Helal kazanç, helal rızık, helal yaşam İslam’ın şiarlarıdır. Helal kazanç, alın teri ister, beceri ister, ehliyet ister, kanaatkârlık ister.
Allah’a kul olabilmek, ibadetleri hakkıyla yerine getirmek ve mutlu bir hayat yaşayabilmek için, kazancın mutlaka helal olması gerekir. Nasıl ki, hakiki bal kıymetli ve şifalı ise, saf helal olan rızık da öyledir. Aile fertlerinin temiz yetişmesinde kazancın büyük etkisi vardır. Helal kazanç, aile fertleri açısından hamur için sağlam bir maya gibidir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey peygamberler! Temiz, helal rızık yiyin ve salih amel/güzel iş yapın.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder; Allah peygamberlere neyi emretmişse müminlere de onu emretmiştir.” buyurarak bu ayeti okumuştur.
Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey inananlar! Size verdiğimiz rızıkların temiz/helal olanından yiyin ve Allah’a şükredin.”Başka bir ayette şöyle deniyor: “(Ey Muhammed!) De ki; çokluğu sizin hoşunuza gitse de pis olan ile temiz olan bir olmaz.”Bir başka ayette ise şöyle buyurulur: “Allah habis/haram olanın bazısını bazısı üzerine koyarak hepsini biriktirir ve onun sahibini cehenneme koyar. İste bunlar ziyandadır.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu son okuduğumuz ayeti okuduktan sonra bir kimseden bahsetti ve şöyle buyurdu: “Öyle ki, uzun süre yolculuk yapmış, üstü başı dağınık, tozlar içinde ellerini göğe doğru kaldırıp “Ey Rabbim, ey Rabbim!” diyerek dua eder, oysa ki, yediği haramdır, giydiği haramdır, haram gıda ile beslenmiştir; bu adamın duası nasıl kabul olunsun?”
İyi bir Müslüman olabilmek için az, öz ve helal yollardan gelen rızka razı olmak gerekir. Çok mal biriktirip dünya ve ahirette bunun hesabını veremeyecek durumda olmaktansa, az, fakat helal ve yetecek kadar kazanmak daha iyidir. Yüce Allah, çok mal kazanmadığı yahut çok mal biriktirmediği için hiç kimseyi sorguya çekmeyecek, fakat kişi eğer haram mal kazanmış ise ona mutlaka bunun hesabını soracaktır. Bu bakımdan şuurlu bir Müslüman helal kazanan, helal yiyen, helal giyinen ve helal yaşayan kimsedir.
Not:Bir müddet Pazartesi, Perşembe ve Cuma günleri paylaşım yapacağım
Resimdeki gibi o anın keyfini sürmektir bazen bir bardak çay, sıcakta bir bardak soğuk su, acıktığında güzel bir yemek yemek, bazen sevdiğin birini görüp konuşmak da insanları mutlu olmasını sağlar.
Kadınların hakkını ve nasıl davranılmasını islam dini 1440 sene önce Ayet ve hadislerle bildirmiştir, kadınları İstanbul sözleşmesi ile değilde Kur'an ve Sünnete uyarak koruyabiliriz ancak, Allah'tan korkmayan insan herkese her kötülüğü yapar.
Başkası zor durumda olsada benim rahatım iyi, bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyeti müslümanlara ve iyi niyetli insanlara yakışmaz, acılar dertler ve sevinçler paylaşılınca daha güzel olur.
Müslüman, çevresinde yaşananlara tepkisiz kalmaz ve asla “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığında düşünmez. Çünkü O, Allah’a teslim olmuştur, O’nun yolundadır ve iyiliğin temsilcisidir. O halde uygulanan zulme ve teröre karşı duyarsız kalamaz.
Dünya üzerinde olup bitenler kendilerine dokunmadığı sürece rahatsız olmayan kişiler, dinin insanlara kazandırdığı fedakarlık, kardeşlik, dostluk, dürüstlük ve hizmet anlayışından yoksun kimselerdir. Hayatları boyunca sadece imkanlarını tüketerek, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikelerden habersiz bir şekilde kendi nefislerini tatmine çalışırlar. Oysa Allah Kuran’da etrafına daima hayır getiren, çevresindeki olaylara karşı ilgili olan, insanları doğru yola çağıran bir ahlakı makbul olarak göstermiştir. Bir ayette çevresine hiçbir faydası dokunmayan kişiler ile, daima hayır üzerinde hareket eden insanlar arasındaki fark şöyle bir kıyasla açıklanmıştır:
“Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?” (Nahl Suresi, 76)
Kamu alanları herkesin ortak kullanım alanlarıdır böyle kirletmeye kimsenin hakkı yoktur, temiz bulmak istiyorsak temiz bırakmamız lazım ki diğer insanlar da faydalansınlar.
Adeletin bu mu Dünya?
Kimine kavun yedirirsin kimine kelek.
Bazıları bir giydiğini bir daha giymez her gün değişik giyer, bazıları da bir tane bile giyecek ayakkabı bulamaz!
"Kur’an’ıma, kitabıma küstüm" (Meyhaneye git sen, sana serbest!)
"Sana taptım, taptım, taptım be ya hu!" (Yorum yok!)
"Bir tanrıya taptım, bir de sana taptım!" (No comment)
"Seni kendime ilah yapmıştım" ('Ben bir Ateisttim. Bu inanca karşı olmama rağmen, prensiplerimden taviz verdim ve seni ilahım yaptım!')
"Yıkılsın minareler, açılsın meyhaneler" (Bunca yıldır şiir yazarım, böyle salakça bi kâfiye görmedim! Zaten, bu minareler bi İsviçrelilere batıyor, bi de bizim İsveçlilere…)
"Rest çektim kadere" ('Kağıt oynuyorduk. Verdim kızı, yuttum papazı! Ben de rest çektim. Ya sev, ya terket dedim.')
"Bas bas paraları Leyla'ya, bi daha mı gelicez dünyaya?" ('Nasılsa ahiret, hesap, Sırat ve Cehennem yok! Bak keyfine, her şey burada!')
"Aldanma öbür dünyaya, hayatı yaşa" ('Yok öyle bişey! Gidip gelen mi var?') -Toprağın altında iki güzel var, seni bekliyor. Adları: İnkar edilen.
"İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiç bir bilgiye dayanmaksızın, Allah'ın yolundan saptırmak için, sözün boş olanını satın almaktadırlar ve onu bir eğlence konusu edinmektedirler. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır." (Lokman 6)
"Allah ile, O'nun âyetleriyle, O'nun Rasûlü ile alay mı ediyorsunuz? Boş yere özür dilemeye kalkışmayın. Siz imandan sonra küfre düştünüz." (Tevbe 65)