1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Çrş 18 May 2022, 18:28
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
43- Devletler, milletler muharebesi (harp, savaş); tabakat-ı beşer (insan tabakaları) muharebesine terk-i mevki (yerini terk etme) ediyor.
Zira beşer esir olmak istemediği gibi ecîr (ücretle çalışan, ücretli işçi) olmak da istemez. |
İnsanlık devirleri :
Birinci devir: Vahşet ve bedevîlik devri (İnsanlığın ilk devirleri)
İkinci devir: Memlûkiyet devri, (Din ve hükümetlerin vesile olduğu değişimle yarı medeniyetlerin oluştuğu dönem)
Üçüncü devir: Esir devri, (Zeki veya güçlü insanların daha az zeki ve zayıf insanları esir olarak kullandığı dönem)
Dördüncüsü: Ecir devri, (Fransız ihtilaliyle başlayan sanayi devriminin getirdiği ücretli işçilik dönemi )
Beşincisi: Mâlikiyet ve serbestiyet devridir. (Yaşanmakta olan serbest mülkiyet devri. Bakınız : http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=8754294#8754294 linkindeki açıklamalarım)
Eskiden savaşlar, devletler ve milletler arasında yapılırdı.
Şimdi zengin ile fakir arasında ya da firmalar arasında yapılıyor.
İçtimaî ve siyasî şartların değişmesi, insanlığının birçok devirler geçirmesinin neticesinde, artık birçok şey sendikalar, Sivil Toplum Kuruluşları ve vakıfların eliyle yapılmaktadır.
Nasıl ki, eski savaş vasıtalarının yerini yeni silahlar aldı ise, eski toplumsal yapılar da yerini yeni yapılara terk etti.
Mücadele ve mücahedeler, devletlerin ve milletlerin elinden toplumsal sınıfların eline geçti.
Savaş vasıtalarının yerini de ikna, hitabet ve diplomasi aldı.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/devletler-milletler-m ...edigi-gibi linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Prş 19 May 2022, 10:55
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 50- Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. |
Kırmızı gözlük nasıl eşyayı kırmızı gösteriyor ise, siyah gözlük de eşyayı siyah gösterir.
Tanrı'nın varlığını inkâr eden kâinatı mânasız, işe yaramaz ve tesadüfün oyuncağı olarak gördüğü için, her şey ona azaplı ve sıkıntılı olarak akseder.
Mü’min ise her şeyin mânalı, hikmetli, Allah’ın tedbir ve idaresinde olduğunu bildiği için her şey ona sevimli ve huzurlu olarak yansır.
İman bir gözlüktür, onu takmayanlar, mevcudatın yapmış oldukları fıtrî ibadetleri göremezler ve okuyamazlar.
İman etmeyen kişiler, yaşadıkları sıkıntıları / problemleri KÖTÜ olarak sınıflandırırlar.
Halbuki problem olmazsa GELİŞMEDE OLMAZ.
Kişisel gelişim tavsiyesi :
- Gelişmek istiyorsanız sorunları(nızı) çözün.
Hiç merak etmeyin ÇÖZÜMLERİNİZ bir süre sonra daha büyük sorun olarak karşınıza çıkacaktır.
Unutmayın, gelişmek için ihtiyaç duyacağınız sorunlar her zaman var olacaktır.
🍀 Hayat, ona baktığın yerden anlam kazanıyor. Güzel bir hayat istiyorsan ilk iş pencereni temiz tutacaksın - Hatice Kübra Tongar
🍀 Kusur ararsan kusur, huzur ararsan huzur bulursun. Kendine sor, hangisinin peşindesin? - Hatice Kübra Tongar
🍀 Hayat bir problem değildir, onu bir problem olarak ele almak yola yanlış adımla başlamaktır, o yaşanacak, sevilecek, deneyimlenecek bir gizemdir. - Osho
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Cum 20 May 2022, 10:38
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 51- İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir. |
"Emel" bir insanın hayata dair ümitli, arzulu, gayeli, planlı ve programlı olması demektir.
Hayata dair bir planı, programı ve gayesi olmayan insan, ölü hükmündedir.
Yani emelsiz insan yürüyen, hareket eden bir cenaze gibidir.
Bu cenazelerin de ne kendine ne etrafına ne de insanlığa bir faydası olmaz.
"Yeis" yani ümitsizlik ise, hayata dair bir plan, gaye ve programın olmamasıdır.
Böyle bir insan kuru bir yığından ibarettir.
Kendimize soralım :
- HAYATTAKİ GAYEMİZ NEDİR?
Ayın sonunu getirmek bir hayat gayesi olabilir mi?
Müslümanların gayesi, YARATILIŞ amacıyla uyumlu olmalıdır.
Yaratanın amacıyla uyumlu olmayan gayretler, suni / geçici canlanmalardır.
Yaratanın yardımcı olacağına inananların yeise / ümitsizliğe düşmesi mümkün değildir.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/insanlari-canlandiran ...er-misiniz linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Cmt 21 May 2022, 10:03
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 53- Hristiyanlığın malı olmayan mehasin-i medeniyeti (medeniyetin güzellikleri) ona mal etmek ve İslâmiyet’in düşmanı olan tedenniyi (alçalma, gerileme) ona dost göstermek, feleğin (talih, baht) ters dönmesine delildir. |
Yolda üzeri tozlanmış, biraz kirlenmiş bir elmas parçası ile göz kamaştırıcı ve parlak bir cam bulsak, hangisini alırız.
Elbette elması alırız, çünkü elmas tozlanmakla, kirlenmekle değerini yitirmez, kıymetini kaybetmez.
İslam bir elmastır, ama maalesef Müslümanların onu hayatlarına tatbik etmemelerinden ve bazı batıl fikirlerin ve hurafelerin içine girmesinden dolayı bu elmasın üzerine tozlar ve kirler bulaşmıştır.
Batı ve Hristiyan dünyası ise, teknoloji ve ilim sayesinde parlak ve göz kamaştırıcı bir cam gibidir.
Aslında Hristiyan âlemindeki bu parlaklık Hristiyanlıktan değil, müşterek aklı temsil eden müspet ilimlerden gelmektedir.
İnsanlar önce dine değil, dinin mensuplarına bakıyorlar.
Dinin mensupları zayıf ve kirli ise dini de öyle zannediyorlar.
Sûrete / dış görünüşe bakanlar aldanır, hakikate / öze bakanlar ise hakikati görür.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/hiristiyanligin-mali- ...-gostermek linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Pzr 22 May 2022, 10:33
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 60- İhya-yı din (dinin diriltilmesi), ihya-yı millettir (milletin diriltilmesi). Hayat-ı din (dinî yaşam), nur-u hayattır (hayat ışığı). |
Dindeki tesir hiçbir ideolojide mevcut değildir.
Din, toplumsal hayata disiplin getirir.
Din, duygulara şekil verir, ölçü kazandırır, yetenekleri geliştirir.
Sorumluluk duygusunu geliştirir.
Tarih incelendiğinde, İslam'ın toplum hayatında hakim olduğu durumlarda, toplumların ilerlediği ve medeniyetin zirvesine çıktıkları görülür.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Pts 23 May 2022, 12:02
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
61- Nev-i beşere (insanlar, insanlık türü) rahmet (İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan) olan Kur’an ancak umumun (herkes, genel), lâekall (en az) ekseriyetin (çoğunluk) saadetini tazammun eden (içine alan, kapsayan) bir medeniyeti kabul eder.
Medeniyet-i hazıra (günümüz medeniyeti ), beş menfî (olumsuz, negatif) esas üzerine teessüs (kurulma, yerleşme) etmiştir:
1- Nokta-i istinadı (dayanak noktası) kuvvettir. O ise şe’ni (özellik, belirleyici nitelik) tecavüzdür (haddi aşma, ileri gitme).
2- Hedef-i kasdı (kastedilen hedef) menfaattir. O ise şe’ni (özellik, belirleyici nitelik) tezahümdür. (izdiham meydana getirme, sıkışma)
3- Hayatta düsturu cidaldir (mücadele, kavga). O ise şe’ni (özellik, belirleyici nitelik) tenazudur. (çekişme, çatışma)
4- Kitleler mabeynindeki (ara; iki şey arası) rabıtası (bağ), âheri (diğer, başka) yutmakla beslenen unsuriyet (ırkçılık) ve menfî (olumsuz, negatif) milliyettir. O ise şe’ni (özellik, belirleyici nitelik) müthiş tesadümdür. (müsademe, şiddetli çarpışma, savaşmak)
5- Cazibedar (cazibeli, çekici) hizmeti, heva (faydasız ve gelip geçici arzular ) ve hevesi teşci (yüreklendirme) ve arzularını tatmindir. O heva (faydasız ve gelip geçici arzular ) ise insanın mesh-i manevîsine (mânevî yönünün silinmesi; mânen tersyüz olması ) sebeptir.
Şeriat-ı Ahmediyenin (asm) (Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği şeriat, İlâhî kanun ve hükümler) tazammun ettiği (içermek, içine almak) ve emrettiği medeniyet ise:
Nokta-i istinadı (dayanak noktası), kuvvete bedel haktır ki şe’ni (özellik, belirleyici nitelik), adalet (hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma) ve tevazündür (muvazene, denge, ölçü).
Hedefi de menfaat yerine fazilettir (değer, üstünlük) ki şe’ni (özellik, belirleyici nitelik), muhabbet (sevgi) ve tecazübdür. (birbirini cezbetme, yakınlaşma)
Cihetü’l-vahdet de (birlik yönü) unsuriyet (ırkçılık) ve milliyet yerine, rabıta-i dinî ve vatanî ve sınıfîdir ki (din, vatan ve sınıf bağı) şe’ni (özellik, belirleyici nitelik), samimi uhuvvet (kardeşlik) ve müsalemet (barış ve huzur içinde olma) ve haricin (dışarıda olan) tecavüzüne (haddi aşma, ileri gitme) karşı, yalnız tedafüdür. (müdafaa etme, savunma)
Hayatta, düstur-u cidal (mücadele ve kavga prensibi) yerine düstur-u teavündür (yardımlaşma kanunu) ki şe’ni (özellik, belirleyici nitelik), ittihat (birleşme, birlik) ve tesanüddür. (dayanışma)
Heva (faydasız ve gelip geçici arzular ) yerine hüdadır (hidayet, doğru yolu gösterme) ki şe’ni (özellik, belirleyici nitelik), insaniyeten (insanlık) terakki (yükselme) ve ruhen tekâmüldür. (mükemmelleşme)
Mevcudiyetimizin (varlık) hâmisi (koruyucu) olan İslâmiyet’ten elini gevşetme, dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun. |
Batı medeniyetinin beş OLUMSUZ esası şunlardır:
1. Dayanak noktası kuvvettir. Kuvveti olan, kuvvetinden dolayı zayıfı ezebilir, onun hak ve hukukuna müdahale edebilir.
Örneğin Batı medeniyeti "Demokrasi götürüyorum" maskesi altında ülkeleri işgal edebilir ve bu doğal karşılanır.
2. Batı medeniyetinin insana biçtiği amaç ve hedef, menfaattir. Halbuki dünya malı her insanın sınırsız menfaat hevesine yetmiyor.
Batı medeniyetinde, hedef ve amacı menfaat olan insanların kısıtlı ve dar olan dünya malı üstünde sıkışmaları, çatışmaları kaçınılmazdır.
3. Batı medeniyetine göre hayat, yardımlaşma ve dayanışma prensibi üzerine değil, kavga ve çatışma prensibi üstüne kurulmuştur.
Öyle ise insanların birbiri ile çatışması ve niza etmesi, bu kaidenin doğal bir neticesidir.
Kuvvetlinin zayıfı ezmesi çatışma ortamında hakkıdır, der ve bunu normal ve meşru görür.
4. Batı medeniyetine göre toplumları birbirine bağlayan BAĞ, diğer kavimleri yutmak ve asimile etmekle beslenen ırkçılık ve milliyetçiliktir.
Bu anlayış kavimler arası çatışmayı ve bölücülüğü netice vermiştir.
5. Batı medeniyetinin insana sunduğu ücret ve mükafat ise, nefsin pespaye arzu ve isteklerini tatmin etmek ve ona uygun fanteziler üretmektir.
Bu da insanın ulvi duygularının ölmesine ve manen hayvanileşmesine sebebiyettir.
Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanun ve hükümlerin içerdiği ve emrettiği medeniyet ise:
1. Dayanak noktası, kuvvete bedel haktır ki özelliği, hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma, hakkı dengede tutma, hakkı gözetmede ölçülü olmaktır.
Bir toplumdaki insanlar fiziki, siyasi vs. kuvvetlerine güvenerek hareket ediyorlarsa Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanunlar yürürlükte değildir demektir.
2. Hedefi de menfaat yerine fazilettir (değer, üstünlük) ki özelliği, muhabbet (sevgi) ve birbirini cezbetme, yakınlaşmadır.
Bir toplumdaki insanlar arasında yakınlaşma yoksa Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanunlar yürürlükte değildir demektir.
3. Irkçılık ve milliyet birliği yerine, Din, vatan ve sınıf bağıdır ki özelliği, samimi kardeşlik ve barış ve huzur içinde olma ve dışarıda olanların haddi aşmaları, ileri gitmelerine karşı, yalnız müdafaa etmedir, savunmadır.
Bir toplumdaki insanlar din, vatan ve sınıf (işçi sınıfı kendi arasında , doktor sınıfı kendi arasında, ilim adamları sınıfı kendi arasında vs.) TEMELİNDE bağ kuramıyorsa, bu konularda anlaşmazlıklar yaşanıyorsa Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanunlar yürürlükte değildir demektir.
4. Hayatın, mücadele ve kavgadan ibaret olduğu prensibi yerine yardımlaşma kanunu esastır ki özelliği, birleşme ve dayanışmadır.
Bir toplumda insanlar birleşme yönünde gayret göstermiyor, dayanışma içinde değillerse, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanunlar yürürlükte değildir demektir.
5. Faydasız ve gelip geçici arzular yerine hidayet, doğru yolu gösterme ki özelliği, insanlığın yükselmesi ve ruhen mükemmelleşmedir.
Bir toplumdaki insanlar faydasız ve gelip geçici arzular peşindeyse Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği İlâhî kanunlar yürürlükte değildir demektir.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Sal 24 May 2022, 11:04
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
62- Musibet-i âmme (büyük ve genel musibet), ekseriyetin (çoğunluk) hatasından terettüp eder (sonuç olarak ortaya çıkmak).
Musibet (belâ, büyük sıkıntı) cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir (başlangıç, giriş). |
Bir toplumun başına gelen bela ve musibetler, isyanların bir neticesidir. Bir kişinin işlediği bir hata yüzünden Allah bütün bir topluma ceza vermez.
Bela ve musibetlerin gelmesine en büyük vesilelerden birisi de, milleti sefahet ve ahlâksızlığa sevkeden ve her türlü menfi fikirleri yaymak için çalışanlara karşı tebliğ vazifesinin yapılmaması ve sessiz kalınmasıdır.
Kul tövbe ve istiğfarla manevî kir olan günahlardan temizlenmediği müddetçe, Allah o kuluna mükâfat vermez.
Bu yüzden insan tövbe ve istiğfar ile ya kendi temizlenecek ya da Allah’ın vermiş olduğu bir bela ve musibet ile temizlenecek.
İlahî af ve rahmet ancak bundan sonra gelir. Temizlenmemiş bir kalbe Allah nazar etmez.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/musibet-i-amme-ekseri ...-izah-eder linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Çrş 25 May 2022, 10:42
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 68- Deli adama “İyisin! İyisin!” denilse iyileşmesi, iyi adama “Fenasın! Fenasın!” denilse fenalaşması nadir değildir. |
"Telkin" bir duyguyu, bir düşünceyi birinin hafızasına sokma, ona aşılamak mânasına geliyor.
Mesela, küçük çocukların terbiyesi mantıktan ziyade, telkin yoluyla gerçekleştirilir.
Bir çocuğa devamlı bir şekilde yalanın iyi olduğu telkin edilse, o çocuk yalancı olmayı sever ve yalan konuşmayı normal addeder.
Siyaset adamları, büyük hatipler, propagandacılar telkin yoluyla kalabalık kitleleri harekete geçirirler.
Bu sebeple insan davranışlarında ağır basan unsurun telkin olduğu söylenebilir.
Kişi, endişe hallerinde kendi endişesini artıracak her şeye hemen inanır.
Öyle ise iyiliği yaşatmak istiyorsak, yapıcı ve iyiliğe sevk edici bir telkin ve yumuşak dil kullanmalıyız.
OLUMSUZLUKLARI gündemde tutmak için çaba sarf edenler, OLUMSUZLUKLARIN normal addedilmesine sebep olurlar.
Yapılması gereken OLUMLU OLANA odaklanmak, OLUMLULUKLARI gündemde tutmaktır ki, OLUMLU olan normal hale gelsin.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/deli-adama-iyisin-iyi ...-izah-eder linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Prş 26 May 2022, 10:18
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 69- Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur; düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır. |
Düşmanımın düşmanı, benim düşmanımı meşgul edip kuvvetini dağıttığı için, bana dost gibi fayda veriyor.
Öyle ise düşmanımın bütün düşmanlarını dost gibi telakki edip onları aleyhime çevirmemem gerekir.
Aynı şekilde düşmanımın dostu da ona kuvvet ve cesaret verdiği için, düşmanım gibi bana zarar veriyor.
Öyle ise düşmanımın dostuna karşı da düşman gibi teyakkuz içinde olmam gerekir.
Bir Müslümanın düşmanı, Allah (c.c.)'a (yasaklarına) düşman olanlardır.
Allah (c.c.)'a düşman olanlar, (düşman kaldıkları sürece) dostumuzdur.
Örneğin :
Uyuşturucu, fuhuş vb. düşmanlarla, Allah (c.c.) rızasını kazanmak için değil de, zararlarından korunmak için mücadele eden gayri Müslimlerin yönetimindeki kuruluşlar bu mücadelelerine devam ettikleri sürece bizim dostumuzdur.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/dusmanin-dusmani-dusm ...-ustadimiz linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
turgutkuzan
1 yıl önce - Cum 27 May 2022, 10:57
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
| Alıntı: |
| 71- Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse dert getirir. |
Her ilacın bir dozajı ve ölçüsü vardır.
O ilacın dozajı az olursa tesir etmez, çok olursa zehirleyip öldürür.
İlacın hastaya faydalı olması ve tesir etmesi için belli bir kıvamda ve ölçüde olması gerekir.
Aynı durum sevgi ve nefret için de geçerlidir.
İslâm dini her şeyde olduğu gibi, muhabbetin (sevginin) de ölçüsünü koymuştur.
Hristiyanlar Hz. İsa’yı hâşâ, Allah’ın oğlu olarak, ya da O’na ulûhiyet sıfatı vererek sevdiler ve dalalete düştüler.
Yine Yahudiler Hazret-i İsa (as)’a olan kin ve öfkelerinden dolayı onun nübüvvetini inkâr ederek küfre girmişlerdir.
Müslümanlar ise Hazret-i İsa (as)'ı bir kul ve resul olarak kabul edip ifrat ve tefritten sakınarak istikametli davranmışlardır.
Yine bir kısım Alevîler Hazret-i Ali’yi (ra) sevmede ifrat edip dalalete saptılar; Haricîler de ona düşmanlık ederek dalalete düştüler.
Ehl-i sünnet ise Hazret-i Ali (ra) haddinde ve makamında kabul edip, ciddi mânâda sevmekle ölçüyü muhafaza etmişlerdir.
Cimri olan bir insana cömertlik telkin edilir, onun bu hastalığı bu nasihat ile tadil edilmeye çalışılır.
Müsrif bir insana da iktisad telkin edilir, bu da bu yolla tedavi edilmeye çalışılır.
Cimri adama iktisad, müsrif adama da cömertlik telkin edilmez.
İktisad ya da cömertlik birine derman iken diğerine dert olabiliyor.
Bu yüzden her hastalığın ilacı başkadır.
Tabip hastalığa göre ilaç yazar ve tedavi eder.
Tedavide doğru ilacın verilmesi tek başına yetmez; onun dozajının iyi ayarlanması gerekir.
Manevî hekim olan âlimler de manen hasta olanlara karşı nasihatlerini çok iyi ayarlamalı, ifrat ve tefritten kaçınmalıdırlar.
Aksi halde nasihat tesir etmez.
Hocanın birisi kibirli bir adama "kâfire karşı kibir sadakadır" demiş.
Adam da önüne gelene çalım satmaya, amirine kafa tutmaya ve ailesine kibri aşılamaya başlamış.
Not: Bu mesajın hazırlanmasında https://sorularlarisale.com/bir-derdin-dermani-ba ...er-misiniz linkindeki açıklamalardan yararlanılmıştır.
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|