Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 10

Devlet Adamı Tümamiral Cihat Yaycı'nın ismini..
duymuştum / haberlerden tanıyorum 68.8%  68.8%  [44]
duymamıştım / şimdi farkına vardım 31.2%  31.2%  [20]
Toplam Oy : 64

Alten Güneş
2 yıl önce - Pts 02 Ağu 2021, 08:52



Dost Akın
1 yıl önce - Prş 28 Ekm 2021, 10:35



erkan_gs_mk

1 yıl önce - Çrş 19 Oca 2022, 11:06

Alıntı:
Cihat Yaycı Paşa’dan kritik uyarı: Türkiye ‘fondaş’ kıskacında!

19.01.2022

yeniakit.com.tr’ye konuşan Cihat Yaycı Paşa, fondaş medya ve yabancı fonlara karşı Türkiye’nin çok acil önlem alması gerektiğine dikkat çekti. Yaycı, “Türkiye özellikle son yıllarda fondaş medya ve fondaş vakıfların kıskacı altındadır. Fondaşlar, başta Mavi Vatan olmak üzere Türkiye’nin yürüttüğü tüm milli politikaları hedef almaktadır. Bu kıskaçtan kurtulmak için Türkiye gereğini ivedili olarak yapmalıdır.” dedi.


Cihat Yaycı Paşa, Türkiye’deki “fondaş medya ve fondaş vakıf” tehlikesini yeniakit.com.tr’ye değerlendirdi.

“Çeşitli sektörlerde örgütlenmeler mevcut”

ABD ve Avrupa’nın Türkiye’deki pek çok medya kuruluşu ve sözde STK’lara milyon doların aktarılmasının Türkiye’nin bekasına yönelik ciddi bir tehdit olduğunu söyleyen Cihat Yaycı Paşa, şunları söyledi:

“ABD senatosu tarafından desteklenen ve bütçesi belirlenen kurumların şu şekilde çerçevesi çizilebilir. National Endowment for Democracay (NED) kurumu tarafından dünyanın dört bir tarafında kurulan çeşitli kurumları ve bu kurumların doğrudan bulunduğu ya da dolaylı olarak çeşitli kurumları fonlamak vasıtasıyla yumuşak güç (soft power) uyguladığı gözlemlenmektedir. Türkiye’de başka ülkelerin çıkarlarını göz önünde bulundurarak kamuoyu diplomasisi yürüterek çeşitli sektörlerde örgütlenmeler mevcuttur. Bunların başında medya ve STK faaliyetleri gelmektedir. Yurt dışı fonlarıyla kurulan ya da faaliyetlerini tatbik etme unsuru olarak fonlanan kurumlar mevcuttur.”

“Bu durum İstiklal Harbi öncesi ‘zararlı cemiyetlere’ bir bakımdan benzemektedir”

Amerika’nın dışında Almanya’nın Türkiye’deki belirli kurumları fonladığını hatırlatan Cihat Yaycı, “Örneğin, Friedrich Naumann Vakfı, Heinrich Böll Vakfı ve Konrad Adenauer Vakfı öne çıkmaktadır. Bunların haricinde Yunanistan, Rusya, Çin ve İran tarafından bu ülkelerin çıkar ve politikaları lehine propaganda yapan çeşitli STK’lara fon sağlayarak farklı bir denge üretme mekanizması sağlanması hedeflenmektedir. Bu durum İstiklal Harbi öncesi ‘zararlı cemiyetlere’ bir bakımdan benzemektedir.” dedi.

“Yabancı kurumlar tarafından fonlanmak suretiyle hedef alınmaktadır”

Fondaş medya üzerinden toplumun ciddi manada yönlendirilmeye çalışıldığına işaret eden Cihat Yaycı, bu konudaki tehlikeye şu sözlerle dikkat çekti:

“Ülkemizin son yıllarda yaşadığı fondaş medya kaynaklı algı çalışmaları ve yabancı vakıflar kontrolüyle maruz kaldığı medya kıskacı oldukça dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Türkiye'nin temel sorunlarının başında gelen modern zararlı cemiyetler olarak adlandırabileceğimiz yabancı fonlar eliyle medya çalışmaları Türkiye'nin yürüttüğü tüm milli politikaları hedef almaktadır. Başta Mavi Vatan olmak üzere Türkiye'nin milli hak ve menfaatlerini savunan mekanizmalar yurtdışındaki odaklara ve çıkar merkezlerine hizmet eden yabancı kurumlar tarafından fonlanmak suretiyle hedef alınmaktadır. Yalan haber, asılsız içerikler ve operasyon vari üretimler ülkemizin kurumsallaştırmaya çalıştığı politikaların ciddi bir hedefi konumundadır. ABD'deki Chrest Vakfı, Alman Vakıfları ve çeşitli ülkelerin dışişleri bakanlıkları ülkemiz içerisinde faaliyet yürüten sözde medya özde algı platformlarını yoğun şekilde maddi-manevi destekleyerek ülkenin iç ve dış dinamizmi üzerinde akamet yaratma faaliyeti içerisindedir.”

“Fondaş oluşumların stratejileri oldukça net”

Fondaş oluşumların stratejilerini sıralayarak Türkiye’nin büyük tehlike ile karşı karşıya kaldığına ısrarla vurgu yapan Cihat Yaycı Paşa, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başta Batılı merkezler olmak üzere dünyanın çeşitli noktalarından ciddi rakamlar alarak medya faaliyeti yürüten oluşumların içeriklerini incelediğimizde bu kurumların milli politikalar özelinde yıpratma, yıldırma ve saldırı faaliyetleri yürüttüklerini görmekteyiz. Bu fondaş oluşumların stratejileri oldukça nettir;

-İtibar suikastleri ile vatansever kişileri kurumları hedef alma

-Asılsız içerikler üreterek algı operasyonları yapma

- Odaklandıkları milli kişi ve kurumları alttan alta tehdit ederek sindirme girişimlerinde bulunma

Bu kurumların temel faaliyetleri arasında yer almaktadır. Aylar evvel TÜRK DEGS olarak bu kurumların yürüttükleri algı faaliyetlerini ve saldırı stratejilerini ortaya çıkartarak. Fonlandıkları merkezler dahil birçok gerçeği Türk milletinin bilgisine sunmuştuk. Görülmektedir ki Türkiye’nin iç dinamiklerinin kurumsallaşması ve bağımsız politikalarının kitleselleşmesiyle birlikte saldırılar ve yurtdışı kaynaklı desteklerde giderek artmış vaziyettedir. Ülkemizin ve Milletimizin bu kurumlara karşı uyanık olması, yürütülen bu algı faaliyetlerine karşı farkındalığını kuvvetlendirmesi gerekmektedir. Türkiye özelinde yürütülen bu sözde medya faaliyetlerinin yurtdışındaki çıkar odakları ve grupları tarafından desteklenerek sözde bir kamuoyu diplomasisi yaratma faaliyetleri oldukça tehlikeli ve ülkemizin bekası noktasında endişe yaratacak vaziyete gelmiş durumdadır.”


“Yurtdışındaki FETÖ odakları da bu fonlar aracılığıyla Türkiye’deki ayak izlerini korumaya devam etmektedir”

ABD ve Avrupa’nın fonladığı sözde “bağımsız ve özgür” medya kuruluşlarına yönelik ciddi adımların atılması gerektiğini belirten Cihat Yaycı, “Ülkemizde kendisini alternatif medya olarak sunan fakat özde çeşitli odakların kalemşörlüğünü ve Türk karşıtlığını kendisine fonlar aracılığı amaç edinen bu faaliyetler silsilesi tüm milletimizin farkındalık oluşturması gereken hassas bir gerçekliktir. Diğer yandan; Yurtdışındaki FETÖ odakları da bu fonlar aracılığıyla Türkiye’deki ayak izlerini korumaya devam etmektedir. Toplumsal karşılığı olmayan ama ülke politikaları ve milletimizin bekası hususunda ciddi tehlikeler barındıran söylemlerin Türkiye’de inşa edilmesini sağlayan bu fonlanma sistemine karşı ülkemizin politika yapıcılarının acilen önlem alması gerekmektedir. Diğer yandan; Bu foncu oluşumlar bağımsız gazetecilik adı altında tehlikeli faaliyetlerini tüm sosyal medya platformlarında inşa etmeye ve yalanın yayılması, iftiranın kurumsallaştırılması gibi tehlikeleri yoğun maddi destek alarak oluşturmaya devam etmektedirler. Diğer yandan milli hassasiyetleri olan medyanın da suni bir yankı odası oluşturularak sessizleştirildiği gözle görülür bir gerçekliktir. Bu fondaş medya gerçekliğini gündeme ilk getiren TÜRK DEGS olarak başta politika yapıcılarımızı ve milletimizi bu konularda hassasiyet geliştirmeye ve bilinç oluşturmaya davet ediyoruz.” dedi.

https://www.google.com.tr/amp/s/m.yeniakit.com.tr ...kiskacinda


erkan_gs_mk

1 yıl önce - Cmt 22 Oca 2022, 18:00

Alıntı:
Türkiye düşmanlığı EastMed’i kadük bıraktı

21.01.2022

ABD’nin, EastMed projesine verdiği destekten vazgeçmesi hayalî projeyi adeta çöp etti. Siyasi olarak durumu istismar etmek ve Türkiye’ye emri vaki için, “AB’nin buna ihtiyacı var, Türkiye bunu geçirmiyor, Rusya’nın doğalgaz tekeline AB’yi mecbur kılıyor” gibi söylemlerde bulunuyorlardı. Gelinen noktada AB’yi ve diğer devletleri Türkiye inadı yüzünden zora sokanın Yunanistan ve Rum’un ta kendisi olduğu ortaya çıktı.

Emekli Amiral Doç. Dr. Cihat Yaycı

ASAM-TÜRK DEGS Başkanı

Doğu Akdeniz Boru Hattı veya bilinen adıyla “Eastmed Boru Hattı” projesi, Doğu Akdeniz havzasında karada ve denizde çıkan ya da çıkarılacak doğal gazı Kıbrıs adası güneyinden Yunanistan’a, Türk Deniz Yetki Alanlarından geçecek şekilde ulaştırma projesi idi.

Doğalgazın Yunanistan üzerinden İtalya’ya, oradan da bütün Avrupa’ya aktarılması planlanmıştı. Boru hattının uzunluğu 1900 kilometre, derinliği ise 3 kilometre olarak öngörülmüştü. Yılda 10 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip olması düşünülen, 7 yıl sürecek bu projenin maliyeti 7 milyar dolar olarak hesaplanmıştı.

Nihayetinde 2 Ocak 2020’de Yunanistan’ın başkenti Atina’da İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) liderleri arasında Eastmed Boru Hattı projesi sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmeye göre boru hattı Türkiye’nin kıta sahanlığından geçecekti ama projede Türkiye yoktu. Türkiye’nin deniz yetki alanlarını yok saymak üzere kurgulanan bu proje, bu yönüyle ölü doğmuştu.

NE AKILCI NE DE UYGUN MALİYETLİ

EastMed adı verilen bu proje, AB’ye, Rusya gazına alternatif olarak sunuldu. AB, Rus doğalgazına bir alternatif gaz tedarik projesi olması nedeni ile projeye sıcak bakmış, ABD de bu projeye Başkan Trump döneminde açık destek vermişti. Ancak Türkiye’nin kendi deniz yetki alanlarında kendisinden izin alınmadığı sürece fizibilite çalışmalarına müsaade etmemesi ve Yunan-Rum ikilisinin de izin istememe konusundaki hukuksuz tutumları nedeni ile uygun bir fizibilite çalışması yapılamadı. Ayrıca planlanan boru hattının 3’te 2’sinin denizaltına döşenecek olması ve derinliklerin de çok fazla olması bazı teknik problemler de doğurmuştur. Süreç karmaşıklaşınca maliyetin 7 milyar Dolar’ı aşacağı anlaşıldı ve İsrail, finansman konusunda zorluklar olduğunu beyan etti.

TÜRKİYE’NİN İZNİ OLMADAN İMKANSIZ

Yunanistan ve Rum tarafının Türkiye’yi kenarda bırakmak için yaptığı bu planın, kısa süre içerisinde ne akılcı ne de uygun maliyetli olduğu görüldü. Anlaşmanın hayata geçirilmesi durumunda bile Türkiye’den izin alınmadan gaz borularının döşenemeyeceği açıktı. Zira 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 58’inci maddesinin 1 ve 3’üncü fıkraları Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletlerin hakları ve yükümlülüklerini aşağıdaki şekilde açıkça ortay koymaktaydı;

“1. Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, işbu sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, 87. Madde’de söz konusu olan seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden işbu Sözleşmenin diğer hükümleri ile bağdaşır bir şekilde yararlanırlar.

3. Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, işbu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracaklar; ve sahildar devletin işbu Kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.”

Yine 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku
Sözleşmesi’nin 79’uncu Maddesi’nin 1 ve 3’üncü fıkraları Kıt’a sahanlığı üzerinde denizaltı kabloları ve petrol boruları döşenmesi konusunda hak ve yükümlülükleri aşağıdaki şekilde ortaya koymaktadır.

“1. Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, işbu sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, 87. Madde’de söz konusu olan seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden işbu Sözleşmenin diğer hükümleri ile bağdaşır bir şekilde yararlanırlar.

3. Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, işbu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracaklar; ve sahildar devletin işbu Kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.”

Yine 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 79’uncu Maddesi’nin 1 ve 3’üncü fıkraları Kıt’a sahanlığı üzerinde denizaltı kabloları ve petrol boruları döşenmesi konusunda hak ve yükümlülükleri aşağıdaki şekilde ortaya koymaktadır;

“1. Bütün devletlerin kıt’a sahanlığı üzerine işbu maddeye uygun olarak denizaltı kabloları ve petrol boruları döşemeye hakkı vardır.”

2. Kıt’a sahanlığı üzerinde araştırmalar yapmak, bu alandaki doğal kaynakları işletmek, petrol boruları ile kirlenmeyi önlemek, azaltmak ve kontrol etmek amacıyla makul tedbirler alma hakkı saklı kalmak üzere sahildar devlet, bu kabloların ve petrol borularının döşenmesini veya bakımını engelleyemez.

3. Kıt’a sahanlığına döşenen petrol borularının takip edeceği hat sahildar devlet tarafından kabul edilmelidir.

4. İşbu kısmın hiç bir hükmü, sahildar devletin, ülkesine veya kara sularına giren kablolara veya petrol borularına uygulanacak şartları tespit etme hakkına; ve kendi kıt’a sahanlığının araştırılmasına veya kaynaklarının işletilmesine; veyahut da kendi yetkisi altındaki sun’i adaların, tesis veya yapıların işletilmesine ilişkin olarak yerleştirilmiş bulunan veya bu amaçlarla kullanılan kablo ve petrol boruları üzerindeki yetkisine halel getirmez.”

PROJE ÇÖP OLDU

Özetleyecek olursak EastMed projesi maliyet etkin bir proje değildi. Hem derinlikler bakımından, hem uzunluk, hem rezerv hem de nakli itibarıyla da doğru sayılmazdı. Aynı zamanda şu bir gerçekti ki buradaki boru hatlarının mutlaka Türkiye’nin deniz yetki alanlarından geçmesi gerekiyordu. Buraya kurulacak boru hatları, Libya-Türkiye sınırından geçeceği için, izinsiz bu sahadan geçirilmesi mümkün değildi. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin Teamül Hukuku şekline dönüşmüş hükümlerine göre boru hattı diğer devletler için bir hak olmasına rağmen, deniz yetki alanı sahibi devlet bu hattın geçişinde rota vermek, güzergah belirtmekle yetkilidir. Yani anlaşma hayata geçirilebilseydi dahi güzergah için mutlaka Türkiye’ne başvurulmak durumundaydı. Türkiye’den güzergah almaktan imtina ediyorlardı. Dolayısıyla hem maliyet, hem de siyasi bakımdan bu projenin gerçekleşmesi mümkün değildi. Türkiye’yi devreden çıkartmaya çalışarak emrivaki ile yapmak imkansızdı. Üstüne üstlük maliyeti de çok yüksekti.

EastMed projesinden ABD’nin geri çekilmesi önemlidir. ABD çekilirken tam da bizim söylediğimiz iki sebebi öne sürdü. Birincisi maliyet, ikincisi de Doğu Akdeniz’de bir gerginliğin oluşması. ABD’nin bu projeye verdiği destekten vazgeçtiğini açıklaması hayalî projeyi adeta çöp etti. Finansman bulmakta zorlanan Yunan-Rum ikilisinin bu projeyi gerçekleştirebilme kapasitesi zaten yoktu. Tamamen siyasi olarak durumu istismar etmek ve Türkiye’ye emri vaki için, “AB’nin buna ihtiyacı var, Türkiye bunu geçirmiyor, engelliyor, Rusya’nın doğalgaz tekeline AB›yi mecbur kılıyor” gibi söylemlerde bulunuyorlardı. Bugün gerçeğin hiç de öyle olmadığı, AB’yi ve diğer devletleri Türkiye inadı yüzünden zora sokanın Yunanistan ve Rum’un ta kendisi olduğu ortaya çıktı.

HEDEF GÜZERGAH DEĞİL, DOĞAL KAYNAKLAR

Her ne kadar Atina Washington’un kararının proje için önemli olmadığını, bu aşamada faaliyetlerin devam ettirileceğini ifade etse de, projedeki diğer ortaklardan Mısır ve İsrail bu meseleyi gözden geçirmeye karar verdi. Sonuçta EastMed projesi Yunan ve Rum ikilisinin bencil tutumu ve Türkiye düşmanlığı nedeniyle kadük oldu.

EastMed projesinin çökmesine karşılık Yunan ve Rum tarafının husumet ile Türkiye’yi aradan çıkartma çabaları devam ediyor dolayısıyla bölgenin ciddi bir şekilde yakından takip edilmesi gerekmektedir. Bu projeden destek çekildi ancak başka projelere karşı da dikkatli olmalıyız. Bizim mücadelemiz güzergaha sahip olmak değil, kaynağa sahip olmak yönünde olmalıdır. Nakil yolu değil, nakledilecek malzemeye sahip olmayı hedef kılmalıyız. Hedefimiz; petrol, doğalgaz ve balıklar dahil tüm doğal kaynaklara sahip olmak yönünde olmalıdır.

https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/dogu-ak ...si-3731178



Kenanwow
1 yıl önce - Çrş 20 Tem 2022, 22:15



Fatih Erdoğan Fati
4 ay önce - Pzr 23 Nis 2023, 23:22
Soğan kadar konuşulmuyor




Fatih Erdoğan Fati
4 ay önce - Pzr 23 Nis 2023, 23:29



sayfa 10
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET