Davutoğlu'nun pislikleri ve Suriye'de ülkemizin açtığı belalar temizlenmeye çalışılıyor
Mülteciler ve sınırdaki YPG/PKK terör sorununun çözülmesi için Esad ile normalleşme sürecine girilmesiyle MİT, Türkiye’den ayrılması için Suriye muhalefetine süre verdi
MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Suriye İstihbarat Örgütü Başkanı El Muhaberat Ali Mamluk ile görüştüğü belirtilirken MİT, Türkiye’den ayrılması için Suriye muhalefetine süre verdi.
Rusya aracılığıyla gerçekleştirildiği belirtilen görüşmeden “Memnun edici sonuçlar çıkmadığı, ancak iki tarafın da birbirlerinden taleplerini dile getirdiğı ve duruşlarını anlattığı” kaydedildi.
İddialara göre MİT Türkiye’de bulunan Suriyeli muhaliflerle görüştü ve en geç yıl sonuna kadar ülkeyi terk etmelerini istedi.
Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'na (SMDK) karar iletildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Suriye muhalefetine ait tüm ofisleri kapatma ve Türkiye'nin bundan sonra muhaliflere mali desteği sona erdirecekleri" kararı aldığını duyuruldu. MİT'in muhaliflere kalmaları için kendilerine başka yer bulmaları ve tüm medya ile siyasi faaliyetlerini durdurmaları gerektiğini aktardığı kaydedildi.
KALANLAR BİR İŞE KARIŞMAYACAK
Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alan muhaliflere kalma hakkı tanındığı ancak bu kişilerin kesinlikle herhangi bir siyasi faaliyet yürütmeyeceği, medyada yer almayacakları kararı da alındığı belirtildi.Suriye muhalefeti bazı Körfez ülkelerinde kendilerine ofis açmaları için arayışa girdi.
Hillary Clinton ve oradaki odaklarla iş tutan, Suriyeli Kürtlere saygı duymalıyız kisvesiyle YPG'ye ve PKK'ya,Türkiye içinde de HDP'ye sıcak mesajlar sunan Serok Ahmet Davidoğlu'nun Türkiye'yi soktuğu yanlış Suriye yolundan geç de olsa çıkarmak yararlı bir yoldur.
daha çok çuvallayacak,2023'te vatandaş amerika'nın çocuğu,ypg'ye saygı duymalıyız diyen serok ahmet'i siyasetin kabristanlığına ebediyen gönderecek
bir zamanlar stratejik derinlikçilik ve illüzyonculuk oynayan DAVIDoğlu serok ahmet hoca hazretlerinin yüzünden rusya ve iran güney komşumuz oldu,Amerikalı efendileri serok ahmedin sırtını sıvazladı ümmet enternasyonalizmi masallarıyla...
Alıntı:
Allah nurunu tamamlayacak diye ortada gezmeniz, mehdinin çıkıp dünyayı İslam eğemenliği altına alacağına iman etmeniz de bu zihniyetin bir delili yani sonra çıkıp bizim öyle bir amacımız yok deme diye bu örnekleri veriyorum.
bir zamanlar davutoğlu'nun tam temsil ettiği kafa yapısıydı bu
Allah'ın nurunu tamamlaması hafife indirgenemez,kolay bir durum değildir,aksi durumlar olsa İran'da mollalar devrim yaptığında Allah nurunu tamamlardı,Vehhabiler yıllarca Arap halkının iliğini ilmiğini sömürüyor,nurun tamamlandığı mı var
Ama tüm bu gerçeklere karşın yeşil bir blok kurma hayaliyle yanıp kavrulan DAVIDoğlu, bir “Türk Kissinger’ı” olarak adlandırıldı, Foreign Policy dergisi onu dünyanın önde gelen 100 düşünürü arasında saydı.
bu hayallere ilk olarak Suriye ile başlayan Davutoğlu Suriye ile Türkiye’nin entegrasyonundan söz etmeye başlamış, 2009’da vizeler kaldırılmış ve dahası bir yıl sonra Doğu Akdeniz Dörtlüsü adıyla Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün arasında serbest dolaşımı öngören bir anlaşma imzalanmıştı.Davutoğlu iç savaş başlayıncaya kadar 60’tan fazla kez Suriye’ye gidecekti ama sonrasında Esad'ı devirip Şam'da Emevi camiinde namaz kılma hayalleriyle Türkiye'yi Suriye bataklığına gömecekti....
Davutoğlu efendinin kimyasını bozan gelişme ise Arap Baharı oldu. Ortadoğu'daki Baasçı ve laik düzenlerin tasfiyesi karşısında bir heyecana kapıldı. Arap dünyasında en örgütlü ve yaygın gruplar, bütün baskılara rağmen İslamcılar, onun da çatı örgütü sayılabilecek Müslüman Kardeşler’di. Tunus’tan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi karşısında serok ahmet,devrilen her bir diktatörden sonra büyük bir heyecanla “ırmağın kendi yatağını” bulduğunu yazıyor,Batı modernitesinin bir ürünü olan sınırların kalkarak yeni bir Ortadoğu jeopolitiğine geçildiğini müjdeliyordu. Halklarına yabancı rejimler gitmiş, bölge kendi kaynağına dönmüştü. Arap Baharı artık İttihat-ı İslam'ın baharına dönebilirdi. Tunus ve Mısır’da görece çabuk, Libya’da ise ABD ve Fransa’nın (Türkiye’nin de denizden askeri) katkısıyla rejimler yıkılmış, Suudi Arabistan bu süreçte maaşlara zam yaparak, Ürdün Kralı ise öyle bir kaynağa sahip olmadığı için hükümeti değiştirerek ve seçimlere giderek bu dalgayı atlatmaya çalışmıştı. Esad da Rusya ve İran'dan askeri destek alırken,BM daimi üyelerinden Rusya ve Çin'in Esad aleyhine alınan kararları veto etmesiyle bu dalganın kendisini teğet geçmesini sağlamıştı. Arap Baharı coşkusuyla Erdoğan'a seçim galibiyetlerini Şam’ın, Beyrut’un, Trablus’un kazancı olarak sunması ve Libya ve Mısır’da miting düzenlemesi noktasında gaz veren davutoğlu'na göre nasıl olsa bir entegrasyona doğru gidiliyor, bu ülkeler bir iç coğrafya haline geliyordu. Dahası ilişkiler devletten devlete değil, Davutoğlu ve AK Parti'den bu ülkelere doğru kurulmaya da başlanmıştı. Bunun kırılma noktası Eylül 2012’deki AK Parti Kongresine Mursi, Barzani, Halid Meşal, Gannuşi’nin diğer yabancı konuklarla birlikte katılması, ama bir tek Mursi ve Barzani ve Meşal’e konuşma yaptırılmasıydı. Mursi kısa süren iktidar deneyiminde hem Erdoğan'dan hem Davutoğlu'ndan hem de Hakan Fidan'dan destekler almıştı.Türkiye bir yandan Mısır-Türkiye-İran, öte yandan Mısır-Türkiye-Suudi Arabistan eksenlerini oluşturmaya çalışıyordu. Mursi Ağustos 2012’de İran’a kısa bir ziyaret gerçekleştirecek, Şubat 2013’te ise Ahmedinejat Mısır’ı ziyaret edecektir. Dolayısıyla, Suudi Arabistan’ın daha ihtiyatlı olduğu ama bir yanda merkezinde Türkiye’nin olduğu Mısır-İran ekseni, öte yanda yine Türkiye’nin öncü olacağı Tunus-Libya-Mısır-Gazze-Lübnan hattı kurulacaktı. Bu enternasyonalist İslamcı kuşak, bir yandan Şii-Sünni ayrılığını aşma potansiyeli taşırken, Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye’yi Davutoğlu’nun hayalindeki merkez ülke, küresel bir güç yapacaktı.Bu jeopolitik eksenin eksik halkası olarak Esad'ın direndiği ve devrilmediği Suriye kalmıştı. İran’ı Esad’dan vazgeçmeye ikna etmek mümkün değildi ama İran da içinde bulunduğu yalıtılmışlık ve yaptırımlardan çıkmak adına, Suriye’de ayrı yerlerde durmakla birlikte Türkiye ile arasını iyi tutmayı ve özellikle Mısır’ı denkleme dahil etmeyi tercih etti.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun, bölge ülkelerine demokratikleşme konusunda model olmak yerine,İttihat-ı İslam çabalarına girmeleri,Mursi yönetiminin Gazze kapısını açması, IMF ile anlaşmaya yanaşmaması, Sina Yarımadasına asker sokması ve İran ile yakınlaşmaya çalışması, Türkiye’nin İslamcı bir eksen kurma çabalarıyla birleşmesi aslında tatlı başlayan bu ümmet birliği rüyasının da kabusa dönüşmesinin ayak seslerini derinden hissettiriyordu.
Önce Tunus’ta muhaliflere suikast düzenlenmesi sonrasında Ennahda hükümetinin istifa etmek zorunda kalması, ardından Temmuz 2013’te Mısır’da Mursi’nin darbeyle devrilmesi Libya ve Yemen’de istikrarsızlık, iç çatışma ve düzenin kurulamaması Arap Baharını bitirirken, aynı zamanda İslam Birliği'nin gerçekleşmesine en yakın tarihsel an’ı da yıktı. Bu süreçten sonra Davutoğlu'nun inşa ettiği dış politika zihniyeti;Esad yıkılırsa, 2013 sonrasında Arap Baharının çöktüğü bir ortamda en azından Suriye’yi Müslüman Kardeşlere teslim edip, zararı minimize etmeye çalıştı. Bu politika Suriye içindeki tabloyu giderek ağırlaştırırken, Türkiye’nin içine iki milyonluk bir kitlenin göç etmesine yol açtı.
hem Suriye'de fiili bir YPG/PKK/PYD yapısı Davutoğlu'nun İslamcılık hayalleri yüzünden var edildi hem de Türkiye burada çok büyük faturalarla,bilançolarla yüzleşti.
üstelik Suudi Arabistan'la ve İran'la kurulmaya çalışılan ortak eksen de sonuç vermedi ve Şia İran da Vehhabi Suudiler de her fırsatta Türkiye'nin karşısında yer aldılar,son Karabağ Savaşında da Ermenistan'ı desteklediler.
bütün bu fiyaskolara rağmen Türk Birliği değil İslam Birliği diyen arkadaşlar gerçekten Davutoğlu'nun bu ülkeye çıkardığı faturalardan hiç ders almamışa benziyor
Ahmet Davutoğlu'ndan Kılıçdaroğlu'nun başörtü çıkışına destek
Kemal Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü çıkışına destek veren Ahmet Davutoğlu, Türkiye'de karşı görüşlere sahip kesimlerin birbirlerinin haklarını savunması ile barış iklimine girileceğini söyledi.
Ben bu ülkede yıllarca başörtülülerin okullara, askeri kışlalara, kamusal alanlara, hatta mahkemelere alınmadığını zannediyordum. Meğer aslında başları açıklar alınmıyormuş. Yıllarca zulüm görenler başörtülüler değilmiş. Başı açıklarmış. Dindarlar laiklere saygı gösterdiği gün Türkiye'nin tüm sorunları çözülürmüş.
Allah seni bildiği gibi yapsın Davutoğlu. Kemikleri alınan bir insan bile bu kadar omurgasız olmaz.
Suriye'de durumlar düzelince İnşallah Türkiye İslam Sancaktarlığı görevi misyonuyla hareket edecek gibi gözüküyor.Iran ve Hizbullah'a kendi ülkeleri ve Irak dışında tüm müslümanlardan kınama,eleştiri mesajları gelmişti.Rejimin devrilmesi bir anda her şeyi Türkiye lehine çevirebilir.
bir zamanlar davutoğlu'nun hayali tam da buydu
Allah'ın nurunu tamamlaması hafife indirgenemez,kolay bir durum değildir,aksi durumlar olsa İran'da mollalar devrim yaptığında Allah nurunu tamamlardı,Vehhabiler yıllarca Arap halkının iliğini ilmiğini sömürüyor,nurun tamamlandığı mı var
Ama tüm bu gerçeklere karşın yeşil bir blok kurma hayaliyle yanıp kavrulan DAVIDoğlu, bir “Türk Kissinger’ı” olarak adlandırıldı, Foreign Policy dergisi onu dünyanın önde gelen 100 düşünürü arasında saydı.
bu hayallere ilk olarak Suriye ile başlayan Davutoğlu Suriye ile Türkiye’nin entegrasyonundan söz etmeye başlamış, 2009’da vizeler kaldırılmış ve dahası bir yıl sonra Doğu Akdeniz Dörtlüsü adıyla Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün arasında serbest dolaşımı öngören bir anlaşma imzalanmıştı.Davutoğlu iç savaş başlayıncaya kadar 60’tan fazla kez Suriye’ye gidecekti ama sonrasında Esad'ı devirip Şam'da Emevi camiinde namaz kılma hayalleriyle Türkiye'yi Suriye bataklığına gömecekti....
Davutoğlu efendinin kimyasını bozan gelişme ise Arap Baharı oldu. Ortadoğu'daki Baasçı ve laik düzenlerin tasfiyesi karşısında bir heyecana kapıldı. Arap dünyasında en örgütlü ve yaygın gruplar, bütün baskılara rağmen İslamcılar, onun da çatı örgütü sayılabilecek Müslüman Kardeşler’di. Tunus’tan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi karşısında serok ahmet,devrilen her bir diktatörden sonra büyük bir heyecanla “ırmağın kendi yatağını” bulduğunu yazıyor,Batı modernitesinin bir ürünü olan sınırların kalkarak yeni bir Ortadoğu jeopolitiğine geçildiğini müjdeliyordu. Halklarına yabancı rejimler gitmiş, bölge kendi kaynağına dönmüştü. Arap Baharı artık İttihat-ı İslam'ın baharına dönebilirdi. Tunus ve Mısır’da görece çabuk, Libya’da ise ABD ve Fransa’nın (Türkiye’nin de denizden askeri) katkısıyla rejimler yıkılmış, Suudi Arabistan bu süreçte maaşlara zam yaparak, Ürdün Kralı ise öyle bir kaynağa sahip olmadığı için hükümeti değiştirerek ve seçimlere giderek bu dalgayı atlatmaya çalışmıştı. Esad da Rusya ve İran'dan askeri destek alırken,BM daimi üyelerinden Rusya ve Çin'in Esad aleyhine alınan kararları veto etmesiyle bu dalganın kendisini teğet geçmesini sağlamıştı. Arap Baharı coşkusuyla Erdoğan'a seçim galibiyetlerini Şam’ın, Beyrut’un, Trablus’un kazancı olarak sunması ve Libya ve Mısır’da miting düzenlemesi noktasında gaz veren davutoğlu'na göre nasıl olsa bir entegrasyona doğru gidiliyor, bu ülkeler bir iç coğrafya haline geliyordu. Dahası ilişkiler devletten devlete değil, Davutoğlu ve AK Parti'den bu ülkelere doğru kurulmaya da başlanmıştı. Bunun kırılma noktası Eylül 2012’deki AK Parti Kongresine Mursi, Barzani, Halid Meşal, Gannuşi’nin diğer yabancı konuklarla birlikte katılması, ama bir tek Mursi ve Barzani ve Meşal’e konuşma yaptırılmasıydı. Mursi kısa süren iktidar deneyiminde hem Erdoğan'dan hem Davutoğlu'ndan hem de Hakan Fidan'dan destekler almıştı.Türkiye bir yandan Mısır-Türkiye-İran, öte yandan Mısır-Türkiye-Suudi Arabistan eksenlerini oluşturmaya çalışıyordu. Mursi Ağustos 2012’de İran’a kısa bir ziyaret gerçekleştirecek, Şubat 2013’te ise Ahmedinejat Mısır’ı ziyaret edecektir. Dolayısıyla, Suudi Arabistan’ın daha ihtiyatlı olduğu ama bir yanda merkezinde Türkiye’nin olduğu Mısır-İran ekseni, öte yanda yine Türkiye’nin öncü olacağı Tunus-Libya-Mısır-Gazze-Lübnan hattı kurulacaktı. Bu enternasyonalist İslamcı kuşak, bir yandan Şii-Sünni ayrılığını aşma potansiyeli taşırken, Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye’yi Davutoğlu’nun hayalindeki merkez ülke, küresel bir güç yapacaktı.Bu jeopolitik eksenin eksik halkası olarak Esad'ın direndiği ve devrilmediği Suriye kalmıştı. İran’ı Esad’dan vazgeçmeye ikna etmek mümkün değildi ama İran da içinde bulunduğu yalıtılmışlık ve yaptırımlardan çıkmak adına, Suriye’de ayrı yerlerde durmakla birlikte Türkiye ile arasını iyi tutmayı ve özellikle Mısır’ı denkleme dahil etmeyi tercih etti.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun, bölge ülkelerine demokratikleşme konusunda model olmak yerine,İttihat-ı İslam çabalarına girmeleri,Mursi yönetiminin Gazze kapısını açması, IMF ile anlaşmaya yanaşmaması, Sina Yarımadasına asker sokması ve İran ile yakınlaşmaya çalışması, Türkiye’nin İslamcı bir eksen kurma çabalarıyla birleşmesi aslında tatlı başlayan bu ümmet birliği rüyasının da kabusa dönüşmesinin ayak seslerini derinden hissettiriyordu.
Önce Tunus’ta muhaliflere suikast düzenlenmesi sonrasında Ennahda hükümetinin istifa etmek zorunda kalması, ardından Temmuz 2013’te Mısır’da Mursi’nin darbeyle devrilmesi Libya ve Yemen’de istikrarsızlık, iç çatışma ve düzenin kurulamaması Arap Baharını bitirirken, aynı zamanda İslam Birliği'nin gerçekleşmesine en yakın tarihsel an’ı da yıktı. Bu süreçten sonra Davutoğlu'nun inşa ettiği dış politika zihniyeti;Esad yıkılırsa, 2013 sonrasında Arap Baharının çöktüğü bir ortamda en azından Suriye’yi Müslüman Kardeşlere teslim edip, zararı minimize etmeye çalıştı. Bu politika Suriye içindeki tabloyu giderek ağırlaştırırken, Türkiye’nin içine iki milyonluk bir kitlenin göç etmesine yol açtı.
hem Suriye'de fiili bir YPG/PKK/PYD yapısı Davutoğlu'nun İslamcılık hayalleri yüzünden var edildi hem de Türkiye burada çok büyük faturalarla,bilançolarla yüzleşti.
Esad rejimi de Rusya'nın ve İran'ın katkılarıyla,destekleriyle,yardımlarıyla devrilmekten yırttı
Rusya kuzeyde kıyıdaşımızken güneyde de hudut komşumuz olup Suriye toprakları üzerinden Akdeniz'e inerek İsrail,Yunanistan,Mısır,Kıbrıs Rum Kesimi ve Batılı emperyalistlerden sonra Mavi Vatanımıza rakip olabilecek olası bir faktör haline gelmeye başladı.İran da doğu komşumuzdan aynı zamanda güney komşumuz oldu ve İran da Rusya'dan eksikli kalmayarak Suriye toprakları üzerinden Akdeniz'e açılma derdinde
Arap Baharı ve Davutoğlu'nun fantezileri,masalları,hikayeleri,zırvaları yüzünden Suriye'de yüzde 60'lık Sünni nüfusla yüzde 15'lik Alevi nüfus arasındaki makas daraldı ve Sünni nüfus kan kaybetti.Sünni mahalleler yıkılıp Sünni camileri kullanılamaz hale gelirken İran'ın katkılarıyla Hizbullah için,Haşdi Şabi için Şii mahalleler ve Şii camileri inşa edilmeye başlandı,Suriye adım adım Şiileştirildi,Rusya'nın destekleriyle Ortodoks Hristiyan azınlıklara Ortodoks kiliseleri Suriye'de mantar gibi tesis edildi,hatta Ayasofya ismiyle bir kilise temeli bile atıldı Suriye'de
hatta İran ve Rusya ülkelerindeki üniversitelerden Suriye'de şube,yerleşke açmayı bile düşünüyor
yani Arap Baharı ve Davutoğlu'nun fantezileri,masalları,hikayeleri,zırvaları yüzünden Suriye'yi adeta İran ve Rusya paylaşıyor
bunlarda ahmet davutoğlu'nun vebali çok büyüktü
neyse ki davutoğlu gitti de stratejik derinlik gibi itibarlı yalnızlık gibi deli saçması fantezilerden,masallardan,hikayelerden,zırvalardan kurtulduk
artık Türk dış politikası 2020 yılındaki Karabağ Savaşı ile rayına oturdu
o günlerde Azerbaycan lehine,Rusya ve Ermenistan aleyhine hava sahasını kapatmayan ve Ermenistan'ın bağımsızlığını kutlayan Kazakistan son süreçte Rusya'yı dengelemeye başladı ve Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı yardım talebini de reddetti
diğer Türk cumhuriyetleri de ölü toprağını atacaklardır
Adım adım Türk dünyası uyanacak
İslam dünyasına liderlik noktasında arzu ettiği hedeflere ulaşamasa da Türkiye inşallah Türk dünyasının liderliğini yapma noktasına gelecek
Babala tv de nasil bi yalanci iki yüzlü oldugu ortaya cikti, her kivirdiginda ordaki seyircilerin yüz ifadeleri bile herseyi anlatiyor!!! Yetmedi telefonla ses kayitini oynatiyorlar dahala inkar ediyor
Erdoğan'dan randevu isteyip duruyor
Araya girin ve beni görüştürün diyor
''BAŞÖRTÜSÜNÜ TEK BAŞINA GÜNDEME GETİRİN''
Davutoğlu, "Başörtüsü özgürlüğünü Anayasal ve yasal teklifi tek başına ve kendi içinde tutarlı bir şekilde gündeme getiriniz ve en kısa sürede bütün partilerin tam bir mutabakatı içinde TBMM'den geçirmeyi hedefleyiniz. Alevi vatandaşlarımız hakkında teklifi de ayrı Meclis'e getiriniz. Hep birlikte destek verelim. Bu işin öncülüğünü yapma şerefi size ait olsun" ifadelerini kullandı.
''RANDEVU TALEBİNDE BULUNUYORUM''
Açıklamasının devamında Erdoğan'dan randevu talebinde bulunan Davutoğlu, şunları söyledi: ''Nefsimi bir kez daha ayaklar altına alarak, on yıllarca bu sorunun acısını yaşamış onurlu kızlarımız ve kadınlarımız adına sizden bu konuyu ele almak üzere kamuoyuna açık bir şekilde randevu talebinde bulunuyorum. Hiçbir nefsi ve siyasi çıkar hayatımızı vakfettiğimiz değerlerden önemli değildir.
AK PARTİLİ YÖNETİCİLERE DE SESLENDİ
Değerli AK Partili yöneticiler sayın cumhurbaşkanına yaptığım çağrı sizler için de geçerlidir. Bu konuşmamı kaleme alırken her biriniz gözümün önünden geçtiniz. Eşlerimizin ve kızlarımızın başörtüsü için omuz omuza mücadele verdiğimiz günleri hatırladım. Son yıllarda yaşadığım derin hayal kırıklıklarını ve ihtilaflarımızı da bir kenara bırakarak geçmişte bu mağduriyeti yaşamış kadınlarımız ve ileride yaşaması muhtemel gelecek nesillerimiz adına sizlerden de istirhamda bulunuyorum. Lütfen sayın cumhurbaşkanına gidiniz ve bu tarihi fırsatı kaçırmamak gerektiğini anlatınız."