Bazı çocuklar hayatın yükünü erken yaşda taşımaya başlıyorlar yaşıtları evde otururken oyun oynayıp gezerken onlar hayatın ağır şartları ile tanıyorlar ve erken yaşda çalışmaya başlayıp aile bütçesine katkı sağlamaya çalışıyorlar ve küçük bedenleri yaşamın zorluklarına alışıyor.
Özellikle yoğun göç alan büyük kentlerin varoşlarında yaşayan dar gelirli ailelerin her 4 erkek çocuğundan 3'ünün, henüz ilköğretim çağında iş hayatına atıldıkları bildirildi İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerle ılıman Akdeniz iklimi ve daha ekonomik yaşam koşullarına sahip Adana, Mersin, İzmir gibi yoğun göç alan illerin varoşları, yaşam kalitesini onlarca yıl geriden takip ediyor. Bu illerin gecekondu mahallelerinde çocuklar, henüz "oyun ve eğitim çağında" kendilerini hayatın içerisinde buluyor
Her canlı nefis ölümü tadacaktır.
Geçici dünya hayatında imtihan da olduğunu unutan kullarından olmayalım.
Ölümden önce olan her şeye dünya denir. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyadan sayılmaz, ahiretten sayılır. Çünkü dünya, ahiret için tarladır. Ahirete yaramayan dünyalıklar, zararlıdır. Dünya, dine uygun kullanılırsa, ahirette faydalı olurlar. Hem dünya lezzetine, hem de ahiret nimetlerine kavuşulur. İyilik, kötülük, malda değildir. Malı kullanandadır. O halde, kötü olan dünya, Allahü teâlânın razı olmadığı, ahireti yıkıcı yerlerde kullanılan şeyler demektir.
Rabbini unutup, nefsine düşkün olan, yolda hayvanın, palanı ile, yemi ile uğraşıp, arkadaşlarından geri kalan yolcuya benzer. Çölde yalnız kalıp, helak olur. İnsan da ne için yaratılmış olduğunu unutup, dünya ziynetlerine aldanır, ahiret hazırlığı yapmazsa, ebedi felakete sürüklenir. Dünyaya düşkünlük ahirete hazırlanmaya mani olur.
Dünya ile ahiret, doğu ile batı gibidir ki, birine yaklaşan, ötekinden uzak olur. Bir kimse ibadetini yapmaz ve geçiminde Allahü teâlânın emrini gözetmezse, dünyaya düşkün olmuş olur. Allahü teâlâ herkesin kalbini bu kimseden soğutur.
Dünya, ahiretin tarlasıdır. Burada tohum ekmeyen, böylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrum kalan, ne kadar zavallıdır. Kardeşin kardeşten, ananın evladından kaçacağı o gün için, hazırlanmayan, dünyada da, ahirette de aldanmış, zarar etmiş olacaktır. Akıllı kimse, bu dünyayı fırsat bilir. Bu kısa zamanda, tohum ekerek, yani Allahü teâlânın beğendiği işi yaparak, kat kat fazla meyveleri toplar. Cenab-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak, hayırlı işlere ve ibadetlere sonsuz nimetler ihsan edecektir.
Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.)
(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)
(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!)
(Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.)
(Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.)
(Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.)
(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.)
(Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!)
Dünyanın tatlı şeyleri ve geçici nimetleri ancak, dinimize uymaya yardımcı oldukları zaman, faydalı ve helal olurlar. Dünya kazancı, ahiret kazancı ile birlikte olduğu zaman işe yarar. Ahireti kazanmaya yardımcı olmayan dünya zevkleri, şekerle kaplanmış zehir gibidirler. Dünya zevkleri, bedene, nefse tatlı gelen şeylerdir. Halbuki insan yalnız bunun için yaratılmadı.
Böyle insanlar bunu Müslümanların kafasını karıştırmak için yapıyorlar ve bazı din düşmanlarının ellerine koz veriyorlar dinini tam öğrenmeyen bilmeyen bazı insanlarda inanıyor bunlara
Ayetler ve hadisler açıklıyor eğer doğru kaynaklardan öğrenilirse her konuyu
Ölüye Kur'an okumak caiz mi ve faydası var mı?
Öncelikle ifade edelim ki, vefat edenler de hayattadır. Onlar yok olmadılar, berzah denilen kabir hayatına geçtiler ve onlar da diridirler.
Allah, bizden öncekilere dua etmemizi ister ve bunu açıkça bildirir:
"Bunlardan sonra gelenler de şöyle derler: Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden evvel iman eden kardeşlerimizi bağışla..." (Haşr, 59/10)
Buna göre, Allah bizden önce berzah alemine yani kabir hayatına gidenlere dua etmemizi övüyor.
Şu ayetler de dünyada veya kabir aleminde olan bütün müminlere dua edilebileceğini göstermektedir:
"Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!" (İbrahim, 14/41)
"Hem kendinin hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için mağfiret dile." (Muhammed, 47/19)
"Biz her peygamberi, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı." (Nisa, 4/64)
Hayat şartları bazıları için daha zor olur.
Allah'ım böyle insanların yardımcısı olsun işlerinde kolaylıklar versin inşAllah.
Sevgili Peygamberimizin, gözleri görmeyen bir sahâbî olan Abdullah b. Ümm-i Mektum'u, Medine dışına çıktığı zamanlarda vekil olarak bırakmış olması da dikkat çekicidir. Böylesi bir uygulama yanında O'nun engelli insanlara yönelik teselli dolu ifadeleri ve onlara iyi davranılması hususunda uyarıları da vardır. Gelin, müjdeleyen ve uyaran, bir diğer ifadeyle Beşîr ve Nezîr olan Sevgili Peygamberimizin çağları aşan sözlerine kulak verelim:
"Allah Teâlâ buyurdu ki: "İki gözünü alarak imtihan ettiğim bir kulum bu durumuna sabrederse, o iki sevgili gözüne karşılık ona cennetimi veririm."
"Başına herhangi bir musibet gelen Müslüman, "Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz. Allah'ım! Başıma gelen bu musibetin sevabını ver ve bana bunun arkasından hayırlı olan şeyleri ihsan et" derse Allah ona mutlaka daha hayırlı şeyler verir."
Bu müjdelere karşılık şöyle bir uyarıyı da göz ardı etmemeliyiz:
"Gözleri görmeyen (âmâ) bir kimseyi yolundan saptırana Allah lânet etmiştir.
İnsanlar, farkında olmadan bazen yanlarında bulunan engelli insanların gönüllerini incitebilmektedirler. Bazıları ise bunu kasıtlı olarak da yapabilmektedirler. Her ne suretle olursa olsun engelli kişilerin gönülleri incitilmemeye son derece özen gösterilmelidir. Bazen zulüm, elleri olmayan ya da tutmayan bir insanın yanında, yaptığı el işiyle övünen kişinin davranışında gizlenmiştir. Yine bazen zulüm, gözlerinden yana sıkıntısı olan birine söylenen, imalı bir sözde saklıdır.
Bu bağlamda, çocuğu olmayan kimselerin yanında çocukla ilgili konuşmaların yapılması da onlar için bir eziyettir ve bir bakıma zulümdür diyebiliriz. Kişilerin, karşısındaki insanların özel durumlarını hesaba katarak konuşmaları, incitecek sözlerden kaçınmaları da Peygamberimizin tavsiyelerindendir.
Keşke herkes çocuklar kadar masum sevecen ve merhametli olsa, şu köpeğe buna benzer diğer hayvanlara böyle eziyet edip işkence yapanlara insan denir mi?
Allah'ım insanlara akıl nimetini vermiştir hayvanlara da bazı özellikler vermiştir her birinin özelliği ilginç ve farklı farklıdır.
Alıntıdır.
Allahü teâlâ, sayısız hayvan yarattı. Bir kısmının zararından emin olmak, bir kısmının da insanlara itaat etmesi için, onlara akıl vermedi. Mesela bir çocuk, bir koyun sürüsünü güdebilir.
Et yiyen hayvanların kolay avlanabilmeleri için, onlara sıçrama kabiliyeti, parçalayıcı dişler ve pençe ihsan etti. Av veya polis köpeğini insanların menfaatine uygun kabiliyette yarattı. Bazı hayvanları binmeye ve yük taşımaya elverişli, bazılarının etinden, sütünden, derisinden, yününden, yumurtasından, kemiğinden, dişlerinden istifade edilecek özellikte yarattı. Nesillerini devam ettirebilmeleri için her hayvanın cinsine göre en uygun şekilde üreme organlarını da yarattı.
Fil, hortumu sayesinde yerden bir şey alıp ağzına götürür. Filin hortumu su içmeye mahsus bir kap, yiyeceklerini toplayıcı bir el, nefes alacak bir burun, sırtına yük yükleyecek bir kol, ağırlık kaldırıcı bir vinçtir. Allahü teâlâ, fili binicilerinin faydalanacağı bir vasıta olarak yaratmış, ayrıca özel anlayış kabiliyeti de vermiştir. Bu sayede ehlileştirilip yük taşır ve harpte kullanılır.
Zürefa, yüksek yaylalarda, kayalık, ağaçlık yerlerde yaşar. Cenab-ı Hakkın kendisine ihsan ettiği uzun boynu sayesinde diğer hayvanların yetişemediği, çıkamadığı yüksek yerlerdeki otlardan, ağaçların tepesinden rızkını temin eder.
Balık suda yaşar. Allahü teâlâ, balıkların suda kolayca gidebilmeleri için yüzgeçler yaratmıştır. Suda boğulup ölmemeleri için akciğer yaratmamıştır. Su içindeki oksijeni alabilecek solungaçlar yarattı. Balığın ayağı olmadığı halde suda çok süratli hareket edebiliyor. Deniz üzerinde uçan kanatlı balıklar da vardır. Mürekkep balığı tehlikeyi sezdiği zaman, derhal bir boya ifraz ederek görünmez olur, nereye gittiği anlaşılamaz.
Bukalemun, hareket kabiliyeti az olduğu için düşmanlarından kaçamaz. Fakat Allahü teâlâ buna renk değiştirme hususiyeti vermiştir. Çevreye kolaylıkla uyar. Kırmızı, yeşil veya sarı renge bürünebilir. Bulunduğu yerin rengine uyarak, kamufle olur, düşmanlarından korunabilir. Gözleri her tarafa dönebilecek şekilde yaratılmıştır. Bir gözüyle karşısına bakarken, öteki gözüyle de arkasını görebilir. Öyle ki, avını veya düşmanını başını çevirmeden görebilir. Vücudunun uzunluğu kadar dili vardır. Arkasındaki avına kolayca ulaşabilir, dilini bir ok gibi fırlatır. Dilinin ucu yapışkan olduğundan avını hemen yakalar. Dilin ucundaki yapışkan kısma isabet eden avın kurtulma ihtimali yoktur. Her hayvana rızkını ve düşmanı için silahını yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.
Karınca, topladığı tanelerin yerdeki nem sebebiyle yeşerip bitmemesi için taneleri parçalar. Islanan tanelerin çürüyüp bozulmaması için de dışarı çıkarıp kurutur. Sellerin zarar vermemesi için yuvasını yüksek yere yapar. Allahü teâlâ, cemiyet halinde yaşamayı, yardımlaşmayı, kış için azık toplamayı karıncaya ilham etmiştir. Bu ilhamı veren cenab-ı Hakkın şanı çok yücedir.
Arı da cemiyet halinde yaşar. Her grup kendisine bir başkan seçer. Eğer ikinci bir başkan çıkarsa onu öldürürler. Arı dışkılarını balın içine koymaz. Dışarıya bırakır. Uzak yerlere gidip dolaştıktan sonra şaşırmadan kovanını bulur. Balın imalini, yapısını, faydalarını, bal mumunu, peteklerin altıgen şeklinde yapılışını anlatmak için kitap yazmak gerekir. Akılları durdurucu duyguları arıya ilham eden Allahü teâlânın hikmetlerini anlamak ve anlatmak mümkün müdür?
Karasinek, altı ayaklı olarak yaratılmıştır. Dördü ile yürür, ikisi yedektir. Yürüdüğü ayakları çamurlanırsa yedek ayakları ile bunları silip kurular.
Örümcek, yuvasını yapmak ve avına tuzak kurmak için ağ deposu ile yaratılmıştır. Kurduğu ağ, sineklerin ve bazı böceklerin ayaklarına takılır. Örümcek, tuzağa yakalanan haşereyi, sıvı bir madde ile etrafını sararak, her an taze yiyebilmek için onu konserve haline getirir. Acıkınca biraz yer, sonra yediği yeri mumyalar. Bütün bu işleri örümceğe ilham eden Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.
İpekböceği gibi hangi modern fabrika, ağaç yaprağından sağlam kumaş imal edebilir? İpekböceğine dut yaprağı yemesini, ondan ipek imal etmesini ilham eden Allahü teâlâ, insanların istifadeleri için neler yaratıyor. İpekböceği, zamanla kelebek olur. Eğer kurt [larva] halinde kalsalardı, üremeleri mümkün olmazdı. Bunlar tesadüf mü?
Ayaksız yürüyen yılan, su içer, inek de su içer. Aynı su, birinde zehir, birinde süt olur. Kaplumbağa tehlike görünce büzülüp taş haline gelir, kirpi de keven dikeni gibi büzülür. Ateş böceği ışık saçar.
Tahtakurusu, kan emmek için duyargasının ısı ve koku alma yolu ile kan emeceği insanı tanır. Çünkü böceğin duyargası hassas bir antendir. Bununla, hafif bir ısının yol açtığı hava dalgasını fark eder. Kanını sevdiği bir insanın etrafına birkaç sıra kanını sevmediği kişilerden barikat kurulsa, tahtakurusu hepsini geçip kanını sevdiği insana gelir. Kiminden kaçar kimine koşar. Küçücük böceği böyle bir hisle yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.
Anne ve baba küçükken çocuklarını çok sever çocuklarda anne ve babalarını çok sever ama büyüdükçe sevgiler azalıyor ve daha sonra dünya menfaatleri için anne ve babasını öldüren evlatlar, evlatlarını öldüren babalar oluyor malesef keşke sevgiler hiç bitmese herkes mutlu olsa dinimiz de bu konuda teşvik ediyor
HADİSLERLE ÇOCUK SEVGİSİ
Çocuk, cennet nimetlerinden biridir.
Çocuk kokusu, cennet kokularındandır.
Her ağacın bir meyvesi vardır. Gönlün meyvesi de çocuktur.
Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.
Çocuk sevgisi, Cehennem ateşine karşı perdedir.
Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.
Cennetteki “Sevinç sarayı"na, ancak çocukları sevindirenler girer.
Evladınıza ikram edin, nasıl ana-babanızın sizde hakkı varsa, evladınızın da sizde hakkı vardır.
Çocuksuz bir evin bereketi olmaz…
Hz. Peygamber (s.a.s.), sevgili torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyini kucağına alır, okşar, öper ve severdi. Hatta namaz kılarken sevgili torunları mübarek omuzlarına çıkarlardı. Onlar rahatsız olmasınlar diye de torunları omuzlarından inene kadar secdeden başını kaldırmazdı.
Sevgili Peygamberimiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) sokak ve çarşılarda karşılaştığı çocuklara selâm verir , saçlarını okşar ve onlara ikrâmda bulunurdu. Çocuklara karşı çocuk gibi davranır, onların dünyalarına girebilmeyi en iyi O başarırdı.
Bir hadis-i seriflerinde:
"Küçük çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın.” buyurmuşlardır. Yani burdan anlıyoruz ki “çocukla çocuk olunmaz” cümlesi tamamen yanlıştır.
Kalbinin katılığından şikayetçi olan birine
“Yetimin başını okşamayı, onları sevmeyi ve onlara ikram etmeyi” öğütlemiştir.
Yine bir hadis-i seriflerinde:
“Cennette ferahlık ve sevinç evi denilen öyle gösterişli bir yer vardır ki, oraya yalnız çocukları sevindirenler girebilir.”
buyurmuşlardır…
Eli sopalı Filistinli bir çocuk ve silahlı İsrail li askerler! Korku yok cesaret var.
Türkiyeden başka destek veren ülkede yok Filistine. Ama biz hep mazlumların yanında olan bir ülke değilmiyiz yıllarca
Alıntıdır.
Kıssa şöyle:
Nemrut azgınlığının önünde bir engel olarak gördüğü Hazreti İbrahim’i (ki üç semavi dinin ortak atası ve peygamberidir) ateşe atarak cezalandırmak ister. Meydanın ortasına dev bir ateş yaktırır.
Ateşi gören canlıların tümü etrafa kaçışır. Ancak bir karınca müstesna.
Ağzında bir damla su ile bir karınca devasa ateşe doğru telaşla koşturur.
Onu gören bir başka karınca “Nereye böyle telaşla” diye sorar. Karınca “Duymadın mı Hazreti İbrahim’i ateşe atacakmış Nemrut” deyince. Diğer karınca alaycı bir ifadeyle, “Ateşi görmedin herhalde. Kocaman bir ateş. Kaçmaktan başka çare yok. Ağzındaki bu bir damla su ile mi o ateşi söndüreceksin” der.
Bizim karınca, “Hiç olmazsa yönümüzü belli olsun” diye karşılık verir.
Kıssa bu. Yüz yıllardır anlatılır, herkes kendi payına düşeni alır.
BİR ŞEY YAPMAK İSTEYENE ENGEL OLANLAR
Ağzında bir damla su ile ateşe koşturan karınca bugün kim ve kimler?
Dahası, o devasa ateşi yakanlar kim? O ateşi görüp de ortalıktan sıvışan, ya da ateşi yakanlara teslim olanlar kimler?
Telaşla koşuşturan o karıncaya “Devasa ateşi sen mi söndüreceksin, güldürme adamı” diyenler bugün kimler?
ZAVALLILIĞI KABULLENMİŞLER
Geçenlerde Suudi Arabistan Prensi Selman’ın, Filistinlilere yönelik, “Oturun oturduğunuz yerde. İsrail’in verdikleriyle yetinin” diyen bir açıklaması oldu hatırladınız mı?
Yine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kudüs, Filistin meselesinde İslam Dünyası’nda bozgunculuk yaptığını da hatırlayın.
Mısır’ın, son saldırılarda yaralanan Filistinlilerin tahliyesine bile izin vermemesini de bunlara bir ekleyin.
Sonra da güçlünün karşısında ya teslim olmuşlar ya da “elimizden bir şey gelmez” diyerek geri çekilmişler güruhuna bir bakın.
Ne görüyorsunuz?
Zavallılık..!
TÜRKİYE: AĞZINDA BİR DAMLA SU İLE ATEŞE KOŞTURAN KARINCA
Ağzında bir damla su ile o gün o ateşe doğru telaşla koşturan da vardı. Bugün de var. Türkiye gibi. Türk milleti gibi. “Yaralıların tedavisi konusunda ne İsrail ön açıyor ne de Mısır.” Hadi İsrail terör devletini anladık da Mısır sana ne oluyor? Bu kadar mı korkuyorsun Amerika ve İsrail’den? Yoksa hafızanda hep Arap İsrail Savaşlarında “perişan olmuş” halin mi duruyor hala…
Düşünebiliyor musunuz, yaralıları Mısır üzerinden tahliye etmek istiyoruz buna bile müsaade edilmiyor.
Ya Arap Ligi’ne ne demeli? Susmuşlar. Bir damla su ile ateşe koşturan karıncaya “sen mi söndüreceksin bu ateşi” diyenler gibi tıpkı. Susuyorlar. Pusuyorlar.
***
Türkiye geçmişin mirasına da geleceğin umuduna da sahip çıkıyor. Türkiye Kudüs’e, Filistin’e mazluma sahip çıkıyor. Karşısında ne kadar Nemrutlar varsa da, karşısında ne kadar büyük ateş varsa da gücü nispetince zulme dur diyor.