Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Karaman Ahmet
3 ay önce - Cum 27 Ksm 2020, 02:20
Aşık Şemi - Konya'nın ilk belediye başkanı



(+)


Alıntı:
KONYA’NIN İLK BELEDİYE BAŞKANI ÂŞIK ŞEMİ
(1198-1255) 1783-1839


Konya’nın önemli şahısları arasında olan Aşık Şemi, Konya’nın ilk belediye başkanı olurken aynı zamanda ünü Saray'a kadar ulaşan, döneminin ünlü şairleri arasındadır.

Mevlana Müzesi havlusunun hemen dışındaki mezarda olan Aşık Şemi, Konya’ya bir çok hizmetleri olmuştur. Konya belediye teşkilatının ilk kuruluşu 1830-39 yıllarında Âşık Şemi ile başlar. II. Mahmut zamanında İstanbul ziyareti dönüşü padişahın teveccühüyle ihtisap ağalığı vazifesi verilen Şem’i ölümüne kadar bu vazifeyi ifa etmiştir. 1826 yılında İhtisab Nezaretinin kurulmasıyla bu görevler şehirlerde İhtisab Ağalarına verilmiştir. Konya'nın ilk İhtisab Ağası Konyalı Aşık Şemi olup bu makam oğlunun askerlik meselesi için huzura çıktığında zamanın padişahı tarafından lütuf ve irade olunduğu rivayeti yaygındır. 1846 yılında vilayet teşkilatlarıyla belediyeler kurulmuş olup, İhtisab Ağalıkları lağvedilmiştir. Ancak Konya'da ilk belediye teşkilatı 1868 yılında kurulmuştur.

Osmanlı Devleti zamanında şehirlerde İhtisab Ağalığı kuruluncaya kadar belediye işleri her ne kadar kadıların vazifeleri içindeyse de, belediyeleri diğer bir görevi olan imar işleri valilerin görevleri arasındaydı. Konya'da da ihtisab Ağalığı kurulmadan önceki devirlerde valilerin şehri imar adına yaptıklarına kısaca göz gezdirmek Konya'mızdaki belediyeciliğin Cumhuriyet'ten sonraki gelişme seyrini daha rahat inceleme açısından yararlı olacaktır.

Aşık Şem'i ilk İhtisap Ağası olarak 1830-1839 yılları arasında Konya'da görev yapmıştır.

Şem’î Konyalı âşıkların en meşhuru olup 1783 tarihinde doğmuştur. Genç yaşında helvacı yanına verilir. Orada ahi edep ve nezaketi ile yetişip iyi bir usta olur. Bu ara söz ustalığı, âşıklık kabiliyetinin sevki ve şiire sevgisi ile âşıklar meclisine katılır. Ölçülü söz söyleme sanatı olan şiir vadisinde, şairlik yolunda büyük muvaffakiyet gösterir. Gerek yaşarken gerekse vefatından sonra şiirleri ve şairliği şöhret kazanır. Okur- yazar olmadığı yani ümmî olduğu söylenen şair gönül gözü açık (vehbî) , âlimlerle sohbet edecek derecede bilgi, görgü ve kemale sahiptir. Devrinde kendisini Anadolu’da ve ilimle medeniyet şehri İstanbul’da tanımayan bir âşık yoktur, denildiği bilinir.

AŞIK ŞEMİ’NİN ŞAİRLİĞİ

Aşık Şemi’nin hayatında birkaç defa İstanbul’a gittiği söylenir. Son seyahatlerinden birinde üstünde Anadolulu bir gezgin kıyafeti, hoş fesi ve cepkeni ile Kapalıçarşı’da şark usûlü döşenmiş bir kahveye gitti. Kendini kimseye tanıtmadan oturdu, şiirle, sözle ve özle şark zevkinin yudum yudum yaşatıldığı bu şirin köşede âşıkları dinlemeye başladı. Mecliste âşıklardan biri Şemi mahlaslı bir âşığın koşmasını okuyordu. Kendi şiirinin okunmasından tabii bir zevk alan koca âşık önce hiç ses çıkarmadı, sonra yerinden doğruldu. Âşıklara hürmette kusur etmeyerek: Verin şu sazı Allah aşkına bir de ben çalayım, diyerek müsaade istedi. Yani destur aldı. Kahveyi dolduran âşıklar kendisine güldüler. Üstadı hor görüp alaya aldılar. Şemi’nin saz ve sözdeki ustalığı neticede saraya kadar ulaştı. Hakan- halife huzurunda düzenlenen bir mecliste Şemi’nin okudukları, hünerini gösterdi. Padişah tarafından büyük kabul gördü. Kendisine İstanbul’da kalması teklif edildi. Şemi teşekkürle minnettarlığını beyan etti. Dersaadette kalmayı reddedip memleketine dönmeyi tercih etti. Eskilerin ifadesi ile “çarşı ağalığı uhdesine tevcih edilerek” yani kendisine çarşı ağalığı unvanı verilerek taltifle Konya’ya gönderildi. Konya’ya dönünce önemli bir mevkinin sahibiydi. Bütün çarşı esnafının işlerinden sorumluydu. Sanat sahipleri onun emriyle ve kontrolünde hareket etmek mecburiyetindeydi. Reislik, çarşı ağalığı vazifesi uzun sürdü. Nihayet yaş kemaline erip ahrete göç vaktinin yaklaştığını anlayınca ‘kalıbı dinlendireceğim’ dedi. Defnedileceği yeri belirledi. Son olarak: Kendi gibi sesinin ve gönlünün güzelliğiyle bilinen eski Kapu Camii müezzini Zekai Efendi’nin yaptırdığı mütevazı kabri Hz Mevlânâ türbesinin yanında, kaldırım üstündedir.

Kaynak:Servet Çolak-Memleket
Fotoğraf:Ayşe Konakcı

https://www.memleket.com.tr/v/s/www.memleket.com. ...253D#ampf=

Aşık Şemi'nin eserlerinden örnekler:

Mevlevi’yim Mevlevi’yim pirimiz Molla-yı Rum
Şah-ı kutbü’l-arifindir ser-firaz-ı evliya.

.....

Arz-ı halim evvela evlad-ı Mevlana’ya hu
İntisabım ibtida evlad-ı Mevlana’ya hu
İydinin kurbanıyım der her kime etsem sual
Bizde can ettik fena evlad-ı Mevlana’ya hu

........

Kadı Paşa dir ki değilsin dengim
Benim bu alemde var mıdır rengim
Hiç kıyas götürmez bilirsin cengim
Dön git ırzın ile eğlenme heman

Bekir Ağa dir ki ağalarım var
Birin koyuvirsem beş ordu bozar
Kelleni istedi huzur-i ahzar
Sana necat yoktur ey Abdurrahman


Eserlerindende anlaşıldığı gibi, Ahilik ve Mevlevilik hamurunda yoğrulmuş, döneminin politik gelişmelerine kayıtsız kalmayan, sazıyla ve sözüyle İstanbul'a, saraya kadar ünü ulaşan, aynı zamanda mısralarıyla Konyalı halkın gönlünü kazanan bir halk aşığı Konyada ilk belediye başkanlığı görevini yapmış.

Çocukluğumdan bu yana bu mezarın kime ait oldugunu hep merak etmişimdir. Mezarın böyle değerli bir zata ait olmasına rağmen, Konya belediyesinin hassasiyet göstermeyip, mezarının başına Aşık Şemi'nin hayatı hakkinda bilgilendirici bilgiler ve eserlerine örnek bir kaç mısra içeren bir plaket koymamasina şaştım dogrusu.

Böyle bir plaket dönemin toplumunun hassasiyetini ve terbiyesini anlamamiz açısından çok önemli.


Tacettin Şenel

3 ay önce - Cum 27 Ksm 2020, 02:28

Tarihimizi hatırlatan ve pekiştiren Bilgilendirici Faydalı Öğretici bir pano açmışsın Ahmet bey evladım hayırlı uğurlu olsun....
Tarihini bilmeyen bir Millet Yok olmaya Mahkumdur....


Karaman Ahmet
3 ay önce - Cum 27 Ksm 2020, 02:33

Alıntı:
Tarihimizi hatırlatan ve pekiştiren Bilgilendirici Faydalı Öğretici bir pano açmışsın Ahmet bey evladım hayırlı uğurlu olsun....
Tarihini bilmeyen bir Millet Yok olmaya Mahkumdur....

Bu bilgi bana 200 yılda nereden nereye geldiğimizide hatırlattı Tacettin dede.

Eskiden belediye başkanları ahilik ve mevlevilik terbiyesi almış, mısralarıyla halkın duygularına tercüman olan halk aşıklarıyken, bugünlerde malesef belediye başkanları genelde paranın ve rantın siyasi temsilcilerine dönüşmüşler.


En son Karaman Ahmet tarafından Cum 27 Ksm 2020, 02:42 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


Tacettin Şenel

3 ay önce - Cum 27 Ksm 2020, 02:41

Banada aynı şekilde nereden nereye geldiğimizi Hatırlattı Örneğin Şuan Ülkemizdeki Üç Büyükşehirin Belediye başkanlarına ve Geçmişteki Belediye başkanlarına bakınca Ciddiyetsizliği daha iyi görebiliyorum....

Karaman Ahmet
3 ay önce - Cum 27 Ksm 2020, 02:43
Aşık Şemi - Konya'nın ilk belediye başkanı


Alıntı:
Âşık Şemi (1198-1255) 1783-1839

Âşık Şem’î, Konyalı âşıkların en meşhuru olarak kabul edilen , Silleli Aşık Sururî ile çağdaş hatta onun ile arkadaşlık yapan bir halk ozanımızdır.

Âşık Şem'i, 1783 yılında Konya'da Piresat Mahallesinde dünyaya gelmiştir. (Aşık Ahmet 1782 tarihinde Konya’nın Pisili Semtin Yunusoğlu Mahallesinde Dünyaya gözlerini açmıştır.)[1]

Pir Esatoğlu Hacı Hüseyin Hoca Efendinin sülalesinden[2] gelen babası Konya'nın tanınmış ve ilk Türk asıllı helvacılarından Mehmet Ağa’dır. Kaynaklar onun asıl adının Ahmet olduğu hususunda birleşmişlerdir.[3]
Doğumu hakkında bilgi sahibi olduğumuz Âşık Şem’î, çocukluk yıllarını bir helvacı ustası olan babası Mehmet Ağa’nın dükkânında geçirmiştir. Bu yüzden de onun da asıl mesleğinin helvacılık olduğu düşünülmektedir. Çocukluk ve gençlik yıllarında tahsil görmediği okuma ve yazmayı dahi 25 yaşlarında iken öğrendiği belirtilmektedir.

Buna rağmen çocukluk yılarında helvacı dükkânlarında çalışırken âşık meclislerine katıldığı bu meclislerden hoşlandığı ve müdavimi olduğu edinilen bilgiler arasındadır. Onun yetişme çağlarında Konya’da canlı bir âşıklık ortamı bulunmaktadır. Konya’da birisi türbe önünde, diğeri de Konya Buğday Pazarında bulunan kahveler o yıllarda âşıkların uğrak yeridir. Şem’i de bu âşıkları izleyip dinleyerek büyümüştür. “Ahmet, helvacılıktan ziyade saz çalıp şiirler söylemek için sık sık babasının işyerinden kaçarak türbe önündeki 'Âşıklar Kahvesi' ve Buğday Pazarı civarında bulunan 'Ayakçılar Kahvesine' giderek usta âşıkları dinleyip kendisini yetiştirmek istemiştir.”[4]
Aşıkların devam ettikleri ve çıraklar yetiştirdikleri bu ocaklara gidip gelen Şem’i kendisini bu ortam içinde yetiştirmiş, baba mesleği olan helvacılık yerine aşık olmak üzere kendisini hazırlamıştır. Yetişme çağlarında âşıklık geleneğine göre (Usta- Çırak) ilişkisi doğrultusunda yetiştiği birçok âşıktan ders aldığı anlaşılan bilgiler arasındadır.

Kaynaklar arasından sızan bilgilere bakılırsa Mevlana’nın dergâhlarında da bulunduğu, Mevleviliğin tedrisatından geçtiği ortaya çıkar. O halde Âşık Şem’inin yetişmesinde âşıklık geleneği kadar Mevleviliğin de izleri vardır.

Mevlevi’yim Mevlevi’yim pirimiz Molla-yı Rum
Şah-ı kutbü’l-arifindir ser-firaz-ı evliya.

Kaynaklara göre Âşıklık geleneğine ilgi duyan o tarihlerdeki Mevlevi Postnişini olan Mehmet Said Hemdem Çelebi, aşıkların her akşam uğrak yeri olan ve bir okul vazifesi gören türbe kahvesini yıktırmış onun yerine şartlarına göre çok modern bir sulu bir sulu kahve yaptırmıştır.”[5]

Mevlevi Postnişini olan Mehmet Said Hemdem Çelebi’nin o tarihte Konya da bulunan âşıkların elinden tutmuş olduğu, Âşık Şem’i de dâhil olmak üzere Konyalı âşıklara maddi ve manevi desteklerde bulunmuş[6]olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum Âşık Şem’i nin bir dörtlüğünde de belli olmaktadır.

Arz-ı halim evvela evlad-ı Mevlana’ya hu
İntisabım ibtida evlad-ı Mevlana’ya hu
İydinin kurbanıyım der her kime etsem sual
Bizde can ettik fena evlad-ı Mevlana’ya hu

Bu dörtlükten Mevlevilerden gördüğü destek ve Mevleviliğe duyduğu ilgi ve intisap açıkça belli olmaktadır.
Aşık Şem’inin okur- yazar olmadığı yani ümmî olduğunu iddia eden bir çok kaynak bulunur. Fakat söylediği şiirlerinde kullandığı ve seçtiği sözcüklerden bunun doğru olamayabileceği ortaya çıkmaktadır. Ebced hesabı ile tarih düşürme konusunda da kendisini yetiştiren şairin belli bir düzeyde Arapça bildiği, okuryazar olduğu kanaatini kuvvetlendirmektedir.

Şairin âlimlerle sohbet edecek derecede bilgi, görgü ve kemale sahip olduğu Mevlevi dergâhında okuma yazma öğrendiği “Devrinde kendisini Anadolu’da ve ilimle medeniyet şehri İstanbul’da tanınan bir âşık ” [7] olduğu daha kuvvetli bir ihtimaldir.

Hakkında bilgi veren kaynaklar onun “ şen tabiatlı, kılık kıyafete, üste başa fazla önem vermeyen, dervişane yaşayan biriydi. O kimseye müdarası olmayan, gönlünce rahat bir ömür süren ve deveci elbisesi giyen bir zat [8]“ olduğunu belirtirler. Kaynaklara göre “ Nüktedan, şakacı, sevilen biridir. Gördüklerine selam verip takılan, halini hatırını soran, insanlara nezaket ve güler yüz göstermeyi vazife telakki eden bir âşıktır.” [9]

Şair, 1826 yılında Hacc’a gider. Mevlevi Postnişini olan Mehmet Said Hemdem Çelebi’nin ona maddi yardımda bulunarak Hacc’a dahi gönderdiği kaynaklardan edindiğimiz diğer bilgiler arasındadır. Bu kaynaklara göre de “Aşık Şem’i 1826 yılında Hac yolculuğuna başlamıştır. Hacc’ a gittiği vakit 44 yaşındadır ve bu yolculuğuna şiirleri ile de temas etmiştir. Hacı da olan Şair Şemi’nin reislik ve çarşı ağalığı vazifesi uzun sürmüş yaşamanın sonuna kadar da bu görevde kalmıştır. :

Şem’i, hemşerisi Silleli Sururi ile yakın bir arkadaştır. Silleli Aşık Sururî, İstanbul’a gidince onu da yanına çağırmış, kadim dostu ile birlikte padışah meclislerinde beraberce saz çalıp söylemek istemiştir. [10]
Aşık Sururi’nin Aşık Şemi'ye hayran olduğu ondan da dersler gördüğü veya onunla dostluk ilişkileri içinde olduğu, Şemi’nin takdirini kazanmış olduğu anlaşılır. Sururi, Konya’dan ayrılmış, İstanbul’a ve saraya taşınmış, hayatını kaybedene kadar da İstanbul da kalmıştır. İstanbul’da kaldığı yıllarda arkadaşı ve ustası olan Âşık Şemi'yi unutmadığı ve sık sık ona mektup yazarak İstanbul'a çağırdığı anlaşılmaktadır.

Âşık Sururi, Âşık Şem’iyi İstanbul’a davet eder. Âşık Sururi bir mektubunda Şemi'nin oğlu Mustafa’ yı askerlik görevinden kurtarabileceğini ifade etmesi üzerine âşık Şem’i İstanbul’un yolunu tutar. Âşık Sururi o sıralarda İstanbul da Cet Hacı Ali Paşa'nın himayesi altındadır. Padişah 2. Mahmut’un meclislerinde Sururi ile şiirler söylemiş olduğu, Konya’da görev yapan ve Sururi’yi de alarak İstanbul’a giden Cet Ali Paşa’dan da himaye ve ikram gördüğü muhakkaktır. Hatta İstanbul’a gitmekteki asıl maksadı olan oğlu Mustafa’nın askerlikten men edilme meselesini dahi bu sayede hallederek oğlunu askere alınmaktan kurtardığı dahi söylenmektedir.

https://edebiyatvesanatakademisi.com/asik-edebiya ...rligi/1021

Edebiyat ve Sanat Akademisi, Aşık Şemi'nin hayatına daha detaylı değinmiş.



En son Karaman Ahmet tarafından Cum 27 Ksm 2020, 03:01 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


sayfa 1
ANA SAYFA -> KONYA