 bir arazi aracından da beklenen en önemli özellikler bunlardır. Bu konuda yapılan projeler, hazırlanan tezler, yayınlanan makaleler ve araçla ilgili alınan millî ve milletlerarası belgeler (patent, TSE, tip onay, vb.) bunun en büyük ispatıdır.

Çetinoğlu: Mâliyet problemi mi? İthal cipler daha düşük fiyata mı temin edilebiliyordu?

Prof. Güçlü: Yerli üretim jipler, benzeri olan yabancı jiplerden 5 kat daha ucuza mal ediliyordu. Rakam vermek gerekirse; 1996 yılında ithal edilen yabancı jip 5 milyar liraya yurt dışından satın alınırken, Tuzla Jip 1 milyar liraya mal oluyordu. Bununla ilgili dönemin Fabrika Müdürü Albay Sabahattin Ergönenç’in 15 Aralık 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne ve aynı tarihli Ekonomist Dergisi’ne Tuzla Jip ile ilgili verdiği mülakat tarihe ışık tutacak niteliktedir.

Ayrıca, bu jiplerin gerek teknik üstünlüğü gerekse mâliyet avantajları, çeşitli tatbikat ve fuarlarda görüldüğünden, yurt dışından satın almak için talepler gelmesine rağmen, o zamanki bürokrasi buna imkân vermediği için Jiplerimizin yurtdışına ihracatı maalesef gerçekleştirilememiştir.

Çetinoğlu: Bu akıl almaz yerli jiplerimizin durdurulma sebebini bulmak için düşünüyorum. Model itibâriyle ihtiyaçları karşılayamıyor muydu?

Prof. Güçlü: Boşuna yorulmayınız. Yerli üretim 4x4 jiplerimiz yaklaşık 15 farklı modelde üretiliyordu. Binek jiplerden mobil silahlı savunma maksatlı jiplere, komutan makam aracından ambulansa, personel aracından haberleşme aracına kadar her ihtiyacı karşılayacak modeller başarı ile üretildi. Hatta bize verilen bilgide, sınır tatbikatında bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı’na daha konforlu olduğu düşünülerek, yabancı jip tahsis ediliyor. Komutanın jipi çamurda patinaj yapıp çıkamazken, aynı yoldan bizim Jipimiz, hiçbir zorlukla karşılaşmadan geçip gidiyor. Bunu gören Komutan aldığı bilgi üzerine 500 adet Tuzla Jipin üretilmesi talimatını veriyor. Şunu kesinlikle ifâde ediyorum: Bu proje ile ürettiğimiz yerli Jipler, ulaştığımız noktada ithal jiplerden çok daha üstündü. Bu jiplerin Sanayi Bakanlığından Araç Tip Onay Belgesi, Türk Patent Enstitüsünden Marka Tescil Belgesi, TSE Belgesi ve SAE Uluslararası Sertifikasının tamamı alınmıştı.


Çetinoğlu: Uygun bir sıfat bulmak mümkün değil. Hangi… ‘çılgın’ diyelim, bu projeyi rafa kaldırıp üretimi durdurdu?

Prof. Güçlü: Bunu Tuzla Jip Fabrikasının bağlı olduğu, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na sormak gerekir. Ülkemiz ve Ordumuz açısından bu kadar stratejik öneme sâhip bir aracımızın üretiminin durdurulmuş olması, Devrim Arabalarının sonundan daha trajik ve vahim bir durum arzetmektedir. Ancak, hâlâ bu fabrikada Tuzla Jiplere, diğer araçlara ve silahlara yedek parça imalatına devam ediliyor. Buradaki jip üretim kabiliyeti atıl vaziyette olup, birilerinin bu duruma el atması bekleniyor. Hatta bu Fabrika içerisinde bulunan, jiplerin teknolojik olarak en önemli parçalarından biri olan vites kutusu ve diferansiyel dişlilerinin imal edildiği Dişli Atölyesinin de benzer bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Çetinoğlu: Dış baskılar, yönlendirmeler mi söz konusu?

Prof. Güçlü: Bunu bilemem ama o tarihten sonra ordumuzun ve ülkemizin yurtdışından satın alınan jiplere tekrar bağımlı hale getirildiği açık ve net. ‘Üretim neden durduruldu?’ Bu sorunun cevabını, çoğu kişi bilmiyor. Cevabı ancak, o dönemin en üst düzey askerî makamdaki yetkilileri verebilir. Onlara sormak lâzım… Ordunun bir konsept değişikliği yapacağı, imalat sektöründen çıkacağı, farklı bir konsepte geçeceği şeklinde bir düşünce ifâde edilerek, bu stratejik yerli jip üretimi durduruldu. Yerli Jip üretimi durdurulunca yerine ne konuldu? Tabii ki ithal jipler!! Bu fabrikanın üretiminin durdurulacağı, hatta fabrikanın kapatılacağı devamlı olarak konuşuluyordu. Birileri bu jiplere sâhip çıkıp imalatını teşvik ederken, birileri de rahatsız olmuş olabilir. Eğer bu jiplere sâhip çıkılsaydı, bugün gurur duyacağımız Dünya markası bir Jipimiz vardı.

Çetinoğlu: Türkiye’de bu imkân varken, denenmiş ve tecrübe kazanılmış iken, bu işin üstesinden gelecek teknik elemanlarımız varken neden hâlâ tamamıyla yerli otomobil yapamıyoruz?

Prof. Güçlü: İmalat kolay iş değil. Yatırım, risk gerektirir. Herkes bunu göze alamıyor. Çoğu sanayici bundan kaçınıyor. İthalat kolay geliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de ihtiyacı olan araç ve gereçlerin bir kısmını ithal ediyor. Ülkemizde yapmaya, gerçekleştirmeye çalıştığımız, yerli olarak ürettiğimiz fakat her seferinde içeriden ve dışarıdan önümüzün kesildiği birçok proje var. Devrim otomobilleri sadece bir örnektir. Benzin konulması unutuldu diye proje iptal edilir mi? Buna kim inanır? Türkiye uçak yapıp Hollanda’ya ihraç ettiği zaman da geleceği parlak önemli bir proje durduruldu. Dış güçler engel oluyor fakat içeriden de onlara destek olanlar çıkıyor.

Çetinoğlu: Türkiye’de üretilen otomobillerin tamamı yabancı patent ve teknoloji ile know-how anlaşmalarıyla yapılabiliyor. Dünya iktisâdiyatına hâkim olanlar, teknoloji üretip satan ülkelerdir. Bir ton teknolojik olmayan üründen elde edilen gelirin 100 katı, ağırlığı 100 gram bile olmayan projelere ödeniyor. Türk mühendisler bunu yapamaz mı?

Prof. Güçlü: Yapabilir. Yapıyor da… Ülkemizin ulaştığı teknoloji seviyesi için Göktürk-2 Uydusu en çarpıcı örnektir. Tuzla Askerî Jipleriyle ilgili olarak da örnek vermek gerekirse, jiplerdeki vites kutusu benim doktora tez konumdu. Bu fabrikada imal edilen vites kutuları araca yüklenmeden önce, dinleme yoluyla basit bir testten geçirilip, uygun bulunmayanlar hurdaya atılıyordu. Bu yüzden, büyük bir maddî ve zaman kaybı ortaya çıkıyordu. Bugün dahi, çoğu otomotiv fabrikasında bulunmayan bir test sistemi kurularak, vites kutusundaki hatâlı parçalar tespit edilip, tüm vites kutusu hurdaya atılmaktan kurtarılmıştı.

Çetinoğlu: Başa dönersek… ‘Yerli araç üretemiyoruz’ iddialarının yanlış olduğunu ve bu projenin savunma sanayimizin ilk örnek projelerinden biri olduğunu söylediniz. Ve bu askerî jiplerin geliştirilmesi projesinin Yıldız Teknik Üniversitesi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın işbirliğinin ürünü olduğunu belirttiniz. Verdiğiniz bilgiler, fevkalade büyük memnuniyetle karşılanacaktır. Şahsım, gazetem ve okuyucularım adına tebrik ve şükranlarımı sunuyorum. İnanıyorum ki kamuoyunun bilmediği başka projeler üzerinde de çalışıyorsunuz. Ayrı bir röportajın konusu olacak kadar önemli ve kapsamlı bir mevzu olmakla birlikte, daha sonra yapacağımız mülakatın önsözü olacak şekilde, Göktürk-2 Projeniz hakkında kısaca bilgi lütfeder misiniz?

Prof. Güçlü: Öncelikle teşekkür ederim. Göktürk-2 Uydusu Projesi, ülkemizin bu boyut ve çözünürlükteki (2,5 metre) ilk ve en büyük uydu projesidir. Bu projeyi TÜBİTAK Uzay ve TUSAŞ birlikte gerçekleştirdi. Projede, danışman izleyici olarak 4 Öğretim Üyesi yer aldı. Ben de bu kişiler arasındaydım ve Makine Mühendisliği alanında izleyici olarak görev yaptım. Bu uydu, bir yer gözlem uydusudur. Dünya üzerindeki, istediğiniz bölge ve noktaların görüntülerini üzerindeki kameralar vasıtasıyla çekmekte ve Türkiye’ye iletmektedir. Bu görüntüler vasıtasıyla, stratejik yerler ve her türlü coğrafi bölgenin gözlemi yapılabilmektedir. Mesela; tarım alanlarının cinsi ve büyüklüğü, ormanlarımız ve göllerimizin durumu, şehirlerdeki çarpık gelişmeler, madenlerimizin tespiti, âfet durumundaki gözlemler ve müdâhaleler, askerî amaçlı kullanımı gibi birçok alanda, elde edilen görüntüler faydalı olarak kullanılabilir. Ancak, bu veriler diğer kurumlar tarafından henüz yeteri kadar kullanılamamaktadır. Bu verilerin nasıl kullanılacağı ve ülkemiz açısından ne gibi faydalar temin edileceği gerektiği şekilde anlatılır, ilgili Bakanlıklar ve kurumlar bu verilerin kullanılabileceği uygun altyapıyı kurar ve uzman personel istihdamını sağlarsa, Türkiye’nin önünün açılması ve daha da büyümesi kaçınılmazdır.

Nejat Hasan Verdi: 14 Şubat 1911’de doğdu. Kan şekeri koması sebebiyle 86 yaşında iken 27 Temmuz 1997 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

28 Temmuz 1997 tarihli milliyet Gazetesi’nin 24. Sayfasında yer alan vefat ilanında şu bilgiler vardır:

Ferruh Ali Verdi: 1 Aralık 1916’da doğdu. 7 Eylül 2003 târihinde İstanbul’da vefat etti, İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Hakkında, yukarıdakilere benzer bilgilerden başkasına ulaşılamamıştır.

Konsept: Kavram, anlayış, görüş, düşünce mânâsında kullanılan Fransızca bir kelimedir. Burada: ‘Anlayışımızı değiştiriyoruz. Yerli üretimden vazgeçip, ihtiyaçlarımızı ithal yoluyla karşılayacağız’ mânâsında kullanılmış, ilk anda tepki gösterilmemesi sağlanmak istenmiş olabilir.

Know-how: Tam Türkçe karşılığı olmasa da ‘bir şeyi yapabilme bilgisi’ olarak ifâde edilebilen terim. ‘Bir işletme tarafından, o işletmenin üretim yöntemlerinin veya teknolojisinin, aynı dalda çalışan yahut aynı işi yapmaya hazırlanan bir başka firmaya satılması veyahut da kiralanması’ şeklinde târif edilebilir. Know-how ülke içindeki firmalar arasında olabileceği gibi, farklı ülkelerdeki firmalar arasında da gerçekleşebilir. Lisanstan farkı, lisansın sadece bir hakkı kullanma izni olmasına karşılık, know-how, bunu satın alan veya kiralayan kuruluşa faydalanma imkânını fiilen hazırlar.





Prof.Dr. RAHMİ GÜÇLÜ:

1962 yılında Yozgat’ta doğdu. İlkokulu Yozgat Cumhuriyet İlkokulu’nda, Ortaokulu İstanbul Bakırköy Ortaokulu’nda, liseyi ise Bakırköy Lise’sinde tamamladı.

1985 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını Gemi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. 1996 yılında Dr., 1997 yılında Yrd.Doç.Dr., 2005 yılında Doçent ve 2010 yılında Profesör ünvanına hak kazandı.

15 adet yüksek lisans tezi, 4 adet doktora tezi yönetti. 16 Adet projede yer aldı. Millî ve Milletlerarası akademik dergilerde 40 adet makalesi yayınlandı. Millî ve Milletlerarası toplantılarda 66 adet tebliğ sundu.

İyi derecede İngilizce bilmektedir. Evli ve 2 evlat babasıdır.

Kitap hâlinde yayınlanmış eserleri şunlardır: Makine Dinamiği, Vibration Control

https://www.oncevatan.com.tr/m/prof-dr-rahmi-gucl ...37121.html

Bu röportajı baştan sona okumanızı tavsiye ederim.


ealym
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 16:10

Bu araçların yerine yine Türkiye'de montajı yapılan Koç gurubuna bağlı Otokar firmasınca Land Rover Defender araçları Türk Sılahlı Küvvetleri tarafından tercih edilmişti.Gönül JEEP markasının bu sınıftaki yada benzeri yerli bir tasarımla yapılan bir modelininde yapılarak üretimin devam etmesini isterdi.Benim içimdeki en büyük yara büyük gemi motorları yapan pendik-sülzer fabrikasının kapatılması oldu.Bu fabrika bizim için daha stratejik ve ekonomik kayıp oldu.bu linkten nasıl bir firma olduğunu başarılarını okuyabilirsiniz.https://www.denizhaber.net/pendik-sulzer-motor-fabrikasinin-hikayesi-haber-20931.htm

Yiğitler
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 16:27

Bu araçlar benim bildiklerim benzinliydi. Güneydoğuda 90'lardan itibaren Komandoya Otokarın Landları ve piyadeye Mercedesin 1ton Unimogu alınmaya başlandı. Taburda benzinin çok pahalı( 90'larda mazot benzinin yarı fiyatıydı) olduğundan istenmediği söyleniyordu. 90larda iç güvenlik operasyonlarından çekildi jeepler ama posta veya karargahta getir-götürde kullanıldı. Günümüzde komutanlar veya sivil zevat zırhlı Toyota cruiser kullanıyor. Bugün o araçları kimse kullanmaz.

Karaman Ahmet
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 21:17
Savaş Kazandıran Taşıt, JEEP Willys MB





Alıntı:
1941 yılında askeri ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkan markanın kuruluş ismi Willys-Overland’dir ve dünyanın ilk çok amaçlı 4×4 aracı Willys MB’dir. 2.Dünya Savaşı’nda Amerika ve müttefik orduları tarafından kullanılmıştır. Otomobil tarihine yön veren en önemli 5 modelden birisidir.

İlk sivil model 1945 yılında üretilmiş olup İngiliz markası Land Rover, Jeep’den ilham alarak 4×4 modeller tasarlamaya başlamıştır. Birçok ülkede zorlu arazilerde kullanılabilen otomobillere insanlar “jip, jeep” adını takmıştır. Jeep isminin çıkışı ise daha ilginçtir. 2.Dünya Savaşı sırasında kullanılmaya başlandığında Amerikan askerleri tarafından Temel Reis çizgi karakterinin sahip olduğu gizemli bir hayvan olan “Eugene the Jeep” adı ile çağrılmaya başlanır. “Eugene the Jeep” heryere girebilen ve tırmanabilen, çok kabiliyetli bir hayvandır. Askerler Wills-Overland araçları Eugene the Jeep’e benzettikleri için zamanla bu ismi kısaltarak Jeep olarak söylemeye başlarlar ve bunun üzerine 1950 yılında markanın ismi “Jeep” şeklinde tescil edildi. Savaş sonrasında ise yüksek yetenekleri nedeniyle özellikle çiftçiler arasında çok popüler olmuş ve sıklıkla kullanılmıştır.


Şu anda Chrsyler grubu altında faaliyet göstermekte olan firma panjur tasarımını 75 yıldır değiştirmemiştir. Günümüzde bile tüm dünyada büyük bir hayran kitlesine sahip olan Willys MB’nin günümüze uyarlanan bir konsepti olan Jeep Staff Car oldukça dikkat çekicidir.

https://www.sekizsilindir.com/2015/04/savas-kazan ...-mb-2.html

Bir nevi SUV nin atası 1954 yılında Adnan Menderes ile Türkiye'de montajlanarak, başlarda yüzde iki yerlilik ile seri üretime başlamış. daha sonra yerlilik oranı yüzde 60 a kadar çıkmış.

1986 yılında Turgut Özalın milleşme hamlesi sayesinde 1990 yılında yüzde yüz yerlilik ile 2006 yılına kadar 15 değişik modelde toplam 13.000 araç üretilmiş.

2006 yılında, ordu ile hükümet arasında Ergenekon tartışmalarının tavan yaptığı yıllarda ise Kara Kuvvetleei Komutanlığının araç ihtiyacını ithal karşılama kararıyla, 52 yıllık üretim (son 16 yılı yüzde yüz yerli) son bulmuş.


Abdullah4434
5 ay önce - Cum 28 Ekm 2022, 21:29

Askerde üzerime zimmetliydi bu araç, kullanımı keyifliydi ama vites geçişleri problemliydi bölük merkezinden karakola dönerken yolda şanzımanı dağıtmıştım, adı GT diye geçiyordu.

Land da kullandım onun verdiği hissiyat başka çok güzel bir araç, ilerde birgün bir land toplama hayalim var.



sayfa 2
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET