İyi niyet bildiren arkadaşlardan Allah razı olsun.
Bir konuya açıklık getirmek istiyorum. En çok eleştirilen konu Kuranı kerim mealinin okunması meselesi.
Bir kere şunu söyleyebilirim ki hem cep telefonum da hem de evde meali Kur'an kerim var. İhtiyaç oldukça açıp bakıyorum. Ancak ben Arapça olarak okumayı daha çok seviyorum. buna okuya okuya aşinalık diyebiliriz. Hiç birimizin Arapçası Kuranı anlayacak kadar olmadığından bir tercümeye her halükarda ihtiyaç duyuyoruz. Oysa ki Kur'an dili Arapça. İşte bu aşamada Arapçası iyi biri veya birileri tarafından Arapça manasına en yakın Türkçe kelime karşılığı çevrilen bir metin okuyoruz. Elimizdeki meale bakarak Kur'an'ı Kerim'in tek manası budur desek hata yapmış oluruz. Kelime Kelime tercüme büyük oranda ihtiyaç karşılıyor gibi görünse de yüce kitabımızdaki bazı harfler için sayfalarca kitaplar yazılmış. Sadece Fatiha suresi için 20 sayfa izahat yapılmış. İşte bu aşamada tefsir ihtiyacı ortaya çıkıyor. Mealle sınırlı kalmayıp tefsir de olmak lazım.
Risale i nur Kur'an ayetlerinin tefsiridir.
Ancak klasik bir tefsir değildir. Bu açıdan Kur'an'a rakip nazire olması onun yerine okunması gibi bir durum yoktur ve söz konusu olamaz.
ONUNCU KELİME:
ﻭَ ﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌYani: O Vâhid'dir, Ehad'dir, her şey'e kàdirdir.
Hiçbir şey ona ağır gelmez.
Bir baharı halketmek bir çiçek kadar ona kolaydır.
Cennet'i halk etmek, bir bahar kadar ona rahattır.
Her günde, her senede, her asırda, yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler.
İşte şu kelime dahi şöyle müjde eder.
Der ki:
Ey insan!
Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşu boşuna gitmez.
Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir.
Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler.
İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelal'in va'dine iman ve itimad et.
Ona va'dinde hulfetmek muhaldir.
Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur.
İşlerine, acz müdahale edemez.
Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va'd etmiş.
Ve va'dettiği için, elbette seni onun içine alacak.
Madem bilmüşahede görüyoruz: Her senede, yer yüzünde, hayvanat ve nebatatın üçyüzbinden ziyade enva'larını ve milletlerini, kemal-i intizam ve mizan ile, kemal-i sür'at ve suhuletle haşr edip, neşreder.
Elbette böyle bir Kadîr-i Zülcelal, va'dini yerine getirmeye muktedirdir.
Hem madem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak, haşrin ve Cennet'in numunelerini binler tarzda icad ediyor.
Hem madem bütün semavî fermanları ile saadet-i ebediyeyi va'd edip, Cennet'i müjde veriyor.
Hem madem bütün icraatı ve şuunatı hak ve hakikattır ve sıdk ve ciddiyetledir.
Hem madem âsârının şehadetiyle, bütün kemalât, onun nihayetsiz kemaline delalet ve şehadet eder.
Ve hiçbir cihette naks ve kusur onda yoktur.
Hem madem hulfü'l-va'd ve hilaf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur.
Elbette ve elbette o Kadîr-i Zülcelal, o Hakîm-i Zülkemal, o Rahîm-i Zülcemal va'dini yerine getirecek; saadet-i ebediye kapısını açacak, Âdem babanızın vatan-ı aslîsi olan Cennet'e sizleri ey ehl-i iman idhal edecektir.
Mektubat - 227
Bu da benim son yazım olsun.
Hakaret ve saldırı olmadığı sürece yazmayacağım.
Risale i nur Kur'an ayetlerinin tefsiridir.
Ancak klasik bir tefsir değildir. Bu açıdan Kur'an'a rakip nazire olması onun yerine okunması gibi bir durum yoktur ve söz konusu olamaz.
Değildir. Tefsir filan değildir. İllegal gayrimeşru işari-hurufi tefsirdir. O kitabı okuyarak Kur'an ı filan anlayamazsın. Kur'andan haberin olmaz. Said arada çaktırmadan garip fırkaların görüşlerini de aralara döşemiş. Siz ayetlere-delillere muhatap bile olamadan direk bozuk itikadları anlayışları ezberliyorsunuz.
Ben bu kadar neyden bahsettigi belli olmayan tefsir gormedim. Kutsal kitaplarda bir onceki kitaba atifta bulunarak önceki kitaplar tasdik edilir. Risale de sanki son gelen hak kitabı tasdik edip kendine özgü hikayelerini yerlestirmis. Anladiniz onu siz, nurcularin evlerinde zamaninda gelene Kuran degil risale sokustururlardi dine davet icin.
Bakara suresi nin başındaki Elif, lam, mim harfleri tefsiri
"
ﺍﻟٓﻢٓ
:Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı "Dört Mebhas"da zikredeceğiz.
Birinci Mebhas:
ﺍﻟٓﻢٓ ile , surelerin evvellerinde bulunan huruf-u mukattaadan teneffüs eden i'caz hakkındadır.
İ'caz, inci gibi incecik letaif-i belâgatın parıltılarının imtizac ve içtimaından tecelli eden bir nurdur.
Bu mebhasda, bu nuru birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız.
Fakat herbir latîfe ince ve ziyası az ise de, letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır.
1- Hece harflerinin adedi -elif-i sâkine hariç kalmak şartıyla- yirmisekiz harftir.
Kur'an-ı Azîmüşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terketmiştir.
2- Kur'anın almış olduğu nısıf terkettiği nısıftan daha ziyade kesîrü'l-istimaldir. 3- Kur'an, surelerin başında zikrettiği kısım içinde, lisan üzerine daha suhuletli olan "elif, lâm"ı çok tekrar etmiştir.
4- Kur'an aldığı harfleri, hece harflerinin adedince surelere tevzi etmiştir.
5- Hece harflerinin mehmuse, mechure, şedide, rahve, müsta'liye, münhafıza, müntabıka, münfetiha gibi çiftli cinslerinin herbirisinden yine nısıf almıştır.
6- Çifti, yani eşi olmayan -evtar- kısmında sakîlden azı, hafiften çoğu almıştır.
Kalkale, zelâka gibi.
7- Kur'an-ı Azîmüşşan'ın, surelerin başındaki huruf-u mukattaanın zikredilen minval üzerine tansifleri hakkında ihtiyar ettiği tarîk, beşyüzdört ihtimalden intihab edilmiştir.
Ve intihab edilen şu tarîkten başka hiçbir ihtimal ile mezkûr tansif mümkün değildir.
Çünki taksimler pek çok birbirine girmiş ve çok mütefavittir.
Bu gibi i'caz lem'alarından hisse alamayan, zevkine levm ve itab etsin.
İkinci Mebhas:
Bu mebhasde de birkaç letaif vardır:
1- ﺍﻟٓﻢٓile emsalinde göze çarpan garabet, bu harflerin pek garib ve acib bir şeyin mukaddemesi ve keşif kolları olduklarına işarettir.
2- Bu surelerin başlarındaki taktî-i huruf ile isimleri hecelemek, müsemmanın me'hazine ve neden neş'et ettiğine işarettir.
3- Bu harflerin taktîi; müsemmanın vâhid-i itibarî olup, terkib-i mezcî olmadığına işarettir.
4- Bu harflerin taktî' ile ta'dadı, san'atın madde ve me'hazini muhataba göstermekle muarazaya talib olanlara karşı meydan okuyarak, "İşte i'caz san'atını, şu gördüğünüz harflerin nazm ve nakışlarından yaptım.
Buyurunuz meydana!" diye, onların tahkirane tebkitlerine (tekdirlerine) işarettir.
5- Manadan soyulmuş şu hece harflerinin zikri, muarızları hüccetsiz bırakmaya işarettir.
Evet Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, şu manasız harflerin lisan-ı haliyle ilân ediyor ki: "Ben sizden beliğ manaları, hükümleri, hakikatları ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum.
Yalnız şu ta'dad ettiğim harflerden bir nazire yapınız, velev iftira ve hikâyelerden ibaret bile olursa olsun!"
6- Harfleri ta'dad ile hecelemek, yeni kıraata ve kitabete başlayan mübtedilere mahsustur.
Bundan anlaşılıyor ki: Kur'an, ümmi bir kavme ve mübtedi bir muhite muallimlik yapıyor.
7- ﺍ ﻝ ﺩgibi harfleri, meselâ "elif, lâm, dal" gibi isimleriyle tabir ve zikretmek, ehl-i kıraat ve erbab-ı kitabetin ittihaz ettikleri bir usûldür.
Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmi olduklarına nazaran, bu tabirler, söyleyenden doğmuyor ve onun malı değildir; ancak başka bir yerden ona geliyor.
Ey arkadaş!
Bu letaifin ince iplerinden dokunan yüksek nakş-ı belâgatı göremeyen adam, belâgat ehlinden değildir.
Erbab-ı belâgata müracaat etsin.
Üçüncü Mebhas:
ﺍﻟٓﻢٓi'cazın esaslarından îcazın en yüksek ve en ince derecesine bir misaldir.
Bunda da birkaç letaif vardır:
1- ﺍﻟٓﻢٓüç harfiyle üç hükme işarettir.
Şöyle ki: Elif, ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﺎَﺯَﻟِﻰِّhükmüne ve kaziyesine; lâm, ﻧَﺰَﻝَ ﺑِﻪِ ﺟِﺒْﺮِﻳﻞُhükmüne ve kaziyesine; mim ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻉ.ﺹ.ﻡ.
hükmüne ve kaziyesine remzen ve îmaen işarettir.
Evet nasılki Kur'anın hükümleri uzun bir surede, uzun bir sure kısa bir surede, kısa bir sure bir âyette, bir âyet bir cümlede, bir cümle bir kelimede, o kelime de "sin, lâm, mim" gibi huruf-u mukattaada irtisam eder, görünür.
Kezalik ﺍﻟٓﻢٓin herbir harfinde mezkûr hükümlerden biri temessül etmiş görünüyor.
2- Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir.
Beşer fikri ona yetişemiyor.
Anahtarı, ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dadır.
3- Şifrevari şu huruf-u mukattaanın zikri, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın fevkalâde bir zekâya mâlik olduğuna işarettir ki: Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar.
4- Şu harflerin taktîi; harf ve lafızların hâvi oldukları kıymet, yalnız ifade ettikleri manalara göre olmayıp, ilm-i esrarü'l-hurufta beyan edildiği gibi, aded ve sayılar misillü, harflerin arasında fıtrî münasebetlerin bulunduğuna işarettir.
{(Haşiye): Kırk sene sonra Risale-i Nur, bu lem'a-i i'cazı körlere dahi göstermiştir.}
5- ﺍﻟٓﻢٓtaktîiyle, bütün harflerin esas mahreçleri olan "halk, vasat, şefe" mahreçlerine işarettir.
Ve zihinlerin nazar-ı dikkatini şu mahreçlere çeviriyor ki; zihinler, gerek bu üç mahreçte, gerek bunlara bağlı küçük küçük mahreçlerde lafızların ve harflerin nasıl vücuda geldiklerini hayret ve ibretle mütalaa etsinler.
Ey zihnini belâgatın boyasıyla boyayan arkadaş!
Bu letaifi sıkacak olursan, ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِiçinden çıkacaktır.
Dördüncü Mebhas:
ﺍﻟٓﻢٓemsaliyle beraber, terkib şeklinden taktî' suretinde zikirleri, bu şeklin müstakil olup hiçbir imama tâbi' olmadığına ve hiç kimseyi taklid etmiş olmadığına ve üslûbları acib, çeşitleri garib yeni saha-i vücuda gelen bir bedîa olduğuna işarettir.
Bu mebhasda da birkaç letaif vardır.
1- Hatib ve beliğlerin âdetindendir ki mesleklerinde daima bir misale tâbi' oluyorlar ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar.
Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'an hiçbir misale tâbi' olmamıştır ve hiçbir nakş-ı belâgat örneği üzerine nakış yapmamıştır ve işlenmemiş bir yolda yürümüştür.
2- Kur'an baştan aşağıya kadar, nâzil olduğu heyet üzerine bâkidir.
Bu kadar Kur'anı taklid etmeye müştak olan dostlar ve mütehacim düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur'anın ne taklidi yapılmış ve ne de bir misali gösterilmiştir.
Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitablarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz.
O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır. 3- Beşerin san'atı olan bir şey, bidayette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur.
Kur'an ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de öylece muhafaza etmektedir.
Ey belâgat letafetinin kokusunu koklayan arkadaş!
Zihnini şu mebahis-i erbaaya gönder ki, bal arısı ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِbalını çıkarsın.
ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ: Arkadaş!
Kelâmların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belâgatın esaslarından biri de şudur ki: Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıdların, heyetlerin tamamen o kelâmın takib ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belâgat mezhebinde lâzımdır.
İşarat-ül İ'caz - 31"
*Sadece 3 harfin açıklaması bu kadar. Sübhanallah, Allahu Ekber...
*Bu kitap diyanet tarafından da basılmıştır.
Öncelikle şunu belirteyim ki hiç bir cemaat tarikkat ile isim olmadı bu yaşıma kadar bundan sonra da olmaz.
Gelelim konumuza şimdi siz diyorsunuz ki bu adamlar sirke düşmüş bunu fark etmemişler ya da bile istese düşmüşler bu yola peki bu isimler günümüze kadar nasıl gelebildi hadi diyelim günümuz insani ıslami bilme konusunda cahil bırakıldı anlayamadık bu isimleri geçen şahıslar binlerce yil önce yaşamış kişiler hiç mi fark eden olmadı ki bu isimler günümüze kadar din alimi olarak gelmeyi basarabildi ler.
Birde su noktadan yaklaşacağı konuya tesbitte hata olmaz yanlis anlasilmasin Allah ıslami yer yüzüne indirdi kurallar koydu hayatınızı bu kurallara gore yasrsanız iki dunyada fa kazananlardan olacaksınız dedi nitekim tarihte en basit örnek Osmanlı bu kuralları hakkıyla uygulayarak dünyaya hükmetti.Peki günümüz islam dünyası ne alemde burda suç haşa Allahın gönderdiği dinde mi yoksa bu duanin kurallarını uygulamayan müslümanlarda mi ? Diyebilirsiniz bununla ne alakası var şuraya bağlayacağım bu ismi zikredilen şahıslar binlerce yil önce çevresine ıslami öğretmek yaymak için bu tarikatları kurmuş ve günümüze kadar insanlar sapkinkiga düşürmüş olamaz mi bu yolu tıpkı ıslami yaşamımızda ki yanlışlar gibi ?
Son olarak Allahın dinini bende sizin gibi direk kuran ve sunnetle yasama taraftarıyım ama aklımızın ermeyeceği daha doğrusu haddimizin olmadigi konularda insanlara kafir şeytan tuzağına düşmüş demek ne derece doğrudur buda takdirinize kalmış.Bilmiyorum belki ben basit yaklaşıyorum olaylara altında bilmediğimiz şeyler vardır ama bu kaadar çok alime dusman olmak kafir demek bana normal gelmiyor.Sahsiniza değil sözlerim yanlis anlaşılmasın.
buğra_ay,
Evliya denen kisilere bu makami ALLAH vermedi babalarimiz verdi.Bu cakma evliyalarin dinde ne karsilgi nede yetkileri vardir.Bunlar din adina ne soylemislerse gecersizdir.kuranin hicbir yerinde evliyalarin arkasindan gidin diye bir ayet yoktur bilakis NISA 56 gibi onlarca ayet vardir.Bu insanlar bilerek yada bilmeyerek insanlarin gercek islami tanimalarina engel olmuslar ayrica bidat,kufur ve baska dinlerin sapik inanclarini islama katip kirletmislerdir.H.z ALLAH, insanlar dogru yolu bulsun diye akil vermis ve Kurani indirmistir.Insan ikisini ayni anda kullanmassa sonu seytanin kucagidir.Seytanda hemen kandirir.(A,RAF 17)
Kuran icinden anayasalar cikaran bir ana kaynaktir.Insanlar ve devletler bu ana kaynaga gore yasalar ve kurallar cikarir ve hayatlarini oyle devam ettirirler.Kurandan gunumuze kadar 4 buyuk mesep (anayasa) cikarildi.Bu mesepler zamana ve sartlara gore gelistirilmeli ve uyum saglamaliydi.Ancak Tarikatlat ve diger sapik akimlar meseplerin gelismini engelledi.Kurandan yeni Kanun ve kurallar cikarilamayinca geri kaldik.Geri kalinca kafirlerin yaptigi dunyalik kanunlari buyuk boslugu doldurdu.Kuran var ama anayasa cikaracak alimler yok.Sozde alimler var ama Kuranin anayasalar icin kaynak oldugundan haberi yok.
Islam da ayni matematik,kimya fizik gibi kurallar ve formuller vardir.Sana bana gore islam yoktur.Islami kurala gore birisi bilerek ALLAH ve Rasulunun onune gecerse o kafirdir.HUCURAT 1
Gelelim konumuza şimdi siz diyorsunuz ki bu adamlar sirke düşmüş bunu fark etmemişler ya da bile istese düşmüşler bu yola peki bu isimler günümüze kadar nasıl gelebildi hadi diyelim günümuz insani ıslami bilme konusunda cahil bırakıldı anlayamadık bu isimleri geçen şahıslar binlerce yil önce yaşamış kişiler hiç mi fark eden olmadı ki bu isimler günümüze kadar din alimi olarak gelmeyi basarabildi ler.
İbnul Cevzi daha 1100 lü yıllarda şeytanın sufileri ve şiileri nasıl kandırdğıan dair kitap yazmıştır. 1300 lerde İbn Teymiyye sufilere söylemediğini bırakmamıştır. Gazalinin batıniliğe bulaştığını İbn Teymiyye çoktan söylemişti. Orasına burasına şiş sokan rufailere eleştiriler hep vardı. İbn arabi 750 yıldır tekfir ediliyor. Endülüs zahiriliği defle dans edip duran ve böyle zikir çektiğini iddia ettiğii iddia eden sufilere daha o dönemlerde ümmetin yahudileri demiştir. Hallac 900 lü yıllarda öldürülmüştür. Ümmetin içinde bu kavga hep vardı Osmanlı içinde bile bu kavga farklı seviyelerde devam ediyordu. Sufilerin çoğuna ebu hanifesi, imam şafisi vs hep düşmandı. Ulema bu sufileri hiç sevmediler ki.
İnsanlar taklit eder. Rafizilik gibi bir saçmalık islam düşmanı persler tarafında üretilir ve onların ekosistemine düşen herkes hiç sorgulamadan o ekosistemi taklit eder .insanların büyük çoğunun dini tercihi zan üzerinedir. bu ümmet içinde olanlar için de geçerlidir bu. Sahadaki din ile dini bilgi 1000 yıldır birbirinden kopmuştur.
Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." (Hâkim, Müstedrek, 4:522; Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 2:281, hadis no: 1845; Ebu Davud, Melâhim:1)
İyi bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.
(Yûnus Sûresi, 62)
İslamdaki ehlibeyt ile şiadaki ehlibeyt
İslamdaki veli kavramı ile sufizmdeki veli kavramı tamamen farklıdır.
Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler avamın cahillikleri ve düzenlerin dolaplarıyla mücadele etmişlerdir. Toplumun bidatlarını ihya etmemişlerdir.
Asıl sufiler Allah dostlarına düşmandır ve peygamber varisi alimlerle kavgalıdırlar.
sufiler zındıklara evliya derler avamın şirklerini bidatlarını onaylayan şarlatanlara da alim derler.
Kur'anın kendisi anayasadır. Kıyamete kadar da öyle olacaktır. Anayasa çıkaracak alimlere de ihtiyaç yoktur.
Lütfen kullandığımız kelimelere dikkat edelim.