Amma sair kelimat-ı İlahiye ise: Bir kısmı, has bir itibar ile ve cüz'î bir unvan ve hususî bir ismin cüz'î tecellisi ile ve has bir rububiyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususî bir rahmet ile zahir olan kelâmdır.
Hususiyet ve külliyet cihetinde dereceleri muhteliftir.
Ekser ilhamat bu kısımdandır.
Fakat derecatı çok mütefavittir.
Meselâ en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı nâsın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı melaikenin ilhamatıdır.
Sonra, evliya ilhamatıdır.
Sonra, melaike-i izam ilhamatıdır.
Meselâ en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı nâsın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı melaikenin ilhamatıdır.
Sonra, evliya ilhamatıdır.
Sonra, melaike-i izam ilhamatıdır.
İlhamın çeşitleri
Hayvanatın ilhamları: arı en güzel örnek
İnsanlara gelen ilhamlar: Normal insanlar, safi kalpliler, şairler gibi
Meleklere gelen ilhamlar
Evliyalara gelen ilhamlar
Sonra 4 melaikeye gelen ilhamlar
İlhamın çeşitleri
Hayvanatın ilhamları: arı en güzel örnek
İnsanlara gelen ilhamlar: Normal insanlar, safi kalpliler, şairler gibi
Meleklere gelen ilhamlar
Evliyalara gelen ilhamlar
Sonra 4 melaikeye gelen ilhamlar
Kur 'an da Peygamberden başkasına vahyedildiğine dair bir ayet geçiyor mu?
İslâm âlimlerinin, gerek herkese verilen umumi gerekse velîlerde ortaya çıktığı kabul edilen hususi ilhamın dinî konularda kesin bilgi kaynağı teşkil etmesi ve delil olarak kullanılmasına ilişkin görüşlerini iki noktada toplamak mümkündür. 1. İlham, Allah veya melek tarafından kalbe ulaştırıldığı için en doğru bilgi olup kesin delil kabul edilebilir. Başta sûfîler olmak üzere İbn Sînâ, Abdülkāhir el-Bağdâdî, Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî, İbn Haldûn, Zebîdî ve Haydar el-Âmülî gibi âlimler bu görüştedir. Dayandıkları deliller ise şöylece özetlenebilir: a) Allah takvâ sahiplerine bilmediklerini öğreteceğini belirtmektedir. Nitekim bazı âyetlerde, “Allah’tan korkarsanız size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir” (el-Enfâl 8/29); “Allah’tan korkan kimseye O bir çıkış yolu gösterir” (et-Talâk 65/2) buyurmuştur (ayrıca bk. el-Bakara 2/194; el-Ankebût 29/69; el-Hadîd 57/28).
Allah takvâ sahiplerine bilmediklerini öğreteceğini belirtmektedir. Nitekim bazı âyetlerde, “Allah’tan korkarsanız size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir” (el-Enfâl 8/29); “Allah’tan korkan kimseye O bir çıkış yolu gösterir” (et-Talâk 65/2) buyurmuştur (ayrıca bk. el-Bakara 2/194; el-Ankebût 29/69; el-Hadîd 57/28).
Peki bundan şöyle bir çıkarımda bulunsam mesela. Madem Allah takva sahibi olmam halinde bana bilmediğimi öğretecek ben ne diye akademik çalışayım gider ibadetimi en iyi şekilde yaparım sonra Allah bana bilmediğim konuları öğretir. Bu mudur olay? Halbuki ilk ayet oku. Sonra itibar edilen hadislerden ilim Çinde dahi olsa gidip onu alın. Hz. Ömer bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum demesi ne oluyor. Madem sizin dediğiniz gibiyse ne Çine gitmeye gerek var ne de ilim irfan öğrenmeye. Takva yeter ne de olsa Allah takvalı olanların kalbine üflüyor. Sizce bu tembellik değil midir? Allah evreni kulları tarafından keşfedilsin diye yarattı. Bunun yolu da akıl ve bilimden geçer.
Ondört sene evvel, (şimdi otuz seneden geçti) şu âyetin bir sırrına dair İşaratü'l-İ'caz namındaki tefsirimde arabiyyü'l-ibare bir bahis yazmıştım.
Şimdi arzuları bence ehemmiyetli olan iki kardeşim, o bahse dair Türkçe olarak bir parça izah istediler.
Ben de Cenab-ı Hakk'ın tevfikine itimaden ve Kur'anın feyzine istinaden diyorum ki:
Bir kavle göre Kitab-ı Mübin, Kur'andan ibarettir.
Yaş ve kuru, herşey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerime beyan ediyor.
Öyle mi?
Evet, herşey içinde bulunur.
Fakat herkes herşeyi içinde göremez.
Zira muhtelif derecelerde bulunur.
Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmalleri, bazen düsturları, bazen alâmetleri; ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar.
Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'ana münasib bir tarzda ve iktiza-yı makam münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.
Ezcümle:
Beşerin san'at ve fen cihetindeki terakkiyatlarının neticesi olan havârık-ı san'at ve garaib-i fen olarak tayyare, elektrik, şimendifer, telgraf gibi şeyler vücuda gelmiş ve beşerin hayat-ı maddiyesinde en büyük mevki almışlar.
Elbette umum nev'-i beşere hitab eden Kur'an-ı Hakîm, şunları mühmel bırakmaz.
Evet bırakmamış.
İki cihet ile onlara da işaret etmiştir:
Birinci cihet:
Mu'cizat-ı Enbiya suretiyle....
İkinci kısım şudur ki: Bazı hâdisat-ı tarihiye suretinde işaret eder.
Sözler - 252
Bu nurculardan hiç hazetmiyorum, şeyhlerinin sözünü haşa Allahtan daha önde tutuyorlar, Allah bu sapkın topluluğu ıslah etsin
Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı.
Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.
O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.
Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.
Lemalar - 160
Mustafa ayetlere karşılık Risaleden pasajlar ile cevap veriyorsunuz? Haşa sanki Kuran ayetlerine karşı Risaleyi karşı tez olarak kullanıyorsunuz izlenimi oluşuyor. Niyetiniz bu yönde değildir eminim ancak bu şekilde anlam çıkaranlar da olabilir. Suizana yer vermemek lazım.
Meselâ en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı nâsın ilhamatıdır.
Sonra, avam-ı melaikenin ilhamatıdır.
Sonra, evliya ilhamatıdır.
Sonra, melaike-i izam ilhamatıdır.
İlhamın çeşitleri
Hayvanatın ilhamları: arı en güzel örnek
İnsanlara gelen ilhamlar: Normal insanlar, safi kalpliler, şairler gibi
Meleklere gelen ilhamlar
Evliyalara gelen ilhamlar
Sonra 4 melaikeye gelen ilhamlar
Yani özetle ilham, vahiy değildir.
peygambere gelen ilham vahydir.
mümin ile evliyayı birbirinden ayıp farklı bir evliya türü üretip evliyaya gelen ilham bundan farklı dediğin an evliyaya peygamber muamelesi yapıyorsunuz çünkü evliyaya gelen ilhama da vahy gibi davranıyorsunuz . ibn arabi daha da ileri gidip evliyaya inen ilhamı peygambere inen vahy den daha üstün görüyor çünkü evliyaya gelen ilhamın melek aracılığıyla değil direk Allah'tan geldiğini iddia ediyor.
işte anadolunun din anlayışı bu zındıklıktır. tarikatlar, ibn arabi, mevlana, said nursi ve geri kalan hepsi. (medrese ehli olup bu sufilere yüz vermeyen ulema hariç)
Hâfız îbn Hacer: "Büyük ilim adamlanndan birisi derdi ki: Zındıklar tarafından itikada dair çözülecek ilk düğüm Hızır'ın nebî olduğuna dair kanaattir. Çünkü zındıklar onun nebî olmadığı kanaatini ileri sürerek velînin nebiden daha faziletli olduğunu söylerler. Nitekim onların bu kanaatlerini dile getiren Ibn Arabî şöyle demektedir: "Nübüvvet makamı arada bir yerdedir Rasûlün az üstünde, velînin altındadır. "