1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 848  |
 |
safsata00
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 00:14
AMERİKA
ABD, Orta Doğu’daki askeri varlığını "keskin" bir şekilde azaltıyor:
WSJ Pentagon;
Irak, Kuveyt, Ürdün ve Suudi Arabistan’da konuşlu bulunan 8 Patriot hava savunma bataryasını geri çekiyor.
Suudi Arabistan’da bulunan THAAD bataryası da geri çekilecek.
https://www.wsj.com/articles/u-s-military-to-with ...re_twitter
|
 |
mustafa1981
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 01:17
Adamlar ciddi ciddi Orta doğu ve Orta Asya dan çekiliyor. Arda ZENTÜRK Demokratların derdi Pasifik okyanusudur diye boşuna dememiş. Demokratlar kazanınca ABD de Biden i ilk ziyaret eden ülkeler Japonya ve Güney Kore imiş. Avrupalı hiç bir lider ilk gelenlerden değilmiş.
Trump ın gidişi hayırlı olmayacak diyordum ama tam olarak öyle olmadı
|
 |
alim80
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 01:33
| Alıntı: |
Adamlar ciddi ciddi Orta doğu ve Orta Asya dan çekiliyor. Arda ZENTÜRK Demokratların derdi Pasifik okyanusudur diye boşuna dememiş. Demokratlar kazanınca ABD de Biden i ilk ziyaret eden ülkeler Japonya ve Güney Kore imiş. Avrupalı hiç bir lider ilk gelenlerden değilmiş.
Trump ın gidişi hayırlı olmayacak diyordum ama tam olarak öyle olmadı
|
Yıllardır Abd bölgeden çekilecek Çinle mücadele için pasifiğe gidecek ve bölgede Türkiye ye büyük bir alan açılacak diyorduk işte şimdi bu yavaş yavaş gerçekleşiyor.
Yakın zaman da orta doğu da artık köy köy değil şehir şehir ilerleyeceğiz
|
 |
Dağlı13
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 01:41
| Alıntı: |
Adamlar ciddi ciddi Orta doğu ve Orta Asya dan çekiliyor. Arda ZENTÜRK Demokratların derdi Pasifik okyanusudur diye boşuna dememiş. Demokratlar kazanınca ABD de Biden i ilk ziyaret eden ülkeler Japonya ve Güney Kore imiş. Avrupalı hiç bir lider ilk gelenlerden değilmiş.
Trump ın gidişi hayırlı olmayacak diyordum ama tam olarak öyle olmadı |
NATO ülkelerininde Pasifik hattında konuşlamsı istenecektir.
| Alıntı: |
Yıllardır Abd bölgeden çekilecek Çinle mücadele için pasifiğe gidecek ve bölgede Türkiye ye büyük bir alan açılacak diyorduk işte şimdi bu yavaş yavaş gerçekleşiyor.
Yakın zaman da orta doğu da artık köy köy değil şehir şehir ilerleyeceğiz
|
İsrail-Körfez ortaklığı ve İran varken zor olacaktır hatta şimdiki konjonktürden çok daha karmaşık hale gelebilir.
|
 |
alim80
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 01:54
| Alıntı: |
| İsrail-Körfez ortaklığı ve İran varken zor olacaktır hatta şimdiki konjonktürden çok daha karmaşık hale gelebilir. |
İran kendi derdine yansın. doğu Anadolu da iran sınırına duvarlar örüldü boşuna değil. İran büyük darbeler alacak.
Bu saatten sonra israilin Türkiye yi dengeleyebilecek bir gücü bulunmamaktdır.. Bundan 5-10 sene önce vardı ancak bugün bu mümkün değil.
Kısaca Orta doğu çok hızlı ve büyük dengeler değişecek tabi ki bizim lehimize
|
 |
mustafa1981
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 02:56
| Alıntı: |
İsrail-Körfez ortaklığı ve İran varken zor olacaktır hatta şimdiki konjonktürden çok daha karmaşık hale gelebilir.
|
Körfez derken herhalde Suudları ve Bae yi kast ediyorsun. Kim güçlü ise bunlar onların sazını çalarlar.
İsrail de dikkat edersen Benyamin Netanyahu iktidardan indi. Bu rastlantı değil. Demokratlar, Trump kadar İsrail e yol vermeyecektir.
İran desen Suriye deki ortağı Ruslar bile artık pek yüz vermiyor. pkk ABD nin kendisine artık eskisi kadar yüz vermemesi sebebiyle İran a yanaşmaya başladı. Bu durum ABD ve Rusya nın da hoşuna gitmedi.
İran, Çin den daha fazla borç alır Çin e daha fazla üs vermeye başlar ise ABD nin daha da çok tepkisini çekecektir. İran ın en iyi yaptığı şey kalleşliktir. Kuzeydeki kan kardeşleri Ermeniler de Karabağ da rezil oldu.
Ben iran ın daha da fazla şekilde terörist gruplara destek vereceğini düşünüyorum. Ama günün sonunda bu politikası hiç bir işine yaramayacak!
Hatta Çin e daha da fazla yanaşırsa ABD, İran a operasyon çekmek zorunda kalabilir. Yani İran ın durumunu Çin e yanaşıp yanaşmaması belirleyecek.
Rusya ya yanaşan İran , ABD açısından çok sıkıntı değildi. Hatta ABD için bölgedeki kaosu arttıran enstrümanlardan biriydi İran. Ancak İran ın tamamen Çin politikalarına entegre olması ABD nin de Rusya nın da hoşuna gitmeyecektir.
|
 |
canahmet06
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 03:06
arkadaşlar afganistan sahasını bilmediğimden soruyorum bu talibanın pkk ve hafter milislerinden farkı ne
|
 |
mustafa1981
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 04:05
Taliban'ın Afganistan'daki çeyrek asırlık varlığı
Sovyet işgalinin sona ermesinin ardından Afganistan’ın içine düştüğü iç savaş koşullarında bir güç olarak ortaya çıkan Taliban, ülkede son 25 yılın en etkili siyasi aktörlerden biri oldu.
Emre Aytekin |
29.02.2020
Sovyetler Birliği’nin 10 yıl süren işgalin ardından 1989’da ülkedeki askerlerini çekmesiyle Afganistan'da mücahit gruplar arasında 1992'de başlayan bir iç savaş yaşandı.
Afgan İç Savaşı, henüz işgalden yeni çıkmış bir ülkeyi yeniden çatışma ortamına sürükledi. Siyasi istikrarsızlık ülkede devlet kurumlarının yerleşmesini, tahrip olan altyapının yeniden inşa edilmesini, eğitim ve sağlık hizmetlerinin verilmesini engelledi.
Taliban bu kargaşa ortamında, Afganistan’da "Hanefi fıkhına dayalı İslami bir sistem" kurma hedefiyle ortaya çıktı.
Örgüt, “talebeler” anlamına gelen Taliban adını, Afganistan’da Peştun etnik topluluğunun yoğun yaşadığı, ülkenin doğu ve güney bölgelerindeki medreselerde eğitim görmüş öğrencilerden alıyordu.
Molla Ömer, Taliban’ı Eylül 1994’te, ülkenin güneyindeki Kandahar vilayetinde 50 medrese öğrencisiyle birlikte kurdu.
Sovyet işgali sırasında mücahitler arasında yer alan, işgalin sona erdiği 1992’den sonra Kandahar’ın kuzeybatısındaki Mayvand köyündeki Sang-i Hisar medresesinde eğitimine başlayan Molla Ömer, komünist yönetim devrildikten sonra ülkede "İslami esaslar"a dayalı bir düzenin kurulmasını talep ediyordu.
50 kişiyle başlayan hareket, yaklaşık bir ay sonra savaş yorgunu, umutsuz ve çoğu iç savaşta yurtlarından edilmiş Afgan medrese öğrencilerinin katılımıyla 15 bine ulaştı.
Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi
Grubun militan kaynağını sağlayan medreselere ev sahipliği yapan Pakistan'ın başından beri örgütün en önemli destekçisi olduğu ileri sürüldü.
Taliban, 3 Ekim 1994’te sürpriz bir saldırıyla Kandahar vilayet merkezini ele geçirdi.
1995 yılı başına gelindiğinde Afganistan’ın 12 vilayetinde kontrolü ele alan örgüt başkent Kabil’i kuşattı.
Örgütün Kabil’i ilk ele geçirme girişimi, Savunma Bakanı Ahmed Şah Mesud önderliğindeki geçici hükümet güçleri tarafından püskürtüldü. Örgüt burada ağır kayıplar verdi.
Taliban, ertesi yıl güç toplayıp yeni bir saldırıya hazırlanırken Şah Mesud, 26 Eylül 1996’da kendi kuvvetleriyle şehri terk edip Taliban işgaline karşı direniş örgütlemek üzere Hindukuş Dağlarının kuzeyine çekildi.
Ertesi gün Kabil’e giren Taliban geçici hükümete son vererek “Afganistan İslam Emirliği” adıyla kendi devletini kurduğunu ilan etti.
1998 yılına gelindiğinde Taliban, Afganistan topraklarının yüzde 90’ını kontrol eder hale gelmişti.
Taliban iktidara geldiğinde ülke 20 yıla yakın süren savaş ve çatışma nedeniyle bitap durumdaydı. Yeterli su, elektrik, telekomünikasyon ve ulaştırma altyapısı bulunmuyordu. Halkın barınma, gıda ve ilaç gibi en temel gereksinimlerinin karşılanmasında sıkıntı yaşanıyordu.
İç savaş ülkenin ekonomik ve sosyal dinamiğinin temelini oluşturan aile ve aşiret dayanışmasına dayalı toplumsal yapıyı sarsmıştı. İşgal ve iç savaş yıllarında yaklaşık 1 milyon sivil hayatını kaybetmiş 100 bine yakın kadın dul kalmıştı.
Temel sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşanan sıkıntı nedeniyle bebek ölüm oranı yüzde 25’le dünyanın en yüksek oranına ulaşmıştı. Ülkede doğan 4 çocuktan 1’i, 5 yaşına gelmeden hayatını kaybediyordu.
Afgan halkı Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşları ile yabancı sivil toplum örgütlerinin sağladığı insani yardıma muhtaç durumdaydı.
Taliban yönetimi, iktidara geldiğinde katı bir "İslami yönetim" usulü uygularken yabancı yardım kuruluşlarına karşı şüpheci tavır gösterdi.
Taliban, 1998 yazında ülkedeki tüm yabancı yardım örgütlerinin ve BM kuruluşlarının ofislerini kapatarak faaliyetlerine son verdi.
BM, Taliban’ı "Dünya Gıda Programı'nı ülkede açlık çeken 160 bin sivile gıda yardımı ulaştırılmasını engellemek"le suçladı.
Teröre yardım ve yataklık suçlaması
Taliban’ın 1996-2001 yıllarında Afganistan’da kurduğu rejimi dünyada diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tanıdı.
Örgüt bu dönemde, 1980’lerde Afganistan’da Sovyetlere karşı savaşmış yabancı mücahitlerden bir bölümünü “El Kaide” adını verdiği uluslararası terör ağı içinde örgütleyen Suudi milyarder Usame Bin Ladin’e koruma sağladı.
Bin Ladin, El Kaide’nin uluslararası terör eylemlerini burada planlayıp yönetirken, Taliban’a mali destek veriyordu. Bin Ladin’e bağlı militanlar, Taliban saflarında savaşıyor, sivillere yönelik saldırılarda rol alıyordu.
BM Güvenlik Konseyi (BMGK), Aralık 2000’de aldığı 1333 sayılı kararla, Afganistan’da kontrolündeki bölgeleri uluslararası teröristlerin eğitimi için kullandırdığı ve El Kaide ele başı Bin Ladin’e yataklık yaptığı gerekçesiyle Taliban rejimine yaptırım uygulama kararı aldı.
11 Eylül saldırıları ve Amerikan işgali
El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerine düzenlendiği terör saldırılarının ardından ABD, 7 Ekim 2001’de Afganistan’da “Sürekli Özgürlük Operasyonu” adını verdiği işgal harekatına başladı.
ABD öncülüğündeki koalisyon ve “Kuzey İttifakı” çatısı altındaki Afgan destekçileri, birbiri ardına büyük vilayetleri ele geçirdi.
Taliban 13 Kasım’da başkent Kabil’den, aralık başında ise kalesi kabul edilen Kandahar’dan çekildi. Taliban ve El Kaide ele başları ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Taliban yönetiminin devrilmesinin ardından Aralık 2001'de Almanya’da düzenlenen Bonn Konferansı’nda bir araya gelen Afgan liderleri, daha sonra Cumhurbaşkanı seçilecek Hamid Karzai’yi Afgan Geçici Yönetimi liderliğine getirdi.
Taliban’ın yeniden ortaya çıkışı
İşgalin ardından Molla Ömer liderliğinde yeniden örgütlenen Taliban, 2003’te ABD ve çoğunluğunu NATO ülkelerinin oluşturduğu Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) ile Afgan merkezi hükümetine karşı gerilla savaşı başlattı.
Kırsal bölgelerde pusu ve gerilla baskınları, kentlerde ise intihar eylemleri düzenleyen örgüt 2006’tan itibaren yeniden ülkede belli bölgelerde kontrol sağlamaya başladı.
Uluslararası koalisyon güçleri Taliban’ın yeniden güçlenmesi karşısında ülkedeki asker sayısını artırmak zorunda kaldı. 2009-2011 yıllarında ülkede 100 bini ABD askeri olmak üzere ISAF komutasında 140 bin asker bulunuyordu.
Taliban lideri Molla Ömer’in de 23 Nisan 2013’de Pakistan’ın Karaçi kentindeki bir hastanede tüberkülozdan öldüğü ortaya çıktı.
ABD, 2012’de, Afganistan’daki operasyonlarını 2014 Aralık’ta sonlandırarak askerilerini çekmeye başlayacağını açıkladı.
28 Aralık 2014’te NATO, ISAF operasyonlarını resmi olarak sonlandırırken tüm güvenlik sorumluluğunu Afgan hükümetine devretti. Aynı gün Sürekli Özgürlük Operasyonu'nun devamı niteliğinde NATO öncülüğünde Kararlı Destek Operasyonu’nun başladığı duyuruldu.
Ülkede merkezi hükümete bağlı güçler güvenliği sağlamada başarı sağlamazken, çekilme planı başarısız oldu. Ülkede çatışmalar sürerken Taliban terör eylemlerine devam etti.
Barış görüşmeleri
ABD, ilk kez Başkan Barack Obama yönetiminde Afganistan’da barış için Taliban ve Afgan hükümetleri arasında görüşmeler yürütülmesi için girişimlerde bulundu. 2011, 2012 ve 2013’teki girişimler sonuçsuz kaldı.
2016’da Pakistan’ın eşgüdümünde ABD ve Çin’in katılımıyla Taliban ile Afgan hükümeti arasında yapılan barış görüşmelerinden de sonuç alınamadı.
Donald Trump’ın 2017’de ABD Başkanı seçilmesinin ardından müzakereler yeniden gündeme geldi.
Afganistan’da ikinci kez göreve seçilen Cumhurbaşkanı Eşref Gani 2018 başında Taliban ile ön koşulsuz müzakereye hazır olduklarını açıkladı. Gani, ayrıca Taliban’ı meşru bir siyasi parti olarak tanımayı ve hapisteki örgüt üyelerini salıvermeyi vadediyordu.
Taliban barış için muhatabının Afgan hükümeti değil ABD olduğunu söyleyerek Gani’nin teklifine olumsuz yanıt verdi.
25 Şubat 2019’da ABD ile Taliban temsilcileri barış görüşmeleri için Katar’ın başkenti Doha’da ilk kez bir araya geldi.
12 Ağustos 2019’da ABD ve Taliban arasındaki sekizinci tur görüşmelerin tamamlamasının ardından tarafların anlaşmaya yaklaştığı bildirildi.
ABD Başkanı Trump’ın Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Eylül 2019’da taraflar arasında anlaşmaya varıldığını, anlaşmanın Başkan Trump’ın onayını beklediğini açıkladı. Ancak aynı günlerde Kabil’de yaşanan terör saldırısında bir ABD askerinin ölmesi üzerine Trump anlaşmayı erteledi.
ABD ile Taliban arasındaki görüşmeler Aralık 2019’da yeniden başladı. Görüşmeler “şiddetin azaltılması” adı verilen bir fiili ateşkes kararıyla sonuçlandı.
22 Şubat 2020’de başlayan 7 günlük sürenin sonunda bugün barış anlaşması imzalandı.
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/talibanin-afganist ...gi/1749853
Şubat 2020 den bu güne kadar olan süreci zaten biliyorsun.
|
 |
Furko01
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 04:13
|
 |
Tourgood34
2 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2021, 12:57
| Alıntı: |
Erdoğan/Biden zirvesinin sonuçları ve Türk/Amerikan ilişkilerinin seyrine dair yeni senaryolar
NATO Zirvesinin yapıldığı Brüksel’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında gerçekleşen görüşme, Türk/Amerikan ilişkilerinin bundan sonraki seyrine, daha doğrusu yeni yönetim döneminde nasıl ilerleyeceğine dair yeni ipuçları verdi.
Zirvenin önemli bir sonucu şu:
ABD tarafının (yeni yönetimin) Türkiye ve Erdoğan’a yönelik ideolojik ve cezalandırıcı tonu ağır basan bir dil yerine, geleneksel pragmatik çizgide hareket etme eğilimini benimsediği görülüyor.
Bu yeni tona, Erdoğan’ın da benzer şekilde cevap verdiği söylenebilir.
(Türk/Amerikan ilişkilerinin atmosferini yansıtacak şekilde ‘ihtiyatlı iyimserlik’ yerine, Ak Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın keşfettiği tabirle, ‘ihtiyatlı kötümserlik’ ifadesini kullanmak daha yerinde olacaktır.
İyimser senaryolara karşı temkin payı bırakmak yerine, kötümser senaryolara karşı daha ihtiyatlı olmak anlamında.)
S-400 krizinin bu görüşmede bir çözüme bağlanmadığı ama aynı zamanda bu konudaki açmazı derinleştirecek bir sonucun da çıkmadığı yapılan açıklamalarla daha iyi anlaşılmış durumda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’da kendisine eşlik eden gazetecilere yaptığı açıklamada, “Biden’a ‘Gerek F-35, gerekse, S-400 konusunda farklı bir adım atmamızı beklemeyin’ dedim” şeklinde bir ifade kullandı.
Amerikan tarafının bu konudaki görüşünü yansıtan açıklama ise, Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan’dan geldi.
Sullian, “S-400 konusunda ilerleme kaydedemedik fakat liderler, diyaloğun devam etmesi konusunda hemfikir” dedi.
Tarafların bir diğerini teyit eden bu beyanatları, S-400 meselesinde ‘mevcut durumun korunduğuna’ işaret ediyor.
Türk ve Amerikan makamlarından bir süredir gelen açıklamaların satır aralarına baktığınızda, her iki tarafta da kriz konularını paranteze alarak işbirliği yapılabilecek başlıklar üzerinde yoğunlaşma yönünde karşılık iki iradenin ortaya çıktığı fark edilebiliyor.
Brüksel zirvesinin buna uygun bir çerçeve içinde geçtiği anlaşılıyor.
Bununla birlikte, S-400 konusunda iki tarafın da teyit ettiği gibi siyasi diyalog kanallarının açık tutulacağı, ortak bir noktada buluşmak için çözüm arayışlarının devam edeceği ve zor da olsa bu mümkün olursa, eylül ayında BM Genel Kurulu toplantısı sırasında yapılacak yeni bir üst düzey görüşmeye kadar mesafe alınabileceği yönünde de, bu işler için mesai harcayan çevrelerden dinlediğim bir senaryo mevcut.
Açmazdakiler yerine mesafe kat edilebilecek konular derken, bu zirve sonrası karşımıza çıkan bazı başlıklardan söz edebiliriz.
Örneğin genel çerçevesi üzerinde anlaşılan Afganistan meselesi.
ABD ve NATO ülkeleri çekilirken, Türkiye’nin Kâbil havaalanını koruması konusunda genel bir yaklaşım birliğinin sağlandığı görülüyor.
Rusya ve Taliban’ın itirazlarına rağmen.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan son açıklamasında, Biden’ın Kabil Havaalanı’nın Türkiye tarafından kontrol edilmesi konusunda yürütülen çalışmayı kabul ettiğini, Türkiye’nin bir takım destek taleplerine olumlu yönde cevap verileceğini söyledi.
Aynı açıklamasında, “Taliban’ın Türkiye’nin Afganistan’daki rolü hakkında yaptığı açıklamalar, bu çabalara gölge düşürmemeli” şeklinde bir ifade de kullandı Sullivan.
Beyaz Saray’dan gelen bu açıklamalara rağmen, Rusya ve Taliban’ın Türkiye’nin Afganistan’daki varlığının devam etmesine dönük itirazlarının farkında olmak ve ciddiye almak gerekiyor.
Ruslar, Afganistan’da Türk varlığının devam etmesinin Doha’da varılan anlaşmaya aykırı olduğu yönünde görüş bildirdiler.
Afganistan’da ipleri elinde bulunduran Taliban ise, sözcüsü üzerinden benzer yönde görüş bildirdi:
“Doha Anlaşması’nda açık ve anlaşılır ifadelerle, ABD’nin tüm müttefikleriyle, NATO ile birlikte Afganistan’dan tamamen çekilmesi gerektiği, geride diplomatik misyonlar haricinde hiçbir varlık kalmayacağı belirtiliyor. Bu ilke temelinde tavrımızı Erdoğan ile paylaşacağız.”
Son açıklamaları, Rusların, Afganistan dışında, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin derinleşmesini de kaygıyla izlediğine işaret ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin hemen ardından Kremlin adına yapılan açıklamada, “Azerbaycan’da olası bir Türk askeri üssü kurulması hakkındaki gelişmeleri yakından gözlemliyoruz. Bu, Rusya’nın kendi güvenliğini ve çıkarlarını sağlamak için adımlar atmasını gerektirebilecek bir hamle” şeklinde ifadelere yer verildi.
Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise, bu açıklamanın tonunu bir tık daha yukarı çekerek “Saçma. Aliyev bu konuyu Putin ile görüşmeli” dedi.
ABD ile yaşadığımız krizlere odaklandığımız bir haftada, Afganistan ve Azerbaycan konusunda Rusya’dan gelen bu son açıklamalar, Ankara ve Moskova’nın bölgesel konularda tarihe dayalı rekabet ve ayrışmasının iki yeni örneği olarak karşımıza çıkmış olmuyor mu? |
https://m.haber7.com/yazarlar/mehmet-acet/3112004 ...senaryolar
Anlaşılan Lavrov ve Peskov'a pek dokunmuş bu gelişme
Son 250-300 yıldır yediğiniz haltları unuttuk sanmayın. Bu devlet bir kenara not alır ona yapılanları. Herşeyin bir vakti saati var.
|
 |
sayfa 848  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|