1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 16  |
 |
Abdi
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 10:20
| Alıntı: |
Allah iflah etsin!
O kadar uzak değil, 1970'li yıllarda da böyle çıkmışlardı sahneye. "Devlet görevini yapmıyor!" diyerek örgütlenmişlerdi.
Kendi silahlı güçlerini, devletin yerine koymuşlardı. "Komünistlere karşı vatanı yeterince korumuyor devlet" diyerek silahlanmışlardı.
Cinayet işlediler.
Katliam yaptılar.
Tabii kullanıldılar da...
O korkunç kutuplaşma böyle yaratıldı 1970'lerde. Şiddet ve anarşi böyle vurdu. Cehennem böyle yaşandı.
Ve böyle geldi 12 Eylül de. Hapishaneleriyle, işkenceleriyle, idamlarıyla, siyaset yasaklarıyla...
Unuttuğunuzu sanmıyorum.
Her şeyin içindeydiniz.
Öyle değil mi?
Sözüm size Muhsin Yazıcıoğlu.
Büyük Birlik Partisi Başkanı olarak yaptığınız son açıklamaları okuyorum.
Ve irkiliyorum.
Hiç mi ders almadınız?..
"Devlet devletliğini yapmıyorsa, evde mi oturacağız?" diyebiliyorsunuz hâlâ...
"Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!' demişler. Milletin hissiyatına tecavüz ediliyor, halk kışkırtılıyor. İtleri salıyorlar, taşları bağlıyorlar" diyebiliyorsunuz hâlâ...
Daha ileri gidip:
"Devlet, sorumluluğunu yerine getirmezse, vatandaş geri kalmaz. Milletin kendi güvenliğini sağlamak hakkıdır" diyebiliyorsunuz hâlâ... (Radikal, 8 Eylül 05, manşet haber)
Hiç mi ders almadınız? Bilemem, belki ders almak gibi bir niyetiniz de yok.
12 Eylül öncesi de böyleydiniz. Kendinizi devletin yerine koyarak yola çıktınız. Türkiye kan gölüne döndü.
Şimdi de çok tehlikeli bir oyun içindesiniz. Eskiden sağ-sol düşmanlığı üzerinde zıplamıştınız. Bugün Türk-Kürt düşmanlığı üzerinde zıplıyorsunuz.
Bu ülkeye yapılabilecek en büyük düşmanlık budur.
Türklerle Kürtleri birbirlerine kırdıracak bir yörüngede seyir halindesiniz. "Milletin hissiyatına tecavüz ediliyor; evde mi oturacağız?" diye çağrı yapıyorsunuz.
Oysa, yapılması gereken tam tersidir.
PKK kaynaklı şiddet ve terör tecrit edilecekse, bu mücadelede hedef küçültülecekse, tahrik ve kışkırtmadan özenle kaçınmak gerekir.
Sözüm size Yazıcıoğlu.
Yangına körükle gidiyorsunuz.
PKK ve tepesindeki yönetici klik, Türkiye'yi demokrasi ve Avrupa Birliği yolundan kaydırmak için sokağı ateşe vermenin peşinde. Bu amaçla, anlaşılan o ki, bir kardeş kavgası çıkarlarına uygun gözüküyor.
Siz de mi aynı görüştesiniz?
Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği çatışsın mı istiyorsunuz? Türklerle Kürtler birbirlerinin gırtlağına sarılsınlar mı istiyorsunuz? 1990'larda olmayan 21. yüzyılda mı olacak?
Bu mu muradınız?..
"Devlet devletliğini yapmazsa, evimizde mi oturacağız?" derken, dilinizin altındaki bakla bu mu yoksa?
Bakın, terörle mücadelede verilen şehitler elbette anaların yüreğini dağlıyor.
Bu acı hepimizin.
Peki, siyasetçinin görevi nedir? Anaların yüreğindeki bu yangına körükle gitmek mi?
Asla değil, olmamalı.
Sorumluluk sahibi siyasetçi, bu yangından kütük kapmaya çalışan değildir, olamaz da.
Yalnız sizi eleştirmiyorum.
Muhalefette o kadar çok var ki yangına körükle giden...
Dikkatle izliyorum.
Yalnız sizin gibiler değil, örneğin sosyal demokrat geçinenler arasında da var, sokakta kabarmaya başlayan milliyetçilik dalgasına kapılanlar...
Yazık!
Allah iflah etsin hepinizi.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
 |
Okhan
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 10:33
| Alıntı: |
| Evet, sart koşacaksın ve mecburi süreceksin bütün Kürtleri. Simdi bana kimileri ırkçılık yapıyorsun diyecek ama rahat durma, bayrağa vatana ihanet et kendini Türk sayma diyen ben değilim herhalde, kendileri yapıyorlar. Onların istedikleri hak, ben söyleyince ırkçılık oluyorsa olsun varsın be gülüm ... |
Bir insan toplulugunu belli bir irki kökene ait olduklari icin bir yerden sürmek irkciligin babasidir. Yani artik oha denilecek konuma vardi yorumlar, lütfen biraz daha dikkatli yazalim. Sitemizde bu tarz mesajlari görmek istemiyoruz. Burasi Atatürk'ün görüslerine uygun milli duygulari icinde barindiran insanlarin mekani. Bu milliyetcilikte ne irkcilik ne de ülkeyi bölmek vardir. Yazdiklarinizla bir PKK'linin yazdiklari arasinda en ufak bir fark yok. Onlar da Kürtler ve Türkleri ayirmaktan bahsediyor, Türkiye bölünsün diyor ve esasinda Kürtler onlarin da umurunda degil, gerektigini düsündüklerinde sürmekten veya vurmaktan geri kalmiyorlar.
| Alıntı: |
Arkadaslar benim parlak fikirlerim var. Bu Kurt ayrisimini once ust seviyeden yapalim.
Icisleri Bakani Aksu ve Milli Egitim Bakani Celik’i hemen gorevden alip surgune gonderelim.
Turgut Ozal’in mezarini Istanbul alip memleketine postaliyalim...
|
Olacak is degil, artik ciddi ciddi ülkemizi bölelim, veya Kürt kökenli bakanlari sürelim gibi aciklamalarda bulunanlar cikmaya basladi, Allah yardimcimiz olsun. Atatürk'ün genclige hitabesinin acilen tekrar okunmasi gerektigini düsünüyorum. Ismet Inönü'nün bu vatan icin verdigi mücadeleyi hatirlatmak istiyorum. Inönü'nün mezarini da silah dostu Atatürk'ün yanindan, Anitkabir'den alip memleketine mi postalamamiz gerekmekte. Peki bir zaman sonra Atatürk'ün mezarini Selanik'e postalayalim diyenler cikarsa, biz o zaman ne diyecegiz? Kendini milliyetci sananlarin ülkeyi ilk böldürmek isteyenlerden biri oldugunu görünce yapmacik milliyetciligin nerelere kadar varabilecegini bilmeme ragmen yine de varilan konumu ibret ve saskinlikla takip ediyorum. Biz Cumhuriyeti, Kurtulus savasi'ni anlatan kitaplarla büyümüs bir gencligiz. Atatürk'ün genclige hitabesini, bu vatanin her karisinin degerini, o toprak ve özgürlük icin feda edilen canlari, akan kanlari hocalarimiz bize ilkokuldan itibaren ögrettiler, bazilarimiz bu konuda hic mi ders almamislar, nedir bu yazilanlar? bu vatan icin akan kanlar böyle bir genclik icin mi akti? Atatürk hitabesini bu genclige mi okudu, cumhuriyeti bu genclige güvenerek mi miras birakti? "Ey Türk gencligi! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir", bu cümleden siz bu yazdiklarinizi mi anliyorsunuz?: Yaziklar olsun derim sadece.
|
 |
01Hakan01
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 10:38
Hayret! Hasan Cemal gibi bir serefsiz dönegin söyledikleri hala kaale aliniyor.
O bir Karen Fogg cocugudur.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uslup uygunsuz denmis...hic umurumda degil.Bu ve bunun gibi insanlar baska türlü tarif edilemez.
Devamli susturulmaya calisiliyoruz.
|
 |
RızaAmca
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 11:54
Bulabilirseniz ERSEVER'in kendi yazdığı kitabı okumanızı tavsiye ederim şaşıracaksınız.
Genelde aynı olaylar farklı yorumlarla şehir efsanesi haline getirilip gerçeklerden uzaklaştırılıyor. Örneğin aynı olay soner yalçın'ın kitabında da anlatılır birinde ölen masumlardır , birinde pkk'nın bölge sorumlusu.
| Alıntı: |
SelenE
Zira potansiyelleri dinamik olarak aktif ve dolayısıyla aktüel olan ”Kürt Sorunu” gibi sorunlarla oynamak tehlikeliydi ve tehlikelidir. Yaklaşık yüzelli yıldır kin ve öfke büyüterek çözülmeyi bekleyen bu sorunla, Apo'nun PKK'si ve Hizbullah kanalıyla oynandı ve oynanıyor. Hizbullah'ın misyonu sona erdirildiği için ”hikayesi”nin anlatılmasında artık sakınca görülmüyor, kirli çamaşırlar ortaya dökülüyor. Geçenlerde Hava Kuvvetleri Komutanı general Cömert'in açıklamasından sonra, Jitem'in öldürülen ilk başkanı Cem Ersever'in avukatı Emin Emir, 5.9.2005 tarihli Zaman Gazetesi'nde, ikisi de devlet tarafından ortadan kaldırılan Ersever ile Hizbullah lideri Velioğlu arasındaki sıkı ilişkiden uzun uzadıya bahseder. Günün birinde, misyonu bittiği zaman, Apo ve ekibinin de ”hikaye”sinin aynen böyle ifşa edileceğinden eminim. |
Ersever'den alıntı.
| Alıntı: |
PKK'nın kimin tarafından ve ne amaçla kurdurulduğunu izah etmeden önce onun oluştuğu özel ve genel şartlar ile gelişim seyrine bakmak gerekir. Böylece onun kimler tarafından ve ne amaçla kurulduğu daha iyi anlaşılabilecektir. Sanırız 1970'1i yıllardaki dünyanın, bölgenin ve ülkemizin durumuna kısaca bir göz atmak yeterli olabilir.
1970'1i yılların başları soğuk savaşın bir kez daha tırmandığı, özellikle ABD ile Sovyetler Birliği arasında her alanda kıyasıya bir mücadelenin yaşandığı dönemdir. Ortadoğu ise bu iki gücün en çatışmalı alanlarının başında gelmektedir. Amerika Birleşik Devletleri için Ortadoğuda en sağlam mevzi İsrail olmasına rağmen; Sovyetler Birliği için Filistin meselesi ve bu meselenin etrafında kümelenen güçler bir tutunma noktası olmaktadır. Ancak, bu güçlerin tutarsızlığı, Filistin meselesinin yavaş yavaş popülaritesini kaybetmeye başlaması, hızının giderek yavaşlaması, daha doğrusu giderek bir çıkmaz içine girmesi SB için bazı tedbirleri acilen gerektirmektedir. Öte yandan Türkiye batı ittifakı içinde yer almasına rağmen Kıbrıs sorunu nedeniyle batıyla karşılıklı geçimsizlik havası oluşmaya başlamıştır. Bir yandan Sovyetler Birliği Ortadoğuda yeni köprü başları oluşturmaya çalışırken, başta ABD olmak üzere batı ittifakı Türkiye'yi her alanda cezalandırmak istemektedirler. Yine bu dönemde Lübnan iç savaşı başlıyor ve sorunun çözülmemesi için bütün dünya el birliği ediyor, aynı yıllarda Türk diplomatlarına karşı yaygın Ermeni Terörü baş gösteriyordu. Silah kaçakçıları Bulgaristan ve Suriye ye üslenerek Türkiye'yi silah deposu haline getiriyorlardı. 1975 yılından itibaren de terör Türkiye'de süratle tırmanmaya başlamıştı. Bu gelişmelerin yaşandığı bir ortamda 1973 yılında fikir düzeyinde birtakım oluşumlar içersinde olan Abdullah OCALAN isimli bir üniversiteli, sessiz sedasız Ankara'da üniversite gençliği içersinde kadro çalışması yapmaktadır. 1976 yılında yeterli sayıya ulaşan A. ÖCALAN, gruba KD (Kürdistan Devrimcileri) adını vermiştir |
|
 |
serhate
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:01
Emin değilim ama zannediyorum bu "nüfus takası" bahsini ilk eden üye ben oldum.
Bu bahsi Kürtlere bir hatırlatma amacıyla açmıştım.
Eğer kitlesel olarak bu yapılmakta olan madrabazlıklara isyan etmezler,Türkiye Cumhuriyeti içinde eşit vatandaşlar olarak yaşama iradelerini beyan etmezlerse kaçınılmaz güzergahı işaret etmek istemiştim.
Evet böyle giderlerse bu, mecburi güzergahtır.
Şimdi bazı arkadaşlarımızın ,sanki hemen yarın uğurlama merasimi yapılması isteniyormuş gibi bir düşünceyle hareket ettiğini görüyoruz.
Bu "bu kafayla devam edilirse kaçınılmaz hale gelecek sonuçtur" , yoksa Türk Milletinin bugünkü talebi değildir.
Hayatta herşeyin maliyeti hesaplanır. Gelecek planları bu maliyet hesapları üzerine kurulur.
Aynı hesabı akıllı milletler de yapar. Bu hesaplardan kaçarak,hamasetle biribirini uyutan milletler kendileri adına bir yerlerde yapılıp önlerine konan hesabı da ya öderler yada gider mutfakta bulaşıkları yıkarlar. Türk Milleti bu hamaset kafasıyla,bu "tembel milliyetçiliği" anlayışıyla on yıllardır "bulaşıkları yıkamaya mahkum kılındı".
Türk Milleti artık istemediği yemekleri yemeye zorlanamaz. Aklı başında,yetişkin ve olgun bir toplum olarak "kendi yemeğini kendi seçer,hesabını bilir ve öder".
Aynı olgunluğu Kürtlerden de beklemek hakkımızdır. Onlardan da seçimini yapıp ,hesabını ödemeye razı olmalarını bekliyoruz.
Gençliğe Hitabe'yi buraya kopya-yapıştır yapan arkadaşlarımız maalesef hamaset yapmaktadır.
Bu arkadaşlarımızdan aynı "yaratıcılığı" Bursa Nutku-Fatih Camii gösterisi başlığı altında da beklerdik.
Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim; bir "site denetçisinin" yazısında Atatürk ve "postalamak" ifadesinin yan yana geçmiş olmasını ayıplıyorum.
Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşmış dahi olsa Türkiye'nin bugün yaşadığı ekonomik,sosyal,kültürel ve ahlaki krizlerin mimarı bir adamla Atatürk'ü kıyaslamak anlamına da gelebilecek bu ifade düzeltilmelidir.
Atatürk'ün kabrini Selanik'e "postalatacak" babayiğit de henüz doğmadı.
NOT: Nüfus artış hızının,demografik dengelerin ülkelerin kaderine etkileri hakkında nüfus bilimci-analist Emmanuel Todd'un özellikle Bosna hakkında yaptığı analizleri internette bulup okumanızı öneririm. Son 15 yıldır takip ettiğim ve öngörülerinde,analizlerinde yanıldığını görmediğim bir biliminsanıdır. SSCB'nin çöküşünü 10 yıl öncesinden yorumlamıştır. Son derece itibarlı bir analisttir.
|
 |
Sina
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:06
| Alıntı: |
| Var. Tek devlet tek millet formülü içinde barışçıl çözümü savunan Kürt aydınlar var. Bir tanesi Hikmet Fidan idi. Sesi çok fazla çıktığı için öldürüldü. Çünkü savunduğu şey bölücü PKK'nin işine gelmiyordu. Onunla aynı fikirdeki aydınlar da mesajı aldılar ve sustular |
Bu sitede aydınlanmış bir çok arkadaşımız var; övgüyse övgü bunlardan biri de okhan ile alimemodur.
Ben bir önceki mesajımda şeyh sait'in torunu pkk'nın öldürülecekler listesinde diye yazmıştım ya birileri anlayamamış, doğal karşılıyorum.
Bu şahıs da aynı burada bazı arkadaşlarımızın dediği gibi "neden bölücü olmayan kürt asıllı vatandaşlarımızın da sesi çıkmıyor" diye... Buna cevaben yazmıştım ama ne yazıkki gündemden bihaberler...
Dün öğlen ilkokul öğretmenimi gördüm ve uzun uzun konuştuk. Kendisi Ankarada yaşamasına rağmen arada sırada buralara uğradığını söyledi. Yine bir gelişinde, oturulan bir mekanda, eleştirel birkaç söz söylüyor. 2 gün sonra yolunu kesen 2 kişi "hoca, sesini fazla yükseltme!" diyorlar.
Sanırım şimdi daha iyi anlaşılabilir yazdıklarım,
Diyarbakır'dan "almak isteyen herkese" kocaman selamlar!!!
|
 |
AhmetD
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:23
Ismet Inönü, Turgut Özal ve Malatya
Hangi arkadasimiz yazdi bilmiyorum ama sunu vurgulamak istiyorumki
Malatya Ilimiz Anadoluda ilk türklesen yörelerimizden birisidir. Malatya Halki gecmisten bugüne kadar türk milletinin ve vatanin ayrilmaz bir parcasidir. Ilimizde Kürtlerde yasiyor, ama bunlarin hepsi vatanimiza, bayragimiza ve ordumuza saygilidir..bizdendir.
Arkadaslar lütfen ne türkü türklükten cikarin nede kürtleri toplu halde terörist veya bölücü olarak gösterin.
bizim mücadele Apo ve yandaslariylandir. ülkemizi bu soysuzlardan temizlemek lazim. cünkü bunlar kudurmus hayvanlar gibi sürekli provokasyonlarda, sürekli eylemlerde bulunacaklardir.
öte yandan sunu unutmayalim. Bu mitingi organize edenler 400.000 veya 500.000 kisi beklerken ancak 4.000 kisiyi toplaya bildiler. durum böyle oluncada medyatik eylemlere giristiler.
saygilarimla
ahmet dogan
|
 |
şirvan
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:24
sayın arkadaşım ;
en azından bizim yazdıklarımız ve düşüncelerimiz sadece tartışma ve fikir beyan etme..ama bunu hiç bir zaman kanlı eğlemlerle sonuçlandırmıyoruz biz üzerinde yaşadığımız toprakları korumaya çalışıyoruz .Sanırım aradaki fark çok net ne dersin?Şuan senin bu yazdıklarına canı yanan bir şehit annesi nasıl bir cevap verirdi bilmiyorum.Bizim bu vatan sınırları içinde adabıyla yaşayan ve bu bayrağı kabul eden insanlara dediğimiz bişey yok ama bu insanlar kendi aralarında teşkilat kurup yaşadıkları ve ekmek yedikleri bu vatanın topraklarına saygı göstermeden yaşayacaklarsa bizim bu insanları bu topraklardan çıkarmak boynumuzun borcu.Kendi bütünlüğümüzü korumak için bunu yapmalıyız...
| Alıntı: |
| Yazdiklarinizla bir PKK'linin yazdiklari arasinda en ufak bir fark yok. Onlar da Kürtler ve Türkleri ayirmaktan bahsediyor, Türkiye bölünsün diyor ve esasinda Kürtler onlarin da umurunda degil, gerektigini düsündüklerinde sürmekten veya vurmaktan geri kalmiyorlar. |
|
 |
Okhan
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:36
| Alıntı: |
| Sanırım aradaki fark çok net ne dersin?Şuan senin bu yazdıklarına canı yanan bir şehit annesi nasıl bir cevap verirdi bilmiyorum.Bizim bu vatan sınırları içinde adabıyla yaşayan ve bu bayrağı kabul eden insanlara dediğimiz bişey yok ama bu insanlar kendi aralarında teşkilat kurup yaşadıkları ve ekmek yedikleri bu vatanın topraklarına saygı göstermeden yaşayacaklarsa bizim bu insanları bu topraklardan çıkarmak boynumuzun borcu. |
Bahsi gecen mesaj Güneydoguyu Kürtlere vererek Türkiye'yi bölüp Türkiye'ni batisindaki bütün Kürtleri yeni devlete sürmekten bahseden bir mesaja cevapti. Bir sehit anasinin verecegi cevap sanirim benim mesajima daha yakin bir cevap olurdu. Ne yani oglunun bosuna sehit oldugunu kabul edip, iyi madem verelim kurtulalim, bütün Kürtleri de sürelim mi diyecekti? Orasi vatan topragi degil mi? O topraklar icin simdiye kadar binlerce sehit vermedik mi? Olmus bir kere mi diyecegiz?
|
 |
şirvan
17 yıl önce - Cum 09 Eyl 2005, 13:38
ilgili arkadaşlar A. Necati Ulunay UCUZSATAR'ın Dağların Gözyaşları adlı 3 ciltden oluşan kitaplarını okumanızı tavsiye ederim ...
Temelde amaç; özlü bir tarihi geçmişe sahip olan Türkler'in bölünmesi, parçalanması ve yutulmasıdır. Buradan yola çıkarak, ne zaman ki ülkeler ekonomik ve siyasi otoritelerini sağlam bir şekilde kuramamışlar, işte o zaman dış güçlerin diğer ülkeler üzerindeki uyguladıkları politikalar etkisini göstermeye başlamıştır. Hem de en feci ve acımasız bir şekilde. Dış güçler tarafından Güneydoğu’da kurulmak istenen Bağımsız Ermenistan ve Kürdistan Devleti ilk etapta sözde o bölgede yaşayan bir kesim insan grubu ve ırkına tanınması gereken bir hak gibi görünse de, daha sonraki dönemlerde böl, parçala, yut politikasının bir parçası olacaktır. Yani dış güçlerin rahat rahat kullanabilecekleri bir piyon... Bunun için yürütülen yol ise; o bölgede yaşayan halkı kullanarak onların cehaletlerinden, ekonomik durumlarından istifade ile birbirlerine ve devlete düşman kılarak izlenen yoldur.
Bu amaçla, görünüşte bize dost fakat gizli hesaplar yapılarak düşmanlığımızı yapan dış güçler vardır. PKK’ya kucak açmış, bu amaca hizmet edecek kişilere de maaş bağlamak ve destek vermek suretiyle bize en büyük kötülüğü yapmışlar, yapmaya da devam etmektedirler. Hatta kendi askeri güçlerini kullanarak PKK’lılara askeri ve siyasi eğitim bile vermişlerdir. Gayeleri ise kurulması düşünülen devleti kendi amaçları doğrultusunda kullanmak, yeri ve zamanı gelince Türkiye Cumhurtiyeti’nin başına bela kılmaktır. Bunun için de Ermeni, Suriye’li, küçük yaşta kaçırılıp yanlış eğitim verilmiş Güneydoğu’lu insanlar ve azınlık olarak da diğer ülkelerden görevlendirilen sapık ruhlu, akli dengesi bozuk insanlar kullanılmaktadır. Bu tür olayların arkasındaki güçler ise Fransa, İtalya, Almanya, Suriye ve Ermenistan gibi birtakım ülkelerdir.
Bu insanlara yer yer yurtiçi ve yurtdışın silahlı veya silahsız eylem yaptırmaktadırlar. Güneydoğu’da yaşayan masum insanların mallarına, canlarına ve ırzlarına tecavüz ederek, olumsuz bir şekilde vahşi yaşamlarını devam ettirmektedirler. Güneydoğu’da yapılan zalimane ve insanlık dışı, acımasız olayları ise dış kökenli, sapık ruhlu insanlar gerçekleştirmektedirler. Halbuki, yapılan bu olayların Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından yapıldığı şayiası yayılarak, Türk’ü Türk’e kırdırmak istemekte ve nifak tohumları saçmaktadırlar.
Tabii ki bu tür olaylar ve PKK Terör Örgütü hükümetlerin boşluklarından ve ekonomik olarak zor durumda olduğumuz zamanlarda zirve noktasına ulaşmıştır. Ne zaman hükümetler doğru politika izledi ve olayların üzerine gitti ise o zaman başarı sağlanmış ve halk desteğini çekmiştir. Asıl olması gereken iç politikada PKK’ya sağlanan yerel desteğin kesilmesi yönünde yapılacak olan hareketlerdir.
Bu politikayı şu şekilde güzel bir örnekle de açıklayabiliriz: birbirleri ile dost olarak yaşayıp geçinen ve refah seviyeleri çok yüksek olan iki komşu devletin topraklarında ve zenginliklerinde gözü olan üçüncü bir devlet olduğunu farzedelim. Bu üçüncü devletin kralı, kalleşçe bir plan hazırlar. Plan şöyledir; topraklarına göz koyduğu ülkelerin insanlarının kılığında olan ve dillerini konuşan iyi yetişmiş iki grup hazırlatır. İçinde her kesimden olan insan gruplarını o iki ülkeye gönderip, dost olan devletlerin birbirlerinin topraklarında gözü olduğunu ve bu sebepten dolayı da savaş hazırlıklarına giriştikleri dedikodusunu yayar. Bu dedikoduları çarşıda, pazarda, eğlence yerlerinde ve kalabalık olan birçok yerde yaparlar. Bir müddet sonra, bu şayialar kralların kulaklarına kadar ulaşır. Tedbirler alınmaya başlanmıştır. Amaç şudur; dost olan iki devlet birbirini savaşarak yıpratacak, birbirini kırıp geçiren iki ülke arasında bu üçüncü ülke arabuluculuk görevi üstlenecektir. Savaş için hazırlıklarını tamamlayan taraflar, bir fırsatını bulup savaşa başlarlar. Savaşmaktan bitap ve yorgun düşerler. Bir sürü kayıplar verirler, insanlar ölür. Bu arada her iki ülkeye de arabuluculuk yapmak üzere kalleşçe planlar yapan kral, şöyle bir teklifte bulunur; herhangi bir olumsuz durum karşısında onlarla beraber savaşması için ve aynı zamanda barış gücü olarak kendi askerlerinden oluşan birlikleri, o ülkelere gönderme teklifinde bulunur. Ve barışın olmasını istediğini, daha fazla kanın akıtılmamasını istediğini taraflara belirtir. Bu dostça olan tutumu, diğer devletler çok olumlu karşılar, arabuluculuğa sevinirler. Barış gücü olarak gönderilen birlikler, bir müddet sonra işgal gücüne dönüşürler ve her iki ülkeyi de işgal ederler. Her iki ülkeyi de işgal altına alan, Kral hükümdarlığını ilan eder. Kendi halkı huzur ve bolluk içinde yaşarken, diğer iki halk da cehaletin pençesine yenik düşerek, köle gibi kullanılırlar. Yani kısacası şu; suçsuz, günahsız arkadaşını sırtından vuran kişiyi de sırtından vurmaya hazırlanan üçüncü kişi. Buradan hareketle, Güneydoğu’da bulunan halkımızın ve insanların ikinci kişi olmayacak şekilde çaba göstermesi, hükümetin de bu tür olaylara meydan vermeyecek ekonomik ve sağlam iç politik tedbirler alması gerekir.
Cehalet ve eğitimsizlik tarihte de olduğu gibi, insan topluluklarının en büyük düşmanı olmuştur, olmaya da devam edecektir. Güneydoğu’da yaşayan insanlar dış güçlerin oyunlarına gelerek hükümetten ve ülkelerinden soğumuş, yapılan eziyetlerden dolayı yılmış ve küskün bir topluluk durumuna gelmişlerdir. Onlara maddi destek sağlayan ve karınlarını doyuran kişilerin oyunlarında rol almışlardır. Cehaletin bedeli her zamanki gibi ağır ve acımasız olmuştur.
|
 |
sayfa 16  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|