Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Medinenin Solmayan Gülü
123 ... 252627   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 1
Mustafabey 01

1 yıl önce - Pts 19 Ksm 2018, 09:23
Medinenin Solmayan Gülü


Medine denince aklımıza ilk gelen Sevgili Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) dir. Bu mübarek kandil gününde doğumunu kutladığımız Peygamberimizin doğumundan itibaren hayatı nasıl geçti, ne zorluklar yaşadı, çektiği eziyetleri, Rabbim nasip ederse yazacağız. Yaratılmış insanların içinde en şereflisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) i Rabbim bu kadar zorlu imtianlarla hayatını geçirmiş, bilmeyenler öğrensinlerki kendilerine örnek alsınlar, sabretsinler ki bu kendileri için daha hayırlı olacaktır inşAllah.

Bahçeleri gülsüz, ağaçları çiçeksiz bırakmayan Allah (c.c.), kâinat ağacını gülsüz bırakır mı? Kainat gülünü Cennetsiz bırakır mı? Kâinat gülü Hazret-i Muhammed’dir (s.a.v). Güllerin efendisi, ferîd-i kevn ü zaman olan Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. Kâinat gülü Hazret-i Muhammed’in (s.a.v) insanlara müjdelediği meyve de Cennettir. Kur’ân, kâinat ağacında her iyi davranışa mükâfat olarak sonsuz bir Cennet yaratıldığının müjdesi ile doludur.

Gül sevgiyi sembolize eder ve aynı zamanda sevgiyi ifade etmek için kullanılır. İnsanlar içinde Allah’ın en çok sevdiği insan, Güllerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) dir. Bu anlamda gülün Peygamber efendimizi temsil ettiğini söyleyebiliriz. Cenâb-ı Hak kendi cemâlini ve esmâsını sevdiği gibi, cemalinin ve esmasının en parlak aynası olan Peygamber Efendimizi (s.a.v) de sever ve ona benzeyenleri de sever. Yine mahlûkatının güzel ahlâkını sevdiği gibi, güzel ahlâkın en yüksek mertebesinde olan Peygamber Efendimizi (s.a.v) de sever ve ona benzeyenleri de sever. Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmanın, Güllerin efendisi Peygamber Efendimize (s.a.v) benzemekten ve Sünnet-i Seniyyesine ittiba etmekten geçmekte olduğu hakikati Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.”( Âl-i İmran, 3:31.)

Kuru hurma kütüğünün, cemaatin gözleri önünde ağlayıp sızlaması Hz. Resûlullahın (s.a.v) parlak bir mucizesiydi. Cin ve ins Peygamberler Peygamberini tanıdıkları gibi, cansız kuru ağaçlar da onu tanıyor, vazifesini biliyor, sevgilerini gösteriyorlar, davasını halleriyle tasdik ediyorlardı.

Kuru, câmid ağaçlar Güllerin Efendisine sevgi ve muhabbet gösterirlerken, biz şuurlu insanlar ona karşı lakayt davranırsak, acaba o kuru direklerden daha aşağı bir dereceye düşmüş olmaz mıyız?



Mustafabey 01

1 yıl önce - Sal 20 Ksm 2018, 09:29

BİZ SENİ ÇOK SEVDİK YA YARASULALLAH

Herkes canını verecek kadar seni severken; kimseye yük olmamak için, kendi işini kendin yapışını sevdim.

Kuşu ölen çocuğun evine taziyeye gittiğinde...
Anne ve yavru köpekler için koskoca ordunun yolunu değiştirdiğinde; merhametini sevdim, hayvanları sevdim..

"Benim çocuğum yok, ardımdan okuyacak kimse olmayacak" diye ağlayan Hz.Bilal'i, "Üzülme! Ümmeti Muhammed her ezandan sonra sana okuyacak" diye teselli edişini sevdim.

Sevgili kızın Hz.Fatma, her yanına girdiğinde, ayağa kalkıp karşılamanı, "hoşgeldin kızım" diye öpmeni, elinden tutup, yanına oturtmanı sevdim.

Mirâc'a çıktığında, Allah Teala, "Seni ne ile şereflendi reyim?" dediğinde, *"Beni Sana kullukla şereflendir"* deyişini sevdim.

Yine mirâçta Rabbim
*"İste! Ne isteğin varsa vereyim"* dediğinde, secdeye kapanıp, gözyaşları yla *"Senden ümmetimi istiyorum"* deyişini sevdim.

Refik-i Alâ'ya, Yüce Dost'a giderken, *"Sizi kevser ırmağı başında bekleyeceğim. Bana kavuşmak isteyen, elini ve dilini kötülüklerden çeksin."* deyişini sevdim.

Ve Rabbimizin, *"Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.* (Tevbe-128) deyişiyle, seni sevdim.

Ve Rabbimizin, *"Şüphesiz ki, Allah ve melekleri, Peygamber'e çokça salât ederler (dûalar ederler, över ler, yüceltirler).*
*Ey müminler! Siz de O'na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin."* (Ahzab-56) buyurmasıyla, seni daha çok sevdim !

*Allahuteala efendimizin şeriâtini,sünnetini,âhlakını,davâsına hizmeti ve şefaatini cümlemize nasip eylesin. Âmin



Misafir 741

1 yıl önce - Sal 20 Ksm 2018, 10:45

Açtığınız birçok başlık hatalı yazılmış.

En azından başlıklarda yazım hatası yapmayın. Sitenin kalitesini düşürmeyin.

"Medine" özel isimdir. Ek getirecekseniz kesme işaretiyle ayırın. Yazım kuralları ile ilgili yetersizliğiniz var, öğrenin.


Mustafabey 01

1 yıl önce - Çrş 21 Ksm 2018, 09:30

🍂 *Başınıza bir sıkıntı gelirse şu BABA’yı hatırlayın...*

🌿 *Üç oğlu ve dört kızı olan bir BABA vardı.*

🌾 *İlk oğlu* 2 yaşında iken vefat etti.

🌾 *İkinci oğlu* da 1.5 yaşında iken vefat etti.

🌾 *Üçüncü oğlu* ise 17 aylık iken, henüz sütten kesilmeden vefat etti.

🥀 *İlk kızı* evlendi ama daha 28 yaşında iken vefat etti.

🥀 *İkinci kızı da* evlendi. Ancak daha 21 yaşındaydı O’da vefat ettiğinde.

🥀 *Sonra üçüncü kızı* evlendi.
O’da 27 yaşında iken vefat etti.

🌹 *Kız ve erkeklerden hayatta sadece tek bir kızı kaldı.*

✨ *Oğullarının isimleri:*
*Kasım,
*Abdullah ve
*İbrahim idi.

✨ *Kızlarının isimleri:*
*Zeyneb,
*Rukayye ve
*Ümmü Gülsüm'dü.

🌹 *O’ BABA’nın Fatıma'sından başka çocuğu kalmadı.*

🌹 *O’ BABA’yı tanıdınız mı?*

🌾 *AHMED-i MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA*🌾
Sallallahu Aleyhi ve Sellem

*İşte.! O’ Allah Resulünün a.s dünyaya teşrif ettiği mübarek Rebiülevvel ayına girmiş bulunmaktayız.*

Ey Rabbim! Eşsiz ve kusursuz sûbhân olan sensin, seven ve sevdiren sensin, biz fakir kullarına senin sevdiklerini sevmeyi nasip et. Sevdiklerin hürmetine en sevdiğinin şefaatine nail eyle.

*Allah-u Teala ve melekleri O’na salat ediyor. Biz dahi çok salavat getirelim.*
*•ALLAHÜMME SALLİ ÂL SEYYİDİNA MUHAMMED'İN VE ÂL ÂLİ SEYYİDİNA MUHAMMED..•

Not: misafir=muratenes yav he he
Biz neyle uğraşıyoruz sen neyle uğraşıyorsun?


Mustafabey 01

1 yıl önce - Prş 22 Ksm 2018, 09:37

O Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Örnek bir İnsandı, Hayatıda Örnektir İnsanlara

Allâh’ın râzı olduğu
huy, davranış ve fazîletlerden ibâret olan
güzel ahlâk,
Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in
mübârek lisan ve tatbikâtı ile
beşeriyete tebliğ olunmuştur!
Efendimiz(s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'i sadece lafzen öğreten bir muallim olarak değil,
CANLI BİR KUR'ÂN HÂLİNDE,
ilâhî hakîkatleri fiilen tâlim eden
bir hidâyet rehberi olarak yaşamıştır!
Bu yüzden O(s.a.v.)'nun
muazzez ve mübârek hayatı,
kıyâmete kadar gelecek nesillere
en güzel örnek olmuştur!
Muhabbetin zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Kahramanlığın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Sabrın, sebâtın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Cömertlik, fedâkârlık ve diğergâmlığın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Büyük ganimetler ve dünya nîmetleri önüne serildiğinde dahî zühd, verâ, kanaat ve tevâzuun zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Merhamet ve şefkatin, muhtaçlara yardımın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
İhlâs ve takvânın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Mârifetullâh ve irfânın, lutuf ve ihsânın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Peygamberliğin zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Eğitim ve öğretimin, ilâhî edep ve terbiyenin zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Yaralı gönüllere tabipliğin zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Doğruluğun ve eminliğin zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Hakk'a halîl ve habîb olmanın zirvesi O(s.a.v.)'dur!
Kıyâmette mahşer imâmı O(s.a.v.)'dur!
Mücrimlerin şefâatçisi O(s.a.v.)'dur!
Hâsılı her türlü fazîlet, ahlâk ve hizmetin,

YÂNİ EN MÜKEMMEL KULLUĞUN ZİRVESİ,
ANCAK O(S.A.V.)'DUR!
CENÂB-I HAK!
İKİ CİHANDA DA BİZLERİ
RASÛLÜ'NE HER BAKIMDAN YAKIN
BİR DOST KILSIN!
O(S.A.V.)'NUN ŞEFAAT-İ UZMÂSINA
NÂİL EYLESİN! AMİN.

Not:misafir=muratenes yav he he
Misafir olarak yazmaya başladığına göre yine siteden mi atıldın?



Mustafabey 01

1 yıl önce - Cum 23 Ksm 2018, 09:42

Gözyaşı Neyin Eseridir?

Enes B. Malik anlatıyor: “Efendimiz (s.a.v)’i ve oğlu İbrahim’i gördüm. Babasının önündeydi ve son nefesini vermek üzereydi. Allah Resulü’nün gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Abdurrahman bin Avf biraz da hayretler içinde:
- Ya Rasulallah! Siz de mi ölen bir çocuğun arkasından ağlıyorsunuz. ( Halbuki siz, bizi bundan men etmiştiniz) diye sorunca Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mahzun bir halde şöyle cevap verdi:
- Bu, Allah’ın rahmetinin bir eseridir. Acımayana acınmaz. Biz insanları avaz avaz bağırmaktan, isyan etmekten men ediyoruz. Göz yaşarır, gönül hüzünlenir; ama biz Rabbimizin hoşnut olmayacağı bir şey söylemeyiz.”


Mustafabey 01

1 yıl önce - Cmt 24 Ksm 2018, 09:47

Yetim Çocukla Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v)

Bir Ramazan bayramı günü Peygamberimiz (s.a.v.) evinden çıkarak camiye gidiyordu. Yolda Bayram neşesi içinde cıvıl cıvıl oynaşan çocuklara rastlar; hepsi bayramlık en yeni elbiselerini giyinmiş, coşkun bir sevinç içinde öteye beriye koşuşuyorlardı. Fakat içlerinde zayıf, cılız bir yavru eski ve yırtık elbiseleri içinde bir köşeye çekilmiş, üzgün bakışlarla kaynaşan arkadaşlarına bakıyor ve zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak hüngür hüngür ağlıyordu.

Gülen ve oynaşan arkadaşları arasındaki bu gözü yaşlı yavrunun hali, ince kalpli Peygambere pek dokunur. Hemen yavruya yaklaşarak ona şefkatle sorar; "Niye arkadaşlarınla birlikte gülüp oynamıyor, kenara çekilmiş ağlıyorsun?" Çocuk karşısındaki güler yüzlü, nur saçan adamın iki cihan güneşi Hz. Peygamber (s.a.v.) olduğunu bilmez. Samimi bir alâka ile derdini soran bu sıcakkanlı adama şöyle der: "Babam filân savaşta Peygamber'in yanı başında şehit düştü. Kocası ölünce annem başka biriyle evlendi. Üvey babam öz babamdan bana miras kalan malımı yedikten sonra bu pejmurde halimle beni sokaklara attı.

Şimdi günlerden beri aç ve susuz dolaşıyorum, yatacak bir yerim de olmadığı için geceleri sokak köşelerinde geçiriyorum. Biliyorsunuz bugün Ramazan bayramı günüdür. Bütün analı babalı çocuklar en güzel bayramlıklarını giyinmiş, tatlı tatlı oynaşıyorlar. Ne aç ve susuz sokaklarda dolaşmanın ızdırabını biliyorlar ve ne de geceyi içinde rahat rahat uyuyup geçirecek bir yatağa sahip olmanın, sokak başlarında uyuklaya uyuklaya sabahlamanın çilesinden haberleri vardır. Ana-babadan mahrum çaresiz bir yetim kalmanın acısını da tatmış değillerdir. Şimdi bu çocuk kalabalıklarını neşe içinde oynar görünce babamın şehit düşerek ölmesi ve ondan sonra bir biri ardından başıma gelen acı felâketler sonunda, düştüğüm perişan durumu hatırladım da gözyaşlarımı tutamadım."

Yetim yavrucağızın anlattıkları Peygamber'in yüreğini parçalamıştı. Çocukcağızı şefkatle elinden tuttu ve sevgi ile saçlarını okşayarak ona şöyle dedi. "Yavrum! Benim sana baba, Ayşe'nin ana, Hz. Ali'nin amca, Hasan'la Hüseyin'in erkek kardeş ve Fatıma'nın da kız kardeş olmasını ister misin?" Yetim yavrucağız tatlı dil ile hatırın soran nur yüzlü adamın peygamber (s.a.v.) olduğunu anlayarak, çektiği çilelerin son bulmak üzere olduğunu sezdi. Güler yüzlü adama "nasıl istemem ey Allah'ın Rasûlü!" diye sevinçli bir cevap verir.

Peygamber (s.a.v.) yetim yavrucağızı elinden tutarak evine götürür. Hz. Ayşe de çocuğu öz ana şefkatiyle bağrına bastıktan sonra yıkar, giyindirir, kuşandırır ve saçlarını tarayarak sokakta oynayan çocuklardan daha güzel bir kıyafete büründürür. Karnını da iyice doyurduktan sonra çocuk hemen birkaç saat önce yanıbaşlarında pejmürde kıyafetiyle ağladığı arkadaşlarının arasına koşar.

Oynayan çocuk kalabalığı birkaç saat önceki zavallı arkadaşlarını tanırlar. Durumundaki büyük değişikliğe hayret edip yanına yaklaşarak sorarlar; "Birkaç saat önce eski püskü elbiseler içinde şuracıkta ağlıyordun; bu kadar kısa zamanda nasıl oldu da bu kadar güzel elbiselerin oldu; aynı zamanda bizden de neşeli bir havaya büründün?" Çocuk arkadaşlarını kıskandıracak derecede şakrak bir kahkaha atarak ve derin sevincinden olduğu yerde sıçrayıp durarak şaşkın bakışlı arkadaşlarına şu cevabı verir. "Nasıl sevinmem; karnım günlerden beri açtı, şimdi tokum. Yırtık pırtık elbiseler içinde dolaşırken şimdi sizinkilerden güzel bayramlıklarım var. Kimsesiz bir yetimdim, fakat şimdi Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi bir babam, Hz. Ayşe gibi bir annem, Hz. Ali gibi bir amcam, Hasan, Hüseyin ve Fatıma gibi kardeşlerim var. Bütün çilelerim artık son buldu. Ben sevinip zıplamayayım da kim sevinsin."

Çocuklar birkaç saat önce onlara hasretli gözlerle bakıp ağlayan yetim yavruyu, Peygamber'in yanına evlâtlığa alındığını anlarlar ve saadetten kabına sığmayan arkadaşlarını biraz da kıskanarak hep bir ağızdan şöyle derler. "Keşke bizim de babalarımız o savaşta şehit düşselerdi de bizi de Peygamber (s.a.v.) evlâtlığa alsaydı."

Peygamberimiz (s.a.v.) fani hayata gözlerini yumunca uzun yıllar O'nun yanında eşsiz bir baba şefkatinin sıcaklığını duyan bu şehit çocuğu, beyninden vurulmuşa dönerek, sesinin var gücüyle şöyle haykırır; "asıl ben bugün kimsesiz bir yetim kaldım. Dünyadaki tek ve benzersiz koruyucumu kaybettim." Şehit oğlunun bu yürekleri parçalayan feryadı, zaten ağır bir matemin kapkara yası içinde şaya kalan müslümanları iyice coşturur. Ve meydana seller gibi gözyaşı dökülür.

Peygamberden sonra O'nun en yakın arkadaşı ve Allah resûlünden sonra bir numaralı müslüman olan Ebû Bekir (r.a.), yetim delikanlıyı yanına alarak yine perişanlık içinde sokağa düşmesine engel olur.

Yüce Allah (c.c.) cümlemizi her fırsatta yoksullara, yetimlere ve kimsesiz çaresizlere yardım elini uzatarak bu kimseleri sevindiren iyiliksever müminlerden eylesin inşallah, âmin..


Mustafabey 01

1 yıl önce - Pts 26 Ksm 2018, 09:36

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) İN DOĞDUĞU GECEDE GERÇEKLEŞEN HADİSELER

O’nun doğumu, peygamberliği, hicreti ve irtihâlinin, ilâhî bir tecellî olarak hep pazartesi günlerine rastlaması, bu günün ehemmiyetinin bir nişânesidir. Cemâl ve celâl tecellîsi olarak sevincin heyecânı ile hüznün burukluğu, bayram neşesi ile irtihâl elemleri berâber yaşanmaktadır.

Resûlullâh’ın kâinâtı teşrîf ettiği mübârek gecede bâzı hârikulâde hâller vukû bulmuştur. Bu mûcizelerden birkaçı şöyledir:

Hazret-i Âmine’nin bildirdiğine göre kendisi, ne hâmileliği ne de doğum esnâsında hiçbir zahmet çekmemiş ve Allâh Rasûlü dünyâya gelirken doğu ile batı arasını aydınlatan bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştür. Peygamber temiz bir şekilde, ellerini yere dayayarak doğmuş ve başını semâya kaldırmıştır.(İbn-i Sa’d, I, 102, 150.)
O anda şeytan, hayâtında hiç olmadığı kadar büyük bir çığlık koparmıştır. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 271.)
İran başkadısı ve din adamı Mûbezân, rüyâsında birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.
Semâve Vâdisi’ni su basmıştır.
Kisrâ’nın sarayından 14 sütun yıkılmıştır.
İranlıların, tapınaklarında bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştür. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 273.)
Hz. Ayşe’nin anlattığına göre Mekke’de ticâretle meşgul olan bir yahûdî, Resûlullâh’ın doğduğu gece, Allâh Resûlü’nün dünyâyı teşrîfinin alâmeti olan yıldızın doğduğunu görmüş, Kureyş meclislerinden birine giderek:

“−Ey Kureyşliler! İçinizde bu gece çocuğu doğan var mı?” diye sormuştu.

“−Vallâhi bilmiyoruz!” denilmesi üzerine yahûdî:

“−Ey Kureyş cemaati! Size söylediğim şeyi iyi belleyiniz! Bu gece âhir zaman ümmetinin peygamberi doğmuştur. Onun iki kürek kemiği arasında, üzerinde tüyler bulunan siyah sarı karışımı bir ben vardır.” dedi.

Meclistekiler, yahûdînin söylediklerine hayret ederek dağıldılar. Evlerine varınca yahûdînin sözlerini âilelerine anlattılar. Bir kısmının âilesi:

“−Abdullâh’ın bir oğlu doğdu. O’na Muhammed ismini verdiler!” dedi. Bunun üzerine onlar yahûdînin evine gidip:

“−Mekke’de bir çocuk doğmuş, haberin var mı?” dediler. Yahûdî:

“−Ben size haber verdikten sonra mı yoksa önce mi?” diye sordu.

“−Önce doğmuş, ismi de Ahmed!” dediler.

İsteği üzerine onu Hazret-i Âmine’nin evine götürdüler. Hazret-i Âmine mübârek oğlunu onlara gösterdi. Yahûdî, Peygamber Efendimiz’in sırtındaki nübüvvet mührünü görünce bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine:

“−Ne var, ne oldu?” dediler.

Yahûdî:

“−Vallâhi artık İsrâîloğullarından peygamberlik gitti! Ellerinden Kitap da gitti! Son peygamberin, İsrâîloğullarını öldüreceği ve din adamlarının îtibârını düşüreceği yazılıdır. Araplar nübüvvetle büyük bir izzet ve şerefe erecekler. Ey Kureyş cemaati! Sevininiz, vallâhi siz, haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir kuvvete mâlik olacaksınız!” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 162-163; Hâkim, II, 657/4177)

Resûlullâh’ın velâdetine bütün Mekke halkı sevinmişti. Hattâ Ebû Leheb, mübârek yeğeninin doğduğunu müjdeleyen câriyesi Süveybe’yi, âzâd ederek mükâfatlandırmıştı. (Halebî, I, 138.)

Bu hâdiseyle alâkalı olarak daha sonra Abbâs (r.a.) şunları anlatır:

Ebû Leheb’i ölümünden bir sene sonra rüyamda gördüm. Kötü bir hâlde idi:

“−Sana nasıl muâmele edildi?” diye sordum.

Ebû Leheb:

“−Muhammed’in doğumuna sevinerek Süveybe’yi âzâd ettiğim için pazartesi günleri azâbım biraz hafifletilmektedir. O gün baş parmağımla işâret parmağım arasındaki şu küçük delikten çıkan su ile serinlemekteyim.” cevâbını verdi. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125)

Kaynak: Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları.

Not:misafir ismini sorguladığım zaman senin yazdığın mesajları görüyorum ve kim olduğunuda biliyorum her zaman olduğu gibi yine trolluk peşindesin, seni muatap alıp cevap bile yazmam ama sayfayı takip eden diğer üyeleri bilgilendirmek için yazıyorum. Sen nasıl bir insansın ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) anlattığımız bir sayfada bile iftira atıyorsun.
Ben yaptığım her şeyi savunurum ve arkasında dururum herkes beni tanır sende üyeliğin olduğu halde misafir olarak yazmaya utanmıyormusun? Her konu kendi başlığında konuşulur spor sporda, siyaset siyasette dini konularda dini başlıklarda konuşulur.




Başka bir başlıkta bunu paylaşmıştım bu yüzden bana iftira atıyor diyor, bunu demiyorum bütün türkiye biliyor ve görüyor zaten, kimse din üzerinden siyaset yapmaya kalkışmasın, böyle yapanların da niyetlerin ibadet değil sadece halkı kandırarak oy toplama istediğini biliyoruz, seçim zamanı olunca camiyi hatırlatan lara kimse itibar etmez, ibadet sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapılır, yıllarca ibadet yapma, namaz kılan bir öğretmeni okuldan attır, seçim yokken hiç camiye gitme, seçimde aday olunca kemaralar önünde camilerde şov yap bunu daha önce millet yemedi şimdi yine yemeyecektir.


alperenfatih
1 yıl önce - Pts 26 Ksm 2018, 09:51

Çok güzel bir başlık açmışsınız ama şu güzelim başlıkta, cevap için dahi olsa siyasi şeyler paylaşmanız hiç yakışık almamış.

Mustafabey 01

1 yıl önce - Sal 27 Ksm 2018, 09:53

Peygamberimiz (s.a.v.)'in annesi ne zaman, nerede ve nasıl vefat etmiştir?


Hz. Âmine, Kâinatın Efendisi oğluyla Medine'de bir ay kaldıktan sonra, Mekke'ye dönmeye karar verdi. Akrabalarıyla vedâlaşarak şehirden ayrıldılar.

Çöl seccadesinde üç yolcu: Hz. Âmine, Şanlı Evlâdı ve Ümmü Eymen. Hepsinin de mânâ âleminde bir başkalık vardı. Aziz anne ve şerefli evladının ruhlarını ayrılık ve hasret rüzgârı dalga dalga dövüyordu.

Henüz genç yaşta ve evliliklerinin ilk aylarında ebedî âleme yolcu ettiği kocasını hatırlayan Hz. Âmine'nin gözleri oluk oluk su akıtan bir pınarı andırıyordu. Peygamber Efendimiz de, aziz annesinin bu gözyaşlarına dayanamıyor, o da ışıl ışıl ağlıyordu. Damla damla akan gözyaşları, rahmet yağmuru gibi elbisesini ıslatıyordu.

Henüz yolu yarılamışlardı ki, Hazret-i Âmine âniden rahatsızlandı. Peygamberimiz (s.a.v.) ve Ümmü Eymen'i bir telaş kapladı. Gittikçe şiddetini arttıran hastalık karşısında ne yapabilirlerdi?

Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü yakınlarında bir ağacın gölgesinde konaklamaktan başka ellerinde çare yoktu. Hazret-i Âmine'nin dizlerinden güç kuvvet çekilmişti ve kendisini tutamayarak âniden yere yıkılıverdi. Üstünü örttüler. Hz. Âmine, hastalığın şiddeti içinde ter döküyor, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise, onu kaybedeceği ve annesiz kalacağı endişesi içinde gözyaşı akıtıyordu. Sanki her şey kendileriyle birlikte lâl kesilmişti. Yerde ses yok, gökte sükût hâkimdi.

Hz. Âmine yerde halsiz bir şekilde yatıyordu. Bir ara, Peygamberimiz (s.a.v.) kendini toparlayarak,

"Nasılsın anneciğim?" diye sordu.

Gönlü şefkat hazinesi anne, biricik yavrusunun üzülmesini istemiyordu. Şiddetiyle kıvranıp durduğu hastalığının ağır olduğu hissini uyandırmamak için,

"İyiyim canım oğlum, bir şeyim yok." diye cevap verdi.

Bu birkaç kelimelik konuşmadan sonra da kendinden geçti. Artık hastalık, konuşacak takati dudaklarından çekip almıştı. Bir ara, "Su" dediği işitildi. Yaydan fırlayan ok hızıyla Peygamber Efendimiz, aziz annesine suyu yetiştirdi.

Hazret-i Âmine suyu içti. Su kabı ile birlikte ciğerparesinin yumuşacık ellerini de tuttu. Gözlerini açtı. Peygamber Efendimizin nur saçan sîmasına doya doya baktı ve ellerini bir anne şefkatiyle okşadı. Kâinatın Efendisi bir ara, annesini biraz doğrultup başını kucağına aldı. Gözlerinden akan mübârek yaşlar, annesinin omuzlarına Nisan yağmuru gibi düşüyordu.

Hazret-i Âmine'nin ruh ve kalbinde feryadlar kopuyor, fırtınalar esiyordu. Kocasını kaybediş ıztırabına, şimdi de oğluyla vedâlaşma hasretini mi ekleyecekti? Bu dayanılmaz bir ıztırap, çekilmez bir dertti. Kendisini yakalayan hastalıktan daha çok bu ayrılık onu yakıp kavuruyordu. Ama ne yapabilirdi, bu İlâhî kaderin değişmez hükmüydü.

Hazret-i Âmine, kendisini yakalayan hastalıktan kurtulamayacağını artık anlamıştı. Son olarak, güneş gibi parlayan nur yavrusunun yüzüne ayrılık ve hasretin verdiği duygu içinde baktı, ellerini doya doya kokladı ve dilinden şu cümleler döküldü:

"Ey dehşetli ölüm okundan Allah'ın yardım ve ihsanı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu!.."

"Allah, seni aziz ve devamlı kılsın. Eğer rüyâda gördüklerim doğru ise, sen celâl ve bol ikrâm sahibi olan Allah tarafından Âdemoğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere peygamber gönderileceksin."

"Sen, ceddin İbrâhim'in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin."

"Allah seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten koruyacak ve alıkoyacaktır."

"Her yaşayan ölür, her yeni eskir. Yaşlanan herkes zevâl bulur. Herşey fanidir, gider."

"Evet, ben de öleceğim. Fakat ismim ebedî yâdedilecektir. Çünkü, ter temiz bir evlâd doğurmuş, arkamda hayırlı bir yâdedici bırakmış bulunuyorum."1

Acıklı ve âdetâ istikbalden haber veren bu sözlerinden sonra Hazret-i Âmine'nin gözleri kaydı ve ruhunu orada yüce Allah'a teslim etti. Yer, Mekke ile Medine arasında bulunan Ebvâ Köyü; tarih, Milâdî 576.

Hz. Âmine'nin Defni

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ile Ümmü Eymen donakalmışlardı. Âdetâ dilleri tutulmuştu. Konuşan sadece Kâinatın Efendisinin gözyaşlarıydı.

Ümmü Eymen bir ara kendisini toparladı ve aziz yavrunun gözyaşlarını sildi. Sonra da bağrına basarak teselliye çalıştı:

"Üzülme, ağlama, canım Muhammedim," dedi. "İlâhî kadere karşı boynumuz kıldan incedir. Can da Onun, mal da. Hepsi bize emânet. Emâneti nasıl vermişse, öyle de alır."
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) derin bir iç çektikten sonra,

"Ben de biliyorum. Onun hükmüne her zaman boyun eğerim. Fakat anne yüzü unutulmayacak bir yüzdür. O yüzü tekrar göremem diye üzülüyorum" dedi. Sonra da derhal kendini toparladı ve gözyaşlarını silerek Ümmü Eymen'e,

"Haydi, o emâneti Sahibine teslim etti. Biz de onun na'şını toprağa teslim edelim, rahat etsin" dedi.

Dünyanın en bahtiyar annesi Hazret-i Âmine'nin cesedini orada toprağın bağrına tevdi ettiler. Ruhu ise, Kâinatın Efendisini bağrından çıkardığı için, kimbilir, ne kadar yükseklerde meleklerle bayram ediyordu.

Definden Sonra

Annesiz kalan Dürr-i Yetîmi Mekke'ye götürmek vazifesi dadısı Ümmü Eymen'e düştü. Ümmü Eymen, yol boyunca ona annesiz kaldığını hissettirmemek için elinden gelen gayreti gösterdi. Onu öz evladıymış gibi bağrına bastı ve teselliye çalıştı. Efendimiz de âdetâ onu bir anne kabul ederek, "Anne, anne!.." diye çağırdı. Daha sonraları da her gördüğünde, "Annemden sonra annem." diyerek iltifatta bulunuyordu.2

Nur yüzlü Kâinatın Efendisi, artık babadan yetim, anneden öksüzdü. Fakat, onun hakiki muhafızı ve hâmîsi vardı. O Hafîz, onu ömrü boyunca kusursuz muhafazası ve eksiksiz murakabesi altında bulunduracak, her türlü tehlike ve sıkıntıdan kurtaracaktır.

"Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı?"3

meâlindeki âyet-i kerîme, Peygamber Efendimizin bu hâlini hatırlatır. Kâinatın Efendisi yıllar sonra, Hicret'in altıncı yılında Hudeybiye Umresi sırasında, yine Ebvâ'dan geçecektir. Allah'ın izniyle annesinin kabrini ziyaret edip, elleriyle düzeltecektir. Sonra da teessüründen ağlayacaktır. Onun mübârek gözlerinden tahassür gözyaşları akıttığını gören sahabîler de ağlayacaklar ve

"Yâ Resûlallah, niçin ağladınız?" diye soracaklardır. Resûl-i Ekrem,

"Annemin, benim hakkımdaki şefkat ve merhametini düşündüm de ağladım." diye cevap verecektir.4

Dipnotlar:

1. İsfâhanî, Delâilü'n-Nübüvveh, s. 119-120
2. Resûl-ü Ekrem Efendimiz hakkında, "Cennetlik bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymen'le evlensin." buyurduğu Ümmü Eymen'i daha sonra azâd ederek hürriyetine kavuşturmuştur. Birinci kocasının ölümünden sonra da onu Zeyd bin Hârise ile evlendirdi. Üsâme Hazretleri, işte bu evlilikten dünyaya geldi.
3. Duhâ Sûresi, 6.
4. Tabakât, 1/116-117.

Not:alperenfatih bir önceki mesajı dikkatli okursan nedeni yazmıştım.
Bu misafirlerin mesajlarını denetçiler denetliyor sonra onaylanıyor, misafirlerin amacı belli trolluk yapmak, bunları onaylayan denetçilerin amacı ne acaba? Dine hiç saygınız yokmu?



sayfa 1
123 ... 252627   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET