Aksaray'da meydana gelen kazaya ilişkin bir açıklama; biraz uzun ama hem olayı hem de sorumluları detaylı olarak gözler önüne seriyor....
Alıntı:
Aksaray’da çoğu çocuk 33 kişinin hayatını kaybetmesi sonrası kaza öncesi ve sonrası ile birlikte sorumluların kimler olduğuna ilişkin TTDER sekreteri ve TOF Genel Sekreteri Nusret Ertürk bir değerlendirme yaptı.
Turizm Taşımacıları Derneği (TTDER) sekreteri ve Tüm Otobüsçüler Federasyonu (TOF) Genel Sekreteri Nusret Ertürk’ün kazaya ilişkin çarpıcı değerlendirmesi şöyle:
Sorumluluktan kaçamayız, hepimiz suçluyuz
İzmir Konak Zafer İlköğretim Okulu öğrencilerini Kapadokya gezisine götüren, sürücüsü belirlenemeyen 45 HA 158 plakalı yolcu otobüsü, Aksaray'ın Eskil ilçesi Bozcamahmut Köyü yakınlarında, Adnan Ölmez yönetimindeki 42 AFM 32 plakalı kamyonla çarpıştı. 33 Ölü 29 Yaralı haberi duyunca hepimiz şok olduk. Bu kaza değil cinayet.
Gencecik fidanlarımızı dün gözyaşları içinde toprağa verdik. Elim kazada hayatını kaybeden çocuklarımıza öğretmenimize, meslektaşımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Kazada hayatını kaybeden çocuklarımızın, öğretmenimizin aile bireylerine, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Yaralı olarak kurtulan yavrularımıza ve aile bireylerine acil şifalar diliyorum.
Ateş düştüğü yeri yakar, kolay değil sabret demesi. Böyle bir kaza sonrası kader, takdiri ilahi, demek ve tevekkül ile durup isyan etmemek çok zor.
Ulaştırma Bakanlığı suçludur
“Kader Tedbirin bittiği yerde başlar” Bizler sorumluluğumuz kadar gerekli tedbirleri almadığımız için bu kaza oldu, onun için suçluyuz. Başta Ulaştırma Bakanlığı suçludur; Kaçak taşımacılığa, yetki belgesiz taşımacılığa izin ve müsamaha gösterdiği için suçludur.
İl Valileri suçludur; Kanun ve Yönetmelikler çerçevesinde yapılması gereken bu türde taşımacılığa hülle yolu ile de olsa delinmesi imkanı sağladığı için sadece formalite izini verdiği için, gerekli denetimi yapmadığı için suçludur.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü de suçludur; Verdiği müsaadenin uygun araç ile yapılıp yapılmadığını, verilen iznin başka bir araç ile kullanılabileceğini yani hülle yapılacağını tahmin edemediği ve verdiği iznin takipçisi kontrol mekanizmasını kuramadığı için de suçludur.
Okul Müdürü de suçludur; Bu turun düzenlenmesine izin veren gerekli izin ve müsaadeleri alan kişi kendisidir Seyahat acentesi ile bu gezinin organizasyonunu ve sözleşmesini yapan kendisidir.
Turun iptal edilmesi gerekirdi
Seyahat Acentesi tarafından bu gezi için tahsis edilen aracın kiralanması, marka, modeli otobüs işletmesinin Yolcu Taşımacılığı Yetki Belgesinin olup olmadığını isteyecek, belgelerini kontrol edecek, yetkili kişi kendisidir. İzin ve müsaadeleri aldıktan sonra yapılacak değişiklik durumunda risk olabileceğini görerek bu turu iptal etmesi gerekirdi.
46 kişi kapasiteli bir otobüs 66 kişi ile nasıl yola çıkarılabilir buna nasıl izin verilebilir. tek cevap ticari menfaat için okul aile birlikleri ile müşterek düzenlenen bu tür kültür turları ve geziler okul yönetimleri için bir gelir kapısıdır. Burada sigortasız, yetki belgesiz otobüs ile ulaşım toplam tur maliyetini düşürdüğü kar marjını arttırdığı için tercih sebebidir. Her alınan fazla yolcu da karı arttırmak içindir. Bu nedenler ile okul müdürü de suçludur.
Gelelim bu turu düzenleyen Seyahat Acentesine. Burada gazetelerden okuduğum kadarı ile açıklık getirilmesi gereken birçok soru var.
Cevap bekleyen sorular
Acente Aydın’da faaliyet gösteriyor. Dört ay önce kime devredilmiş? Okul İzmir’de tur İzmir’den başlıyor, Okul Müdürüne ve Okul Aile Birliği’ne sormak lazım; İzmir’de bu tur organizasyonunu yapacak acente yok mu? Neden Aydın’da faaliyet gösteren bir Acente’yi tercih ettiler.
Burada menfaat ve ahbap çavuş, dost ilişkilerine bakmak lazım. Her halde bir sebebi vardır!
Hadi diyelim acente Aydın’da olsun bir engelimi var kanunen bir suç mu teşkil ediyor Aydında olması, hayır.
Suç teşkil etmiyor ama bir takım menfaat ilişkilerini akla getiriyor.
Acente her şeyi ile düzgün bir Seyahat Acentesi işi ihale ile almış deneyimli daha önce de bu okulun işlerini başarı ile yapmış ta olabilir. Bu nedenle tercih edilmiş olabilir. Ucuz Fiyat vermiş de olabilir. Maliyeti düşürmek amacıyla en çok tercih edilen uygulama, eski model şehirlerarası yolcu taşımacılığında iş bulması mümkün olmayan, Turizm Taşımacılığında ise 8 yaştan daha yaşlı olması nedeniyle Seyahat Acenteliği yönetmeliği çerçevesinde turizm taşımalarında kullanılması mümkün olmayan bir ucuz araç tahsis edilmiştir. Dikkatinizi çekerim bu tür araçlar artık şehir içi personel taşımacılığında kullanılıyor.
Niçin yapılmıştır; menfaat uğruna üç kuruş fazla kazanmak uğruna gencecik yavrular şehit edilmiştir.
Burada kanunlar yönetmelikler çiğnenmiş hülle yapılmış her kes kandırılmış ama ortada bir gerçek var.
Maalesef bu kaza vuku bulmuş canlar kaybedilmiş yürekler yanmıştır ve Anne ve Babalar açısından yanmaya bir ömür devam edecektir.
Analize devam ediyoruz. Sorumlular daha bitmedi
Seyahat Acentesi 1. derecede suçludur. Nedeni de, tüm seyahat organizasyonunun sorumluluğu kendisindedir.
Kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde araç tahsis etmesi sözleşme yaptığı aracı denetlemesi D2 İşletme Yetki belgesinin olup olmadığını, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza sigortası ile Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası olup olmadığını kontrol etmelidir. Ayrıca Şoförlerin Ehliyetlerini, Sağlık ve Pisikoteknik Raporlarının olup olmadığını, taşıma şirketinden veya bireysel taşımacıdan istemeliydi. Tüm bunları yapmadığı için suçludur.
Bu resmi belgelerden her hangi birinin eksik ve noksan olması bu tur organizasyonunu riskli hale getirebileceğini görebilmeli ve meslek ahlakı gereği sorumluluk duygusu ile bu turu iptal etmeli veya bu şartlara haiz araç ve şoför tahsis etmeliydi.
Tüm bu sorumlulukları yapmadığı bu işi gayri ciddi tuttuğu için suçludur. Maddi ve vicdani sorumluluğundan kurtulamayacaktır.
Gelelim araç ve taşıma şirketine; Yaptığım araştırma sonucunda Aracın İzmir’de Sanayi sitesinde faaliyet gösteren bir tamirciye ait olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.
Otobüs tüzel kişiliği olmayan bireysel bir taşımacıya aittir. Teknik noksanlıkları var mı yok mu bilemiyorum.
Olaya işletim ve tedbirler açısından baktığımız için D2 İşletme Belgesinin olmadığı ve bu belge ile ilgili herhangi bir işletme belgesi altında kayıtlı olmadığı anlaşılmaktadır. Geçerli trafik muayenesinin yapıldığı, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza sigortasının olduğu, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Yönetmeliği çerçevesinde mecburi olan Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası poliçesinin olmadığı kaza raporunda belirtilmiş bulunmaktadır. Kazada direksiyonda olan hayatını kaybeden şoförün tecrübeli olduğu uzun yıllardan beri Otobüs Şoförlüğü yaptığını öğrenmiş bulunuyorum.
Yedek Şoförün Aydın’lı olduğu, uzun yıllardan beri otobüs kullandığı ve hatta Aydın spor kulübünü uzun yıllar deplasmanlara, götürdüğü anlatılıyor ve yazılıyor.
Otobüs sahibi de suçludur. Bu aracın bu seyahati teknik açıdan yapıp yapamayacağını izin ve müsaadesiz sigortasız yetki belgesiz yola çıkılmayacağını bilen kendisidir. Ama menfaat galip gelmiştir. Kanun, yönetmelik, izin, müsaade, insan hayatı hiçe sayılıp yola çıkılmış her kes kandırılmış. 46 kişilik yolcu taşıma kapasitesi olan bir otobüse 66 kişinin binmesine göz yumulmuş, karşı çıkılmamış, teklif reddedilmemiştir. Ne uğruna, menfaat için.
Gelelim şoförlere; Burada şoförün sorumluluğu fazladır. Bir aracın kaptanı bir gemi kaptanına benzer, biri denizde diğeri karada. Şoför ne derse o olur, karar verme yetkisi seyahat süresince şofördedir. İşin kiralama detayları şoförü ilgilendirmez, ona araç sahibi işi bulur şoförün o işi en iyi şekilde yapması istenir.
Aracın emniyetli sürüş ile yolcularının can ve mal emniyetini sağlaması kendisinden istenir.
Şoför başta bu seyahatin 66 kişi ile yapılamayacağını tur hareket yerinde başta mal sahibi acente yetkilisi Okul Müdürü ve Tur Sorumlusu Öğretmene bildirmesi gerekirdi ve hatta hareket etmemeliydi.
Yasal izin ve müsaadelerin alınmış olması belki kendisinin sorumluluğunu almış olarak değerlendirmiş olabilir. Bu bilgilerin ve izin kağıtlarının ne kadarı kendisine verildi bilemeyiz, bilse bile bunu kendisini yola çıkmaya zorlayan maddi ve manevi sebeplerin neler olduğunu bilmemize imkan yok.
Sorumluluk yasal eksik, hülle kapasitesinin üzerinde yolcu alınması ile ortaya çıkan sonuç nedeniyle hareket etmemesi gerekirdi. Yola çıkmış olması nedeniyle bu sorumluluğu taşımadığı ve diğer şoför ile birlikte taşımadıkları anlaşılmaktadır.
Ayrıca seyahat süresince araç içinde öğrencilerin ayakta oldukları serbestçe gezindikleri medyaya yansıyan haber ve resimlerden görmekteyiz. Bu da yolculara ve Tur sorumlusu Öğretmenlere gerekli uyarıların yapılmadığı yolcuların can ve mal güvenliklerine dikkat edilmediği görülüyor.
Kazada hatalı sollama ve şerit ihlali var
Kaza sonrasında tutulan raporun Aksaray Cumhuriyet Savcılığınca açıklandığına göre otobüsün aşırı süratli olduğu önündeki aracı solladığı ve bu sırada kontrolü kaybettiği geçişi tamamlamasına rağmen direksiyon hâkimiyetini kaybederek karşı şeride geçtiği ve karşı yönden gelen kamyon ile kafa kafaya çarpıştığı açıklanmış bulunuyor. Teknik bir kusur olduğunu zannetmiyorum tamamen şoför kusuru olduğu edindiğim bilgiler ışığında anlaşılıyor. Neden ve sebeplerini bilirkişi raporları ile öğreneceğiz bunu zaman gösterecek.
Tam bir facia, yürekler acısı bir durum hayatını kaybetmesine rağmen şoför sorumludur. Allah taksiratını affetsin.
Her ölümlü kazadan sonra söyleriz, yazarız ama ders almayız. Gelelim velilerin sorumluğuna acıları büyük Allah sabırlar ve tahammül versin. Onlar okul yönetimine Öğretmelere güvendiler ama bu güvenin getirdiği rahatlıkla bu konuda rahat davrandılar.
Yolcu Taşımacılığı Konusunda mevzuatı bilmedikleri için organizasyonun kanunlar çerçevesinde kurulmuş bir seyahat acentesi tarafından yapıldığı düşüncesi ile rahat oldular. İzin ve müsaadelerin Okul Müdürlüğü tarafından İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valilik tarafından verilmiş olması onların bu konuda rahat olmalarına sebep oldu. Yalnız Tur hareketinde otobüsün görünümü, marka ve modeli şoförlerin durumu, otobüse binen yolcu sayısının fazlalığı hiç mi endişeye sebep olmadı? Bir anne-baba olarak nasıl böyle bir müsamaha gösterdiler merak ediyorum. Hatta bazı velilerin çocukları ile birlikte otobüste oldukları da anlaşılıyor. Acaba bu güvensizliğin sonucunda mı otobüse bindiler, çocukları ile beraber olmak istediler.
Yapılması gereken bu turun iptalini isteyebilirler, bu kadar uzun mesafeli bir seyahatin bu vasıfta bir araç ile kapasitesinin üzerinde her koltuğa 1 yolcu hesabı ile 46 kişinin üzerindeki kapasite ile yapılamayacağını görerek ve endişe ederek otobüse çocuklarını bindirmeyeceklerdi. Kendileri de binmeyecekler ve turun iptalini sağlayacaklardı. İlgili kurumlar nezdinde şikayette bulunacaklardı.
Bunları yapmamış olmakla ailelerde sorumludur bunun vicdan azabını ne yazık ki ömür boyu çekeceklerdir. Acıları her trafik kazası haberinde tazelenecektir. Allah sabırlar versin.
Toplum hafızası vicdanı çok çabuk unutur bu kazada unutulacaktır.
Konu ile ilgili çok yazılar yazdık eleştirilere cevap verdik. Taşıma Şirketlerini belge almaları konusunda uyardık, duyurular yaptık. Konuyu birçok toplantıda dile getirdik, çözüm önerileri sunduk. Ama maalesef başarılı olmadık. Mücadelemiz devam ediyor.
En büyük sorun denetim eksikliğidir. Kaçak Taşımacılıktır.
Denetim ve kaçak taşımacılık üzerinde neden bu kadar fazla duruyoruz?
4925 Sayılı Taşıma Kanunu ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği Yolcu taşıma faaliyetlerine bir düzen getirmekte mali yeterlilik, sorumluluk, mali yeterlilik şarları istenmektedir. Araçlar ile ilgili, öz mal kapasite kiralama şartları ve araçlarda sigorta şartları getirmektedir. Bu şartları yerine getiremeyen işletmeler ve bireysel taşımacılar Yolcu Taşımacılığı yapamazlar.
Peki bu kanun ve yönetmelik müeyyidelerini kim denetleyecek? Başta Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, İl Valileri, Trafik Denetleme Şube Md ile Jandarma Genel Komutanlığı yapacak. Maalesef bu yapılmıyor yapılsa da yetersiz.
Ulaştırma Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunduk. ‘Lütfen bu denetimleri yapın, belgesiz taşımacılık bu ülkede yapılmasın bu sadece kâğıt üzerinde kalmasın’ dedik, sonuç ortada.
TURSAB Seyahat Acentelerini, Karayolu Yolcu Taşımacılığı ve Yönetmelikler konusunda bilgilendirdiğini yazılar ve duyurular gönderdiğini biliyorum ama hala kaçak taşımacılık faaliyetine Bu olayda olduğu gibi bir takım seyahat acenteleri aracılık ediyor.
Bu Ülkede Kanun ile Seyahat Organizasyonu Yetkisi Seyahat acentelerine verilmiş ise Acenteler önce yolcu taşımacılığı yetki belgesi olmayan taşıma şirketleri ile ve bireysel taşımacılar ile çalışılmayacak. Taşıma işletmesinden D2 işletme belgesi sorulacak Öz mal ve Kiralık Araç kapasiteleri belgeleri ile istenecek Taşıma Sözleşmesi yapılacak, tahsis edilen izin ve müsaadesi alınan araç değiştirilmeyecek, hülle yoluna gidilmeyecek. Şoförlerin Pisikoteknik ve sağlık raporları gerekir ise istenecek, yasal araç sigorta poliçeleri kontrol edilecek. Bunların tamamı tedbirdir.
Tüm bu sorumlulukları ve belgeleri Yolcu Taşıma Faaliyetleri yapan her işletme vermek zorundadır. Bunları vermiyor ise bu işletmelerle çalışılmayacaktır. Sorumluluk budur.
Ne yazık ki bunların hiçbirini ne ferden ne işletmeler nede kamu olarak yapmıyoruz. Ondan sonrada işin kolay yönüne gidip kazaya karışan şoföre atıp sorumluluktan kaçıyoruz.
Bir noktadan başlayarak üzerimize düşen görevleri sorumluluk bilinci ile yapalım her kes görevini yapsın, sorunlar kısa vadede olmasa da çözülecektir.
Trafik Güvenliği sadece bir kurumun bir işletmenin görevi olmayıp hepimizin görevidir.
Saygılarımla.
Nusret ERTÜRK
Turizm Taşımacıları Derneği (TTDER) Dernek Sekreteri, TÜM OTOBÜSÇÜLER FEDERASYONU (TOF)Genel Sekreteri.
Ben şehir içi trafik kazalrına değinmek istiyorum. Şehir içinde sürücüler korkunç sürat yapıyor. Hele o okul önlerinde yüreğim ağzıma geliyor. İki ışık arası 200 metrede olsa sanki rallici gibi basıyorlar gaza. Bu kadar büyük bir sürat karşısında zaten yayanın şansı yok.
. Pazar günü bir radyo programında yaklaşık 1,5 saat trafikte yol alıp bu radyo programına telefonla katılanları dinledim. Hatırladığım kadarıyla Çoğu kamyon Şoförü ve Tır şoförü arkadaşlar;
Şoför Arkadaşların Problemleri:
* Nakliye ücretleri dolayısıyla para kazanamıyorlar. Normalde 20 ton brüt ağırlığı oması gereken aracın ağırlığı 47 ton. km/kg hesabı istiyorlar
* Normalde sürekli 5 saatten fazla (sanırım) araç kullanmak yasak ama bu yasağa uyabilmek ancak şoför tutmakla mümkün. Ancak zaten para kazanamayanlar Şoförü nasıl çalıştıracak. Canlı yayına bağlanan bir arkadaş 16 saattir araç kullandığını itiraf ediyor ve buna mecbur olduğunu söylüyor.
* Duble yolların kalitesi düşük. Sürekli masraf açıyor.
* Ulukışla-Pozantı arası 1960 lı yıllardaki yollar hiç bir değişiklik yok. Halbuki burası en önemli bağlantı noktası.
* 20 yaşın üstü araçlar piyasadan kaldırılsın. ( Hurda indirimi düşünülebilir.)
* Cezaların hiç bir caydırılcılığı yok. Zaten ceza da yok diyorlar. 20-30 YTL'ye halledilebilen Trafik Suçları için Avrupa da 1.500€ ceza ödediğini söyleyen var.
Ayrıca bir Trafik Polisi de katıldı ve denetim yapmakta çok zorlandıklarını belirtti. Kazalar için sürekli koşuşturma içindeler miş. Ancak en büyük görev Bölge Trafik Ekiplerine düşüyormuş. Polis arkadaş şoförlerin yasaklara uymaları gerektiğini söylüyor.
Benim anladığım kadarıyla kimse suçlu değilmiş. Kabahat evden çıkmak gibi geliyor, herkes evinde otursun kaza maza olmaz herhalde.
Ülkemizdeki trafik kazalarının başlıca nedeni kurallara uymamak.Elbette yolların bozuk olması,uykusuzluk,yollarda gerekli uyarıların yeterince yapılmaması,bir anlık dikkatsizlik dönüşü olmaya durumlar yaşanmasına neden oluyor.Bunlar yan nedenler.Temel neden insanlarımızın kurallar çiğnenmek için vardır mantığında olmaları.
Burada sollama yapılmaz diye tabela konmuştur ama karşıdan araba gelmiyor der ve bir anda ortaya araba çıkar.
Emniyet şeridini ne zaman kullanacağını bilir ama yol tıkalı şurdan kaçalım der ve bozulan arabasını tamir etmekle uğraşan bir insanın hayatını karartır.
Alkolü araba kullanılmayacağını bilir ama hem kendinin hemde başkalarının canını yakar.
Kısaca insanlar bu kurallar konulduysa mutlaka bir nedeni vardır dese ve kurallara uysa ülkemizde bu kadar çok trafik kazası olmaz.
Karayollarımız öncelikle kamyon ve tır taşımacılığından kurtulamaz mı acaba? Trenler taşımacılıkta niye kullanılmıyor? Ayrıca yollarımızın çoğu hava karardığı zaman çok karanlık . Yeteri kadar yollar aydınlatılabilse, kamyon ve tırlar mümkün olduğu kadar yollarımızdan temizlenebilse, her yol otoyol ya da duble yol olsa , hepimiz de kurallara uysak kazaların epey azalacağına inanıyorum.
Firma asıl otobüsü Ankara'ya mitinge gönderince, D2 belgesi olmayan korsan otobüs yola çıktı. Bu yüzden ailelere 60'ar bin yerine 5 bin YTL ödenecek..
Kazada çocukları ölen ailelere sigorta darbesi
Firma asıl otobüsü Ankara'ya mitinge gönderince, D2 belgesi olmayan korsan otobüs yola çıktı. Bu yüzden ailelere 60'ar bin yerine 5 bin YTL ödenecek..
Aksaray'da 33 kişinin ölümüyle sonuçlanan gezide, firmanın okulla sözleşme yaparken D2 yeterlilik belgesine sahip 09 DA 555 plakalı otobüsü tahsis ettiği, ancak bu otobüs Ankara'daki Cumhuriyet mitingine gittiği için, D2 belgesi olmayan 45 HA 158 plakalı otobüsü gönderdiği belirlendi. Bu otobüsün, 23 Eylül 2003 tarihli Milli Eğitim İl Müdürlüğü Genelgesi'nde yer alan 10 yaş sınırına da uymadığı ortaya çıktı.
İzmir Ulaştırma Bölge Müdürü Ömer Tekin, kaza yapan otobüsün uzun yol için zorunlu olan "D2" yetki belgesini almadan korsan taşımacılık yaptığını tespit ettiklerini; bunun da suç olduğunu söyledi. D2 yetki belgesini alan her kişi ya da firmanın zorunlu koltuk ferdi kaza sigortasını yaptırmak mecburiyetinde olduğunu belirten Tekin, "Bu tür kişiler, ne zaman iş çıkarsa o zaman taşımacılık yapıyor, ya da otobüsünü firmalara kiralıyor. Ortaya çıkan tablo da bu oluyor. Eğer otobüstekilerin zorunlu koltuk ferdi kaza sigortaları yapılmış olsaydı vefat edenlere sigorta şirketi tarafından 60'ar bin YTL ödenecekti" dedi.
DİSİPLİN SORUŞTURMASI
Şirketin ise yeterlilik belgesi olmayan otobüs için 46 yolcuyu adam başı 1'er YTL primle sigorta yaptırdığı, bu sigortaya göre ölenler için 5'er bin YTL, yaralılar için de 500'er YTL ödeneceği öğrenildi. Bu arada önceki gün Zafer İlköğretim Okulu'na taziye ziyaretine giden ve çiçek bırakan Beştepeler Lisesi'nden 48 öğrenci hakkında disiplin soruşturması açıldı.
Sabah
Bence Aileler Dava Acmali, Geziyi duzenleyen okula ve yetkililere,Hem Ilgili Sirket e ve Trafikten Sorumlu olanlara (Yasayi koyan ve uygulayanlara Devlete)
Cunki Burada herkez Sucludur.. Devlet Sucludur, Gerekli denetimleri yapmayip izinsiz olan bu ve bu gibi araclari Trafikten men etmedigi icin, (Ister Cip taktirsin Ister Baska Birsey, Ne olursa olsun Bu aracin Boyle isler icin trafige cikmasini engellemek ilgili Kurumlarin gorevidir diye dusunuyorum..
Ilgili Firmanin da suclu oldugunu dusunuyorum, Yasa ve Kanunlara uymadigi icin, Korsan arac kullandigi icin....
Ilgili okul ve geziyi Duzenleyenlerin de suclu oldugunu dusunuyorum, Ogrencilerin Guvenligini saglayacak kalitede, servis saglamadigi ve gerekli onlemleri almadigi icin..
Aslinda Burada Valilik de Kolaycilik yaparak Sorunu Cozmek yerine, Gezileri yasaklamistir, Burada Cok Buyuk Hata Yapmis oldugunu Dusunuyorum....
Yetkililerin Gorevi, Kanunlari , Yasalari Herkeze Uygun Cikartmak ve denetlemek, Dunyanin Her tarafinda, var Bu sekilde geziler, Zaman zaman baska yerlerde de kaza oluyor, Gonul isterki hic olmasin, Ama Bu gezileri iptal etmek cok sacma,
Bu Ogrenciler, Anitkabir i, Ziyaret etmeli, Muzeleri Ziyaret etmeli, Canakkale yi, Oren yerlerini, Tarihi Yerleri, Saraylari, Herseyi, v.s. Bu Ogrenimin Bir Parcasi. Insallah Bu Yanlistan donerler..
İnsan hayatının ucuzluğunu bu kaza sayesinde bir kez daha gördük.Gerçi 5000 ytl değil 50,000-100,000 YTL bile verilse evlat acısını hafifletirmi?Kaza gerçekten çok acı.umarım denetimler sıkılaşır,Herkes kafasına göre gezi düzenleyemez,bedenler hiçi hiçine toprak olmaz...
"Trafikte İletişimsizlik cinayetleri ve kavgaları"...
Aslında bu konuyu ayrı bir konu olarak açmak istedim fakat yeni konu açamadım.. sanırım henüz yetkim yok...Site yöneticileri uygun görürse ayrı bir konu haline gelebilir. çünkü bu konunun önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum...
Trafik kazaları çok önemli bir problem ancak bi de "Trafikte İletişimsizlik" nedeniyle her gün işlenen cinayetler ve her gün kayıtlara giremeyen yüzlerce kavga var. bu konuda sizler neler düşünürsünüz bu sorun nasıl çözülebilir? Görüşlerinizi yazabilirseniz sevinirim. Ben bir kaç kamu kurumuna ehliyet alırken trafik psikolojisi, trafikte iletişim vb. dersler konulması gerektiği ile ilgili mail gönderdim ancak yanıt gelmedi...
Konuyla ilgili olarak Bir yerel gazete için yazmış olduğum köşe yazısını da buraya ekliyorum.
Kornaya basmaktan korkar oldum son zamanlarda… Aslında son zamanlarda dediğime bakmayın oldum olası zaten korkarım. Tekrar düşündüm şimdi. Hayır, kornaya basmaktan oldum olası korkmuyormuşum. Çocukluğumda kornaya basmaktan garip bir haz alırdım. Nedendir anlamadım ama kornaya basmak cidden de zevkli bir şey…dokunuyorsunuz ve dat dıt düt dot dııt gibi sesler çıkıyor. Mest olmak dedikleri bu olsa gerek. Ufakça çaktırmadan minik ellerinizle basarsınız kornaya… Aman Allahım, o düt sesi ne garip bir zevk verir. Kendinizi tutamazsınız bir daha basarsınız. Bu kez biraz daha fazla basarsınız Hele ki, o arada birileri dönüp bakıyorsa korna sesine gün sizin gününüzdür. Bitti mi acaba bu iki kornayla, hayır..bitmez. Bir daha bir daha basmak için yanıp tutuşursunuz.
Ben de öyleymişim şimdi hatırladım da. Peki bu iş nereye kadar devam eder? Babanız, ‘’Dur oğlum basma’’ diyene kadar şiddetini artırarak devam edersiniz. Eğer babanız fırça attıysa ‘’Nolurr bir daha basayım, bir daha basmayacağım’’ dersiniz. Peki minik ellerinizi durdurabilir misiniz? Yine hayır.‘’Tamam, bu son baba, son kez noolur!’’, ‘’E hadi bas eşşek sıpası’’ der babanız ya da içinden öyle geçirir herhalde. Yani ben olsam öyle derdim sanırım. Belki de demezdim. Başıma henüz gelmedi. Babalık rolünü henüz oynayamadım. Ama son verilere göre 3-5 ay içinde o rolü oynayacağım. Kornaya basması için de 2 yıl gerekse, yaklaşık iki buçuk yılım var ne diyeceğimi görmem için. Şimdiden ne diyeceğimi biliyorum desem yalan olur. Umarım bizim ufaklık kornaya basma fantezisine sahip olur. Yoksa bütün hayallerim elimde patlayacak. Genetikse basar herhalde. Genetik midir ki bu kornaya basma işi? Sanırım biraz genetik. Birazı da olur mu bu işin diyeceksiniz şimdi, işi yaramazlık olarak değerlendirirsek eğer, genetik ki hem de ne genetik! Milletçe kornaya basmaktan zevk aldığımızı iddia edebilirim
E, şimdi durup dururken nereden çıktı bu korna meselesi:
Bu zevkli iş, her ne oluyorsa oluyor, yaş ilerleyip kan delirince cinayet sebebi olabiliyor. İnanamıyorum, aslında çocukluktaki bu kornaya basma zevki nasıl oluyor da cinayet sebebi oluyor?
“Hadi canım sende, ne kornası ne cinayeti!” diyenleri duyar gibiyim. Gaipten gelen sesler değilse, bu gazeteyi okuyan şanslı kişilerden bazıları söylüyordur bunu herhalde…
Bakalım bu korna çalma meselesi nasıl da cinayet sebebi oluyormuş. Aslında bir iletişim aracı olan korna ne hikmetse son zamanlarda sövme sövülme olarak kullanılır ve algılanır olmuş. Bunun sonucunda da trafikte iletişim cinayetleri almış başını gitmiş. Tuhaf bir durumla karşılaşıldığında ‘’Buyurun buradan yakın’’ denir ya işte aynen öyle dedirtecek trajikomik korna haberleri …
Korna çaldılar diye vuruldular Milliyet , 11 Şubat 2003
Su servisine çıkan iki kardeş, önlerinde duran ve ilerlemesi için korna çaldıkları araçtan inen iki kişi tarafından tabancayla yaralandı
Kamyon şoförüne korna kurşunu! Milliyet , 26 Mayıs 2005
İZMİR'in Pınarbaşı Semti'nde, 25 yaşındaki Hayri Karadirek, yolun karşısına daha hızlı geçmesi için ısrarla korna çalan kamyon şoförü aynı yaştaki Orhan Kalyoncu'yu tabancayla başından yaraladı.
Şoföre ‘korna dayağı Milliyet , 23 Mayıs 2006
Adana'nın Yumurtalık ilçesinde minibüs şoförlüğü yapan Kenan Göz, 30 Nisan'da ilçe merkezindeki bir ara sokakta yolcularını indirdi. İddiaya göre Göz, yolu kapatan Ankara plakalı otomobil nedeniyle yola devam edemeyince korna çaldı. Otomobilden sivil giysili olarak inen Taflı, "Ne korna çalıyorsun lan" diye bağırdı…
Korna Çaldı Diye Kurşun Sıktılar Hürriyet 4 Temmuz 2005
Üniversite öğrencisi Caner Sağlam (22), Feneryolu’nda trafiği aksattığı için korna çaldığı Mercedesli bir sürücü tarafından tekme tokat dövüldü. Sürücünün yanındaki bir arkadaşı Caner’i ensesinden tabancayla vurdu…
“Kornaya basmaktan korkar oldum son zamanlarda” dememde bir hikmet varmış herhalde değil mi ? Yukarıdaki birkaç haber sadece korna meselesinden dolayı işlenen cinayetleri anlatıyor. Ah bir de “yol verme meselesi” ve “ selektör meselesi” hatta “ortaya karışık trafik cinayetlerini” var ki hiç sormayın ( gerçi birisi yahu hiç sorma diyerek bir cümleye başlıyorsa, biliniz ki bunun anlamı: sen sormasan da ben anlatacağım demektir. O yüzden; yahu hiç sorma diyen birisine klasik tepki olarak: hayırdır? Deyin ya da hayırdır bakışınızı takının)
Korna, selektör, yol verme(me) haberlerini okuyunca, Trajikomik durum dedikleri bu olsa gerek diyorum kendi kendime. Trafik kazalarında hayatını kaybeden insanlar kadar olmasa da trafik cinayetlerinde hayatını kaybeden, bıçaklanan, dövülen, sövülen taciz edilen pek çok kişi olduğunu tahmin ediyorum. Hele ki cinayet, yaralama vb. gibi bir vaka değilse kayıtlara hiç girmiyor. Öyleyse otomobil kullanırken korna yüzünden öldürülen- ölen, dövülen- döven, sövülen-söven, taciz eden-edilen-eden pek çok kişi ve pek çok ‘’ehlileşmemiş ehliyetlimiz ‘’ var.
E, peki ne oluyor da çocukluk çağlarımızda bastığımız zaman o dayanılmaz hazzı veren korna sesini duyunca bir anda sapıtıveriyoruz? Ya da korna sesini sövme olarak kullanmaya ve algılamaya başlıyoruz. Hani o çocukken çıkan dat dut dıt düüt seslerinin verdiği keyif? Hatta, mutfaktan aşırdığımız ya da sağda solda bulduğumuz tencere kapaklarıyla araba sürüyor gibi evin içinde mahallede düüt düütt diye gezen o afacanlara ne oluyor büyüyünce Allah aşkına!
Şimdi kendimize bir soru soralım; Trafikte otomobil kullanırken ya da birisinin otomobilindeyken arkanızdaki ya da yanınızdaki otomobilden çıkan düt sesini kelime ile ifade edelim.
Kısa ve kısık sesli bir düt sesi bu ses.
Peki, düüüttt sesi?
Ya da düüt düüüttt?
Düüüüüüüüüüüttt?
Düüüüüüüüüüüüüütttt, düüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüttt?
Korkarım ki evli olanlar bu düt sesleri arttıkça eşlerine yönelik bir küfür algılıyor. Aynı zamanda annelerine yönelik bir küfür de olabilir. Hayır hayır kız kardeşimize ya da sülalemize yönelik bir düüt de olabilir. (Düüüüt’ün şiddet ve tekrar sayısına göre). ‘’Bana kimse düüt diyemez. Hele hele düüüt düüt dütttt hiç diyemez… şuna bakın bir de elini kolunu sallıyor’’
“Tutmayın beniiiiiiiii”.
Aynı mesajı farklı zamanlarda, farklı durumlarda, farklı kişiler tamamen farklı algılayabilir. Aslında burada duyduğumuz düt sesine verdiğimiz anlam enteresan. O anlamı yükleyen bizleriz.
Biz korna sesini nasıl anlıyor ve kullanıyorsak bize korna çalındığında da aynı şekilde anlıyoruz. Belki de korna sesine alerjimiz biraz da ondan kaynaklanıyor…
Çekilir misin? Çekil, Çekilsene… Çekil kardeşim. Çekil lan. Çekil lan ...eşşoo....çekilsene lan… ( Eş, anne, sülaleyi de kapsayan sinkaf küfürleri silsilesi)
Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğüne Göre Korna’nın anlamı şu:
Korna: Motorlu taşıtlarda, bisikletlerde sesle işaret vermek için kullanılan ve içinden hava geçirilerek çalınan boru, klakson:
"Saat on iki olur olmaz, apartmanın önünde kornayı öttürdüm."- A. Gündüz.
Gördüğünüz gibi, okuyucu rahatça anlasın diye kelimemiz cümle içinde de kullanılmış. Örnek cümleyi yazan A.Gündüz kim ise bilmiyorum ama eğer ki gerçekten bu örnek cümlede söylediğini yaptıysa vay haline…hayati tehlike taşıyan bir eylemde bulunmuş ne yazık ki…
Of of, insan ömrü ortalama olarak 70 yıl dersek, kaç saniye eder bir hesaplayalım 1 yıl 365 gün dersek… 1 yıl 31.536.000 saniye ( 31,5 milyon saniye) ediyormuş. 70 yıl ise 2.207.520.000 saniye ( 2 milyar 207 milyon saniye) ediyor.
Durup dururken bunu niye hesapladık ki diyeceksiniz. Trafikte kornaya bastığımız ya da bize korna çalan o meçhul şahıslarla bir iki saniyelik bir ilişkimiz oluyor. Ömrümüzün 2 milyar saniyesinde bir-iki saniyeliğine muhatap olduğumuz ve belki de bir daha hiç muhatap olmayacağımız, görmeyeceğimiz, tanımadığımız vs. ‘’ehlileşmemiş ehliyetli’’ meçhul şahıslarla neden kavga ederiz? Neden bu iş cinayete varır ki? Diğer yandan, korna meselesinin iki taraflı hatta bazen çoklu taraflı bir mesele olduğunu da hatırlamakta fayda var. Korna çalan, korna çalınan, korna çalan ve çalınanın seyircileri…
Yanımızdaki, önümüzdeki, arkamızdaki, sağımızdaki solumuzdaki aracın sürücüsü bizce hata olan bir hareket yaptığında kendimize göre anlam yüklediğimiz kornaya o anki hataya tepkimize eşit ölçüde basıveriyoruz. Hata büyükse daaatttt daatttt, küçükse dat dat, ya da tek dat..Kişiye göre de değişiyor elbette ki bu dat düt şiddeti. Korna çalınan kişi de bunu yine kendine göre algılayıp gerekli cevabı yine kendi anlamlandırdığı şekilde daat düüt diye yapıştırıveriyor. Karşılıklı olarak birbirlerine saygı ve sevgiler sunuluyor. E bu durumda izleyiciler de kendilerince haklı haksız ayrımı yapıp yollarına devam ediyor ya da iş uzadıysa(taraflar arabalarından inmişse) onlar da arabalarından inip hengamenin içine dalıveriyor.
Peki, hangi durumlarda kornaya hakaretamiz bir şekilde basıyoruz acaba?
Önümüzdeki, arkamızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki araç sürücüsü;
Sarı ışıkta geçmiyorsa
Işık kırmızıya dönerken basıp geçmiyor veya duruyorsa
Araç sürücüsü bayansa ya da minyon tipliyse
Araç ufak tefekse( gözümüze kestirdiğimiz araç ufak olmalı. Gerçi bu durumda bu ufacık aracın içinden bir pehlivanın çıkmayacağını garanti edemeyiz ama şansımızı denemek lazım)
Bize göre, zamanında sinyal vermemişse
Bir kornaya basayım da bari bundan sonra bu hatayı yapmasın diyorsak ( ben buna kendince eğitici yaklaşım diyorum. Hata yapana korna çal ve eğit )
Bize göre, zamanında dönmemişse
Meçhul sürücünün ehliyetini kasap ya da manavdan aldığını düşünüyorsak
Zaten sinirliysek
Altındaki araba kağnı mı kardeşim diyorsak
Yolda ya da bir arabada güzel bir bayan gördüysek
Sabah sabah bir sürücü hata yapmışsa
Öğlen sıcağında affedilecek bir hata değilse
Akşam vakti iş çıkışında da bu hata olur mu diyorsak
Gece yarısı hatalı sürülür mü bu araba diyorsak
Elbette kornayı hep kızmak için çalmıyoruz. Sevinçten de çaldığımız çok anlar var;
Düğün konvoyundaysak
Mezun olmuşsak
Sevinçliysek
Üç dört genç dimağ bir aradaysak
Müzik sesi açık şekilde turluyorsak
Görüldüğü gibi korna çalmanın iyi niyetli ve kötü niyetli nedenleri olabiliyor. iyi niyetli korna yaklaşımı ile ilgili örnekleri şöyle açabiliriz.
Uzun zamandır görmediğimiz bir dostumuzu yolda ya da arabada gördüysek; Bu korna, selam, nasılsın, nerelerdeydin, ne işin var burada, çoluk çocuk nasıl, işler nasıl gibi pek çok soruyu aynı anda sorma amaçlı bir kornadır.
Tanıdık korkutma amaçlı korna; bu tür korna çalmanın amacı dalgın dalgın yürüyen bir tanıdığı hoplatmak- zıplatmaktır. 80’li yıllara mahsus bir korna şakası olduğunu düşünürdüm, lakin halen sıklıkla rastlamak mümkün.
Düğün- dernek kornası; Bu tür organizasyonlarda çalınan kornanın temel nedeni sanırım cenk ruhunu yaşatabilmek. Kalabalık bir grup oluşturulmuş ve Allah Allah nidaları atamayan şahıslar bunu korna çalarak dile getirmeye çalışıyor…
Bu listeye o kadar çok durum eklemek mümkün ki. Biraz da siz ekleyin madem. Şimdi bu yazıyı okuyanların kendilerinin ne zaman kornaya bastığını düşündüğünü görür gibiyim…Aynı zamanda “korna çalana değil çaldırana bak” çaldıranın hiç mi kabahati yok diyenler de vardır…hoca boşa dememiş. Eh ne diyelim siz de haklısınız. Hatta, ”Kornayı zurna sanan”,ve aklına geldikçe korna öttürenler de haklı herhalde.
İyi de sorarım size, hani nerde o düüt sesinden aldığımız zevk? Çocukken dedemizin, babamızın, amcamızın, dayımızın, halamızın, teyzemizin arabasına bindiğimizde basıp basıp mest olduğumuz “o güzelim düüt” sesine ne oldu büyüyünce? Neden duyunca tüylerimiz diken diken oluyor ya da neden her fırsatta kornaya asılıveriyoruz delicesine? Hadi diyelim ki kızdık, sinirlendik. Bu iş neden daha ileri gidiyor ve vahim-ilkel sonuçlar doğuruyor?
Korna çalanların kulağının dibinde aynı kornayı çalmak
Sürücülere ve sürücü adaylarına korna sesinin gerçek anlamını ezberletmek
Farklı korna seslerine yüklenen tuhaf anlamları insanların beyninden silmek
Korna çalanların ve kornaya küfür anlamı yükleyip karşılık verenlerin kulağını çekmek ya da meydanda tek ayak üstünde 10 dakika bekletmek…
Aklına başka çözüm gelen varsa lütfen bir yere yazıp bana iletirse sevinirim.
Konuya bir başka açıdan baktığımızda ilginç bir haber daha gözüme çarptı…Bu büyümüş kornacılar şehirlerdeki kuşların üremesini de engelliyormuş meğer…şimdi bu kornacılara kendileri de üremeyeseciler diyeceğim dilim dönmüyor, klavyem de varmıyor beddua etmeye...
Ayrıca, bir başka habere göre trafikte öfke de artık bir hastalık olarak nitelendiriliyor. Araştırma yurt dışında yapılmış. Tahminen oradaki sürücülerin hataları ve öfkeleri bizim sürücülerimizin hataları ve öfkeleri yanında solda sıfır kalır. İyi de kardeşim şu öndeki adama da gel de sinirlenme. Hala hareket etmiyor eşşoo.... Al bak şuna, sağa sinyal verecek de dönecek de. Amanin, hatta sağ sinyal verip sola döndü kesin sopalık bu gerçi gidiyor ama şuna okkalı bir korna çalıvereyim de bir daha yapmasın. ooo. hadi hemşerim düüüttt.. hızlı biraz…
Nee, bana korna haa, bana düt haa.. Al sana düüüt düt dütttt…
İşte, Düttürü Dünya…Düttüren Düttürene… Dr. Suat Aksoy
16 Nisan 2007,
11:27 tarih ve saatinde yazdığım (bir önceki sayfada http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=480799#480799 adresinde yer alan) yazıda gazete haberlerine dayanarak "... Buradaki üzücü örnekte sözleşme yapılan (firmaya ait)araç dışında başka bir araç gönderilmiş, diğer anlaşılan araç(medyadan öğrendiğim kadarıyla) başka bir gezi için Çanakkale'ye gitmiş,..." ifadelerine yer vermişim.
Oysa dün / bugün bazı gazetelerde söz konusu (ilk)anlaşılan otobüsün Çanakkale'ye değil; Ankara'ya(miting için) gittiği belirtilmiş. Amacım ne mitingle ilgili polemik yaratmak; ne de bu üzücü olayı tekrar hatırlatmak... Bilgide farklılık olduğu için, yanlış bilgi bulunmasını istemedim(okuyan, düşünen bir kişi bile olsa; yanlış bilgi vermiş olmayalım)
Bu arada geçen haftaki korkunç kazadan sonra, birçok ildeki okullardan diğer illere(büyük oranda Ankara&İstanbul'a) yapılacak olan okul gezilerinin teker teker iptal haberleri geliyor.
Önlem olur da, gezilerin iptali bir önlem mi?!!! Bu nasıl bir bakış açısı???
Önlem almak, geziye çıkacak otobüslerin(ve firmalarının), güzergahların kontrol edilmesi demektir benim bildiğim...