Ancak yavaş yavaş uçan arabaların bilim kurgudan çıkıp gerçeğe dönüştüğünü söyleyebiliriz. Çünkü Massachusetts Teknoloji Enstitüsü‘nden mezun olmuş bir grup gökyüzünde süzülmeye hazır bir "uçan araba" projesi olan Transition‘ı hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Uçan arabalar bilim kurgudan gerçeğe dönüşüyor TF X MIT zui slider alti hi tech haber haber genel
Geliştirilen TF-X konspet aracı, dört kişiye kadar yolcu taşıyabiliyor ve uçan arabayı kullanmak için sadece 5 saatlik bir eğitim programı gerekiyor. Çoğu işi merkezi bilgisayar ağının halletmesi sebebiyle, bu denli kısa bir eğitim TF-X‘i kullanmak için yeterli oluyor. MIT öğrencilerden biri TF-X için "Bunu bir uçan araba gibi düşünmeyin, araba olabilen bir uçak gibi düşünün" açıklamasını yapıyor.
TF-X'in hibrit güç sistemi sayesinde tek bir seferde Los Angeles'tan San Francisco'ya gitmek mümkün olacak.
Yeni ortaya çıkan Pwn Phone ise IT departmanlarının ve güvenlik profesyonellerinin ağlardaki açıkları hızla bulmasına yardımcı oluyor.
Pwn Phone'un yeni sürümü, LG Nexus 5'in donanımını temel alıyor ancak tam olarak Android ile çalışmıyor. Arka uç olarak Android'i kullanan telefon, onun üzerinde tam donanımlı bir Debian OS çalıştırıyor.
Bir USB host olarak çalışabilen telefon, bu sayede harici Wi-Fi, Bluetooth ve ethernet adaptörlerini kabul edebiliyor. Harici adaptörler, Pwn Phone'un saldırı menzilini ve yeteneklerini geliştiriyor.
Toplam 103 ağ izleme ve saldırı aracıyla gelen Pwn Phone, bu araçlardan 26'sını giriş ekranından hızla çalıştırmanıza izin veriyor.
Araçların çoğu terminal penceresinde çalışsa da, 26 araç dokunmatik denetime izin veriyor. Bazıları ise menü temelli arayüzüyle sizi komut yazmaktan kurtarıyor
ASELSAN ve BİLKENT Üniversitesince yüksek güçlü nano transistörlerin üretimi için şirket kuruldu. Şirket, Türkiye'de ilk defa radar, yüksek hızlı tren, elektrikli arabalar ve 4G cep telefon sistemleri gibi entegre devre üretimi yapacak
NÜRDAM'da tamamen yerli imkanlarla "Milli Nükleer Radyasyon Dedektörü" imal edildi.
Askeri ve sivil amaçlı nükleer radyasyon dedektör ihtiyacının karşılanmasını sağlayacak teknolojilerin geliştirilmeye başlandığı NÜRDAM'da tamamen yerli imkanlarla "Milli Nükleer Radyasyon Dedektörü" imal edildi.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) bünyesinde oluşturulan Nükleer Radyasyon Dedektörleri ve Uygulama Merkezinde (NÜRDAM) tamamen yerli imkanlarla "Milli Nükleer Radyasyon Dedektörü"nün prototipi üretildi.
AİBÜ Rektörü Prof. Dr. Hayri Coşkun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, NÜRDAM ekibinin 15 yıldır büyük bir gayretle çalıştığını ve bugünlere gelindiğini belirterek şunları söyledi:
"Artık milli bir prototip ürün elimizde. Bu ürün savunma, sağlık, kurumsal, özel sektörde ve benzeri alanlarda kullanılacak bir ürün. Bu bizim için büyük bir mutluluk. Bu, büyük bir emek ve gayretin sonucu. Üniversitelerin temelde yerine getirmeleri gereken fonksiyon da bu. Bilim ve teknoloji üretmek ve bunu devletin ve milletin kullanımına sunmak."
NÜRDAM Müdürü Prof. Dr. Ercan Yılmaz da projede hedefin bir ürüne ulaşmak olduğunu dile getirerek şöyle konuştu:
"Bugün itibarıyla bu hedefe ulaşmanın sevincini yaşamaktayız. Burada görmüş olduğunuz ilk milli radyasyon dedektörü tamamıyla laboratuvarımızda üretilmiştir. Bu sensörler, tıpta, medikal alanda, kanser tedavisinde belirli dozların hastaya verilmesinde, radyasyon dozimetresi olarak kişilerin güvenliği için nükleer santrallerin radyasyon sızıntısını önlemede ilk uyarı sistemi olarak, Milli Savunma Bakanlığının ihtiyaçları doğrultusunda kıta güvenliği, sınır güvenliğinde ve nükleer kaçakçılığın önlenmesinde kullanıma sunulacak."
Seri üretim konusunda Milli Savunma Bakanlığına verilmiş bir projenin olduğunu anlatan Yılmaz, özel sektörün dozimetre üretimi konusunda kendileriyle ortaklık yapmak istediğini, bir ya da 1,5 yıl içerisinde seri üretim noktasına gelinmiş olacağını, özel sektör ve devlet kuruluşlarının ihtiyaçları doğrultusunda da bütün sensör tiplerinin üretileceğini ve kullanıma sunulacağını kaydetti.
Yılmaz, Türkiye'nin ve dünyanın diğer birçok ülkesinin askeri ve sivil amaçlı nükleer radyasyon dedektörleri ihtiyacının karşılanmasını sağlayacak teknolojilerin geliştirileceği NÜRDAM'ın AİBÜ bünyesinde adım adım hedefine ulaştığını söyledi.
Nükleer kazaların en yoğun yaşandığı yerlerin nükleer enerji üretim santralleri olduğuna vurgu yapan Yılmaz, bu santrallerde olabilecek herhangi bir nükleer sızıntıyı kaza anında tespit edebilecek kabiliyete kavuşmuş olduklarını belirtti.
Yılmaz, ayrıca uçaklarda seyahat boyunca radyasyona maruz kalındığını, 4 saatlik uçak yolculuğundaki radyasyonun bir röntgen filmi çekildiğinde alınan radyasyon miktarına denk olduğunu, uçaklardaki bütün kabin ekibinin bu radyasyon tespit cihazını kullanmasının zorunlu olduğunu, ürettikleri radyasyon sensörlerini kabin personelinin kullanımına sunacaklarını söyledi.
NÜRDAM'ın çalışmalarının Kalkınma Bakanlığınca desteklendiğini ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
"NÜRDAM, askeri ve sivil amaçlı nükleer radyasyon dedektörleri ihtiyacının karşılanmasını sağlayacak teknolojilerin geliştirileceği ve alanında Türkiye'de ilk olan önemli bir merkez. Radyasyon dedektörleri, dozimetre teknolojileri ve uygulamaları alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürüten merkezin İrlanda Tyndall Ulusal Enstitüsü, Fransa Atom Enerjisi Kurumu, Duke Üniversitesi, Kuzey Carolina Üniversitesi, İspanya Granada Üniversitesi, Avusturalya New South Wales Üniversitesi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü, California Üniversitesi, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu gibi pek çok ulusal ve uluslararası kurumla fiili bağı mevcuttur ve ortak çalışmalar yürütmektedir."
Rusya Bilimler Akademisi Yüksek Sinir Faaliyet ve Nörofizyoloji Enstitüsü'nden Nataliya Gulyayeva ve ekibi, daha önce kan testiyle ölçülebilen stres seviyesini tespit için yeni bir yöntem geliştirdi. Stres oluşumu ve vücut üzerindeki etkilerini inceleyen bilim insanları, saç bileşenlerinden stres hormonu olan kortizolu inceleyerek stres seviyesini tespit etmeyi başardı.
Napolyon Bonapart'ın eceliyle değil, zehirlenerek öldürüldüğü,
ölümünden yüzlerce yıl sonra saç tellerinde yapılan analizlerle tespit edilmişti.
Dünyanın en eski yaşam izleri Kanada'da bulundu
Quebec eyaletinin Nuvvuagittuq Greenstone Belt kayalıklarında araştırmalarını sürdüren bilim insanları
en az 3,8 milyar yıl öncesine ait fosilleşmiş bakterilere rastladı.
Fosilleşmiş bakterilerin 3,8 milyar ila 4,3 milyar yıl yaşa sahip olduğu yönünde araştırma yaptıklarını aktaran
Ottawa Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri Bölümünden Yrd. Doç. Jonathan O'Neill,
"3,8 milyar yıl yaşında olduğu kesin. Bu haliyle kalsa bile bilinen en eski hayat izinden 100 milyon yıl daha geriye gitmiş oluyoruz." ifadelerini kullandı.
Fosilleşmiş bakterilerin yaşının 4,3 milyar yıl olarak çıktığı bilgisini paylaşan O'Neill,
Güneş Sistemi'nin yaklaşık 4,6 milyar yıl önce oluştuğunu
ve daha önceki araştırmalarda da en fazla 3,7 milyar yıla kadar hayat izleri bulunduğunu hatırlattı.
Rus kimyagerler en güçlü kimyasal silahlara karşı panzehir geliştirdi
Journal of Controlled Release dergisi, Moskova Devlet Üniversitesi’nden Profesör Aleksandr Kabanov ve ekibi, VX, VR, Sarin gazı gibi en güçlü kimyasal silahları ve pestisitleri etkisiz hale getirebilen özel nano parçacıklar geliştirdiğini yazdı.
NANO PARÇACIKLAR, VÜCUDUN BELLİ BÖLGELERİNE GÖNDERİLİYOR
VX, VR, Sarin gibi sinir gazlarının Ortadoğu dahil dünyanın birçok bölgesinde stoklanmış olabileceğinden bahsedilen haberde, bu maddelerin ve pestisitlerin etkisiz hale getirilmesinin önemli bir sorun olarak kalmaya devam ettiği ifade edildi. Rus kimyagerlerin soruna çözüm getirmek için, içlerine ilaç doldurulmuş yağ moleküllerinden veya diğer organik bileşenlerden oluşan nano parçacıkların vücudun belli bir bölgesine ulaştırılmasını önerdiği kaydedildi.
PANZEHİR, PESTİSİTE KARŞI YÜZDE 100, SİNİR GAZLARINA KARŞI YÜZDE 80 ETKİLİ
Profesör Kabanov ve ekibi, söz konusu nano parçacıkları, Sarin gazını ve diğer fosforlu organik maddeleri etkisiz hale getirmek üzere geliştirilmiş özel bir enzimin moleküllerini ‘paketleyerek’ vücudun gerekli bölgesine sevk etmek üzere, uyumlu hale getirdi. Söz konusu enzimin molekülleri, bakteriler tarafından üretildiği için, insan vücudunda bağışıklık sisteminin etkisiyle hızla dağılıp atılabiliyor.
Zehirli maddelere ve pestisitlere karşı kullanılması planlanan panzehir üç yıldan fazla korunabiliyor. Farelerle yapılan deneylerle etkisi denenen panzehir maddesinin, pestisitlerden tüm fareleri, sinir gazlarından ise yüzde 80’inini koruduğu ifade edildi.
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği, Kimyasal Oşinografi Anabilim Dalı öğretim üyesi Profesör Dr Nuray Çağlar bu yıl 10.su düzenlenen Kore Uluslararası Kadın Buluşçular Fuar'ında özellikle yoğun organik yük içeren atık suların kimyasal arıtımını sağlayan yeni bir tür enzimatik fenton arıtma yöntemi ile bütün ödülleri topladı.
Bu arıtma yöntemi gemi atık suları gibi kimyasal oksijen ihtiyacı yüksek atık sularında verimli sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Buluş konusu yöntem de kullanılan kimyasal maddeler büyük oranda harcandığı ve ortaya çıkan çamurun toplam organik karbon miktarı düşük olması nedeniyle çevre dostu bir arıtma yöntemidir.