Enes'in naaşını Diyarbakır'da üç kişi yıkadı. İmam, dayısı ve bordo bereli devre arkadaşı üsteğmen.
Devre arkadaşı, Enes'in kulağına eğildi, “seninle beraber okuduk, beraber eğitim aldık, omuz omuza görev yaptık, ömrümün sonuna kadar hep yanımda olacaksın kardeşim” dedi, sonra da sırasıyla, alnından, ellerinden öptü. Yıkadılar… Abdestini aldırdılar. Enes her zamanki gibi gülümsüyordu. Her zamanki gibi huzurlu, her zamanki gibi muzip muzip bakıyordu sanki… Kuruladılar bedenini… Yüzünü sildiler. Gözünden yaş geldi. Bir daha kuruladılar, gene yaş geldi, bir daha kuruladılar, gene… Devre arkadaşı darmadağın oldu, kendini daha fazla tutamadı, onun da gözyaşları boşaldı. İmam, hıçkırarak ağlayan üsteğmenin omzuna elini koydu, merak etme dedi, gözü arkada kaldı sanma sakın, cennetlik alametidir bu, için rahat olsun, bırak gözündeki yaş kalsın, arkadaşınız size cennetin kapısını araladı… Bitirdiler yıkamayı… Devre arkadaşı tekrar eğildi Enes'in kulağına, bekle bizi kardeşim dedi, tekrar sırasıyla alnından, ellerinden öptü. Kucakladı. Tabuta yerleştirdi.
Ölüm bile bu kadar güzeldir
Herkese nasip olmaz böyle şehitlik.
Mekânın cennet olsun kardeşim
Diyarbakır Sur ŞEHİDİMİZ,
Allah'ım tüm Şehitlerimize rahmet eylesin inşAllah
Doğru söylenmiş bir söz biz müslüman değiliz diyemedikleri için kendilerine değişik isimler takıyorlar, entel, ileri görüşlü, çağdaş, aydın bunların hepsi zaten hakiki gerçek müslümanlarda var olan özelliklerdir.
SÜBHANALLAH ‼️‼️‼️
TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU 🕌
Adım Haşim JEANSEN. 19 yaşındaydım. papaz asistanıydım..
Kız kardeşim bir Türk’le evlendi ve müslüman oldu.
Kendisine İslam’ın doğru olmadığını söyledim.
Bir kitapçıya gittim ve
almanca bir Kur’an aldım.
Kur’an’ı okuyup kardeşime onun yanlışlarını göstermek istedim.
Kur’an’ı okuyup onun yanlışlarını bulacaktım fakat daha 3 sayfa okumuşken çok sevdim onu.
Sonra çok daha fazla okumaya başladım. Bir süre sonra daha fazla bilgi aramaya başladım İslam’la ilgili.
İkilem içine düştüm.
Hristiyan olarak mı kalmalıyım yoksa Müslüman mı olmalıyım?
Kafamda sorular oluşmaya başladı.
Bir süre sonra papazın yanına gittim sordum:
Söyler misin hangisini seçmeliyim?
O da bilmiyorum dedi. Ama birini biliyorum o sana neyi seçeceğini söyleyecek.
Kim diye sordum.
O da tanrı dedi. Dua et ona, sor ona cevabı sana verecektir.
Biraz sinirlendim ve gittim.
Düşünmeye başladım.
Papaz doğru söylüyordu.
Allah’a güveniyorum, inanıyorum, çok büyük ve her yerde, bana cevap verebilir. Dizlerimin üstüne çöktüm.
Yakardım: Biliyorum sen varsın,
sana inanıyorum, büyüksün,
her şeyi biliyorsun, dünyadaki kimse senden daha iyi bilemez,
söyler misin ne yapmalıyım?
Bunları söylediğim zaman güçlü bir şeyler olmaya başladı.
Sıcak ve soğuk hissettim.
Biri sıcakça sarıyordu beni,
titremeye başladım. Ağladım, ağladım, ağladım…
Bütün vücudum acıyordu.
Kur’an’ı aldım o anda.
Göğsüme koydum. Yarım saat ağladım. Tevafuki bir yer açtım.
Maide süresi geldi. “Papaz, öğretmen, din adamları, Kur’an’ı duydukları zaman,
onu okudukları zaman kalplerinde kibir yoksa ağlayacaklardır ve bileceklerdir ki bu Allah’ın sözleri.”
Bu benim için bir sinyaldi.
Kendi kendime söyledim:
Sadece sana inanıyorum.
Bu dünyayı sen yarattın.
Hz. Muhammed’i (sav) tanımıyorum ama biliyorum ki o bir peygamber…
Ve o anda Müslüman olmaya karar verdim.
Adım Haşim JEANSEN . 36 yaşındayım. Almanya’da imam olarak çalışıyorum...
Allah'ım yarattığı kulların hepsine hidayet nasip eylesin inşAllah, Amin.
Tel-Abyad da operasyondaki bir aslanımız 2 nci gece dinlendikleri 1-2 saatlik sürede mesaj atmış. Durumumuz iyi, moralimiz yüksek diye.
Sonra da aşağıdaki satırları yazmış.
Okurken gözyaşlarımızı tutamadık.
Köye yakın mevzilerde çatışma bitmişti. Teröristler arkalarında silah mühimmat ne varsa bırakmış, köydeki ahalinin yiyecek ve içeceklerini de alarak iç bölgelere kaçmış. Köye girdiğimizde çocuk ve kadınların ağırlıkta olduğu bir kalabalık güvenli olduğunu düşündükleri bir evde akıbetlerini hep birlikte beklerken kapıyı açtık.
Türkler geldi diye çocuk çığlıkları karşıladı bizi.
Uzatmayayım, hepsine kumanyamızdan dağıttık. Belliki örgüt halkın açlığını pek önemsememiş, onları üzerlerine strateji kurgulanacak piyonlar olarak gördüklerinden, beslenmelerini pek dikkate almamışlardı.
Tüm çocuklar açlığın verdiği çaresizlikle verdiğimiz kumanyaları hızlıca yemeğe başlamıştı ki, gözüm kenarda oturan yay kaşlı hafif çekik gözleri altında yüzü yaşından çok daha olgun bir çocuğa takıldı alaca karanlıkta.
Birşey yemiyor, kenarda sessizce oturuyordu.
Bu hali dikkatimi çekti. Acaba karnı tok mu diye geçirdim içimden. Oğlum gözümün önüne geldi. Yanına gidip adını sordum.
"Haydar Ali" dedi.
Sevmez misin verdiklerimizi dedim.
Severim dedi.
Neden yemiyorsun dedim.
12 yaşındaki çocuk, 12 sene düşünsem aklıma gelmez bir cevap verdi ki, önce benim, sonra tüm timin gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Siz Resulullah ın ordususunuz. Açlıktan ölüp Allah'ın huzuruna varsam, çocuğum Allah bana hesap sormaz ama sizin kumanyanızı yersem siz bir karış geri kalsanız bunun vebalini ödeyemem." dedi.
Ellerim titreyerek tuttum yanaklarını iki elimle.
Alnından hem öptüm, hem de kokladım.
Ye çocuk dedim, ye.
Ye büyü ki sen de bu orduya nefer ol.
Helal edin dedi.
Bütün tim sanki cenazede mevtaya hakkını helal eder gibi "Helal olsun" diye haykırdı.
Haydar Ali yi köyünde bırakıp intikale devam ederken artık hiçbirimiz o köye girerken ki askerler değildik.
Yola çıkarken içtiğimiz andı hatırladık.
O kadar gurur duyduk ki yaptığımız işle, yorgunluğumuzu bile unuttuk.
1 Haydar Ali yi kurtardık.
Dualarınızı eksik etmeyin.
Daha kurtarılacak Haydar Ali'lerimiz var.
Türk askeri budur gittiği her yerde merhameti ila adeleti sağlar.
***MEMLEKETİM KARS - SARIKAMIŞ'TA DOĞAN BÜYÜYEN BU BÜYÜĞÜM Kİ MADALYASINI ABD'NE İADE EDEN UNUTULMUŞ BİR KAHRAMAN
Hacı ALTINER,
Kore Savaşında 14 mermi ile yaralanıp; "Beni burada bırakın yanımada 1 makineli tüfek ve 1 sandık mermi koyun siz çekilin. Siz çekilirken ben size zaman kazandırırım" diyerek tek başına düşmanı püskürtmeyi de başarmıştır.
Yaraları sarıldıktan sonra savaş kahramanı olarak Amerika'ya davet edilip misafir edilir.ABD Başkanı tarafından bizzat ağırlanıp bütün eyaletlerde 1 yıl boyunca gezdiriliyor.
Büyük kahraman olarak halka tanıştırılıyor. Kendisine cesaretlik madalyası verilerek, Amerikan vatandaşlığı ve ordusunda ise fahri generallik öneriliyor.
Hacı ALTINER ise "Burada general olacağıma Türk Ordusunda er olmayı tercih ederim" diyerek bu teklifleri reddediyor.
Kıbrıs Savaşında ise Amerika'nın ülkemize karşı tutunduğu olumsuz ambargolara tepki için Amerikan Başkanına atfen Amerika'da nasıl tanındığını ve koskoca Çin birliklerini nasıl durdurduğunu hatırlatıp hâlâ o kudrete sahip olduğunu gerekirse yaşına bakmadan Amerika ile tek başına savaşabileceğini belirten bir mektup yazıyor ve ABD'den aldığı madalyayı iade ediyor.
Sarıkamış'lı olan Hacı ALTINER
ülke genelinde tanıtılmamış adsız bir kahramandır.