Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pts 19 Eyl 2005, 22:06
[İST-B1.05] - Boğaziçi'ne Bir Girizgâh - Doyumsuz Vapur Yolculuğu



BOĞAZİÇİ’NE BİR GİRİZGÂH - DOYUMSUZ VAPUR YOLCULUĞU

İstanbul’u İstanbul yapan değerlerden birisi de hiç kuşkusuz Boğaziçidir... Burası öyle bir su yoludur ki, gerek konumu, gerek doğal güzelliği, gerekse de iklimi, ona çok gizemli ve çekici bir hava verir... Boğaziçi İstanbul’un simetri eksenidir, soluk borusudur ve vitrinidir... Bu öyle bir vitrindir ki, ziyaret edeni cezbeder, alır götürür...

Bir başından diğer ucuna kadar otuzbeş kilometre uzunluğundaki bu naif suyolunun iki yakası, kimi yerinde birbirinden olabildiğince açılır ve üçbuçuk kilometre kadar uzaklaşır, kimi yerinde ise hasretle kucaklaşacak kadar yakınlaşır, yediyüzaltmış metreye kadar iner, neredeyse iki yakadakilerin ayak seslerini birbirlerine duyuracak kadar daralır... Her iki yakası da birbirlerine asla ihanet etmez bu otuzbeş kilometre boyunca... Biri geri kaçacak olsa diğeri adeta ona uzanarak yaklaşır, bir süre sonra yaklaşan geri çekilecek olsa, bu kez de karşı kıyısı onu sadakatle takip eder ve ona doğru kibar hamleler yapar, lâkin aralarındaki mesafeli ayrılık hoş eğimlerle ve girinti-çıkıntılarla birbirlerini tamamlayarak, hiçbir zaman göz zevkini bozacak ölçüde bir coğrafi ayrılığa fırsat vermez...

Her mevsim, kendince birşeyler verir Boğaziçi’ne... İlkbaharlar erguvanlarla dekoru kenarından köşesinden süslerken, yazlar bunaltıcı sıcaklara nazire yaparcasına insanın içini ferahlatan poyraz rüzgârlarıyla katkıda bulunur, sonbaharlar hafif kızarmaya yüz tutmuş yapraklarla sırtları renk karmaşasına boğar, yer yer ikindi yağmurlarıyla suları belli belirsiz döver, kış ise bembeyaz örtüsünü Boğaz’ın masmavi sularıyla çok hoş bir kontrast oluşturacak şekilde iki yakadaki tepelere örter... Kısacası, Dört Mevsim Boğaziçi dedikleri kadar vardır...

Güzelim Boğaziçi’ni hakettiği bir şekilde sindirebilmek ise, ancak tek bir yolla olur: Boğaziçi Vapurlarıyla... Tâ yüzelli yıldır İstanbul’un adeta şehir mobilyası olmuş bu nefis ulaşım araçlarıyla, lezzetine doyulamayacak doksan dakikalık bir gezi yapılarak Boğaziçi yudum yudum içilebilir, hazmedilebilir...

Eminönü’nden kalkarak, ayrıcalıklı yolcularını sırasıyla; Beşiktaş, Kanlıca, Yeniköy, Sarıyer, Rumeli ve nihayetinde Anadolukavağı’na ulaştıran vapur, bağladığı Kavak iskelesinde dinlenmeye çekilirken, kendilerine bahşedilen bu dünyevî zevkin sarhoşluğundan ayılamayan ehl-i keyif yolcularını, deniz manzaralı doyumsuz bir balık ziyafetinin içine salıverir...

İstanbul’un Karadeniz’e açılan bu kapısında doyurulan karınlar, gözler önüne serilmiş bu emsalsiz güzelliği seyrederken içilen çaylarla cilâlanır ve İstanbul’un ikindi güneşinin verdiği rehavetle, suların üzerine düşerek yanıp sönen alev kırmızısı güneş ışınlarını seyre koyulmaya, dalıp gitmeye adeta mecbur eder Boğaziçi...

"Derdin, kederin ilâcıdır Boğaziçi" derler eskiler... Doğrudur!... Birkaç saatliğine dahi olsa, geçim derdinden, günlük sıkıntılardan insanı uzaklaştıran bu coğrafî ikram, herkesin hayatında mutlaka en az bir kez olsun tatması gereken bir deneyimdir... Kaldı ki, bu nefaset anlatılmaz, ancak yaşanır... İstanbul’un heryeri güzeldir, ama lâf aramızda, “Boğaziçi daha bir başka güzeldir!”...


İbrahim Akın KURTOĞLU


NOT: Boğaziçi’nin resimleri mi nerede? Eh, artık bir günlük sabır rica edelim sizlerden... Yarın gece bu saatlerde Boğaziçi’nin birbirinden güzel ve doyumsuz fotoğraflarını hep birlikte yudumlayacağız inşallah!...
(1000. mesajıma Boğaziçi'ni yazmak kısmetmiş )


Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Prş 22 Eyl 2005, 04:14
WOWTURKEY BOĞAZİÇİ GEZİSİ...


GEZİDEN İZLENİMLER

“20 Eylül Boğaziçi Gezisi” daha önceden kararlaştırıldığı gibi, Salı sabahı saat tam 10:00’da "Eminönü"ndeki “3” numaralı Boğaz İskelesi önünde buluşmamızla başladı. Mordehay Abi çılgınlar gibi koşarak vapura ilk önce daldı yer kapabilmek için... Bu arada zavallı iki Polonyalı ve üç İngiliz turistin gezi maceraları, Mordehay Abi’nin omuz darbeleri neticesinde daha başlamadan sona erdi. Çünkü beşi de denize düştüler!...    Yer kapabilme telâşındaki bizler ise, o engin Türk konukseverliğini bu seferlik olmak üzere bir kenara bıraktık ve umursamaz tavırlarla, denize düşen mağdurları görmemiş gibi yaparak, sürülen tahta iskelenin üstünden şen-şakrak bir şekilde koşarak vapura doluştuk... Yine de vapurda, alt kat sol ön kenarda yer bulabildik...



Gezimizin onur konuğu olan, araştırmacı-yazar Eser TUTEL Bey’in etrafında tanışma faslını müteakiben derhal bir halka oluşturarak, onu soru yağmuruna tuttuk keyifle...



(+)


 

(+)




(+)


Hava mutedil, yer yer orta dalgalıydı vapur Eminönü’nde bağlı iken... (Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi günlük bülteni gibi oldu  biraz!) Yerleşmemizle birlikte, Faruk üstadımız o enfes makinalarını çantasından çıkardı ve Galata rıhtımındaki vapur seyr-ü seferini fotoğraflamaya başladı hemen...



Vapurumuz saat tam 10:35’de keskin bir düdük sesiyle pervanelerini çalıştırdı, sürme iskeleler geriye alındı, halatlar çözüldü ve seri bir manevrayla kalktı... Eser Tutel, Mustafa Noyan, Cenk İnce, Mordehay Abi (bundan böyle cümle içinde kısaca Mordi olarak geçecektir!), Faruk Üstad ve Ben, kendi aramızda yoğun bir vapur muhabbetine daldık... Görmemişler gibi, her geçen vapuru birbirimize gösterip, yüksek sesle isimlerini birbirimize söyledikçe, Eser Bey bizlere hayretle ve de acıyarak baktı bir süre...  Gezinin başlangıcının verdiği o kabına sığamama durumları, biz 30’lu 40’lı yaşlardaki vapur sevdalılarını fazlasıyla sardığı için, ilk onbeş dakika boyunca muhabbet etmekten etrafı detayıyla temâşâ edemedik pek... Hatta Osman_k’nın aramızda olmadığını bile farkedemedik. Ufak-tefek (!) olduğu için sıralardan birinin altında uyuyakaldığını bile düşündük hatta bir ara... Sonra aklımıza geldi ki, Osman bizimle Eminönü’nde vapura binmedi. Derhal teknolojinin nimetlerinden faydalanarak onu cep telefonundan arayıp bulduk. Evinden çıktıktan sonra, Üsküdar İskelesi’nden vapura binerek Beşiktaş’a geçmiş olduğunu ve bizi orada iskelede yakalayacağını öğrendik... Fevkalâde sevindik!... İlk uğrak iskelemiz “Beşiktaş Barbaros Hayreddin Paşa” idi. Orada Osman’ın vapurumuza koşarak bindiğini görünce içimizi bir huzur ve de sevinç kapladı. Hatta Mordi Abi sevinç gözyaşları bile döktü bu duruma ; Osman vapuru kaçırmamak için aceleyle koşarken, O da iki Arap turisti denize düşürdü! Biz yine görmemiş gibi yaptık... Ekibe O'nun da katılmasıyla 7 rakamına ulaştık böylece... Vapurumuz “Beşiktaş”tan ayrıldıktan sonra Anadolu yakasının ilk iskelesi olan “Kanlıca”ya doğru yol almaya başladı. Bu arada Faruk Üstad ve Osman fotoğraf makinalarını çılgınlar gibi takır-takır kullanmaya başladılar. Vapur, kuş, helikopter, sandal (kısacası hareketli tüm objeleri) ve yalı, iskele, duba, köprü, lokanta gibi sahildeki hareket özürlü tüm yapıları fotoğraflamaya başladılar. Derken muhabbet yavaştan seyrekleşerek, Boğaziçi’nin o gözümüzün önünden akan enfes görüntülerinin takibine başlanıldı... Muhteşem yalılar ve bunlara gerilerden fon yapan yemyeşil örtü, bir süreliğine muhabbetin bile önüne geçti...  



11:15’de "Kanlıca"dan ayrılan vapur, bu kez yeniden Rumeli kıyısına yöneldi ve saat tam 11:30’da “Yeniköy” iskelesine yanaşmak üzere dümen kırdı ki, Mordi Abi sinirle vapurun üst katına doğru dönerek yolculara çatmaya başladı. Mustafa Noyan, O'na bu sinirinin beyhûde olduğunu, çünkü başımıza ve yüzümüze gelmekte olan ıslaklığın, henüz çiselemeye başlayan yağmurdan kaynaklandığını, üst kattaki yolcuların herhangi bir suçu olmadığını açıklayarak, onu sakinleştirdi ve yerine oturttu...  Evet, saat onbir buçuk sularında yağmur başladı, ama ne yağmur!... Şimşek ve gökgürültüleri eşliğinde bardaktan boşanan (daha da doğru bir benzetmeyle; kazandan boşanan) bir yağmur başladı. Ben her zamanki çokbilmişliğimle bir kaşımı hafiften yukarı doğru kaldırarak, onlara, bu yağmurun geçici olduğunu ve 5 dakikaya kalmadan güneşin açacağını, heryerin pırıl pırıl parlayacağını, bundan ötürü rahat olmalarını söyledim ve yüzüme de belli belirsiz müstehzi bir gülümseme oturtarak, tahta sıraya ilişip bacak bacak üzerine attım (yağmur maalesef beni haksız çıkardı ve tam birbuçuk saat sürdü!) Bunun üzerine, çaktırmadan ilerideki yemyeşil tepeleri ve gelip-geçen yük gemilerini gösterip, derhal konuyu karıştırdım ve haksız çıkmamı unutturdum millete!...   Vapurumuz “Yeniköy İskelesi”ne bağladıktan sonra 5 dakika kadar kalkış yapmadı.






O müthiş yağmurun iskeledeki enteresan akislerini çekmek için, Osman yanımızdan ayrılarak vapurun giriş yerine giderek arazi (!) çalışması yaptı bir süre... Bizler de mecburen diğer yolcular gibi vapurun içine kaçtık. Alt kat arka kapalı mevkiye konumlandık. Masalardan birinde oturan turist bir ailenin her iki yanındaki boş koltukları doldurduk ve sabırla ailenin masadan kalkmasını bekledik. Az sonra turist aile masamızı (!) boşaltıp, karşılıklı koltuklara geçtiler ters ters bize bakaraktan... Artık masa bizimdi! Keyifle yayıldık... Cenk İnce ile Mustafa Noyan fırsatı kaçırmadılar ve derin bir vapur muhabbetine girdiler kendi aralarında bir süre... Ben de fırsattan istifade, periyodik olarak her on dakikada bir vapurun kıç bölümüne kaçarak, orada cigaramı tüttürdüm Boğaziçi’ne karşı!... Ekipte benden başka cigara içen olmadığı için, kendimi adeta feda ederek, herkesin adına bol bol içtim bu mereti... Boğaziçi’nin o başdöndüren görünümü, beni ilkgençliğime şöyle bir ara hafiften alıp götürdü, geri getirdi... Eşimle 13 yıl evvel daha sözlü bile değilken ilk yaptığımız gezi, Boğaziçi vapuruyla Kavaklar’a uzandığımız gezi olmuştu. Ayaküstü nostalji yapıverdim bir cigara içimi süre zarfında ben de!...  



(+)


Faruk Üstadım ve Osman da benim yanımda, görüş açısının genişlemesiyle birlikte daha bir seri fotoğraf çekmeye başladılar. Osman hızını alamadığından olsa gerek, vapur yolcularının da teker teker künyelerini çıkartmak gibi abuk bir projeye başladı hemen ayaküstü... İlk olarak da (fotoğrafta kadraja girmeyen) genç turist bayanlardan işe başladı hain hain gülümseyerek...   Ama Allah razı gelmedi, omuzuna astığı çantasının sapı koptu, objektifinin kapağı yere düştü ve ayran içmekte olan bir İtalyan turist, elindeki ayranı kazayla Osman’ın üzerine döktü... Osman yaptığından çok pişman oldu, tövbe etti ve yine yalı resimleri çekmeye devam etti... Bunun semeresini de derhal gördü ve artık gezinin bundan sonraki bölümünde objektifinin plâstik kapağını hiç ama hiç yere düşürmedi... (Ehhehhehee!)



(+)




(+)


İçeride ise muhabbet iyiden iyiye kıvama gelmişti... Eser Bey o karizmatik, aynı zamanda babacan tavrıyla herkesi vapurlar konusunda bilgilendirirken, bizler de ağızlarımız bir karış açık, onun anlattığı o doyumsuz hatıraları dinlemeye koyulmuştuk...



(+)


11:50 civarında “Sarıyer” iskelesine bağladık...



(+)


Vapurumuz, sadece beş dakikalık bir rötarla saat tam 12:00’de “Rumelikavağı İskelesi”ne yanaştı ve yolcuların bir kısmını bu iskeleye bıraktı.



(+)


Boğaziçi vapurlarının uğradığı bu karşılıklı son iki iskelede, yolcular yaklaşık olarak yarıyarıya paylaşılırlar... Bir kısmı burada öğle yemeklerini yemek üzere inerlerken, kalanlar Anadolu Kavağı’na kadar yolculuğa devam ederler. Biz ikinci tercihi kullandık. 1985 model vapurumuz “Hakkı Durusu”, onikiyi on geçe son “Kavak”  iskelesine bağladı.



(+)




(+)


Dışarıya adımımızı atmamızla birlikte, bir süre önce hafiflemiş olan yağmur yeniden hızını artırdı. Koşturarak kıyıya çıktık ve etrafımız, Çeşme Meydanı önünde derhal lokanta çığırtkanları tarafından çevrildi. Bizim acemi yerli turistlerden olduğumuzu sanan bazı çığırtkanlar, buranın “Anadolukavağı” (!) olduğunu ve burada balık yiyebileceğimizi söyleyerek, kolumuzdan çekiştirmeye başladılar. Mordehay Abi, sol eliyle ağzını dik bir konumda yarım kapatıp onlara doğru kuvvetli bir vapur düdüğü taklidi yaparak, garsonları etkisiz hale getirerek dağıttı ve bizler de ilk bulduğumuz lokantaya koşarak daldık... İyiki de oraya girmişiz, çünkü Kavağın en güzel manzaralı lokantasıydı üst katı. İskele ve bizi getiren “Hakkı Durusu” vapuru hemen önümüzdeydi.   Herkes kurtlar gibi aç olduğundan, derhal mönülerden gıda seçimine geçtik. Cenk, balıklar konusundaki uzmanlığını konuşturdu, mönüyü detaylıca inceledi, garsona çeşitli sorular sordu ve hemen hepimizi balık seçiminde yönlendirdi...  



Sağolsunlar, Faruk Üstad ve Osman, kendilerini feda ederek sürekli olarak bizleri ve dışarıyı fotoğraflamakla uğraştılar... Tam 3 saat süren derin bir muhabbet, işte bu andan itibaren başladı... Ara sıcaklar ve taze balıklar eşliğinde gerçekleşen tadına doyum olmayan bir muhabbet... Yıllardan beri yapmaya hasret kaldığım(ız) bir muhabbet... Şeref konuğumuz sayın Eser TUTEL Beyefendi’nin doyumsuz anıları, bilgilendirici konular üzerindeki hakimiyeti, bizlere nefis bir üç saat yaşattı...  



(+)


Bu arada ben de boş durmadım ve O’nun yazmış olduğu ve koleksiyonumun en değerli parçalarından olan, vapurlarla ilgili üç kitabını imzalatma şerefine eriştim!... Sağolsunlar, beni kırmadılar...





(+)


Mordehay Abi ise bu geziden o derece lezzet almıştı ki, yemeğin ortalarında masanın üzerindeki cep telefonunun üzerine devirdiğim bir bardak suya aldırış bile etmedi. Ertesi günkü gazetelerin manşetlerinde yer alması kuvvetle muhtemel olabilecek; "Kavakta bir balık lokantasının üst katından aşağı düşen mağdur" haberinin (şükür ki) baş aktörü olmayacağımın vermiş olduğu rahatlıkla, acılı ezmeleri keyifle mideme indirdim!...Bu arada, beni masanın camı açık olan bölümüne oturttuklarında, şeref konuğu muamelesi görmekten içten içe sevinsem de, kısa bir süre sonra gerçek şeref konuğunun sadece bir kişi olduğunu ve ekibin diğer elemanları tarafından, benim sadece cigara dumanımdan kurtulabilmeleri için, masanın en başına, cam kenarına oturtulduğumu farkettim... Bunun verdiği moral bozukluğuyla, karşımda oturan ve hemen yanındaki Eser Bey’le derin bir muhabbet içinde olan Mordehay abinin tabağındaki midye dolmalardan ikisini, O’na çaktırmadan mideme indiriverdim!...  



(+)




(+)


Masamıza gelen palamut ızgaraları, Mordi abiyle ikimiz (O’nun fişteklemesiyle) elimizle yedik. Başımı kaldırıp ekibin diğer elemanlarına baktığımda, herkesin kibarca çatal ve de bıçak aparatları eşliğinde balıklarını yemekte olduklarını farkettiğimde ise artık çok geçti! Yağlı ellerimi mümkün mertebe Eser Bey’e göstermeden sık sık peçeteye silerek, tabağımdakileri alelacele bitirdim!... Balık yeme özürlü (!) bir şahısla aynı masayı paylaşma şanssızlığına uğrayan Eser Bey (sağolsun) görmemiş gibi yaparak, Ara Güler ile olan nefis anılarını anlatmaya devam etti bizlere... Konular Semavi Eyice ile açıldı, Reşad Ekrem Koçu ile ilerledi, Hilmi Şahenk ile sürdü, Sami Güner ile toparlandı ve Ara Güler ile sonlandı!...



(+)


Hakikaten de vaktin nasıl geçtiğini anlayamadan saat üçe geldi. Lokantanın ikramı olan Türk kahvelerini, Mordehay Abi'nin özel olarak yanında getirdiği, kenarları kırmızı "TDİ Şehirhatları armalı" fincanlarda yudumladık ve aceleyle, kalkmakta üzere olan 15:00 vapuruna koşturduk. Tabii, yine vapura en son binenler olduğumuz için, bize yine kazan dairesinin kenarıyla, bacanın dibi kalmıştı boş yer olarak!... Biz de üst kapalı katın tam ortasına gittik. Üst davlumbaz kapısını sonuna kadar dayayarak açtık. Püfür-püfür bir hava bulunduğumuz yeri kapladı... Vapurumuz yine keskin bir düdükle Köprü'ye doğru geri dönüşe geçti... Mordehay Abi ile Cenk İnce de, vapur personelinden bir arkadaşı kafaya alarak, yol boyunca ondan gemi hakkında bilgi edindiler.







(+)




(+)


 

(+)


Hava açmaya başladı. Harika bir sonbahar güneşi kapladı etrafı... Faruk üstadımız bu havanın yıkanmış tertemiz bir hava olduğu bilgisini verdi bize ve çekilen dönüş resimlerinin çok güzel performans göstereceğini anlattı. Osman ile ikisi, vapurun karşılıklı açık iki kapısı arasında, yol boyunca mekik dokudular adeta, etrafı fotoğrayabilmek için. Hem de yarı bellerine kadar dışarı sarkarak... Mazallah, ardına kadar açık olan kapıdan aşağıya düşmesinler diye çok çaba gösterdik. Aklımız yerinden oynadı ara ara!...  



(+)


Hepimiz, karınlarımızın tok olmasının da vermiş olduğu rehavetle, yaklaşık 3-4 aydır artık fiyatı ucuzlayan ve sadece beşyüzbin liraya kadar düşürülen o tavşankanı çayları yudumlarken, keyifli muhabbetler eşliğinde geri dönüş yolculuğunu tamamladık...  “Hakkı Durusu”nun emektar kaptanı da, arkamızdan hüzünlü gözlerle bakakaldı Eminönü’nde (Artık ne alâkası varsa!...)



(+)


Kendi adıma, son yıllarda yaptığım en güzel vapur yolculuğu, saat dörtbuçuk civarlarında Eminönü İskelesi’nde sona erdiğinde, tadı hâlâ damağımda kalmış bir vaziyette vapurdan indim... Eser Bey gibi bir duayenle tanışabilme ve sohbet edebilme şerefine erişmiş olmanın verdiği hazla, hepimiz keyifli bir halde vedalaşma faslına geçtik... En kısa zamanda yeni bir gezi için sözler aldık. Ekip dağılırken, Faruk Bey ve Osman, daha hızlarını alamamış olacaklar ki, Sarayburnu’na doğru giderek, bizden sonra aşağı-yukarı bir saat kadar daha, önlerinden gelip-geçen vapurların resimlerini çekmeye devam ettiler...

Tüm WOW’culara kesinlike tavsiye edebileceğimiz bu doyumsuz Boğaziçi gezisini, en yakın zamanda daha da kalabalık bir ekiple (başta (y)alper, Burç, Mehmet, Ebru Turhan, Ömer Yardaş, Sina, Kemal Söylemez, Aydın Sert, Selçuk Abi, Kemal Çevik, Kemal B, Alexandros Abi, Osman Uygun, Selahattin, Semih Yaşar, Anıl, Emirhan, Tuncer Halıcı, Ümit1 Bey ve diğer tüm WOW-Boğaziçi hayranlarıyla birlikte) yeniden gerçekleştirebilmek ümidiyle...

NOT: Yukarıdaki yazıda kullanılan fotoğrafların tümü; Faruk Öncan tarafından çekilmiş olup, büyük bir alçakgönüllülükle tarafıma özel bir CD ile verilmiştir. Yazı bloğunun içinde, arzu ettiklerimi gönül rahatlığıyla kullanabileceğimi belirttiği 295 gezi fotoğraflık enfes bir CD arşivi... Bu cömert davranışına çok teşekkürler...   Osman_k ve  Cenk İnce tarafından çekilen diğer resimler ise, mesajın altına ekleneceklerdir...

İbrahim Akın KURTOĞLU


cenkince

13 yıl önce - Prş 22 Eyl 2005, 18:07

Arka fonda bir yanda İ. Hakkı DURUSU Şehirhatları yolcu gemisi, diğer yanda da İskele.... Elinde tellendirdiği sigarası ve Mordi abinin İsrail'den buraya getirdiği meşhur Denizcilik işletmeleri fincanı ve Akın Hocam....



(+)



Yeni Avatar'ın bu olmalı bence sevgili Akın....

Bu arada beni herkeze deşifre ettin... Avatar yapmak bize de farz oldu galiba  



cenkince

13 yıl önce - Prş 22 Eyl 2005, 19:02
Mordehay Abimizi Yakından tanıyalım




(+)




Bu fotoğrafın sağ alt köşesinde yer alan Meze tepsisini midesine hüpleten Mordehay Abimiz ve Hasret Kaldığı Yeni Rakı....

Adam nasıl hasret kalmasın ki, Bulunmadığından değil, Eşi Mordi abimizin tansiyonu çıkmasın, şekeri yükselmesin diye zorunlu diet uygulatıyormuş kendisine... İşe giderken bile sefer tasına haşlanmış lahana yaprağı, kurutulmuş bezelye taneleri kabilinden perhiz yemekleri yapıp bi de bunlardan başka bir şey yemeyeceksin diye yemin ettiriyormuş... zavallı Mordehay Abimiz, Allah yardımcın olsun  


 

(+)




İstanbul'da seferi sayıldığı için ancak 1 duble rakı içmesine izin vermiş Yengemiz...... 3. dubleyi yuvarladığında; "o kimmiş ki bana ne karışooormuş!" dediği sırada telefonu çaldı ve arayan bilin bakalım kimdi.... "Yok karıcığım dikkat ediyorum kendime, ben sadece salata yiyip eşlik ediyorum arkadaşlara!" diye konduruverdi yalanı.... Bu arada hemen ilave edeyim Rakıyı sek içiyor... Uydudan Kral FM'i kasede çekip otobüsünde herkeze dinletiyomuş...



(+)


osman_k
13 yıl önce - Prş 22 Eyl 2005, 23:40

İyi geceler;
Ben bu küçük hatta minicik buluşmaya Beşiktaş'dan katılabildim. Akın abinin de dediği gibi biraz alengirli bir şekilde.  
Beşiktaş'tan çıktık yola selam verdik sağa sola, aaaa bir de baktık karşımızda bir vapur ;  


(Paradise)


Akın abi yağmur, çamur, boran, tipi demeden boğazın keyfini çıkarıyor, Faruk abi de onun bu anını belgelerken birini unutuyorlar    


( )


İçeride ise kovaladığımız turist ailenin yerine bizimkilerden mustafa noyan ve cenk ince konuşlanmış kaynatıyorlar.
Mustafa Noyan ne kadar saklanmak istesede cabbar cevval atakan bir şekilde yakalıyorum kendisini ;  


(kaçmaz)


Diğer taraftakiler daha uslu tabi. Anlayınca kaçış olmadığını, bari poz verelim diyorlar. Ama Eser Bey biraz magazin olmaktan çekiniyor gibi, Mordi abi ise tam tersi;


(Mordi Bey ve Eser Bey)


Derken birde ne göreyim. Bizim vapurun çarkçı başısını yakalamışlar çapraz sorgu tekniğini uyguluyorlar ve tabii ki ben yine görev başında ;


(çapraz sorgu)




En son osman_k tarafından Cum 23 Eyl 2005, 09:08 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Erkan Cabuk
13 yıl önce - Cum 23 Eyl 2005, 04:48

Cok guzel bir bulusma olmus   Turkiyeye dondugumde bende boyle bir geziye katilmak isterim. Ilgililere duyrulur.

Saygilarimla.  


mordehay kohen

13 yıl önce - Cum 23 Eyl 2005, 09:06

Günaydın arkadaşlar resımlere bakıyorum, inanın ki memnunıyetimi buraya yazacagım
kelımelerle ıfade edemem. Böyle bır buluşma her zaman nasip olmaz o günün tadı damağımda kaldı. Hiç sona ermesıni istemıyordum ama maalesef her güzel anı gibi bu da
sona erıyor. Akına gelınce canım kardeşım Cenk İncenın dediği gibi, avatar T.D.I nin
kahve fincanı ile resmi olmalı
bu mesajı İstanbuldan yolluyorum



sipahi
13 yıl önce - Cum 23 Eyl 2005, 12:56

Akın'ın muzipliği ve muhteşem yorumları da eklenince, vapur tur'u tek kelime ile mükemmel bir durum almış..

Orada ben olsaydım herhalde hiç konuşmazdım, konuşulanları beynime kaydetmek için... Aklımdan geçen 5-6 kişi daha olsaydı...

selamlarımla.


mordehay kohen

13 yıl önce - Cum 23 Eyl 2005, 13:29

Yukarıda Akın tarafından yazılanlar tamamen hayal ve muzipliktir ve gercekle hıc baglantısı
yoktur, ama buna rağmen çok neşelı geçtigini iddia edebılırim.
baska konu
İstanbula geldıgımden beri bır vapurdan ötekı vapura derken, mürettebatla tabi ki az çok
sohbette bulunuyorum. Gördüğüm kadari ile T.D.I kalan personel eski yönetimi arıyor.
Kendileri İstanbullular kendilerine sahip çıkmadıklarını iddia ediyorlar, alt yapıyı özelleştirmeye Turyol'a hazırlıyorlar. Kendi motorbotları varken 7 tanesi tersanede şu anda
3 tane haliçte 4 tanesi de camialtında.
Ama buna nazaran beltur'un daha genc ve dınamık ve eskıye nazaran daha ucuz olduğunu
ğördüm.


Rıdvan Yeşiltaç

13 yıl önce - Cmt 24 Eyl 2005, 13:48

Bu geziyi hayranlıkla okudum....

Ve şu sonucu çıkardım.

Bu gezide olmamanın kötülüğü ve sohbetten çok şey kaçırmış olmak..

Güzel bir fotğraf makinem olupta böyle güzel resimler çekememem....

Bu gezide ve hatta WOW'da çok bilgi yüklü kimseleri görünce cahilliğim.....



sayfa 1
ANA SAYFA -> ULAŞIM