1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
92adalet
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 16:22
Faiz Yükseltmeden Enflasyon Nasıl Düşer?
Enflasyon neden faizle değil kaldıraç kısıtlarıyla düşürülmeli?
Bu seride, bu sorunun cevaplarını enine boyuna ele alacağız. Faizle enflasyonu düşürmenin zorluklarını örneklerle anlatacağız ve alternatif politika aracı önereceğiz.
Faiz güzellemelerini bolca okudunuz. Ama belki de ilk defa faiz yükselterek enflasyonu düşürmenin teknik zorluklarını okuyacaksınız. Faiz karşıtı görüşlere denk gelmiş olsanız da bu görüşler size faizin yetersizliklerini anlatmadı.
Faiz ve kaldıraç kısıtlarını karşılaştırmaya başlamadan önce, enflasyonu düşürme mekanizmasının üzerinden geçelim. Enflasyon fiyatlar genel düzeyindeki artış demek.
Enflasyon %50’den %20’ye düştüğünde fiyatlar düşmüş olmuyor, daha az yükselmiş oluyor. Asıl olan fiyatların hep yükselmesi. Ama arzu edilen bu yükselişin istikrarlı ve düşük oranlı olması.
Düşük oranı biz %5, gelişmiş ülkeler %2 belirlemiş. %5’in üzerinde %2’nin altında hedefle pek karşılaşmıyoruz. Enflasyonun hedefin üzerine çıkması da altına inmesi de arzu edilmiyor.
Biz daha çok yüksek enflasyondan muzdarip olsak da, özellikle gelişmiş ülkeler düşük enflasyondan çektiler. Japonya 90’lardan bu yana enflasyonu yükseltme gayretinde. Onlara 2008 krizinden sonra ABD ve Avrupa katıldı.
Düşük enflasyonun yol açtığı müşküller bu serinin konusu değil. Bugün dünyanın hemen her yerinde, ülkeler yüksek enflasyonla boğuşuyor. Yaşananın talep enflasyonu değil arz enflasyonu olduğunu bolca duyuyor, okuyorsunuz.
Temelde her iki enflasyon da aynı olguya dayanıyor. Bir ekonomide potansiyel üretim seviyesi talebin üzerindeyse enflasyon oluşur. Potansiyel üretim seviyesi, enflasyonda artışa yol açmayan en yüksek üretim seviyesi demek.
Ekonomide, enflasyona yol açmayan kapasite kullanımını aşan bir talep varsa, satıcılar fiyat yükseltmeye başlıyor. Şimdi olana bakıp, ‘’Bu talep enflasyonudur’’ diyenler talebin potansiyel üretimi aştığını iddia ediyor. Doğru mu, doğru.
Diğer bir kesim de, potansiyel üretim seviyesinin talebin altında kaldığını görüyor. Bu da doğru. Talep düşmese, potansiyel üretim talebi yakalasa enflasyondaki yükseliş durur.
Bir taraf, bardağa bakıp yarısı dolu diyor, diğer taraf yarısı boş diyor. İkisi de doğru olsa da bazı durumlarda boş kısma göre, bazı durumlarda dolu kısma göre politika üretmek gerekiyor.
Enflasyonu düşürmek için talebi mi düşüreceğiz, arzı mı artıracağız? Buna vade kadar verir. Kısa vadede, arz esnek değildir. Arzı artırmak için yatırım yapmalısınız. Yatırım bir zaman alacak. Bu arada, enflasyonu boş bırakamazsınız.
Kısa vadede, talebi yönetmek zorundasınız. Enflasyon arz enflasyonu da olsa, talebin potansiyel üretim seviyesini geçmesine izin veremezsiniz. Verirseniz kısa vadede enflasyon alır başını gider, makro göstergeleri bozar.
Yüksek enflasyonun yol açtığı belirsizlikte yatırım da yapılmaz olur. Sizin uzun vadede enflasyonu arzı artırarak düşürme planlarınız da suya düşer. Bu nedenle, ‘’Kısa vadede tüm enflasyonlar talep enflasyonu, uzun vadede tüm enflasyonlar arz enflasyonudur.’’ diyoruz. Ettiğimiz bu kelamın altını doldurmakla geçecek belki bir 30 tweet. Kısa vadede talebi kontrol ederken uzun vadede ekonominin üretim kapasitesini genişleteceğimiz bir para politikasını ihtiyacımız var. Faiz tam da bu amaca hizmet etmediği için kötü bir araçtır.
Merkez bankaları faizi talebi kısmak için yükseltir. Faiz yükselince talep düşer. Kimse malını satamayan taraf olmak istemez. Fiyatlar öyle kolay artamaz. Hatta bazı sektörlerde fiyatlarda düşüş bile yaşanabilir.
Gerçekten de talep düşünce, enflasyon düşer. Ama ya uzun vadede de düşer mi? Uzun vadede faiz artırımı ters teper. Yüksek faiz ortamında yatırımlar tüketime göre daha sert düşer.
Yatırım ve konut kredileri bıçak gibi kesilirken, tüketim kredileri daha ılımlı azalır. Şirketler işletme sermayelerini döndürmek için kredi çekmeye devam ederken, yatırıma yönelik kredilerden vazgeçerler.
Herkes günü kurtarmaya çalışır kısaca. Konut kredisi çekilmez. Konutlar satılamaz olur. Konut satamayan müteahhit yeni projeye başlayamaz. Sonraki dönemde, çok daha az konut üretilir.
Bugün enflasyonu yükseltmek için yükselttiğimiz faiz yatırım yapılmasını engelleyerek önümüzdeki yıllarda arzın genişlemesini mani oluyor. Bir sonraki sene hala enflasyonu düşürmek zorundaysak, talebi kısmaya devam etmekten başka çare kalmıyor.
Bir sonraki sene enflasyonun hedefe gelip gelmeyeceğini enflasyonun seviyesinden biliyoruz. Uzun yıllar yüzde 10’un üzerinde gezinen enflasyonun hedefe gelmesi 3-4 sene sürüyor.
ABD, 1970’lerin sonlarında %15’i aşan enflasyonu 3 senede hedefe yaklaştırdı. Bizim orta vadeli programlarda da, enflasyonun hedefe gelmesinin 3-4 sene süreceği öngörüldü.
Kronik yüksek enflasyonu hedefe getirmek 3-4 sene sürecekse, bunu faizle yapamazsınız. Bir örnek üzerinden gidelim. İlk sene potansiyel üretim 100 olsun. Enflasyonu düşürmek için talebi 90’a çektik.
Yüksek faiz ortamında yatırım yapılmadı, yeni konut üretilmedi. Üretim kapasitesi artmadı. Sonraki sene enflasyonu düşürmeye devam etmek için talebi hala 90’da tutmak zorundayız. Sonraki sene de aynı şekilde.
3 sene boyunca, ticari kesimden üretim kapasitelerinin altında satış yapmalarını bekliyoruz. Böyle bir şey yapacak olursak, sonunda birileri iflas edecek ve 100 birimlik üretim kapasitemiz 90 birime düşecek.
Şimdi enflasyonu düşürmek için talebi 90’ın da altına çekmemiz gerekecek. Farkındaysanız, bir kısır döngüye girdik. Bu döngünün içinde, ekonomi küçülüyor, işsizlik artıyor, şirketler iflas ediyor.
Üstelik bütün bunların demokratik bir yönetimde olmasını bekliyoruz. Yani, merkez bankası faizi artırıp enflasyon düşsün diye ekonomiyi krize sokarken, hükümet eli kolu bağlı oturacak, olanları seyredecek.
İşte faiz yükselterek enflasyonu düşürme fikri, böylesine gerçeküstü varsayımlara dayanıyor. Merkez bankası bağımsız olduğu için hükümet ona dokunamayacak, ekonomik krizi seyredecek. Merkez bankası da işini yapıp, 3-4 senede enflasyonu hedefe getirecek.Ülkemizde, enflasyonun %5 düzeyinde istikrar kazanamamasından da anlıyoruz ki, enflasyon faiz yükselterek kalıcı düşürülemez. 2018’de yaşadığımız tecrübe bunun güzel bir örneği.
2018 Ağustos’undaki kur krizinin ardından merkez bankası ciddi bir faiz artırımına gitti ve politika faizini 2019 Haziranına kadar indirmedi. Bu dönemde, enflasyon düştü. Ama sonra acısı çıktı. 2019 ilk yarısında konut üretilmedi, yatırımlar kesildi. Üretim kapasitesi genişleyemedi. Pandemiden sonra talep artınca aslında enflasyonun hiçbir yere gitmediğini, sadece bir süre saklandığını anlayıverdik.Yıllarca yerinde sayan üretim seviyesi talebi karşılayamamış ve enflasyon bir anda yükselmişti. Çünkü 2018-2019’da sadece talep kısılarak enflasyon düşürülmüştü.Sadece talep daraltarak düşürülen enflasyon ileriki yıllarda daha büyük enflasyona yol açıyor. Bunu yükselen kiralarla bugün yaşıyoruz. Son birkaç senedir yavaşlayan konut üretimi bugün karşımıza yüksek kira olarak çıktı.Faiz yükseltip talebi daraltarak enflasyonun kalıcı düşmeyeceğini faizci tayfa da biliyor. Onların daha başka bir hesabı var. Enflasyonu talep düşürmeden düşürmenin bir yolu var.İthal mal fiyatları ucuzlarsa, enflasyon talep daraltmadan, güle oynaya düşer. İthal mal fiyatlarının ucuzlaması için yurtiçinde dövizin bollaşması gerekir. Onun için de dışarıdan sermaye girmesi gerekir.Sermaye dediğimiz şeyin illa ki buraya gelip yatırım yapması gerekmiyor. Dolarını bozup TL’de gecelik faiz alsa, yine kafi. Yeter ki yabancı dolar getirsin. Piyasada döviz bollaştıkça kur düşer. Ucuzlayan ithal mal fiyatları fiyatlar genel seviyesini aşağı çeker.Siz de talep daraltmadan ekonominizi büyüte büyüte enflasyonu düşürürsünüz. Biz bu filmi 2003-2005 arasında gördük. O dönemde, talep daraltılmadı, düşen kurla ithalat ucuzladı. 2002 krizinde 1,6’ya kadar çıkan dolar 1,1’i görmüştü.Faizci tayfa yüksek faizle yabancı fon girişlerini özendirmeyi amaçlıyor. Tabi başlangıçta talebi yine kısacaksınız. Başka türlü, kuru düşürme şansınız yok. Talep düşünce, enflasyon düşerken TL değerlenecek. Yabancı da değerlenen TL’ye yatırım yapacak.Bir önceki tweette, hızlı geçtiğimiz noktaları da açalım. Enflasyonu düşüren mekanizma TL’yi nasıl değerlendiriyor? Merkez bankası, faiz yükseltince kredi büyümesi yavaşlar. Para dediğimiz de, bankaların kredi karşılığı kişilerin hesabına tanımladığı mevduattır.Kredi mevduattır desek yeridir. Kredi büyümesi yavaşlarsa, TL arzı da yavaşlar. Arzı azalan şeyin fiyatı artar. TL de böylelikle değerlenir. TL arzının yani mevduattaki büyümenin yavaşlaması, talebi de düşürür. Para miktarı azalınca harcamalar da azalır, enflasyon düşer.İşin başında, para politikası ile talebi düşürüp, TL’yi değerlendiriyoruz. Ama öyle 3-4 sene değil. Gözümüzü ufka çevirip, yabancılar bekliyoruz. Yabancılar enflasyonun düşeceğine, TL’nin değerleneceğine inandıklarında, dolarları getiriyorlar.
O noktadan sonra, talebi eskisi kadar çok kısma ihtiyacı duymuyoruz. Gerileyen kur, ithalatı ucuzlatarak enflasyonu düşürmeye devam ediyor. Bu enflasyonu düşürmenin bilinen, acısız, sancısız yöntemi.Aslına bugün de biraz bu beklenti var. Kur stabil hale geldi, nerde bu yabancılar diye bekleşiyoruz. Ama yabancı gelmek bir yana, hala tahvil ve hisse senedi piyasasından çıkıyor. Çünkü enflasyon yüksek.Enflasyon düşmedikçe, artan TL arzının kuru tekrar patlatacağını düşündükleri için gelmiyorlar. Enflasyon düşerse de aynı zamanda ekonomi küçülecek. Küçülen bir ekonomiye para getirirler mi?Bütün dünyada faizler artarken, Türkiye’ye gelirler mi? Bilmiyoruz. Bu güzel senaryo üzerine plan kuramayacağımızı söyleyebiliriz. Kafamızın bir kenarında yabancı bulunsun, bu mekanizmayı bilelim, ancak temel para politikası stratejimiz bu olmasın.
Para politikası stratejimiz, kısa ve uzun vade olmak üzere iki sac ayağı üzerine oturmalı. Enflasyonu, kısa vadede talebi kısarak, uzun vadede arzı artırarak düşürmeliyiz.Uzun vadede, arzı artırmak istediğimize göre kısa vadede faiz yükseltemeyiz. Yükseltirsek, bugün yapılamayan yatırımlar yarın daha fazla enflasyon üretir.
Faiz dışında, talebi kısarken yatırımları engellemeyen bir araca ihtiyacımız var.
İşte borçlananın kaldıracını kısıtlama teklifimiz böyle bir ihtiyacın ürünü. Kaldıraç, borcun özkaynağa oranı demek. Kişilerin borcunun özkaynağa oranı arttıkça kaldıraç artar. Borçlu daha riskli hale gelir.
Kaldıraca bir üst sınır getirdiğimizde borçlanmayı kısıtlamış oluruz. Bu üst sınırı borçlanana getirdiğimizde, kaldıracı kısıtlayarak hem enflasyonu hem faizleri düşürürüz. Halbuki borç verenin kaldıracını kısıtlasak enflasyon düşerken faizler yükselecekti.
Önce ters örneğin üzerinden geçelim. Bankaların kaldıraçları sermaye yeterlilik oranları ile kısıtlanmış durumda. Banka her 10 TL krediye karşılık 1 TL kadar sermaye koymak zorunda olsun. 11 TL krediyi kullandırmak istediğinde bu bankanın sermaye artırımına gitmesi gerekir.
Banka, sermaye artırımına gitmeyip ilave kredi vermezse faizi yükseltir. Öyle ya 10 TL kredi verebilecekken 11 TL borçlanmak isteyen var. Kim daha fazla faiz verirse, banka krediyi ona kullandırır.
Borç verenin kaldıracını kısıtlamak faizi yükseltirken, borçlananın kaldıracını kısıtlamak faizi düşürür. Aynı örnekte, banka 10 TL kredi verebilecekken 9 TL borçlanmak isteyen olursa, 1 TL’yi yatırmamak için biraz daha düşük faiz oranından yeni müşteri çekmeye çalışır. Borçlananın kaldıracını kısıtlayarak kredi talebini 10 TL’den 9 TL’ye düşürebiliriz. Borçluların kaldıracına bir üst sınır getirdiğimizde, özkaynağında artışa gidemeyen bazı borçlular kredi çekemez olur.Böylelikle, düşen kredi talebi harcamaları ve enflasyonu düşürür. Borçlanma talebi düştüğü için aynı anda faizler de düşer. Tam da istediğimiz gibi oldu. Hem faizleri hem de enflasyonu düşürecek bir araca sahibiz.Borçlananın kaldıracını kısıtlayarak, bugün talebi kısmış ve enflasyonu düşürmüş oluruz. Aynı zamanda, faizler de düştüğü için bugün daha fazla yatırım yapma imkanına kavuşuruz.
Yatırımları kaldıraç kısıtlarından muaf tuttuğumuzda yatırımların kredilerden aldığı payı da artırmış oluruz. Bugün daha fazla yatırım yapılması, ilerleyen yıllarda arzın genişlemesini getirir. Artık talebi eskisi gibi kısma ihtiyacı duymayız.
Talebin üretim kapasitesindeki artışı gecikmeli takip etmesi enflasyonu düşürmek için yeterli olur. Para politikamız her geçen sene yatırımların kredilerden aldığı payı büyüttüğü için yıllar ilerledikçe büyüme oranları artar.
Enflasyon bir defa hedefe geldikten sonra talep arza eşitlenir. Arzdaki her artış gecikmeksizin talebe yansıtılır. Ülkemiz kalıcı yüksek ve kaliteli büyümeye kavuşmuş olur.
Ana akım politika ile bizim para politikası arasındaki temel fark birincisinin enflasyonu sadece kısa vadede ele alması. Bu politika enflasyon %3 iken %5 iken başarılı olabilir.
Politizasyon ve etkileri ihmal edilemez. 3 sene boyunca halkın desteği arkanızda olmayabilir. Merkez bankasına bağımsızlığını veren en nihayetinde halk. Bağımsızlık dediğimiz her zaman değişebilecek bir kanundan ibaret.
Bir ülkede, halk enflasyondan kurtulmak için her şeye razı olabilirken bir başkasında enflasyonla yaşamaya alışmış olabilir. Ana akım politika, merkez bankası bağımsızlığına adeta anayasanın değişmez maddesi muamelesi yapıyor. Ama gerçekler öyle değil.
Talep ve arz enflasyonunu aynı anda yöneten politikada enflasyonu düşürmenin maliyeti çok daha az. Yatırımlarla arz genişlemeye başladıktan sonra talebi eskisi kadar kısma ihtiyacı ortadan kalkıyor.
Giderek hızlı genişleyen üretim kapasitesi hem ekonomiyi büyütüyor hem de enflasyonu talep kısmadan düşürme imkanı veriyor. Faiz politikasının tek zayıflığı uzun vadeyi dikkate almaması değil. Faiz politikasının döngüselliğini göz ardı etmesi.
Ekonomiler düz bir çizgi halinde büyümez. Küçülme ve büyüme dönemleri olur. İktisat politikasının amacı bu döngüleri düz bir çizgiye yaklaştırmaktır. Ekonomi bu sene %10 büyüyüp gelecek sene %5 küçülmesin, her sene uzun dönem potansiyeline yakın bir büyüme kaydetsin.
Amacımız döngüleri yumuşatmak olsa da her zaman başarılı olamayız. Enflasyon biraz da bu başarısızlığın bir göstergesidir. Talep ekonominin kaldırabileceğinin çok üstüne çıkmış ki enflasyon olmuş.
Bu arz enflasyonu diyebilirsiniz. Gerçekten öyle de olabilir ama bu yapmanız gerekeni değiştirmez. Pandemi nedeniyle birçok şirket kapanmış arz daralmış, bu yüzden talep arzı aşmış olsa da, kısa vadede yapabileceğiniz tek şey talebi arz seviyesine düşürmektir.
Bu arz enflasyonu deyip seyrederseniz, enflasyon başını alır gider. Sonra enflasyonu düşürmek için talebi daha uzun süre ve daha fazla kısmak zorunda kalırsınız. İşte döngüsellik sorunu da burada ortaya çıkar.
Siz enflasyonu düşürmek için talebi kısmaya karar verdiğinizde ekonomi büyüyor ama sizin kararınızla birlikte bir noktada küçülecek. İşte o noktayı aslında kimse bilmiyor. Faizle para politikası yapıyorsanız, talebi kısacak faiz oranını tahmin edip, uygulamaya koyuyorsunuz.
Merkez bankası politika faizini yükseltiyor. Bankalar önce mevduat faizini yükseltiyor. Ama bakıyorsunuz ki, kredi faizlerini o kadar da yükseltmiyorlar. Çünkü büyüyen bir ekonomide kredi vermeye çok teşneler.
Müşteriyi kaçırmak istemiyorlar. Sürümden kazanıyorlar. Ekonomi büyürken o kadar batık da yok. Kredi çekenler artan gelirleriyle faizlerini ödüyorlar. Bankalar da artan mevduat faizlerinin bir kısmını üstlenip, kredi faizlerini daha ılımlı yükseltiyorlar.Merkez bankası bakıyor ki, krediler istenen düzeyde daralmamış. Bu arada tabi, politika faizinden mevduat faizine, mevduat faizinden kredi faizine aktarım beklenmiş. Aradan birkaç ay geçmiş.Merkez bankası, tekrar faiz artırdığında yeni faiz oranının sonuçlarını görmesi de birkaç ay alacak. Diyelim ki merkez bankası doğru faiz oranını tutturdu. Bu durumda, her şey beklendiği gibi gitmez mi?
Gitmez. Döngüsellik faizin aktarımını yine bozar. Yeni politika faizi işe yaradığına göre artık bankalar ekonominin küçüleceğini, müşterilerinin işlerinin bozulacağını öngördüler. İşte ilk bir iki ay optimum gibi görünen faiz oranı birden çok aşırı yüksek hale gelebilir.
En son 92adalet tarafından Çrş 30 Mar 2022, 16:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
92adalet
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 16:36
DEVAM EDİYORUZ:
Bankalar artık döngünün küçülme kısmına gelindiği düşüncesine kapılırlarsa, kredileri boğarlar. Aslında doğru politika faizi oranı diye bir şey yok. Bankaların politika faizine verecekleri tahmin edilmesi zor tepkileri var.Banka hangi noktada resesyon moduna geçecek kimse bilmiyor. Merkez bankası da bu belirsizlikte faiz artırıyor.Daralma çok sert olduysa indireceği faizin piyasaya yansıması da birkaç ay alacak. Birkaç ay sonra faiz indiriminin yeterli olmadığı görüldüğünde artık piyasa ölmüş olacak.
Döngülsellik altında politika faizinin aktarıma ihtiyaç duyması çok büyük bir zorluk. Kaldıraç kısıtlarında böylesi bir aktarım yok. Borçlananın kaldıracı kısıtlandığında doğrudan borçlanması etkilenir.
Kaldıracın kısıtlanmasıyla borçlanma hacminde ne kadarlık bir daralma yaşanacağı önceden tahmin edilebilir. Bir noktada bankaların kredi daraltmasına gitmesi halinde de, kaldıraç kısıtlarındaki gevşeme piyasaya anında yansır.
Arada hiçbir aktarım mekanizması yok. Borçlanma hacmini doğrudan yönetebiliyorsunuz. Bugün yaptığınızın cevabını yarın alabiliyor, sonraki gün aracınızda gerekli uyarlamayı yapabiliyorsunuz.
Faizle, enflasyonu %3’ten %2’ye düşürebilirsiniz. Aslında, enflasyonu %3’ten %2’ye düşüren faiz değil, beklentilerdir. Merkez bankaları, beklentilerle oynayarak %5’ten %3’e, %3’ten %2’ye iyileştirme yapabiliyorlar.Ama gerçekten faizle enflasyonu düşürmek gerektiğinde, faiz arıza vermeye başlar. Merkez bankaları bir türlü ayarını tutturamaz. Aradaki aktarım kanallarının nasıl çalışacağı önceden kestirilemez.
Çünkü bankacılık sisteminin tutumu bir anda ve çok keskin değişir. Bu keskin değişim karşısında aktarımı aylar süren politika faizinin yapabilecekleri sınırlı.Para politikası araçları döngüselliğin hızına ayak uydurabilecek çeviklikte olmalı. Yüksek kronik enflasyonla mücadele etmeniz gerektiğinde politika faizi ihtiyacınız olan çevikliği gösteremez.
Öyle bir durumda kaldıraç kısıtlarıyla talebi çok daha etkin yönetebilirsiniz. Faizli para politikasının zararlarını anlatmakla bitiremedik. Bir başka başlığa geçelim.Faizin temel araç olduğu para politikası finansal istikrarı tehdit eder ve kaynakların etkin dağılmasına engel olur. Bu başlık döngüsellikle iç içe. İkisini bir örnekte ele alalım.Merkez bankası, enflasyonu düşürmek için ufak ufak faiz artırmaya başlamış olsun. Ekonomi sıcakken, faiz artırımlarına ilk tepkinin ekonominin soğuması olmayacağını anlattık. Bankalar, iştahla kredi vermeye devam edecek.Faizler daha yüksek olsa da yine borçlanmak isteyenler olacak. Ama bu borçlananlar öncekilerden farklı. Faizler düşükken, az riskli borçlular borçlanırken faizler yükselince onlar borçlanma talebini keser.Az riskli borçluların yerini çok riskli borçlular alır. Kredi büyümesi belki hiç düşmez ama kredi riski artar. Ekonomi büyüme döngüsünde olduğu için, banka risk düzeyinin artmasına aldırış etmez. Miyoptur.
Ekonomi büyürken gelirler artmaktadır. Riskli borçlular artan gelirleriyle borçlarını ödemektedir. Banka da bu işten memnundur. Ama bir taraftan da merkez bankası faizleri artırmaktadır.Üstelik şu anda batık oranları da düşük seyretmektedir. Böylece, bankalar kredilere asılır, yöneticiler yıl sonunda bonuslarını alır. Sonra bir gün bardağı taşıran son damla gelir. Domino taşları bir bir yıkılmaya başlar.Bankalar kredi daraltma yarışına girer. Çünkü batık krediler en az kredi daraltanın elinde kalacaktır. Riskli borçlular, borçlarını döndürebilmek için kapı kapı dolaşmaktadır.Yarın, resesyon bastırınca, bu arkadaşlar battığında en sonra borçlarını hangi bankada döndürdülerse ihale o bankaya kalacaktır.
Belki 1-2 sene süren faiz artırma döngüsünde, politika faizinin artırılması gördüğünüz üzere kredi riskini de artırdı. Politika faizi aracı, sistemde riskli borçlanmanın birikmesine yol açtı. Üstelik bu risk yatırım riski gibi güzel bir risk de değil çoğu zaman.Bu da argümanımızın ikinci boyutu. Riskli borçluların önemli bir kısmı zombiler. Zombi diye tarif ettiğimiz şirketlerin karlılıkları düşük, esasen borcu borçla döndürerek hayatta kalıyorlar. Faiz artırımları bu şirketlerin finansal kaynaklardan daha fazla pay almasını sağladı.
Sonra, bardağı taşıran son faiz artırımı geldiğinde bu arkadaşlar hep beraber batar, bankaların öz kaynaklarını yerler. Bankalar batma noktasına gelecek olursa da hükümetler banka kurtarma operasyonları yapmak zorunda kalır.Bütün bunların sebebi POLİTİKA FAİZİNİN KENDİSİ. Krediyi faizi en çok veren alırsa, bunlar da verimsiz zombilerse, günün birinde bu zombiler finansal sistemi basar. Finansal kaynaklar heba olur. (zombi finansal tanım bu arada analoji değil. bknz : Zombi companies)
Kaldıraç kısıtlarının temel araç olduğu para politikası kaynakların etkin dağıtımına ve finansal istikrara hizmet eder. Örnekle ilerleyecek olursak, bu defa merkez bankası kaldıracı kısıtladı.Şirket kaldıraçları sınırlandı. Borçlanan tarafın kaldıracı kısıtlandığı için faizler artmadı, bilakis düştü. Düşük faiz oranında ancak kaldıracı düşük olanlar kredi kullanabilecek. Zombilerin kaldıracının yüksek olduğunu tahmin edebiliriz.Çünkü zombi olmalarının bir nedeni de bu. Karlılıkları düşük olduğu için sermayeler kuvvetli değil. Sermaye artışından daha hızlı borçlandıkları için zombileşmişler.Kaldıracı kısıtlayınca, zombiler ya verimli hale gelecekler ya da hiç finansal kaynakları israf etmeden iflas edecekler.Üstelik zombi kardeşlerimiz topluca da batmayacak. Kaldıraç üst sınırının kademe kademe aşağı çekerek bu arkadaşları tedricen tasfiye edebileceğiz.Politika faizini artırmış olsaydık, bu arkadaşlar önce finansal kaynakları yiye yiye büyüyecek sonra bankalar kredileri birden daraltınca hep birlikte batarak tüm sistemi tehdit edecekti.Toplu intihar ettiklerinde sistemi de tehdit ettikleri için hükümetler belki de zombilerin batmasına izin vermeyecekti. Tasfiye olmayan zombiler, finansal kaynakları emmeye devam edecekti.Bütün bunların hiçbiri kaldıraç kısıtları temel politika aracıyken olmaz. Zombiler peyderpey tasfiye olur. Hatta talebin kısılmasında tasfiye olan zombi kardeşlerin payı da olur. Bir işe yaramış bile olurlar.Yerlerine taze, verimli şirketler kurulur. Mevcut sistemler daha da büyür. Bunu nereden mi biliyoruz? Çünkü para politikamız kaldıracı düşük şirketlerin finansal kaynaklardan faydalanması üzerine kurulu.Bu şirketler de borçlanınca kaldıraçları yükselmeyecek mi?Hayır yükselmeyecek.Çünkü karlı bir şirket özkaynağını karıyla artırabilir veya sermaye artırımına gittiğinde yatırımcı bulabilir.Bu sayede, bu şirketler borç artış hızından daha yüksek hızda öz kaynağını büyütebilir.Kaldıraç kısıtlarının politika faizine üstünlüğünü farkı başlıklar altında ele alsak da ortak bir noktamız var. Ekonomi büyürken enflasyonu düşürmek istiyorsak, yatırımların kredilerden aldığı payı artırmak zorundayız.
Bugün yatırımlar kredilerden ne kadar pay alıyor, bilmiyoruz bile. Çünkü, kredi sınıflandırması yatırım tüketim ayrımına göre yapılmamış. Tüketici kredisinin içinde yatırımlar altında sınıflandırılan konutu fonlayan konut kredileri var.Ticari kredilerin ise çok çok büyük bir kısmı yatırımlarda kullanılmıyor. Şirketin kredi ile işletme sermayesini döndürmesi yatırım değildir. Yatırım üretim kapasitesini ve verimliliği artıran harcamalardır.
Kredileri daha çok ticari kesim kullanınca daha çok yatırım yapılmaz. Kredileri ancak yatırım yapanlara kullandırınca, daha fazla yatırım yapılır. Sistem, yatırım yapanın önünü açmalı.Yatırımlar kaldıraç kısıtlarından muaf tutulduğunda, para politikası yatırımların önünü açmış olacak. Yatırım mallarına olan talep üzerinde bir kısıt yok. Yatırım malını fonlamayan kredi kime ait olursa olsun kaldıraç kısıtlarına tabi.
Yatırım yapmayan, mevcut kapasitesini verimli kullanamayan, borçla dönmeye çalışan şirketler ise kısıtlanmış durumda. Finansal sistemden alabileceklerinin bir sınırı var.Bu çok uzun seride, yeni ve uygulanabilir bir para politikası tasavvuru sunduk. Önceki eleştirilerimiz de derli toplu izah etmeye çalıştık. Okuyanların sabrı için teşekkürler.
Not: bu yazı finans uzmanı tan haskol'un Twitter hesabından alıntılanmıştır.
En son 92adalet tarafından Çrş 30 Mar 2022, 16:54 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
altay_tr
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 16:39
Bu işin okulunu okumadıysak boşuna kafa patlamaya gerek yok. Okul derken en azından yurtdışında master falan yapmak gerek. Bu işte yetkin olan kişiler faiz düşürümünü piyasaya para pompalamak olarak görüyor. Ve büyüme bu pompalanan para kadar yüksek değilse enflasyon yapar diyor. Enflasyon ile faiz arasındaki fark arttıkça kısır döngüye girip enflasyon giderek artar diyor. Biri diyecek Avrupa'da faiz şöyle falan diye. Onların enflasyonu da yüzde 5 10 falan. Bu durumda bile bittik triplerine giriyorlar. Bizde negatif faiz yüzde 40 resmi rakamlara göre. Gerçek enfalsyon ise yüzde 100 ise yüzde 90 falan negatif faiz var
200 ülke var 7. Sıradayız enflasyonda bizden kötü olanlar Suriye Venezuela falan
En son altay_tr tarafından Prş 31 Mar 2022, 09:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
92adalet
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 16:53
Altay, okuduğunu anladığına emin misin?
İyi oku bence. Mevzu faiz değil.
Ayrıca yazıyı yazan finans uzmanı tan haskol
Twitter adresinden aldım burada paylaştım.
|
 |
ffamer
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 22:41
Faizler düşük tutulup enflasyon nasıl düşer, başlık bu.
Burada temel bir kabul var evvela. Zira zimni olarak enflasyonun altında düşük tutulmaya çalışılan faizden bahsediliyor anladığım kadarıyla. Yani enflasyonun altında faize zorlanan bir durum.
Enflasyon kadar faiz zaten bu tezin iddiasından
farklı bir nokta. Tezin iddiası enflasyon yüksek olsa da biz faizi yukseltmeyecegiz ve enflasyonu düşüreceğiz şeklinde. Bu noktada elbette birtakım zorluklarla karsilasilmasi kaçınılmaz. Tıpkı şimdiki gibi. Yani tasarruf sahibinin parası enflasyon karşısında erirken insanların bu erimenin önüne nasıl geçebilirim kaygısı haklı olarak. Mevduat faizinden beklentisi karşılanmayan tasarruf sahibi ister istemez alternatif araçlara yöneliyor.
Bu teze göre yatırım yapmak isteyen enflasyon altında ucuz faiz imkanından faydalanacak ama tüketime yönelik kredi talebinde kredi kisitlari uygulanacak.
Bu teze göre içeride tüketim talebini krediler yoluyla kisacagimiza göre daha çok yapılan yatırımlar dış piyasalara dönük olmalı.
Teze göre enflasyon altı faiz nasıl sürdürülebilir olacak. Zira buradaki temel açmaz tasarruf sahibini
enflasyon altı faize nasıl razı edeceksin.
Enflasyon altı faiz demek tasarruf sahibinin parasini alacağım kredi kullanana (yatırım yapmak isteyene)
vereceğim demek. Buna tasarruf sahibi neden evet desin?
|
 |
aksin
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 23:00
1- kamu urun ve hizmetlerine zam yapmayacak
2- olur olmaz herkese cesitli sekillerde maas vermeyecek
3- eyt cikmamasi lazim
4- yap islet devretlerde frene basilaca
5- gaz petrol aramaya devam
6- gayrimenkul emlak vergisi yuzdesi ayni birakilarak gercek fiyatlar uzerinden alinacak
7-12 yil mecburi egitim kaldirilarak hem okullarda kalite artacak hem okumayacaklar icin bosuna ogretmen ve bina yapilmayacak
8- tabela universitelerin yarisi kapatilmali universiteler yuksek lise oldu
9- kripto para piyasina turkiyeden cikan paraya engel olunulmali
10- borsaya bir ceki duzen verilip uc kagitci yuvasi olmasinin onune gecilmeli
En son aksin tarafından Çrş 30 Mar 2022, 23:08 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Patron
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 23:04
Faiz yükseltmeden enflasyonu düşürmek için bu işi yapan Kenya Merkez bankasına danışmamız lazım.
Kenya merkez bankası politika faizi %7
Enflasyon ise %5.
Demek ki yapılabiliyor.
İşi ehline bırakacaksın. Belli ki Türkler bu işi beceremiyor. Getireceksin Kenyalıları ekonomiyi düzeltsinler.
|
 |
kemalviyana
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 23:09
Faizin her türlüsu haramdir.. mümkün merteme o ise bulasmadan bir cozum bulmak gerekiyor.. Daga cok calismak fikir gelistirmek gerek... Bir ornek elin Amerikasi avrupasi resmen amborga uyguluyor bize iha ve taaruz helikopterlerini vermediler... iyi ki vermemisler atak, bayraktar iha siha yapiyoruz.. bu konuyu da boyle ele almak gerek, kendi basimizda ekonomi icin mucitler gelistirmek gerekiyor.. lanetlenmis faizi indir cikarlan bir yere varilmaz
|
 |
ffamer
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 23:10
Serbest piyasanın kuralları bellidir.
Serbest piyasanin kurallarıyla oynamak fizik kanunlarına karşı gelmekten farkı yok.
Fizik kanunlarına karşı gelmenin maliyeti büyüktür.
|
 |
Yakup
1 yıl önce - Çrş 30 Mar 2022, 23:10
Merkez Bankası, Enflasyonun en búyük nedeni cari acigimiz oldugunu defalarca raporlarda acikliyor..
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|