Artık dünyada yepyeni bir döneme giriliyor.
Ekranlarda olayları yorumlayan sözde iktisatçılar, halen ne olup bittiğinin farkında değil.
ABD Merkez Bankası (FED) parasal genişleme politikasından vazgeçtiğini açıkladı. Peki, bu ne demek oluyor? Bunu anlamak için önce şu ana kadar ne yapıldığını anlamak lazım.
FED esasında ABD devletine ait değildir. Yüzde 51'den fazlası Yahudi Rothschild ailesine aittir.
FED para basar, bunu ABD Hazinesi'ne verir. O da buna karşılık tahvil verir. Bu para ile de kendi cari açığını finanse eder. Bu basılan paralar dünyanın geri kalanın üretiminin ABD'ye transfer edilmesi için kullanılır. Kurulan sömürü düzeninde buraya kadar bir sıkıntı onlar için gözükmüyordu ancak her şey Prof. Dr. Haydar Baş ile değişmeye başladı. Sayın Baş, Milli Ekonomi Modeli ile özellikle BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkelerini ve özelde Rusya'yı ayağa kaldırdı. Artık bu ülkeler rezerv para olarak dolar tutmak istemiyorlar. Elinde ABD Doları tutan Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkeler artık dolardan çıkmak istiyor. ABD'nin onları kandırmak için veya bu dolardan kaçışı yavaşlatmak için yapmaya çalıştığı şey bu ülkelere ticari rüşvet sunmak yani ABD tahvillerinin faiz oranlarını arttırmak. Böylece bu ülkeler ellerindeki doları ABD tahvilinde tutsunlar da dolardan vazgeçmemiş olsunlar.
Ama Prof. Dr. Haydar Baş'ın açtığı kapıdan çoktan bu ülkeler geçtiler ve dolardan vazgeçtiler.
Şimdi gelelim ülkemize… Dünyada ABD dolarına güç vermek için FED'in faizleri arttırma girişimi ülkemize giren sıcak paranın yönünü tersine çevirecektir. Zaten gelecek 10 ayda 160 milyar dolarlık borç, yaklaşık 70 milyar dolar da cari açık ödemesi bulunan ülkemizden bir de üstüne üstelik sıcak para çıkarsa ülkede dövizin nerelere çıkacağını kimse hayal bile edemez. Bundan sonra nominal faizlerde de ciddi artışlar görülecektir. Reel faizler zaten ülkemizde son derece yüksektir. Bazıları çıkmış ekranlarda efendim "faizler yüzde 4'e düştü" diyerek atıp tutuyorlar.
Bu faiz meselesine de birkaç cümleyle değinelim. Öncelikle faiz deyince kimin kime ödediği faizi kastediyoruz? Bunu açmak lazım. Bankların vatandaşa verdiği faizi mi yoksa onlardan aldığı faizi mi, Merkez Bankası'na ödedikleri faizi mi yoksa Hazinden aldıkları faizi mi?
Bunları maddeler halinde açalım:
1) Dış borçlanmada faiz oranları dolar cinsinden yüzde 5 - 6.5 arası değişiyor. Dünyada faizler ise yüzde 0.5… Aradaki farka spread deniyor yani Libor + 400 gibi… Bu oran ülkenin risk katsayısını gösterir ki 2001 krizinde bu risk katsayısı daha düşüktü.
2) İç borç ödemesi: 2012 yılında 59.5 milyar TL ödeme yapıldı, 23 milyar lirası faizdi.
3) Kredi kartları asgari ödemesi yapıldığında yıllık faiz yüzde 40.
4) Kredili Mevduat Hesabı (KMH) kredilerinde oran yüzde 60.
Evet, faizler düştü denilirken kastedilen bankaların vatandaşa verdiği faizler veya Merkez Bankası'ndan gecelik borçlanma oranlarıdır.
Durumu en güzel anlatan misal şudur herhalde: Bir özel banka şu anda Merkez Bankası'ndan faizle para alıp bunu Hazine'ya satıp Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) alsa bundan gayet güzel para kazanır. Yani Merkezden al Hazine'ye sat, gel sırt üstü yat. Başbakan halen faiz lobisi bize karşı diyor. Artık dünyada rüzgârın yönü değişince son derce sağlam olduğu iddia edilen finans sistemimizin kâğıttan bile olmadığı ortaya çıkacak. "İstikrar sürsün" diyenlere sesleniyorum, istikrar diye diye ülkeyi bataklığın tam ortasına getirip bıraktınız ama sadece ülke değil siz de batacaksınız.
Değil Türkiye'yi dünyayı kurtaracak tez ortada. Sayın Prof. Dr. Haydar Baş'ı dinleyen Rusya bugün dünyanın en sağlam finans yapısına sahip. Kimseye borcu yok, bize gelince IMF hariç herkese borç var, toplam rakam 800 milyar doları geçti.
Biz sayın Baş'ı anlamadık ama görünen o ki bir musibet bazen bin nasihatte hayırlı olur.
GEZİ eylemleri, sokak çatışmaları, sloganlar, tweetler, mesajlar, pankartlar, dövizler derken neredeyse bir ayı doldurduk! Büyük çoğunluk masum taleplerle dışarı çıkmış ve isteklerini dile getirmişti!
Ama birileri de bu kalabalığı Başbakanlık Ofisi'ne ve Dışişleri Bakanı'nın evine yönlendirmişti!
Eğer o gece Dolmabahçe'deki ofise girilse şu an Türkiye içinden çıkamayacağı bir krizle baş başaydı!
Aynı şekilde Davutoğlu'na ulaşmak isteyen kalabalık, tarifi imkansız yaralar açabilirdi!
Neyse ki Türkiye bunu atlattı!
Polis, asker ve MİT'in hızlı davranması, birlik görüntüsü vermesi, eylemleri durdurdu. Bu ittifak, aynı zamanda BARONLARA "Türkiye'yi yıkamazsınız" mesajıydı!
Ama bu mesajı almaya niyetleri yok...
Londra ve içerideki uzantıları tıkandıkları yerde PARAYI devreye sokup Ankara'nın hamlesini öğrenmek istiyorlar. Bunun için korkunç bir çalışma içindeler! Bazı gazeteciler zaten muhbir gibi çalışıyor.
GEZİ'deki performanslarından dolayı ödüllendirilen isimler şimdi yeni bir fonlamayla kendilerini ispatlama derdindeler! Patrona bağlılık böyle bir şey olsa gerek!
Neyse...
Onların çalışmaları sır değil...
Ama ben onların hayatlarını kolaylaştırmak istiyorum... Onlarla paylaşacağım bilgi, kesinlikle işlerine yarayacak! Para saçıp öğrenemeyecekleri birkaç satırı onlardan esirgeyecek değilim...
Önce geriye dönüp bizi çok ilgilendiren bir olayı hatırlayalım.
Gorbaçov getirdiği "açıklık" politikasıyla rejimin çivilerini yerinden oynattı ve YABANCI sermayenin saldırısına kapıları sonuna kadar açtı! Bunu fırsat bilen Rothschild ailesi önüne Kissenger'ı, onun da önüne Soros'u katarak AÇIK RUSYA VAKFI tabelasıyla ülkeyi talan etti! Özelleştirme bahanesiyle en değerli kaynaklar üç kuruşa Londra'dan tayin edilen zenginlere satıldı!
Mihail Khodorkovsky, Vladimir Gusinski, Platon Lebedev, Berezovsky, Evgeniy Çiçvarkin ve Bilalov Kardeşler gibi isimler öne çıktı! Bir anda servet sahibi oldular!
Aslında para kendilerinin değildi ama sahnede onlar vardı!
Amerika'daki "İkiz Kuleler" saldırısından önce iktidara gelen Putin, Amerika ile anlaşıp BARONLARA yani küresel sermayeye karşı, savaş kararı aldı!
Koltuğa oturan Putin ilk iş olarak ülke içinde dışarıdan yönetilen patronları topladı.
"Sermaye etkisini iktidara dayatmaktan, bir sınıf gibi davranmaktan vazgeçin" dedi.
Tabii başta ciddiye almadılar! Karşılarındaki gücün kendileriyle baş edemeyeceğini düşündüler! Ama Amerika ve Rusya'nın aldığı savaş kararından haberleri yoktu! Putin ansızın düğmeye bastı!
Önce devleti soyduğu belgelenen medya devi Gusinsky alaşağı edildi! Bütün malını mülkünü bırakıp kaçtı. Diğerleri tek tek ya içeri alındı, ya da her şeyi bırakıp Rusya'yı terk etti!
Putin bu operasyonla ülkesini milli ve bağımsız bir hale getirdi!
Bununla birlikte ulusal Amerika "İkiz Kuleleri" vurarak savaşı iyice körükledi! Bir kısım güçlü aileler Londra'ya kaçtı!
Bazılarının da HESAPLARI!
Bu savaşın kazanılması için Türkiye'nin, kesinlikle içerideki Londra bağlantılı sermayeyi dizginlemesi gerekiyordu! 2002'de iktidara gelen AK Parti döneminde yerli patronlar en az 5 kat servetlerini büyüttü! Ancak bir türlü ikna olmuyorlardı!
Çünkü ülkenin sahibi onlardı! Kendilerini böyle görüyorlardı!
Londra'nın yenileceği hiç akıllarına gelmiyordu!
Bu öz güvenle GEZİ olaylarını başlattılar! Amaç önlerini tıkayan ERDOĞAN'dan kurtulmaktı! Gençlerin temiz duygularını kullanıp sokağı karıştırdılar! Twitter devrimi yapacaklardı! Dolmabahçe'deki ofis gitseydi işlem tamamdı!
Ama olmadı! Yapamadılar!
Halk gerçeği gördü asker de pozisyonunu ortaya koydu! Defalarca REJİM tehlikede diye sokağa çıkan ordu şimdi OTELE sığınan göstericilere su sıktı!
Bu, GEZİ'ye perde arkasından destek atanlar için felaketi!
Çünkü Erdoğan'ın gittiği FAS'tan dönmemesi için düğmeye basanlar karşısında "devleti" buldu! Askeri, polisi ve MİT'i...
Ankara kısa sürede operasyonu çözdü...
Eylemlerle bir taşla iki kuş vurulacaktı. Hem Erdoğan gidecek hem de içerideki para operasyonlarına kaldıkları yerden devam edeceklerdi! Hedef de içi para dolu MERKEZ BANKASI'ydı!
Yapamadılar! Şimdi Ankara hiç yapmak istemediği bir iş için düğmeye bastı!
Her defasında istekleri yerine getirilen patronların BARIŞ istemedikleri ortaya çıktı! Bunun üzerine 28 ŞUBAT dosyası açıldı!
Çok önemli patronlar hakkında bilgi ve belgelerin yer aldığı DOSYALAR tamamlanmak üzere!
Giden 280 milyar doların hesabı sorulacak!
Ankara'da kim ne komisyon aldıysa, kim ne kadar götürmüşse hepsi açıklanacak! Sıra şimdi parayı seven sivillerde! Aslında olması gereken de buydu! Tek suçlu asker değildi ki!
Londra'ya güvenen BARONLAR Türkiye'den bir PUTİN çıkmayacağını düşündü! Haklılardı.
Çıkmadı; ama DEVLET tam kadro karşılarındaydı! Sonbahara kalmadan büyük sürprizler yaşayacağız...
Kim kalır kim gider bilinmez!
Bekleyelim bakalım...
Bazı Rus tarihçilerine göre Liberalizmin sonunu Rothschild ve Rockefeller aileleri hızlandırıyor.
2012 yılının Haziran’ında dünya basını flaş haber ile patladı. Bir birine rakip Rothschild ve Rockefeller aileleri varlıklarının bir kısmını birleştirerek stratejik bir ittifaka vardılar. Yüzlerce yıldır ABD Merkez Bankasını kontrol eden dünyanın iki güçlü ailesi varlıklarının sadece 40 milyar Dolarlık kısmını birleştirdi.
Rus tarihçi Andrey Fursov’un ifadesine göre, kimsenin tam bilmemesi ile birlikte, en masum tahminlere göre Rothschild ailesinin toplam zenginliği 3,2 trilyon Doların üzerinde. Rockefeller ailesi ise tüm 19. yüzyıl boyunca dünyanın en zengin ailesi idi. Hanedanının kurucusu John dünyanın ilk resmi milyarderidir.
Oluşan ittifakın bir garip yönü ise sermaye oranıdır. Rockefeller 37 milyar Dolar, Rothschild ailesi sadece 3 milyar Dolar ortaya koyarak şirkete hakim olacaktır. Bu demektir ki; şimdiki dönemde Rothschild ailesi Rockefeller ailesine galip çıkmaktadır. 20. yüzyıl bu ailelerin mücadelesi altında geçti. 20. yüzyılın başında Avrupalı Rothschild ailesi üstün idi. Ama Rockefeller iki dünya savaşını ve Sovyetler Birliğini kazandı. David Rockefeller, Kruşçev, Kosygin, Gorbaçov ile bir araya geldi...
Yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca, Rothschild ailesi intikam için hazırlanıyordu ve son olarak başardı. ABD'de onlara Obama gerekli idi, kazandılar. Rothschild ailesi Çin'de korktukları popüler politikacı Bo Xila’i ortadan kaldırdılar. Bir yıl önce dünya basınında Papa 16. Benedict hakkında gizli belgeler yayınlandı. Bu belgeler Papa'nın erken istifasını hızlandırdı. Rockefeller ailesi Vatikan’a yakından bağlıdırlar. 16. Benedict’in istifası Rockefeller ailesinin konumunun zayıflamasına bir başka göstergedir. Papalık koltuğu için verilen mücadele, Vatikan Bankası'nda bulunan tahmini 2 trilyon Doların (kimse tam rakamı bilmiyor) kontrolü içindir. İlginçtir, şimdi Vatikan Bankası'nın sorumlusu Malta temsilcisidir. Malta teşkilatının ise dünyanın dini kuruluşlar yapısında özel bir yeri vardır. Bu yapı Vatikan ile büyük Batılı istihbarat servisleri MI6, CIA arasındaki bağlantıyı sağlar.
İki ailenin bir sonraki adımı ise Liberalizm döneminde kazanılan dünya çapında 'genç para' sahiplerine güçlü bir darbe vurmak olacak. Rusya, Brezilya, Hindistan ve diğer ülkelerde birkaç yıl içinde oluşan özellikle yasadışı sermaye mevcut. Mesele 'eski para' sahiplerinin sonradan görme milyarderlere karşı duygusal davranışları değildir. 'Genç paranın' piyasadan çekilmesi, dünya ekonomisindeki sorunların çoğunun ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.
Çeşitli tahminlere göre, 20 ila 34 trilyon Dolardan bahsediliyor. Bu vesile ile küresel ekonominin çöküşü 5-10 yıl geciktirilebilir. Rothschild ve Rockefeller aileleri çatısı altında sonradan görme milyarderleri ortadan kaldırmak için eski aileler birleşerek yeni milyarderlere savaş başlattılar.
Dünyanın en güvenilir kıyı (off shore ) ötesi bölgesi Kıbrıs ve İngiliz Virgin Adaları deşifre edildi. Medyada adalarda sadece seçkin 'genç paraların' saklandığı ortaya çıktı.
Krizin tırmanması ile bizi bir sürü sürpriz bekliyor. Artık küresel ekonomide anti-liberal akımının güç kazandığı açıktır.
Türkiye'den yayın yapan çeşitli internet siteleri, Amerika'nın önde gelen siyaset adamlarından senatör John McCain'in, merkezi Washington'da olan düşünce kuruluşu Brookings Institute'da yaptığı bir konuşmanın videosunu yayınlıyor.
Ultramedya’nın da yayınladığı bu videodaki konuşmasında McCain, Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ı doğrudan hedef alıyor. McCain, son olarak, Amerikan yönetiminin, Muhammed Mursi’yi deviren Mısır ordusuna askeri yardımı kesmesi gerektiğini açıklayarak dikkat çekmişti. Pekiyi, bu John McCain kim ve yürüttüğü çalışmalar, yaptığı açıklamalar esas olarak neyi hedefliyor?
29 Ağustos 1936 doğumlu Arizona senatörü John McCain, Amerikan Kongresi’nin en kıdemli üyelerinden biri. Amerikan Kongresi’ne ilk kez 1982 yılında Amerikan Temsilciler Meclisi üyesi olarak girdi, o günden bu yana Washington’dan hiç ayrılmadı. Dedesi ve babası orgeneral rütbesine kadar yükselmiş askerlerdi ve aile geleneği olarak McCain de 1958 yılında Amerikan Donanma Akademisi’nden mezun oldu, meslek yaşamı onu ünlü Vietnam Savaşı’na yönlendirdi. 1967 yılında Hanoi yakınlarındaki bir görev sırasında komunist Kuzey Vietnamlılar’ın eline esir düştü ve esirliği 1973 yılına kadar sürdü. Tutsaklığı sırasında işkence görmesi nedeniyle tüm yaşamıboyunca hareket kabiliyetini engelleyen sakatlık yaşadı.
2008 yılındaki başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayıydı fakat başarılı olamadı.
Fakat, John McCain’in siyasi yaşamının perde arkasını anlamamıza neden olan gelişme 2008 Başkanlık Seçimi kampanyası sırasında yaşanmıştı. Demokrat Obama’nın favori girdiği yarışta baştan itibaren geride kalan McCain, kampanyasının ilk sekiz ayında gerekli parayı toplayamamış, devreye, bir İngiliz vatandaşı olan Lord Rothschild girmek zorunda kalmıştı. İsrail devletinin “kurucu ailesi” olarak tanımlanan ve dedeleri Edmond Rothschild’in 1982-86 yılları arasında İsrail parasının üzerinde resmi bulunan bu zengin aile, McCain’in sorununu kısa sürede çözmüştü. Amerika, vatandaşı olmayan bir ailenin Londra’da verdiği gala yemeği ile Başkan adayına para toplamasını da haftalarca tartışmıştı.
McCain’in Rothschild bağlantısının Arizonalı zengin kayınpederi Jim Hensley’in, bir başka güçlü Yahudi ailesi Bronfman’lar ile olan yakın ilişkisine dayandığı anlaşılmıştı. Rothschild ailesi gibi Siyonist hareketin önde gelen finansörlerinden olan Bronfmanlar’ın aile reisi Edgar Bronfman, yıllarca yürüttüğü Dünya Yahudi Kongresi başkanlığıyla tanınıyor.
John McCain, yaşam görüşü olarak tıpkı George W.Bush gibi bir neo-con’dur ve Amerikan Kongresi’ndeki Yahudi lobisinin en önemli ismi olarak tanınır. Libya iç savaşı sırasında onu, birden Bingazi’de gördük. O sırada Muammer Kaddafi Trablus’ta işbaşındaydı ve Bingazili milisler arasında yaptığı açıklamada, Amerikan yönetimini Libya Devrimi’ne yeterli ölçüde destek vermemekle suçladı.
John McCain’i son olarak geçtiğimiz ay Türkiye’de, Hatay’da gördük. Gelen haberler Amerikalı senatörün, Beşar Esed’e karşı savaşan muhalefet unsurlarıyla uzun toplantılar yaptığı, hatta Suriye topraklarına geçtiği ve muhalefete yapılacak askeri yardımın boyutlarını planladığı yönündeydi.
John McCain, içinde bulunduğu siyasi lobi nedeniyle Ortadoğu ile yakın ilişkisi olan bir senatör. Onun yaptığı konuşmayı, eğer Erdoğan karşıtı fikirlere sahipseniz, çok olumlu bulabilir, Amerika’nın Türk Başbakan’a olan tavrının değiştiğini düşünebilirsiniz.
Bu “perde arkası” bilgiler, John McCain’in, Amerika’nın yalnız bir yüzünü temsil ettiğini aktarmak için verilmiştir. Ortaya çıkan tablo, Amerikan Kongresi’nin İsrail’e yakın muhafazakar kanadının Erdoğan’a sıcak duygular beslemediğini işaret ediyor. Bu lobi güçlüdür ve Pentagon başta, Demokrat Başkan Obama döneminde bile devletin içinde önemli köşe başlarını tutmuş bir lobidir.
Önce Wall Street eylemlerinde görülen “Occupy - İşgal Et” sloganı, tüm dünyadaki barışçı direnişlerin simgesi haline geldi, ancak Soros’un harekete açık desteği kuşkuları da beraberinde getirdi
Bütün dünya 17 Eylül 2011 sabahı yepyeni bir sloganla tanıştı: Occupy Wall Street. Yani, Türkçe söylersek Wall Street’i İşgal Et! Bu slogan iki yıldan kısa bir sürede hızla yayılarak, İngiltere, İspanya, Yunanistan, hatta Mısır gibi ülkelerdeki gösterilerin de ana sloganı haline geldi. Ve tabii Gezi Parkı direnişiyle başlayıp, Türkiye’nin birçok kentine yayılan eylemlerin de temalarından biri oldu. “Occupy” sözcüğünün Türkçe’deki karşılığı “işgal et”. Her şey tam da öyle oldu. Gençlerden oluşan kalabalık bir grup Gezi Parkı’nı işgal ederek çadırlarını kurdu. Tepkilerini barışçı bir direnişle ortaya koydular.
“Biz % 99’uz”
Şimdi, yeniden başa dönelim: Occupy,
17 Eylül 2011’de New York’ta, ABD’nin finansal kalbi Wall Street’te, Kanadalı aktivist grup Adbusters tarafından başlatılan halk eylemleri ve toplumsal hareketin simgesi. Eylemler barışçıldır ve eylemcilerin çoğunluğu eğitimli gençlerden oluşmaktadır. Amacı sosyal eşitsizliği ve şirketlerin ABD yönetimi üzerindeki nüfuzunu protesto etmektir. Eylemlerin Arap Baharı’ndan etkilenerek başladığı da söylenir. Protestocuların sloganı, “Biz % 99’uz” dur. Eylemler, hızla tüm ABD’ye yayılır. Eylemin büyüklüğüne rağmen, büyük medya kuruluşlarında fazla yer almamaktadır. Kapitalizmin mabedi nasıl New York’sa, New York’un finans sembolü Wall Street ve onun da simgesi Borsa binasıydı ve bu kez isyan ateşi o bina hedefe koyularak tutuşturuldu.
Wall Street’te toplanan göstericiler, çevredeki en uygun yerleşim alanı olan Zuccotti Parkı’nı mesken tuttular. Yanlarında getirdikleri çadırlarla işgal hareketini başlattılar. İsyanın odağında, ekonomik kriz, küresel ısınma, işsizlik ve hepsinden önemlisi tüm bunlara yol açtığına inandıkları doymak bilmez kapitalist sistem ve sistemin yarattığı sosyal eşitsizlik vardı.
Polis şiddeti
Hareket, Arap Baharı eylemleriyle ortaya çıkan, şiddet içermeyen taktiklerin benimsendiğini, gösterilere katılanlarla çevredekilerin zarar görmemesinin hedeflendiğini dile getirse de teorideki beklentiler, tıpkı Taksim Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi pratikte karşılığını bulmadı. Bunda tıpkı ABD’de, daha sonra İngiltere, İspanya ve Yunanistan’da olduğu gibi polisin “orantısız” tepkisi olayları daha zorlu boyutlara taşıdı. ABD’de 1 Ekim 2011 günü Manhattan’ı Brooklyn’e bağlayan ünlü Brooklyn köprüsü, tüm uyarılara rağmen göstericilerce işgal edilip trafiğe kapatılınca polis harekete geçti ve 700’ü aşkın eylemciyi gözaltına aldı. 17 Eylül’den beri çadırlarda devam eden ve özellikle New York polisinin ses çıkarmadığı eylemin kaderi de o gün değişmeye başladı. Gösterilerin bastırılmasında uygulanan polis şiddeti ve gözaltına alınan insan sayısındaki abartı büyük tepki çekti. Tıpkı, 31 Mayıs ve 21 Haziran 2013 tarihlerinde Taksim Meydanı’nda ve Gezi Parkı çevresinde uygulanan polis şiddeti ve ardından gelen gözaltılar gibi...
Soros’un desteği
İşin bir başka ilginç yanı, Occupy hareketinin, tüm dünyanın sömürülmesine ön ayak olan Rothschild ve Rockefeller aileleri ile aynı küresel çetenin etkin isimlerinden George Soros’dan şimdiye kadar hiçbir talepte bulunmamış, bu küresel çetelere karşı hiçbir manifesto yayınlamamış olmalarıdır. Hatta Soros, Birleşmiş Milletler’deki bir basın toplantısında “Occupy Wall Street”i desteklediğini belirtmiştir. Occupy hareketlerinin bu bağlamda ülkeleri “istikrarsızlaştırma” projesi olduğu da söylenmektedir.
kaynak: reklam_link
İsrail Devleti'nin kurucusu Rothschild Ailesi'dir.
Nasıl mı?
İsrail`in kuruluşu Mayıs 1948`tir. İkinci Dünya Savaşı`nın sonları olması sizce bir tesadüf mü? Hem Birinci, Hem İkinci Dünya Savaşı`nın en en en temel sebebi Hicaz bölgesinde, Kudüs başkentli bir Yahudi devleti kurulacak olmasıdır. Büyük emelleri olan Tek Dünya Devleti`nin başkenti de Kudüs olacaktır.
Rotschild Ailesi'nin nasıl devletler üstü güce sahip olabildiğini ve dünyanın öncül devletleri ile olan ilişkilerinden bahsedecem..
Rothschild Ailesi Amerika`nın kuruluşu sırasındaki Amerikan-İngiliz kolonileri çatışmalarında gizliden gizliye Amerika`yı desteklemiştir. Rothschild Ailesi Amerikalılara silah ve para yağdırmıştır. bunun kaşılığında George Washington’dan, kurulacak olan Amerikan devletinin parasını basma hakkını kendilerine vermesini istemiştir. Amerikan Doları`nın basımı Rothschild Ailesine aittir.
Ardından İngiltere-Fransa savaşında destekledikleri taraf ise Fransa olmuştur. Bu Fransa savaşı esnasında savaşı İngiltere`nin kazandığı hakkında bir spekülasyon yaratarak tüm İngiliz halkının parasını borsaya yatırmasına sebep olmuşlardır. Fakat İngiltere`nin savaşı kaybettiği ortaya çıkınca, Rothschild ailesi adeta İngiltere`nin gizli sahibi haline gelmiştir. Büyük paralar kırmıştır. İngiltere Rotschild’e olan borcunu ödeyemez ve Bank of England resmen Rothschild’e devredilir. Ardından yine o meşhur tekliflerini bu sefer İngiltere’ye yaparlar, paranızı biz basalım borcunuz silinsin. Böylelikle Sterlin’i basanlar da kendileri olurlar.
Birinci Dünya Savaşı’ndan perişan bir şekilde çıkan Almanya nasıl kısa bir sürede tüm dünyaya kafa tutabilecek kadar güçlenmiştir? Cevap: Rothschild Rothschild Rothschild. Bu yardımı yapacak olmalarının bedeli ise tabi ki Alman Merkez Bankası’dır. Alman ekonomisine de bu şekilde hakim hale gelirler.
Başta Avusturya ve Rusya olmak üzere Osmanlı`ya düşman devletleri ve ayaklanma çıkarmaları için Osmanlı azınlıklarını destekleyen ise yine Rothschild olmuştur. Rothschild Ailesi Osmanlı'ya da ahlaksız teklifte bulunmuştur. Hayır banka veya para değil, Osmanlı`dan alacak çok daha değerli bir şeyleri vardır. Rothschild, Abdülhamit'e Filistin, Kudüs ve Hicaz'ı vermesi karşılığında Osmanlı'nın tüm dış borçlarının silineceğini, Balkanlar’da ve Kuzey Afrika`da kaybettiği toprakları geri alacağı garantisini vermiştir. Abdülhamit bunu reddetmiştir. Kabul etseydi her şey şu an çok mu farklı olurdu? hayır. Zira Osmanlı üzerindeki yüzyıllara dayanan planlar er geç faaliyete geçecekti.
Birinci Dünya Savaşı ile Yahudi devletinin kurulması için gerekli finans sağlanmıştır. Kutsal topraklar da (Kudüs ve Civarı) Osmanlı'nın elinden alınmıştır. Yahudi Devleti'nin kurulması için gerekli son bir şey daha kalmıştır, o da bu topraklarda yaşayacak Yahudilerdir. Fakat Avrupa'da halinden memnun olan Yahudiler nasıl ikna edilecekir? Bu sorun İkinci Dünya Savaşı'nda çözüme kavuşturulur.
Adolf Hitler'in başa getirilmesi ve onun Faşist Politikası, Rothschild oyunlarıdır. Yahudilerin yıllar boyunca katledilmesi yine Rothschild'er tarafından telkin edilmiştir. Bu sayede soykırıma uğrayan Yahudilerden sağ kalanlar İsrail Devleti`ne geleceklerdi. Nitekim öyle de olmuştur.
Milyonlarca insanın öldüğü, mağdur olduğu, maddi ve manevi inanılmaz kayıplar verilen İki Dünya Savaşı'nın da amacı buydu ve amacına ulaştı. Hicaz bölgesinde bir Yahudi devleti olan İsrail Devleti, 1948 Mayıs’ında resmen kuruldu.
Şimdi kafanız karışmış olabilir. Ee bu Rothschild ailesi yahudiydi hani, neden Yahudi katliamını finanse ettiler, nasıl Hitler’i destekleyebilirler? Bunları soruyorsunuz değil mi?.. Bu adamlar Yahudi diyoruz da, tanrıları Yehova, peygamberleri de Hz Musa mı sizce? Bu adamların ne dini ne milleti var. Sadece bir tanrıları var, o da Şeytan başka bir deyişle efendileri Deccal.
Acı ama gerçek.
Dünyayı yöneten devletler üstü gücün sahipleri Şeytan`a, Deccal’e hizmet etmekte.
Tüm bu güce sahip olmalarının ve sürekli daha fazlasını istemelerinin başka nasıl bir açıklaması olabilir? Mutlaka altında çok daha “kutsal” bir amaç olmalı…
KAPİTALİZM-KOMÜNİZM-SOSYALİZM… FARK ETMEZ, HEPSİ BİZİM ESERİMİZ
Hepsi sonuçta bizim eserimiz olan aynı şeyler. Başta akıllı ve zengin, yönetici bir avuç insan, geride hiçbir değeri olmayan ve istenildiği gibi yönlendirilen bir köle sürüsü. Fransız İhtilali neden yapıldı sanıyorsunuz, Fransız halkı çok fakirdi de açlıktan mı ölüyordu, ya da burjuvazi gerçekten çok mu zengindi? Hayır, hayır, sınıf farkı tarih boyunca hep olmuştur, bugün de böyledir. Asıl sebep Masonluğun en büyük kahramanlarından Jacques De Molay ve diğer Tapınak Şövalyeleri’nin, 1314 yılında o devrin Fransa kralı IV. Philip tarafından Tapınakçıların hazinesini kendisine vermediği için yakılarak öldürülmeleridir. Bu ihtilalin Masonlar tarafından kışkırtıldığını biliyorsunuz. Devrim sonunda XVI. Louis giyotinle idam edildiği zaman, bir devrimcinin; “Molay, intikamın alındı.” Diye haykırdığı bilinen bir gerçektir.
Rus Devrimi başta bir sebepten dolayı yapılmıştır. O zaman ki Illuminati yöneticileri, Hegel Diyalektiği gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde oluşan kapitalist sisteme bir karşı sistem oluşturarak dünya yönetimini ellerine geçirmenin planlarını yapıyorlardı. Çünkü istediğiniz gibi yönlendirebilmek için bir şekilde insanları avuçlarınızın içinde devamlı baskı altında tutmanız ve korkutmanız gerekir. Rotschild ailesinin özel desteğiyle Rusya’da devrim gerçekleştirildi ve Komünizm ilan edildi. Amerikan Kapitalist sistemine karşı, Rusların Komünizm sistemi. Burada Hegel Diyalektik yönetimi gereği, Marksist yönetim antitez olarak yani Kapitalist yönetimin karşısına çıkarılıyordu. Bu iki zıt gücün sentezinden, Amerikan Bir Doları’nın arka yüzündeki piramitin altında yazdığı gibi, Yeni Dünya Düzeni ortaya çıkıyordu.
MEDYA VE SİNEMA ENDÜSTRİSİNİN ROLÜ ÇOK ÖNEMLİ
Böylece dünya ülkelerinin Komünist rejime dahil olmayan yarısı, Komünizm tehlikesine karşı devamlı korkutuldu. Bu sistem içindeki insanlar sahip oldukları mal ve mevkilerin Komünizm gelirse ellerinden gideceği korkusu içinde, devlet yönetimine sonsuz destek verdiler. Öte yandan eski Sovyetler Birliği ve Komünist sistemde yaşayan diğer insanlara ise Kapitalizmin ne kadar öcü olduğu anlatılıyordu. Onlar da yaşadıkları yaşam şartlarının en iyisi olduğuna inandırılmış, bunun da Komünist sistem sayesinde olduğunu düşünüyorlardı. Böylece insanlar devamlı baskı altında tutuluyor ve istediğimiz gibi yönlendirilebiliyorlardı. Tabii burada medyaya ve sinema endüstrisine büyük görevler düşmüştür.
NÜKLEER SAVAŞ TEHDİDİ EN BÜYÜK BLÖFTÜ
Nükleer savaş tehdidi en büyük blöf olarak tarihe geçmiştir. Ama doğal olarak insanları öyle ya da böyle bir şekilde ömür boyu aldatmak imkansızdır. Bu yüzden Komünist rejimin sonunun gelmesine karar verdik, daha da önemlisi komünist ülkelerin serbest piyasa ekonomisine geçip Kapitalizme yönelmeleri gerektiği için sizin de bildiğiniz gibi birkaç günde durup dururken ve hiç kan dökülmeden o çok korkulan Sovyetler Birliği dağılıverdi; meşhur Berlin duvarı yıkıldı ve öcü komünizm balonu söndürüldü.