Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
turgutkuzan

1 yıl önce - Prş 21 Nis 2022, 11:54
Marsa Gitme Partisi


Alıntı:

Şimdi Türkiye'nin birçok sorunu var ama bunlardan başlıcalarını sayacak olursak; Laiklik tehlike altında, Kıbrıs sorunu var, Sonra Ermeni meselesi, Kürt-Tük sorunu, ha bir de demokratikleşme ve işsizliği sayabiliriz...

....
Alıntı:

Bir kere bir bünyede veya yapıdaki her SIKINTI çözülmesi gereken sorun değildir. Birçok sıkıntı aslında daha temel bir sorunun sadece BELİRTİSİDİR.
Eğer yediğiniz gıdadan dolayı zehirlenmişseniz, önce uykunuz gelir sonra da kusarsınız.
Burada uykunuzun gelmesi ve kusmanız sadece belirtidir.
Eğer siz, belirtiyi asıl sorun olarak kabul eder ve onu çözmeye çalışırsanız, sonunuz kötü olur.
Şimdi benim anlattığım bu basit örnekten, en büyük devlet meselelerine kadar asıl sorunu görmeden sadece belirtileri çözmeye çalışma uğraşları, bünyeye sadece zarar verir.
Bizler de belirtileri değil, asıl sorunu çözmek için ant içtik.
Biz bu sorunun, Türkiye'nin hedefsizliği ya da YANLIŞ HEDEFLER seçilmesi olduğunu tespit ettik.
Askerliğini yaptıysan bilirsin, ne yazık ki askerliğini yapan Mehmetçiklere "Neden hedef Türkiye?" diye bir sürü şey anlatırız da "Neden Türkiye'nin hedefi yok?" diye tek kelime etmeyiz.


Sorularım :

  • Türkiye sıkıntılara mı çözüm üretiyor / üretmeli yoksa tesbit etmiş olduğu bir sorunu mu çözmeye çalışıyor / çalışmalı?
  • Türkiye (özellikle wowturkey forum üyeleri) bir soruna çözüm olmayı amaçlamakta mıdır? Yoksa sadece sıkıntıları dile getirmek için mi vardır?
  • Türkiye neden hedef sorusuna mı yoksa Türkiye'nin hedefi nedir sorusuna mı odaklanmak daha uygun olur?
  • Türkiye'nin KAYITLARA GEÇMİŞ bir hedefi var mıdır? Bu hedefe ulaşmak için yapılacakların listesi mevcut mudur?
  • SİZCE Türkiye'nin SORUNU (HASTALIĞI) "YANLIŞ HEDEFLER seçilmesi" midir?

Not : Bu konuya seri halinde mesajlar yazarak SORULAR yönelteceğim. Soruların olduğu mesajlar ile cevap mesajlarının kolayca ayırt edilebilmesi için her mesajda en az 1 ifadeyi renklendireceğim.


turgutkuzan

1 yıl önce - Cum 22 Nis 2022, 11:45

Alıntı:

1960 yılında yapılan seçimlerde John F. Kennedy henüz 43 yaşında iken Birleşik Devletlerin en genç başkanı seçildi.
...
Kennedy "on yıl geçmeden önce" Birleşik Devletlerin Ay'a insan yollayıp geri getireceğine dair söz verdi. Yani ülkesine hedef göstermiş oldu.
Kennedy'nin seçtiği hedef, belirlediğimiz kıstaslara gerçek bir uyum sağlıyordu. Seçtiği hedef somut, nesnel, bir VADESİ OLAN, tamamen hayal ürünü olmayan ve gerçekten de iyi analiz edilerek seçilmiş bir hedefti.
Sonuç olarak Temmuz 1969'da bu hedef gerçekleşti. Neil Amstrong ve Edvin Aldrin, Ay yüzeyinde yürüyen ilk insanlar oldu.
Birleşik Devletler on yıl geçmeden Ay'a insan yollamayı kendine hedef seçip başardığında, aslında yollanacak uzay mekiğinin zırhı, teknik donanımı, yazılımı derken; sanayi, eğitim ve teknolojide en parlak dönemine erişti.

...
Alıntı:

Peki sadece hedef ile olacak iş mi bu iş?

...
Alıntı:

Bir yapı kuruluken ilk olarak vazifesi, geleceğe bakışı ve DEĞERLERİ gibi temel konular belirlenmelidir. Buna, her yerde anlatılan toplam kalite yönetimi konferanslarında; "vizyon" ve "misyon" diyorlar.
...
miyonu, hayat amacı
vizyonu da gelecek hayali olarak çevirmiş...

...
Alıntı:

Hayat amacı somut olmalı, açık ve anlaşılır olmalı, nesnel olmalı yani kişiye, yoruma göre değişmemeli, bir vadesi olmalı ve elbette gerçeklerden aşırı uzak, tamamen hayal ürünü olmamalıdır.

...
Alıntı:

Peki neden Mars? Yani uzaya çıkmanın bu ülkenin insanına ne gibi faydası olabilir?
Ülkemizde ve Dünyada bu kadar büyük sorunlar varken, insanımız bu kadar sıkıntı çekerken, yaşamın bile olmadığı bir gezegene gitmeyi hayat amacı olarak seçmek bize ne kazandırır?
Başarabileceğinizi zannetmiyorum ama tutun ki başardınız. Kimin karnı doyacak, kimin hayatı değişecek, kimin sorunu çözülecek? Bir Mars'ta tören yapmak için bu kadar emek israf olmaz mı?


...
Alıntı:

İşin özünde biz Mars'a ya da Merih'e gidecek seviyeye geldiğimizde, ne cari açık kalır, ne eğitim sorunu, ne de savunma sanayi yetersizliği. Her konuda Dünya'nın birkaç güçlü ülkesi arasına gireriz.



Türkiye'nin uzaydaki hedefi 2023 yılında Ay'a sert iniş ve 2028 yılında yumuşak iniş yapmak şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hedefin amacı cari açık, eğitim, savunma sanayi yetersizliği vs. sorunlara / belirtilere çözüm olabilir mi?


turgutkuzan

1 yıl önce - Cmt 23 Nis 2022, 10:54

Alıntı:

Az önce anlattıklarımdan Mars yolculuğunun her anlamda ne kadar zor olduğunu, ayrıca ne kadar üstün teknolojiye, eğitime ve bilime ihtiyaç gösterdiğini anlamışsındır.
Bu kapsamda baktığında, bizim yaptığımız aslında ülkenin kurumlarını bir noktada buluşturmak ve ortak bir güdüyle hareket etmelerini sağlamaktan ibaret.
Bu ülkede üniversiteler kafasına göre bilim yapar, özel şirketler kafasına göre AR-GE, üretim ve satış yapar, ülkeyi yönetenler ise kafasına göre bir yönetim sergiler de hiçbirinin Anıt Kabir'e çelenk koymaktan başka ortak bir şey yaptığını göremezsin.

...
Alıntı:

Gelecek hayali, dediğimiz şey yani Toplam Kalite Yönetimindeki vizyonu kastediyorum, nasıl bir gelecek hayal ettiğinizin cevabıdır.
Bu bir hayaldir ve gerçekleşmesi belki imkansızdır ama bu gelecek hayali size yönünüzü gösterir.
Tıpkı kutup yıldızı gibidir. Ona bakarak yönünüzün doğruluğunu anlarsınız ancak ona asla ulaşamazsınız.
Ona dokunmak için değil, o yolda ilerlemek için çabalarsınız.
Karanlık bir gecede bile, o ufacık ışık size doğru yolda olduğunuz konusunda güç verir.


2011 Genel seçimleri öncesinde iktidar partisi cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılı için hedeflerini açıklamıştı.
Bu hedeflerden sadece ekonomik hedefler sürekli gündemde tutulduğu için az çok bilinmektedir.

Örneğin 2023 yılı için belirlenmiş eğitim hedefleri konusunda bir fikri olan var mı?
Veya 2023 yılı için belirlenmiş savunma sanayi hedefleri konusunda bir fikri olan var mı?

Diğer kurumların yaptıkları bizi ilgilendirmez, gözlemlediğimiz problem için kafamıza göre çözüm üretiriz anlayışıyla ulusal hedeflere ulaşmak mümkün olabilir mi?

2011 yılında, 2023 yılı için ekonomi dışında belirlenmiş hedefler nelerdir?


turgutkuzan

1 yıl önce - Pzr 24 Nis 2022, 16:53

Alıntı:

Bu uygulama kapsamında, Doğan Cüceloğlu'na eğitim VCD'leri hazırlatılmıştı. Doğan bey, bu eğitimde Robert Edgerton'un 'Hasta Toplumlar' isimli eserine yer veriyordu.
Yıllarca yapılan bir araştırma sonucu hazırlanan bu eserde özetle şu vurgulanıyordu :
- Hiçbir toplum belli gelenek kültür özellikleri veya alışkanlıklarla iyi-kötü herhangi bir noktaya gidemez.
Asıl olan, bütün toplumlar için belli DEĞERLERE sahip olmak ya da olmamaktır.
Bu belli değerlere sahip toplumlar, kurumlar ve yapılar zamanla dışarıdan iyi olan her şeyi alırken, olumsuz özelliklerinden arınmaya başlıyorlar.
Aksi durumda ise 'Hasta Toplumlar' dediğimiz şey açığa çıkıyor. Zamanla bu yapılar bir şekilde insanlığa zarar vererek yok oluyor.



Mart 2016 tarihinde Atletico Madrid ile oynanan Şampiyonlar Ligi karşılaşması öncesinde PSV Eindhoven taraftarlarının Plaza de Mayor meydanında bir grup mülteciye para atarak eğlenmesi olayını hatırlayalım.
Taraftarlar Hollandalıdır. Kuzey Avrupa ülkelerinin hepsinde olduğu gibi EĞİTİM SİSTEMİ İYİ olarak tanımlanan ülkelerdendir.
En azından bizden daha iyi bir EĞİTİM SİSTEMİNE sahip oldukları söyleniyor.
Mültecilere para atarak eğlenen PSV Eindhoven taraftarlarının istisnai bir grup olduğu düşüncesi gerçeği yansıtmaz.
Benzer durumlar tüm batı toplumlarında yaşanmaktadır.
Batı toplumları 'Hasta Toplumlar' kategorisindedir, zamanla İNSANLIĞA zarar vererek yok olacaklardır.

Türk toplumunun DEĞERLERİ nelerdir?
DEĞERLERİMİZİ sahipleniyor muyuz?
DEĞERLERİMİZİN yaygın olarak uygulanması için neler yapılıyor / yapılmalıdır?


turgutkuzan

1 yıl önce - Pts 25 Nis 2022, 11:54

Alıntı:

Bir genç için üniversitenin, kelime bilimi açısından bir anlamı yoktu.
İÇERİK olarak ise; kot pantolonla gidebileceği, şehir dışında okuyorsa ailesinden habersiz özgürlüğün tadını doyasıya çıkarabileceği ve en önemlisi karşı cinsle ilişkilerini sınırsız olarak yaşayabileceği bir ortamın ismiydi üniversite kelimesi.
Çünkü hazırlanırken hipodromlardaki atlar gibi koşturmuş, cefa çekmişti. Şimdi de sefasını sürmesi gereken yerdeydi.
Biz "üniversite" kelimesinin yerine "bilimevi" kelimesini koyduk ve yarım saat içerisinde dinleyeceğin bütün bu başarının İLK HAMLESİydi bu.


Bir kelimenin yerine başka bir kelime kullanmak neyi değiştirir?
Lao Tzu'ya atfedilen şu sözü hatırlayalım :

- Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır.
İLK ADIMI bir şekilde atmanız gerekir. İlk adımın kelime değişikliği olması bakış açısı değişikliğini beraberinde getirir.
Bakış açısı değişikliği çözümün olmazsa olmaz koşullarındandır.

Günümüzde Türkiye'de atılan "İLK ADIM" lar nelerdir?
Cumhur ittifakının 2021 yılında "Türkiye Ekonomi Modeli" olarak isimlendirerek uygulamaya koyduğu sistem SADECE BİR İLK ADIM OLABİLİR Mİ?

Marsa Gitme Partisi isimli kitaptan alıntı :
Alıntı:

Ne olduğumuz değil, ne YAPTIĞIMIZ önemli.

Türkiye'nin en çok ziyaretçesi olan web sitelerinden biri OLDUK.
Peki YAPTIĞIMIZ nedir?

Marsa Gitme Partisi isimli kitaptan alıntı :
Alıntı:

Çanakkale Savaşı'na baktığınızda İÇLER ACISI bir durum görürsünüz ki; evet bireyler fedakardır, Mehmetçiğimiz kahramandır ve askerimiz bireysel anlamda kendine yakışanın fazlasını göstermiştir bütün Cihana.
Ancak devlet ve devleti yönetenler olarak, YAPILABİLECEK EN BÜYÜK HATA YAPILMIŞTIR.
Düşünsenize BİR CEPHEYE bütün eğitimli insanlarınızı sürüyorsunuz. Sonra ne oluyor? Boğazı, İngilizler geçemiyor. Bedeli ne?
Konusunda eğitimli on binlerce insanınız, mühendisiniz, mimarınız, sanatçınız.
Şehit olarak ulaşabilecekleri en yüksek mevkiye ulaşsa da kahramanlarımız, aynı savaşta yan yana savaştığımız hatta bizi yöneten Komutan Limon von Sanders'in Almanya'sı, 20 yıl gibi kısa bir sürede bütün dünyanın başına tekrar bela olabilecek güce erişirken, Türkiye ÇOK YAVAŞ İLERLEMEK zorunda kaldı.

Alıntı:

Burada anlatmak istediğim; Almanya bu seviyeye her türlü yıkıma rağmen, eğitimli insanını kaybetmediğinden gelmiştir.

...
Alıntı:

O kadar eğitimli insanımızı verdik sırf İngilizler Boğazı geçmesin diye. Oysa İngilizler gemileriyle birkaç yıl sonra ellerini kollarını sallayarak İstabula girdiler.

...
Alıntı:

Ama Çanakkale'de o kadar yetişmiş insanımızı kaybetmiştik ki; Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda trenleri çalıştıracak makinist bile bulamaz haldeydik. İnsanımızı her konuda eğitmemiz gerekiyordu ama yeterli eğitmenimiz bile yoktu.


"Çanakkale geçilmez" yalanının toplum beyninin yıkanması hususunda güzel bir örnek olduğuna inanıyorum.
13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul'un işgal edildiğini bilenler bile İngilizlerin boğazlardan ellerini kollarını sallayarak geçtiklerini bilmezler (farkında değillerdir.)



turgutkuzan

1 yıl önce - Sal 26 Nis 2022, 10:20

Alıntı:

Dekan ve rektör; Hristiyan dünyasına ait kelimelerdir. Latince kökenli bu iki kelime, Katolik ve Anglikan Kiliselerindeki din adamlarının hiyerarşisini temsil eder.
Papaz, başrahip, başpapaz gibi anlamları vardır. İngilizceleri "dean" ve "rector".

Müslümanların okuduğu üniversiteleri papazlar, rahipler yönetiyor
Kelimenin asıl anlamı değil, bilinen anlamı önemli olsa da bu kelimelerin yerine Türkçe kelimeler kullanılması üniversite kavramına (sorununa) "Bakış açısı"nı değiştirecektir..
İnşallah o günleri de göreceğiz.

Alıntı:

... hedeflerimize ulaşmak ancak verimliliğin en üst düzeyde olması ile mümkündür. Verimliliği en basit haliyle, kaynakların etkin ve doğru kullanımı olarak tanımlayabiliriz.

Kendi kaynaklarımızı VERİMLİ kullanamıyorsak, başkalarını kaynakları İSRAF etmekle suçlayabilir miyiz?

Alıntı:

Hiçbir sistem veya hiçbir oluşum, kendisini destekleyen psikolojik harekat olmadan başarıya ulaşamaz.
Hani "Kamuoyu oluşturmak" tabiri var ya onu kastediyorum burada.

Kamuoyu nasıl oluşur?
Günümüzde ALGI YÖNETİMİ ile kamuoyu oluşturulabilmektedir.

İnsanlar DUYU ORGANLARI ile ALGILAYARAK yaşarlar.
Farklı bir şekilde söyleyecek olursak bir şeyin aslına ulaşmak hemen hemen imkansızdır.
Bu ifadeyi anlamak için http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=176646 linkindeki "Bilim tanrısı buyurdu ki..." başlıklı konuya yazılanları okumak faydalı olacaktır.

Özetle söylemek gerekirsek, bir şeyin aslı önemli değildir.
Önemli olan insanların durumu / olayı vs. nasıl ALGILADIĞIDIR.






turgutkuzan

1 yıl önce - Çrş 27 Nis 2022, 17:50

Alıntı:

Eğitimi genel hatları ile ikiye ayırdık. Birincisi kitle eğitimidir. Kitle eğitiminde amaç; bireye olmazsa olmazları en iyi şekilde verebilmektir.
Bu eğitim herkes için standarttır ve alınması basit ve öğrenilmesi zorunlu konuları kapsar.
Okuma yazma, temel matematik, vatandaşlık bilgisi, ahlak ve görgü kuralları gibi konular kitle eğitiminin olmazsa olmaz konu başlıklarına örnek olabilir.
İkincisi ise, kişiye özel eğitimdir. Kişiye özel eğitimde amaç; kişinin kitle eğitimi aldıktan sonra, kendi kişiliğine, isteğine ve becerisine özel olarak, kendisine ve çevresine en faydalı olacağı konuda, en iyi şekilde eğitilmesidir.
Burada kitle eğitimini, acemi birliklerinde uygulanan temel eğitime, kişiye özel eğitimi de, branş eğitimine benzetebiliriz.

Kitle eğitiminin devlet tarafından yapılmasını bir nebze de olsa anlayabilirim.
BUNUNLA BİRLİKTE kişiye özel eğitimin devlet tarafından verilmesini anlamakta zorlanıyorum.
Kimin ihtiyacı varsa, ihtiyacına uygun elemanı yetiştirmek ihtiyacı olan kişi ve kurumların görevi olması gerekmez mi?
Örneğin sanayi kuruluşlarının ihtiyaç hissettiği elemanı kendilerinin yetiştirmesi, turizmcilerin, sağlıkçıların vs. ihtiyaç hissettikleri elemanı kendilerinin yetiştirmesi daha uygun olmaz mı?
Neden her şeyi devlet yapıyor ki? Herhalde devlet yapacak iş bulamıyor bu tür işlerle uğraşıyor.


turgutkuzan

1 yıl önce - Prş 28 Nis 2022, 18:20

Alıntı:

Bilim adamları temel olarak insan beyninin ikiye ayrıldığını söylüyor; Sağ beyin ve sol beyin.
Sol beyin genel anlamda "mantıksal" olarak adlandırılır.
Mantık ile yaptığımız bir çok şey, sol beyin tarafından yapılır.
Örneğin; mantıksal karar alma, gerçekçi yaklaşım ve hesaplama gibi faaliyetler sol beyın tarafından yapılır.
Sağ beyin ise genel anlamda "sezgisel" olarak adlandırılır ve sezgilerimizle, duygularımızla yaptığımız bir çok şey de, sağ beyin tarafından yapılır.
Örneğin; duygusal ve sezgisel karar alma, hayal kurma ve yaratıcılık sağ beyin tarafından yapılır.

...
Alıntı:

Şimdi bir kere sağ beyin, sol beyinden; sol beyin de, sağ beyinden üstündür veya önemlidir diye bir şey düşünülemez. Birey için asıl olan, her ikisini de DENGELİ VE ÜST SEVİYEDE kullanabilmektir.

...
Alıntı:

Az önce belirttiğim gibi, birey için sağ beyin ile sol beyin arasındaki uçurum nasıl sağlıksız ise, toplumlar için de aynı şey geçerlidir.
Toplumların da sağ ve sol beyni vardır. Sol beynini bilim adamları oluşturuyorsa eğer, sağ beynini de sanatçılar oluşturur.
Bir toplumda bu konuda dengesizlik oluşması, o yapıyı sağlıksız kılar. Biz sanatı ve sanatçıyı toplumun sağ beyni olarak görüyor ve en az bilim kadar destekleyip önemsiyoruz.
Sanatçı derken de, öyle yıllar öncesinde olduğu gibi her eline mikrofounu alıp şarkı söyleyene sanatçı demiyoruz.
Mimariden sinemaya, tasarımdan müziğe, edebiyattan şiire kadar her şeyi içine alan bir sanatı ve sanatçıyı kastediyoruz.

...
Alıntı:

Topluma dönüp baktığınız da , sağlıklı toplumlarda bilim ve sanatın işbirliği içerisinde ve orantılı bir şekilde geliştiğini görürsünüz.

....
Alıntı:

Diğer taraftan bakıldığında, sanat dalları zaman ilerledikçe artar. Yenileri, çoğunlukla daha beğenilen, tercih edilen ve etkin iken, eskileri etkilerini yitirmeye başlar.
Eskiden ressamlık vardı, fakat şimdi dijital ressamlık onun yerini büyük ölçüde almış durumda.
Eskiden tiyatro varken, şimdi sinema ve yine eskiden ozanların şiirleri varken, şimdi şarkı sözleri. Gelecek elli yılda belki bunların yerini başka şeyler alacak.

Geçmişe sımsıkı sarılmak gerektiğini, her şeyin geçmişte yapıldığı gibi yapılması gerektiğini söyleyenleri anlamakta zorlanıyorum.
Bilgisayar kullanarak daha iyi resim yapmam mümkünken neden kalem, fırça, boya kullanayım ki?
Bilgisayar kullanarak, kolayca en hassas sesleri üretmek mümkünken neden bir üflemeli / vurmalı / telli vs. çalgı aleti ile uğraşayım ki?
Güzel bir sanat eseri için duyguların harekete geçmesine (coşmasına) ihtiyaç vardır.
Duyguları ifade etmek (eser) için kullanılacak aracın önemi minimumdur.

Yıllardır duyguları harekete geçirmek için neler yapılabilir sorusunun cevabını arıyorum.

Bu konuda fikri olan var mı?


turgutkuzan

1 yıl önce - Cum 29 Nis 2022, 17:57

Alıntı:

Algıladığımız her şey değişecek, 1990 ların başında, "on yıl geçmeden herkes, cebindeki yarım gofret büyüklüğündeki ufacık cihazlarla birbiriyle konuşacak, internete girecek, fotoğraf çekecek" denseydi, kimse inanmazdı buna.
Ama bu cümle, cep telefonlarını üretmeden sadece tüketen bir ülke olmamıza rağmen gerçek oldu. Kaldı ki, bütün bunlar MİKROÇİPLERLE YAPILDI. NANOÇİPLER, bir devrim olacak dünyada.

...
Alıntı:

Vakit, sadece eli silah tutan her erkeğin değil, ayakta durabilen düşünebilen, her insanımızın enerjisini, sinerjiye çevirme vaktiydi. Bizde bunu yaptık yapıyoruz.

Savaş karşıtlarının kullandığı şu anlamda bir söylem vardır:
- Savaşta ölenler fakirlerin çocuklarıdır. Karar vericilerin çocukları savaş alanında olsaydı savaş kararı alınmazdı.

Günümüzde cephede (ateşli silahlarla) yapılan savaşların bir önemi kalmamıştır.
Her bir fert farkında olsa da olmasa da savaşın içindedir.
Bazısı, psikolojik savaşta görevlidir, bazısı lojistik destekte görevlidir, bazısı diplomasi taarruzunda görevlidir, bazısı sanal dünyadaki savaşın bir neferidir, bazısı ekonomi kalelerini korumakla görevlidir.
Hiç birinin yaptığı diğerinin yaptığından önemsiz değildir.
(Bilgisayar mühendisinin, doktorun, mimarın eline ateşli silah vererek, (ateşli silah) cephe savaşında görevlendirirseniz, o cephede savaşı kaybetmeniz mukadderdir. Her bir cephe için o cephenin özelliklerine uygun nitelikte insanlar görevlendirilmelidir.)
Dikkatlerden kaçan bir hususa daha dikkat çekmek isterim, (diplomasi dahil) istisnasız her alanda fakir insanların çocukları da vardır.


turgutkuzan

1 yıl önce - Cmt 30 Nis 2022, 12:24

Alıntı:

"Gerçeğe Saygı" bu değerlerden ilkidir. Gerçeğe saygı göstermeyen bir yapının iyiye gitmesi söz konusu olamaz.
Çünkü ne olursa olsun, gerçeğe saygı duymayan insanlar, güce saygı duymaya başlar.
Güce saygı duyan bireyler de, kendinin bile fark etmediği bir şekilde bencilleşmeye başlar.
Yaptığı her faaliyeti vatan millet için yaptığını iddia eder. Ancak, aslında yaptığı kendi menfaatinin gereğidir.

...
Alıntı:

Harikaymış gibi görünmemiz gerektiği açık, ancak harika olmadığımızın farkında değilsek ya da farkında olsak da bunu düzeltmek için gerçek manada yapıcı adımlar atmıyorsak, ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız demektir.

wowturkey sitesinin ne kadar harika bir site olduğunu söylememe gerek yok sanıyorum.
Yoksa değil mi?

Alıntı:

Ama gerçeğe saygı duyulmayan bir yapıda ne kadar denetlerseniz denetleyin boş.

Geçtiğimiz yıllarda apartmanımızın muhasipliğini yapmıştım.
Yönetici bana haber vermeden apartmanın bazı işlerini yaptırdı ve muhasip olarak parasını ödememi istedi.
Yetkisini aşan ve usule uygun olmayan harcamalar olduğu için ödeme yapamayacağımı söyledim.
Komşuluk ilişkileri çerçevesinde kayıtlara geçirmeden ödemeyi yapmak konusunda anlaştık.
Harcamalar apartman genel kurulunda görüşülecek ve verilen karar doğrultusunda hareket edilecekti.
Apartman genel kurulu öncesinde denetçilere durumu YAZILI olarak bildirdim.
Denetçiler raporlarında kayıt dışı harcamalar konusuna yer vermediler.
Konuyu genel kurul toplantısında sözlü olarak ifade ettim.

Toplantıyı yöneten komşumuz olaya müdahil olarak, durumun tartışılmasına imkan vermeden usulsüz harcamaların yeni yönetim tarafından kayda geçirilmesi yönünde kararı yazdırdı.
Karara hiç kimse itiraz etmedi.

Apartman yöneticileri gelirler ile keyfi harcamalar yapabilir. Bu durum tartışmaya açık değildir.
Apartmanlar bu şekilde yönetilirken, ülkenin farklı yönetilmesi mümkün müdür?

Gerçeği öğrenmek istememek / araştırmamak (öğrenmek için çaba göstermemek) "Gerçeğe saygı değerine" sahip olmadığımızın göstergesidir.



sayfa 1
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET