Ana Sayfa 915 bin Türkiye Fotoğrafı
ibrahimdr
9 yıl önce - Cmt 15 Ekm 2005, 16:11

Ayrıca Osmanlıdaki geri kalmışlığı İslama maledenlere çok şaşırdım. Biraz tarih okunursa Osmanlının gerileme devrine girmesinin sebeblerinden biri ve en önemlisi eğitim kurumlarına liyakatsiz hatta çocuk yaştaki kişilerin getirilmesidir.Günümüzde de görüldüğü gibi.


Metin Arslan

9 yıl önce - Cmt 15 Ekm 2005, 18:41

Cagini asan bilim adamlarimiz hakkinda TÜBITAK in verdigi bilgiler icin
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/biliminsanlari/c .../index.htm
    CUMHURIYET SONRASI BILIM ADAMLARIMIZ
http://www.fizikokulu.com.tc/turk.htm

SelenE hanim bir önceki sayfada daha ayrintili bilgilendiren link vermis. Kendisine bu arastirmadan dolayi tebrik ederim.


orhan289
9 yıl önce - Cmt 29 Ekm 2005, 17:32
AIDS'E TÜRK TOKADI


AIDS'E TÜRK TOKADI
Avustralya'da yaşayan Türk doktor, kurbağanın terinden ilaç yaparak AIDS virüsünü yok etmeyi başardı. Müthiş buluşla, çağın vebası tarihe karışacak!.



Türk doktorlar, adlarını tıp tarihine altın harflerle yazdırmaya devam ediyor. Doç. Dr. Derya Unutmaz da, bu müthiş Türkler'den biri.

Mikrobiyoloji konusunda çalışmalarını yürüten Avustralya'nın Vanderbilt Üniversitesi öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Derya Unutmaz, aynı üniversitede görevli 2 bilimadamıyla birlikte kurbağalar üzerinde araştırmalarını yoğunlaştırdı. Türk doktorun araştırmasında, kurbağaların terlemeleri sırasında çok özel antibakteriyel peptidlerin (protein benzeri küçük moleküller) de salgılandığı ortaya çıktı. Bu terin içindeki kimyasal maddelerin AIDS hastalığına sebep olan HIV virüsünü yok edecek kadar güçlü olduğu belirlendi.

TAMAMEN YOK EDİYOR
Avustralya gazeteleri olayı, "HIV'e karşı savaşta çok güçlü yeni bir silah" diye manşetten verdi. Bu buluş, maymunlarda da denendikten sonra özellikle vajinada kullanılacak HIV öldürücü kremlerin yapılması planlanıyor. Her yıl dünyada 4 milyon kişinin HIV virüsüyle karşı karşıya geldiğini belirten Unutmaz, "Kurbağa teriyle yapılan deneylerde yüzde 99 oranında başarı elde ettik" diyerek müjdeli haberi verdi.
(TAKVİM)



http://www.mc.vanderbilt.edu/reporter/index.html?ID=4254
https://medschool.mc.vanderbilt.edu/facultydata/p ...hp?id3=915



 


Metin Arslan

9 yıl önce - Cmt 29 Ekm 2005, 18:51

Bir cok değerli Türk bilim adamı başka ülkeler tarafından kapılmış durumda. Düşünüyorum da, neden bu bilim adamları icin Türkiye'de calısma imkanları sağlanmıyor ?
Bir Türk bilim adamının insanlık için yaptığı buluş, bizim için gurur verici. Keşke Türkiye sınırları içinde olsaydı.
         Bir spor dalında yakalanan başarı Türkiye içinde olay oluyor. Neden aynı coşku bilimdeki başarılarda da gösterilmiyor ?


T.C.özkan

8 yıl önce - Sal 20 Hzr 2006, 14:19
Türk bilim kadınının başarısı


http://haber.mynet.com/detail_news/?mainPage=1&am ...aziran2006

Üzüm ve şarapta bulunan ''resveratrol'' adlı antioksidan maddenin antepfıstığında da bulunduğunu dünyada ilk kez tespit eden Yrd. Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, araştırmasının ABD'nin önemli gıda dergileri arasında yer alan ''Journal of Agricultural And Food Chemistry''de yayınlanmasının ardından bilim adamlarından övgüler aldı.

Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, yaptığı açıklamada, bu yıl sonuçlanan araştırmada Türkiye'de üretilen antepfıstığında bugüne kadar belirlenmemiş ''resveratrol'' adlı insan sağlığı açısından son derece önemli antioksidan madde bulunduğunu tespit ettiğini ifade ederek, bunun dünyada bir ilk olduğunu bildirdi. Bu maddenin üzüm ve şarapta bulunduğunun bilindiğini dile getiren Tokuşoğlu, şunları kaydetti: ''Resveratrol, kötü kolesterol üzerindeki etkisi nedeniyle kronik kalp rahatsızlıkları riskini azaltmaktadır. Ayrıca son yapılan araştırmalarda bu antioksidanın, kansere yol açan risk faktörlerinden birisini ortadan kaldırdığı belirlenmiştir. Bu özelliği nedeniyle resveratrol, kanser riskini de azaltmaktadır. Böylesine önemli bir madde antepfıstığında da bulunmaktadır. Resveratrol maddesinin tespiti antepfıstığı sektörü açısından son derece önemli.''

Tokuşoğlu, antioksidanların, ilave edildiği gıdalarda raf ömrünü artırıcı etkisi olduğunu da vurguladı.


Alper Çolak
7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 09:17

İBNİ SİNÂ


Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.

İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu. Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği bir takım meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu. Defalarca okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı. Buhara çarşısında gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat tellâlı, bunu satın almasını, bu sayede birçok meseleyi kolayca halledebileceğini söyledi. Bir mezat tellâlının bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâ'ya çok güç geldi. Onun okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa kitap satıcıları kendisini tanıyorlardı. İbni Sînâ, kendisine tavsiye edilen Fârabî'nin Aristo'ya ait şerhini satın aldı. Bir defa okumakla, o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu gördü: “Şükür sana Yârabbi!” diye secdeye kapandı ve Fârabî'nin yolunda fukaralara sadaka dağıttı. Oysa, İbni Sinâ doğduğu zaman Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği sırada da hayattaydı.

Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir. Kendisinden sonra yetişen Gazâli, Fârabî'yi' ondan öğrenmiştir. Düşünce ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm ilmi olan Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle bağdaştırmaya uğraşmıştır. Eğer o gelmeseydi, Farabî'nin kurduğu temel Gazâli'nin yorumuyla gelişemeyecek, arada büyük bir boşluk hasıl olacaktı.

Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır. Ama şöhreti her ne kadar tip ilmiyle ilgiliyse de asıl kişiliği, Ortaçağda uzun süre tartışma konusu olan Tanrı varlığının mutlak bir zorunluluk olduğu konusundaki Kelâm meselelerine getirdiği kesin çözüm yolundan ileri gelmektedir.

Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İnsan bilgisinin Tanrıyı ve kâinatı mutlak şekilde anlamaya elverişli olmadığını söylerken, aklın varlığını kabul eder. İnsandan bağımsız bir ruhun varoluşu, İbni Sînâ'ya göre Tanrıdan yansıyan bir delildir. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.

Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.
İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.

İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.

İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Müslüman doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.


Alper Çolak
7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 09:19

CABİR BİN HAYYAN


Dünya medeniyet tarihine adını altın harflerle yazdıran Cabir bin Hayaan, bir Müslüman Türk âlimidir. Bundan 1250 yıl önce yasayan ve o zamanın en büyük ilim yuvası Harran Üniversitesi bas müderrisi (rektörü,) olan Cabir bin Hayyan (721-805) herkesi hayretler içinde bırakan şu İlmî bulusunu açıklamıştı: "Maddenin en küçük parçası olan cüz-ü la cüz-ü la yetecezza (atom) da yoğun enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettigi gibi, bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu Allahü Teala'nın kudretinin bir nişanıdır."

Modern kimyanın babası sayılan bu büyük Türk âliminden, Razi ve İbn-i Sina gibi büyük bilginler "Üstatlar üstadı" diye söz ediyorlar. Fransız şarkiyat âlimi Catdonne (1720-1783) onu dünyanın 12 büyük dahisinden biri olarak tanımlıyor.

Bacon (1214-1291) ondan hayranlıkla bahsederken, kimya ilminde açtığı çığırın. Priestley (1733-1804) ve Lavoisier'in (1743-1794) açtıkları çığırın daha önemli olduğu ittifakla kabul edilmiştir.

Avrupa üniversitelerine mensup birçok ilim adamı, meşhur olabilmek için Cabir bin Hayyan'ın ismini kullanmak zorunda kalmıştır. Berlin Üniversitesi Tabiat Bilimleri Tarihi Profesörü Jıılias Ruska ve yardımcısı Paul Kraus, Avrupa'da ünlü birçok ilim adamının Cabir bin Hayyan'ın ismini eserlerine verdiklerini ve bu yolla meşhur olduklarını bildiriyor.
Cabir bin Hayyan'a göre "Kimyevi hadiseler tabiatta Cenab-ı Hak'kın takdiriyle uzun sürede meydana gelmekledir. Kimyager tabiatla uzun sürede meydana gelen şeyi kısa zamanda yapan kişidir. Âlim, keşfedilmiş bir buluştan yola çıkarak başka buluşlar ortaya çıkarabilen insandır."
Ona göre altının gümüştenrenk ve ağırlıktan başka bir farkı yoktur. Bu iki özelliğin ise ortadan kaldırılması mümkündür. Bunun yolunun da her iki cismi teşkil eden atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin değişmesiyle olacağını belirtmektedir ki, günümüz modem kimya ilmi de bu hakikati kabul etmektedir.

İlk laboratuar

En önemli vasfı deneycilik olan Cabir bin Hayyan, kimya ilminin hem teorik hem ele tatbikî alanda büyük mesafe katetmesine vesile oldu. Dünyada ilk kimya laboratuarını kuran âlim olarak tarihe geçti. Kendi kurduğu laboratuarda ilk sunî hücreyi yaptı. Ölümünden iki asır sonra Kûfe'de bir caddenin yeni baştan açılması sırasında, kullandığı laboratuar ortaya çıktı.

Medeniyete hizmetleri

Cabir bin Hayyan'ın başta kimya olmak üzere tıp, fizik, astronomi, felsefe alanında yaklaşık 200 eser kaleme aldığını biliyoruz. Cabir'in en meşhur buluşu şüphesiz, atomla ilgili ortaya koyduğu faraziyedir. Bu keşfi, John Dalton (1766-1844) Otto Hahn (1779-1868), Enrico Fermi (1901-1954) ve Albeıt Einstein (1879-1955) gibi meşhur Avrupalı bilginlerden tam 1000 yıl önce yapması bu büyük Türk bilgininin nasıl bir dahi olduğunu ortaya koyuyor.
Cabir bin Hayyan'ın bu faraziyesi dünya medeniyetine Müslümanların lıâkim olduğu devirlerde tahakkuk ederek, atom parçalansaydi; vahşi Batı'nın acımasızca Müslümanlar'ın üzerine çullanması, zayıf ve sahipsiz ülkeleri istilâ ederek, zulüm etmesi mümkün olmayacaktı.

Redüksiyon prensibi


Aynca Cabir bin Hayyan, kimyanın iki temel prensibini bilimsel şekilde ortaya koyarak, kolsinasyon ve redüksiyon prensiplerini dile getirdi.

Buharlaşma, süblimasyon, eritme ve kristal-eştirme için kullanılan metodları geliştirmiştir. Ham sülfirik asit ve nitrik asitlerin nasıl yapılacağını kesin olarak ortaya koydu. Madenlerin o zamana kadar bilinen basit eritilme metotları yerine, bizzat ürettiği nitrik asit, sülfirik asit ve altın eritme suyunun yardımıyla eritme metotlarını geliştirdi. Bu sayede Cabir ve ondan sonra gelen bilim adamları sayısız terkipleri (sentez), bu arada civa oksit, zincifre, arsenik, amonyak, gümüş nitrat, şap. göztaşı, kireçli potas, südkostîk mahsûlü, yakıcı potasyum île çok değerli maddeleri elde edîp üretebildiler.

Max Meyerhof (1884-1951) Cabir Bin Hayyan'ın kimya ilmine, buharlaştırma (evaporation), süzme (filtmtion), tasvi-ye etme (.sııblimalion), eritme (melting), damıtma (distallation) ve billurlaştırma (cristallization) metotlarını keşfederek uygulamaya soktuğunu bildiriyor. Ayrıca bir çok kimyevi cevherin, meselâ zincifre (cinnabarci ve süfidi). arsenik oksidi (arsenious oxide) ve başka birçok terkibin nasıl hazırlanacağını açıkladığını ifade ediyor.

Saf kibrit tuzları (vitrîol), sap, alkali,nişaclır tuzu (salammo-niac, amonyum klorhidrat) ve güherçilenin (saltpedre) elde edilmesi, kükürt ve alkaliyi ısıtarak kükürt sütü yapması kurşun asetat, tamamen saf civa oksit ve süblime etmesi, ham sülfrik ve nitrik asitler ve bunların karışımının hazırlanması, tuz ruhu ve kezzap suyunu karıstırarak altın eritmede kullanılacak ''aguaregia" denilen özel mayi yapması, onun çalışmalarından bazı örneklerdir. Bunlardan 21. yüzyıl dünyasında kullanılan bir çok temel ihtiyaç maddelerin oluşumunda istifade edilmektedir.

Optik kanunların keşfi ve mercekler teorisi Cabir'e dayandırılıyor. O iç bükey aynalar vasıtasıyla güneş ışınlarını bir yere toplayıp uzak mesafelerden ağaçları tutuşturdu ve bir kaptaki suyu kaynatmayı başardı. Ayrıca, güneş enerjisinden istifade etme yöntemini de dünya medeniyetine Cabir bin Hayam kazandırdı.

Eğitim Sistemi

Sevgili peygamberimizin ilim öğrenmeyi teşvik eden hadisi şeriflerinin yanı sıra, öğretmeyi tavsiye buyuran mübarek sözleri, bütün İslam alimleri gibi Cabir bin Hayyam'ı da etkiledi.bildiklerini yeni nesillere aktarılmasını sağladı. Bu idealle rektörü bulunduğu üniversitede randımanı arttırıcı her türlü tedbiri aldı.

Cabir'e göre öğrenme ve öğretme olayının gerçekleşebilmesi için öğrencide yumuşak başlılık şarttır.”yumuşak başlı öğrenci, öğretmenin bilgi hazinesinden onu dinlemekle istifade edebilir. Talebe günlük derslerini takip etme başarısında kesinlikle öğretmenine itaat etmelidir.

KAYNAK II

Ortaçağ kimyasının en büyük ismi olan Cabir Bin Hayyan bir Türk bilginidir. Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve modern kimyanın babası olarak tarihe geçmiştir. Tarih boyunca bir çok bilgin meşhur olabilmek için kitaplarında hep ona atıfta bulunmuşlardır.
Cabir, Horasan’ın başkenti olan Tus’da doğdu. Küçük yaşta iken ailesiyle beraber Kufe şehrine yerleşti. Emevi veliahtı Halit Bin Yezid ve Cafer–i Sadık’tan dersler aldı. Tıp dahil bütün müsbet ilimleri öğrendi. Kısa zamanda büyük başarılar gösterince Abbasi Halifesi Harun Reşit onu Harran üniversitesinin Fizik–Kimya profesörlüğüne atadı. Çok kısa bir süre sonunda da üniversitenin rektörlüğüne getirildi.


Cabir Bin Hayyan’ın irili ufaklı yaklaşık 2000 tane eseri olduğu rivayet edilmektedir. Kendisinden yaklaşık bin sene sonra gelecek Enrico Fermi ve Einstein gibi bir çok ünlü Avrupalı bilim adamlarının üzerinde yıllarca kafa yordukları atom ve yapısı hakkında daha o zamandan uğraşmış ve atomun parçalanabileceğini kitaplarında uzun uzun anlatmıştır. Bu konuda Hayyan şunları söylemiştir;“Maddenin en küçük parçası olan atomda yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç (enerji) meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir”.


Emir ERTEN
7 yıl önce - Sal 18 Eyl 2007, 14:54
Türk bilim adamının buluşu ses getirdi


Connecticut Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nejat Olgaç, kök hücre ve klonlama araştırmalarına hız getirecek yeni bir yöntem geliştirdi. ‘Yüksek hassasiyette tüpte yavru geliştirme’ adlı yöntem, klonlamaya önemli bir katkı kabul ediliyor.
Connecticut Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejat Olgaç, “Buluşumuz sadece kök hücre konusunda değil, aynı zamanda tüp bebek ve klonlama sahalarında da etkili ve pratik klinik uygulamaları beraberinde getirecek” dedi.
Olgaç’ın verdiği bilgiye göre, rotasyonel-titreşimli hücre delici “Ros-Drill” olarak isimlendirilen bu buluş sayesinde araştırmacılar, fareler üzerinde yapılan biyolojik testlerde oldukça “hızlandırılmış, yüksek hassasiyette ve otomatik duruma getirilmiş tüpte” yavru yetiştirme ve klonlama sonuçları gözlemlediler.

“Bu buluş kök hücre çalışmalarında çok kritik bir açığı kapatmakta” diyen Olgaç, yeni teknolojinin laboratuar çalışmalarını son derecede hızlandıracağını bildirdi.

Olgaç, çalışmalarının teknoloji ağırlıklı özetini geçen ay “Journal of Biomedical Microdevices” adlı bilim dergisinde yayınladığını söyledi.

Olgaç, buluşunu Mart ayında Connecticut’ta düzenlenen uluslararası kök hücre konferansında da (StemCONN07) tanıttığını ve aralarında dünyada ilk kez koyun klonlaması yapan Prof. Dr. Ian Wilmut’un da bulunduğu araştırmacıların yeni yöntemin son derece değerli bir katkı olduğunu ifade ettiklerini dile getirdi.
Konuyla ilgili daha fazla bilgiye Connecticut Üniversitesi’nin internet sitesinin http://advance.uconn.edu/2007/070402/07040201.htm adresinden ulaşılabilir


hasan42

6 yıl önce - Çrş 12 Arl 2007, 21:05

İlginç bir yazı:


Alıntı:
Türklerin dünyaya kazandırdıkları ilkleri sayın desek; kaçı aklınıza geliyor? Yoğurt, kebap; Başka ? İşte birkaç örnek: Dünyanın ilk plaj arabası 'Böcek', dünyanın ilk araba vapuru 'Suhulet' ve T-box...
Tıptan bilişime, ulaşımdan tekstile kadar pek çok alanda ilklere imza attılar, isimlerini dünyaya duyurdular. Kiminin adı tanımladığı hastalığa verildi, kimininki dünyada yeni keşfedilen bir böceğe... Bir milletvekilinin "Resepsiyonist ol" dediği bilim adamı ise Amerika'da nam salarak iki kez R&D (Ar-Ge) Ödülü aldı... İşte o çılgın Türklerden birkaçı ve dünyamıza kazandırdıkları...


Devamı aşağıdaki adreste:

http://www.rotahaber.com/haber/20071212/Meshur-Tu ...p#comments


abdullah1
6 yıl önce - Prş 14 Ağu 2008, 19:04

İbrahim Efendi: (18.yüzyıl) Osmanlılarda ilk denizaltıyı yapan mühendis.

Kadızade Rumi: (1337-1430) Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.

Kâtip Çelebi:

Türk - İslam medeniyetinin yetiştirdiği en büyük bilginlerden biridir Kâtip Çelebi (1609-1657).
Batının, yazıldıktan 40 yıl sonra eserlerini Latinceye çevirip adına enstitüler kurduğu, bizim ise genellikle 'Seyahatnamesi' var, diyerek Evliya Çelebi ile karıştırdığımız ve unuttuğumuz Katip Çelebi’nin en önemli eserlerinden biri sadece 1732'de İbrahim Müteferrika tarafından 500 adet basılan Cihannüma’dır.

Batı'nın, 'Hacı Hafız' adıyla tanıyıp değer verdiği bilgine maalesef ülkemizde yeterince sahiplenilmiyor.

Kâtip Çelebi, Türk ve İslam dünyasının son 600 yılda yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biri. Buna karşılık, Türk bilim çevreleri hem Çelebi'den hem de eserlerinden bir hayli uzak yaşıyor.

Cihannümâ 300 yıl sonra yayınlanıyor

Kâtip Çelebi'nin coğrafya konusunda Osmanlı Devleti'nde çığır açan eseri Cihannüma, basımından 300 yıl sonra günümüz Türkçesiyle yayınlanacak. Yazıldıktan 40 yıl sonra Latinceye, Almancaya, Fransızca ve İngilizceye tercüme edilen eserin ilk baskısı, İbrahim Müteferrika tarafından 1732 yılında yapılmış. Bugüne kadar Türkiye'de tıpkı basımının bile yapılmamış olması büyük bir eksiklik.

Kâtip Çelebi: Büyük coğrafya bilgini

Osmanlı ilim ve kültür dünyasının en önemli isimlerinden Kâtip Çelebi, 17. yüzyılda yaşamış bir âlim, bibliyograf ve coğrafya bilgini. 48 yıllık hayatına her biri büyük önem taşıyan 21 eser sığdıran Çelebi, kendi kültür ve ilim dünyası ile sınırlı kalmayarak Batılı bilim adamlarının eserlerine de müracaat eden, çağını anlamaya çalışan bir aydın. Genç yaşta vefat eden Kâtip Çelebi'nin, Arapça ve Farsça yazdığı eserlerinin bir kısmı müsvedde halinde kalmış. En tanınmış eserleri arasında, en eski coğrafya kitabımız olan Cihannüma, on beş bine yakın kitap ve on bine yakın yazarı tanıtan büyük bibliyografya ansiklopedisi Keşfü'z-Zünûn an Esâmi'l-Kütüb vel-Fünûn, denizcilik tarihini anlatan Tuhfetü'l Kibâr fî Esfâri'l Bihâr bulunuyor. Takvîmü't-Tevârîh, Tezleketü't-Tevârîh, Fezleke, Kanunnâme, Tarih-i Firengî Tercümesi, Çelebi'nin diğer eserlerinden bazıları. Çelebi'nin kabri, Vefa'dan Unkapanı'ndaki Mahmudiye Köprüsü'ne inen cadde üzerinde bulunuyor.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET