“Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” araplar kardeşimizdir diyenlere !!!!!!!!!!müslümamlıkla arapları birbirine kariştıran batı hayranları deyip hakaret ettiğini sanan arap hayranlarına(müslümanlara demiyorum!!!!!!!!!!!!!!!)
Böyle bir gücü olsaydı, o toprakları sınırlarmıza katardı Atatürk. O mektubun aslı yoktur. Kraliyet ailesi Vehhabidir ancak Suudi halkının çoğunluğu Vehhabi değildir. Koskoca Arap alemeni Suudilerden ibaret göremeyiz. Burdan ırkcılık yapmaya kalkanlar fena halde yanılır. Başka malzeme bulmalısınız.
haber3 .com okuyunuz .işimize gelmeyen haberlere yalan demek en büyük yeteneğimizdir.ateş olmayan yerden duman çıkmaz.ayrıca kimsede kafatascılık yapmıyor.petrole olan ilginiz araplarla ilgili konudada devam ediyor!!!!!!!!!!!!!!!!!
1926 senesinde Arabistan'a gönderilebilecek kadar güçlü bir ordumuzun olduğunu söylemek zor olur. "Tek savaşmayalım da Musul'u versek te olur" dediğimiz yıldan 3 sene sonrasına tekabül eder çünkü tarih.
Ayrıca Atatürk gibi dinin teferruatlarına takılmayan bir siyaset ustasının böyle bir konuda bu kadar sert ifade kullanacağını hiç zannetmiyorum.
Haber3 belge, kaynak göstermemiş ki inanalım. Her yazılana inanacak olsak beynimiz çöplüğe döner. Ayrıca herkes bilir ki Atatürk'ün bu tür hassasiyetleri yoktur. Öyle bir mektubu Atatürke yakıştıranlar, Atatürk'ü zerre kadar tanımayanlardır.
Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı.
Endişeye gerek yok, Peygamber Efendimiz'in kabri Yüce Allah'ın koruması altındadır.
Kabe de aynı şekilde.
Peygamber Efendimiz'in dünyaya gelmesinden önce Kabe'ye saldırmaya çalışan çılgın Ebrehenin başına gelenleri biliyoruz.
İsterseniz Nureddin Zengi zamanında yaşanan ve gerçek olan hadiseyi hatırlayalım.
Aklıma bu gerçek hadise geldi.
Üstteki alıntıdaki olay inandırıcı gelmedi bana.
Nureddin Zengi'nin, bu büyük kumandanın hayatına ait en meşhur hadise, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kabrinin -Allah’ın izniyle- korunması hadisesidir.
Bir gece rüyasında Efendimiz'i (sallallahu aleyhi ve sellem) görür.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine, “Ya Nureddin bu iki kişi bana zarar veriyor” der.
Sabah uyandığında adamları ile doğruca Medine'ye hareket eder.
Oraya vardığında sokaklarda dellallar bağırtır.
Bu münadiler; "Ey Medine'dekiler, şehrimize Zengi Atabeyi Nureddin teşrif etmişlerdir. Herkese hediyeler vermek dilemektedir. Tüm halkı falan yerde beklemektedir. " derler.
Gerçekten de tüm Medineliler birer ikişer buraya gelir ve bizzat Nureddin Zengi'nin elinden hediyelerini alırlar.
En sonunda hediye almadık kimse kalmaz.
Ama Nureddin Zengi gelenlerin şahsında rüyada Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği iki kişiyi görememiştir.
Yanındakilere, "Hiç kimse kaldı mı?" diye sorar.
"Sadece iki kişi kaldı hünkarım. Ama onlar da şu an Mescid-i Nebevi'nin bahçesine çadır kurmuş ve içinde itikaftadırlar" derler.
"Onlar gelemiyorsa biz onların yanına gidelim." diyen Nureddin, kalkar bu çadıra gider.
İçeri girince bir de bakar, rüyada Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği iki kişi. Çadırın altına bir hasır serilmiştir.
Hasırı bir kaldırtır.
Yerin altına doğru bir tünel uzanmaktadır.
Meğer bu iki kişi Mecusilerden olup niyetleri Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek naşını çalmakmış.
Yer altından kazarak bir hayli de ilerlemişler.
Bu hadise üzerine Nureddin Zengi Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini dört bir yanından altı metre derinlikte kazdırarak içerisine kurşundan duvarlar döktürecektir.
Şu ''insanları olduğu gibi kabullenme'' erdemine bir türlü ulaşamadık, yok Arap şöyle, yok Kürt böyle,
bırakın bu işleri dostlar, O beğenmediğiniz Araplar acaba sizi beğeniyormu, ayrıcada kimse kimseye kendini beğendirmek durumunda (zorunda) değil, olayları kendi içinde ve kendi ortamında değerlendirmek gerekir, elektrik kesintisine karşı halkından özür dilemek için para dağıtmış adam, varmış ki dağıtmış , iyide etmiş, ama bizim çok bilmişlere beğendirememiş, ne görgüsüzlüğü kalmış, ne geriliği ne de yobazlığı...
Yıllardır üzerimizde oynanan oyuna dikkat edelim arkadaşlar, içimize işlenen o aşağılık kompleksini, o eziklik duygusunu iyi analiz edelim, öyle ince bir oyun ki bu, Türklüğümüzden ve Müslümanlığımızdan utanmamız isteniyor ve başarılıyor maalesef...
Dip not: Ben bu güne kadar köpeğine ''Arap'' ismini takanı çok gördüm ama ne hikmetse ''Yunan yada İngiliz'' ismini takanı hiç görmedim...
40 yıl önce ufak bir balıkçı köyü iken Dubai artık bin yıllık İstanbuldan daha önemli bir turizm ve finans merkezi olmuş. Dubai'nin gelirinin yalnızca %8'i petrol ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Dubai )Kendimizi kandırmayı bırakıp, ders alalım, belki biz de onlara bir rakip olmayı başarabiliriz o zaman.
İstatistikçi Hans Rosling, 2006 TED konuşmasında çok ilginç istatistikler sunmuştu. 9:16'dan itibaren kişi başına GSMH ile çocukların hayatta kalma oranlarını ve bu sayıların yakın tarihteki değişimini anlatıyor.
Alıntı:
You can move much faster if you're healthy first, than if you're wealthy first.
13:15'te Birleşik Arap Emirliklerine değinmiş. Yatay eksen kişi başına GSMH'yı, dikey eksen ise çocukların hayatta kalma oranlarını gösteriyor.