Allah ahiretin insanların "asıl hayatı" olduğunu ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma) dır. ŞÜPHESİZ AHİRET, (ASIL) KARAR KILINAN YURT ODUR. (Mümin Suresi, 39)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. BUNLAR, DÜNYA HAYATININ METAIDIR. ASIL VARILACAK GÜZEL YER ALLAH KATINDA OLANDIR. (Al-i İmran Suresi, 14)
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. ALLAH KATINDA OLAN İSE, DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR... (Şura Suresi, 36)
"Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. ALLAH KATINDA OLAN İSE, DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR. Yine de, akıllanmayacak mısınız?" (Kasas Suresi, 60)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. GERÇEKTEN AHİRET YURDU İSE, ASIL HAYAT ODUR. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)
Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. AHİRET İSE DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR. (A'la Suresi, 16-17)
Kuran'da insanlara dünya nimetlerinin geçici olduğu, asıl nimetlerin ahirette bulunduğu bu ayetlerle açıkça bildirilmiştir. Dünya, insanın yalnızca sınırlı bir süre kaldığı geçici bir konaklama yeridir. Asıl kalınacak yer, gerçek yurt ahirettir. Asıl yurdun ahiret olduğunun şuurunda olmayan gaflet içindeki insanlar dünyada sürekli olarak rahat edecekleri daha iyi yerler ve imkanlar ararlar. Örneğin dar gelirli, evi olmayan biri hep kiradan kurtulacağı anı düşünür. Bir evinin olması onun en büyük idealidir. Bu uğurda sıkıntıya girer, ömrünün büyük bir kısmı ev ve diğer ihtiyaçları için taksit ödeyerek geçer. Bir başkası apartman dairesinden müstakil eve geçmeyi, bir diğeri ise, geniş arazili bir çiftliğe sahip olmayı düşünür. Ama Allah'ın ahirette vaat ettiği cennet mülklerinin varlığına inanmadığı ya da bu ihtimali çok uzak gördüğü için bunlara ulaşmakta en ufak bir çaba bile göstermez. Oysa müminler, cennete ve oradaki nimetlere kavuşmak için yarışırlar. Allah gaflet içinde dünya nimetlerine sahip olmak için adeta diğer insanlarla yarışarak çaba harcayanları, Kuran'da şöyle uyarmaktadır:
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)
Dünya hayatına ilişkin her konu, cahiliye toplumu için aralarında bir övünme ve itibar malzemesidir. İnsanlar tarafından takdir görmek onlar için öylesine büyük önem taşır ki, tüm hayatlarını övünebilecekleri malzeme aramakla geçirirler. İyi bir tahsil yapmak, itibar elde edip tanınmış bir insan haline gelebilmek, sayılı zenginler arasına girmek, ünlü bir ailenin bir üyesiyle gösterişli bir evlilik yapmak, hatta çok sayıda çocuk doğurmak bile cahiliye toplumunun önemli övünme konularındandır. Çocuğunun güzel ya da zeki olması, hangi okullarda okuduğu veya kimle, nasıl bir evlilik yaptığı gibi konular bile bu mantık nedeniyle bir rekabet konusu olur. Oysa, zaten ortalama 60-70 yıl yaşanacak kısa bir dünya hayatında insanların, kendileri gibi aciz ve ölümlü başka insanlara gösteriş yapabilmek için, böylesine bir tutkuya kapılıp ahireti unutmaları çok büyük bir kayıptır.
Allah bir ayette; "Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz." (Kıyamet Suresi, 20-21) sözleriyle insanların asıl hayatlarını yaşayacakları ahireti gözardı ettiklerini hatırlatmıştır. Kuşkusuz bu, insanları sonsuz kayba uğratacak bir davranıştır. Dünyayı ebedi bir yaşam yeri zannederek hırsa kapılanların durumu başka bir ayette şöyle haber verilmiştir:
Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! (Bakara Suresi, 175)
Dünyayı gerçek yurt zannetmek büyük bir gaflettir. Çünkü sonsuzluğun yanında dünya hayatının süresi tek bir an hükmünde bile değildir. Dünyanın dıştan görünenine bakarsanız aldanabilirsiniz çünkü dünya insana kendini sevdirecek gibi yaratılmıştır. Son derece süslü görünür, hiç bitmeyecek gibi gelir. Ancak akıllı ve imanlı bir insan dünyadaki herşeyin aslında ilk anda görünenden farklı olduğunu ve herşeyin özel olarak var edildiğini hemen kavrar ve hayatını buna göre şekillendirir. Bu dünyanın geçici olduğu ve asıl hayatın bir numunesi olarak yaratıldığı, düşünen insan için açıktır. Dünyadaki tüm güzellikler geçicidir ve yanında pek çok kusurla birlikte var edilmiştir. Dünyanın en güzel insanı, bu güzelliğini en fazla birkaç on yıl koruyabilir. Yaşlandıkça derisi buruşmaya, vücudu biçimsizleşmeye başlar. Yaşlanmasına da gerek yoktur, en büyük çirkinlikler en güzel insanın hemen yanındadır. İnsanın acizliğini vurgulayacak çok ilginç mekanizmalar bedenine yerleştirilmiştir. Bir kaç gün yıkanmasa bedeninde kötü kokular oluşmaya başlar. Ne kadar çekici ve alımlı dursa da en büyük acizliği yaşayacak, herkes gibi tuvalete gidecektir.
Not: Konu her insan için önemli olduğu ve herkesin başına geleceği için geniş açıklama ile tekrar paylaştım
6 Yaşında Kur’an Okumayı Öğrendi, Şimdi De Hafız Oldu… Dahası 7 Dil Biliyor…
Henüz 2 yaşındaydı, otizm tanısı konduğunda… 3 yaşından itibaren özel eğitim almaya başladı… Bu sağlık sorunu, onu hayalinden vazgeçiremedi, o hayale götürdü. 6 yaşında Kur’an-I Kerim okumayı öğrendi, hafızlık eğitimi almaya başladı. Müftülük tarafından sağlanan destekle Kur’an ve hafızlık eğitimi alan ozan, Samsun İl Müftülüğü tarafından düzenlenen sınavda başarılı oldu. İcazet belgesini aldı.
16 yaşındaki Ozan, zamanının büyük bir kısmını camide geçiriyor. Özel olarak dini eğitim de alıyor. onun başarası sadece hafızlığıyla sınırlı değil.
Ozan hangi ayetin ne zaman indiğini de ezbere biliyor. Kur’an-I Kerim’i İngilizce olarak da okuyor.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor kim özürlü?
Özürlü olduğu halde bu kadar çalışan Ozan mı?
Yoksa sağlam olmasına rağmen hiç çaba gösteremeyen öğrenmeyen bilgisizler mi?
Çalışan her zaman kazanır, yabancı ülkeler senelerce savaşdılar harpten çıktılar yine başarılı oldular, avrupa devletleri Almanya, Fransa, İngiltere, italya ve diğer ülkeler 2.ci dünya savaşına girdi, japonyaya atom bombası attılar, güney kore ve kuzey kore yıllarca savaştılar yine bizden ekonomi olarak iyi durumdalar, biz savaşa girmedik ama hep geri kaldık yıllardır, gelenler Kuranla, Camiyle, Başörtüsüyle, heykel yapmayla uğraşıyorlar!
Elin gavuru Uzaya dolmuş gönderiyor biz hala basit sen ben kavgalarıyla uğraşıyoruz ve geri kalıyoruz ve elin yaptıklarını kullanıyoruz, bunları biz niye yapamıyoruz diye çalışmalar yapmamız lazım değil mi?
Din eğitimi veren kişileri asarsanız, insanlara dinini düzgün öğretecek hoca bulmazsanız, bulduklarınızda doğru dürüst öğretmezse dinsiz yetişen bilgili insanlar böyle yanlış şeyleri yaptırırlar öğrencilere, zaten iki resime bakınca fazla söyleyecek bir sözde yok aslında
Kur’ân’daki secde ayetleri Allah’a secde edilmesini, O’ndan başkasına secde edilmemesini ifade etmektedir. Mesela, “Gece gündüz, güneş, ay, hepsi O’nun âyetlerindendir. O halde güneşe ve aya değil, onları öylece yaratana secde edin, eğer O’na ibadet ediyorsanız!” (Fussilet Suresi, 41/37) ayeti bu durumu ifade eder.
Evet, secde bir ibadettir ve ibadetin bir parçasıdır. Allah’tan başkasına ibadet edilemeyeceğine göre secde de edilemez.
Araç içinde sigara içilmesi yasaklanırken, termik santrallerinin bacalarına filitre takılması gereken son tarihin aralık 2019 dan aralık 2022 ye uzatılması enteresan.
Namaz kılmak isteyen her yaşda her yerde kılabilir yeter ki istesin, en önemli ibadettir.
Namaz kılmanın, maddî ve manevî pek çok faydaları vardır. Çünkü Allah Teâlâ, bizlere yararı olmayan hiç bir şeyi emretmemiştir. Zira Allah Teâlâ hiç bir şeye muhtaç değildir. İhtiyacı olan biziz, yapılmasını istediği her şeyde bizler için pek çok faydalar vardır. Peygamber (s.a.s.) herhangi bir işten dolayı sıkılır ise, hemen nama¬za koşardı (Ebû Dâvûd, Tetavvıf 22). Namaz, insanı sıkıntı ve üzüntüden korur Namaz hastalıklarımıza şifa kaynağıdır ve kalplere huzur verir. Tabiî ki namazı adabına uygun, dosdoğru kılmak gerekir. “Mü’minler, gayba, inanırlar namazı dosdoğru kılarlar” (Bakara, 2/3) İbadetlerin bir hedefi de, insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak, ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak. İnsanın bedeninin gıdaya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunun da gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun temel gıdası namazdır. Namaz insanı yalnızlık duygusundan kurtarır. Günde en az beş defa tekbir alırken dünyayı ve içinde bulunanları arkasına atan, bu hareketiyle en azından şunları demek ister: Bütün dünya bir yana olsa bana Allah`ım yeter. Ben ondan başka boyun eğecek kimse tanımıyorum. Zaten Müslüman’ın hayatı ezanla başlayıp namazla biter. Doğunca kulaklara okunan ezanla başlayan ve ölünce üzerine kılınan namazla noktalanan bir hayattır bu. Namaz, Allah’a yaklaştıran ve onun sevgisine sebep olan çok önemli bir ibadettir.
Bayrak sevgisini gösteren bir çalışma yapanların eline ve emeğine sağlık, Türkler için Vatan ve Bayrak sevgisi kutsaldır.
Bayrağın ve vatanın dindeki yeri nedir?
İslam dini bir bütün olarak hayatın her yönünü içine alır. Bu nedenle vatan ve devlet anlayışını belirli sınırlar içerisinde değerlendirmiştir.
Örneğin oturduğu eve veya malına saldırıldığı zaman onu korumak ve kendini müdafaa etmek dinimizin bir emridir; bu yolda ölse şehit olur. Vatan ise bütün Müslümanların ortak evidir. Onu korumak ve muhafaza etmek ise Müslümanların ortak görevidir.
Diğer taraftan:Peygamber Efendimiz (s.a.v.):"Vatan sevgisi imandandır.”( Keşfu'l-hafa, I. 138) buyurarak, bize vatanı sevip korumanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Bir Müslüman dinini, namusunu, canını ve malını vatan ve devletiyle korur. Vatanına bir Müslüman devlet bile saldırsa, onu korumak dinimizin emridir.
Yerler ve zamanlar içerisinde olan kimseler ve yapılan işlere göre değer kazanır. Bu açıdan bir İslam devleti olan bu memleketin, bu toprakların ve içinde yaşayanların korunması ve devam etmesi noktasından vatan, bayrak ve devletin varlığını zorunlu kılmaktadır.Bayrak da zaten o vatanın ve milletin bağımsızlık sembolüdür.
Lüks okullarda, özel okullarda okuyanlar bir başarılı olamıyor, devletin İmam hatip lisesinde okuyan ödül alıyor, demekki çalışırsan her zaman her yerde başarılı olunurmuş!