Köylü vatandaşın biri hayrına Kuran kursuna bir kasa dolusu erik getirmiş..
Hoca : _ Bu kadar erik çok yiyemeyiz ziyan olur, satalım da kursun ihtiyaçlarını alalım, haydi gençler siz pazara çıkın demiş..
Öğrenciler de _ Peki Hocam demişler..
Bizim öğrenciler kasadaki eriği tezgaha dökmüşler, Etikete de PAPAZ eriği yazıp altına da fiyatını yazmişlar..
Hoca Efendi gidip şu bizim talebelere bir bakim demiş pazara gelmiş bide ne görsün tezgahta Papaz Erigi yazıyor..
Simit almak için sıraya girdim. Sıra çok kalabalıktı. 10 dakika kadar sırada kaldım. Hemen önümde bir kız çocuğu ve babası var. Babası gömlek düğmelerini boğazına kadar düğümlemiş. Tertemiz giyinmiş ancak kıyafetleri eski. Ayakkabıları kösele, eski ve yazlık. Anladımki güngörmüş bir adam...
Çocuk iki de bir ‘’Hadi baba, acıktım gelmedi mi sıra daha?” diye söyleniyor...
Sonunda sıra onlara geldi. Adam bir simit istedi. Çocuk itiraz etti:
“Baba, ben tahinliden de istiyorum.” diye.
Babası "sus!" der gibi sessizce kaşlarını kaldırdı, “Olmaz!” demek istedi.
Bozuk birkaç adet parayı uzatırken paranın birtanesi yere düştü, tezgahın altına gitti.
Adam diz çöküp almaya çalışırken,
Simitçi:
‘’Boşver be abi, önemli değil!" diye söyledi.
Baba kısık sesle:
“Abi başka paramız yok, eksik kaldı. Hakkını helal et!” deyince,
simitçi:
“Oturun sehpaya biraz; sıcak çıkınca ben getireceğim.” dedi.
Adam eksik para verme mahçubiyeti ile en köşeye oturdu.
Ben de bu arada simidimi alarak yan masalarına oturdum. Çay söyledim, zeytin de koydular yanına.
Bu arada izliyorum. Simitçi kızacak mı, sevecek mi diye. Neyse, geldi bizim simitçi içerden masaya doğru.
İki tabak yapmış, ama çok özel. Tabakların içine her şeyden koymuş sanki. Çocuğun istediği tahinliden, simit, börek, bu arada tatlılardan da unutmamış, silme iki tabak doldurmuş. Üç de çay geldi, simitçi de tabureye oturdu.
Ben pür dikkat onları izliyorum.
Kendi kendime, "adam kaç yıllık esnaf anlamış tabi, kim dilenci, kim aç kalmış, biliyor ve yanılmıyor." diye içimden geçirdim.
Başladılar sohbete, bu arada tekrar tekrar çay içtiler.
Sonra baktım simitçi, biraz kağıt para çıkardı ve adamın gömlek cebine koyuverdi.
-"Yarın gel işine başla!" dedi.
Kısmete bak dedim. Adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgah, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkan oldu. Neyse onlar kalkıp gidince, meraktan öleceğim sanki.
Hemen yanaştım simitçiye: -"Patron! Seni tebrik ederim" dedim. Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızın karnını doyurdun.
Kimseye göstermeden de cebine üç-beş para koydun. Allah Razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın! “ dedim.
"Sağol.” dedi simitçi.
"Ona söylemedim; ama o benim ilkokul arkadaşım. Ben onu tanıdım ama o beni tanımadı. Yarın gelince söyleyeceğim kendisine bunu. Şimdi utanır ve üzülür de işe gelmez diye söylemedim. Biz ortaokulda devlet okuluna giderken, babası onu özel kolejde okutuyordu. Çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Hepimiz ona imrenerek bakardık. Ne oldu kimbilir? Ne olduğun değil, ne olacağın önemli. Yeter ki içindeki insanlık yaşasın.”
Insanlığı yaşatan değerlerin kıymetini bilenlere ve farkında olanlara ne mutlu.. 👍🏻
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı gözü kulağı eli ayağı vardır.
Halbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır.
Şimdi bu çocuk:
**Ya Rabbi dese şu hortum bana yetmektedir.**
Peki;
şu ağıza,
şu göze,
şu kulağa,
şu ele,
şu ayağa
şu buruna
vs ne lüzum vardı.
Hiçbir işime yaramamaktadırlar
Bu durumda
**Hz ALLAH dan şöyle bir cevap alacak;**
**Acele etme kulum aklının almadığı şeye de müdahale etme.**
**Sen kısa bir müddet sonra öyle bir aleme gideceksinki**
**burada en kıymetlim ve herşeyim dediğin hortum orada hiçbir şeye yaramayacak kesilip atılacak**
**Lüzumsuz sandığın ağız göz kulak gibi şeyler de en lüzumlu cihaz durumuna geçecek**
O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı ? İnanmadığı için dizlerini döver mi dövmez mi ?
Şu anda biz de, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız.
**9 gün 9 ay 9 sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız.**
O dünyanın adı **Ahiret **
Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, bağlı durumdayız.
Eğer biz:
İşte geçinip gidiyoruz.
**Ya Rabbi**
Şu Namaza,
Şu Oruca,
Şu Hacca,
Şu Zekâta,
Şu Dine,
Şu İmana,
Şu İslâm'a
Şu İbadete,
vs ne lüzum var Dersek Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkak.
**Ey kullarım Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki orada her şeyim dediğiniz bu maddi hortumlarınız hiçbir işe yaramayacak.**
Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekât gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek.
Orada insanlara arabasına, parasına, rütbesine, güzelliklerine gücüne, servetine ve suretine göre değil kalbine, ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek.
Yani namazımız, zekâtımız, orucumuz, haccımız, hayırımız, ahirette bizim için her şey olacak. El , ayak , dil , dudak , havuz ,beratımız , sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak.
Keşke inansaydık keşke namazımızı kılsaydık orucumuzu tutsaydık zekatımızı tam verseydik
**HZ ALLAH (c.c.) için yaşasaydık **
**Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa ( s.a.v)'in yolunda yürüseydik demez miyiz.**
Rabbimiz hepimizi herdâim kâmil ve mükemmel iman ve salih ameller ehli kılsın.
AMİİİİN. 🤲🏻🤲🏻 ile İnşallah
"En etkili 100 kişi” kitabı için 28 yıl boyunca araştırma yapan Micheal Hart, İlk sıraya Peygamberimizi koyar.
Londra’da verdiği konferans sırasında yuhalanır ve “neden Muhammed'i ilk sıraya koydun” tepkisine maruz kalır.
Söz alır ve;
-"Muhammmed 611 yılında Mekke’nin göbeğinde “Ben Allah’ın Rasulüyüm” dedi. Üç kişi ona iman etti, en iyi arkadaşı, karısı ve bir çocuk! Milyarlarca insan 1400 yıl sonra bile ona inanıyor ve bu sayı gün geçtikçe artıyor. O bir yalancı olamaz, çünkü bir yalan 14 asır sürmez. 1 milyar insanı da aynı anda aptal yerine koyamazsınız. Ve unutmayın ki, şu an bile milyonlarca müslüman hayatını Muhammed için feda etmeye hazır"
Salonda buz gibi bir hava estiren o meşhur sorusunu sorar:
-"İsa için, içinizden biri veya bir Hıristiyan kendi hayatını feda edebilir mi, var mı öyle bir babayigit?”
Kitabullah'ın son noktayı koyduğu ayeti Cezayirli bir Mümin o toplulukta yüksek sesle haykırır:
الله أكبر
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
(İnşirah suresi, Ayet 4)
Ülke olarak bizim de zikrimizi, şanımızı yücelt ve geri ver Allahım!
Sana ve Habibine duyduğumuz sevgi aşkına!
Kadın psikoloğa derdini anlatırken hüngür hüngür de ağlıyordu."-Eşim,sürekli beni başkalarının yanında rencide ediyor.Misafir veya arkadaşlarımızın yanında,beni üzüp kırabileceği ne varsa söylüyor.Ve bu yaptığının benim canımı ne kadar yaktığını bilemezsiniz.Ne yaptıysam, ne dediysem onu bu davranışından vazgeçiremedim.Beni birtürlü anlamıyor-"demiş ve bu soruna bir çözüm bulmasını istemişti.Kadının bu durumdan ne kadar yıprandığı her halinden belliydi...
Psikolog biran düşündükten sonra, küçük bir kağıda, birşeyler yazıp kadına uzattı ve kağıtta yazılanı uygulamasını istedi.Sonra bir kağıt daha çıkardı ve onada birşeyler yazdı.İkinci kağıdı ise,ilk kağıtta yazılanı uyguladığında çıkan sonuçtan sonra okumasını istedi...Kadın gözyaşlarını silerek, birazda şaşkın ayrıldı doktorun yanından.Sonra eve gidip o akşamki misafirleri için hazırlık yapmaya başladı.Misafirler geldikten sonra ise,Psikloğun yazdığı ilk kağıtta yazılanı okudu."-Eşinizin yaptığının aynısını sizde ona yapın-" yazıyordu kağıtta...
Anlam verememiş olsada psikoloğunun elbette bir bildiğinin olduğunu düşünüp, sonrada yazılanı uygulayıp, bu zamana kadar hiç yapmadığı şeyi yaptı.İçine sinmesede misafirlerin yanında eşini rencide edecek, üzecek, küçük düşürecek şeyler söyledi.Tıpkı kendisini defalarca rencide ettiği gibi... Gece boyunca ise eşinin moralinin bozulduğu ve üzgün olduğunu gözünden kaçmamıştı.Misafirler gittikten sonra ise eşi pişmanlıkla gelmişti yanına.Özür diledi ve hatasını anladığını ve bundan sonra asla kimsenin yanında böyle davranışlar içine girmeyeceğini dair söz verdi...
Birbirlerine sarıldılar.Herley hallolmuştu işte... Kadın sonrasında mutlulukla masayı toplamaya gitti.Mutfağa girdiğinde ise psikoloğunun verdiği ikinci kağıdı çıkardı cebinden. Kağıtta ise şöyle yazıyordu;-"İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandıkları zaman anlar-"...