1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 14  |
 |
Osman Doğan
14 yıl önce - Sal 26 May 2009, 01:53
O ulu Hakandır Onu Çekemeyen Düşmanları Kızıl Sultan Demiştir.
|
 |
ömer..
14 yıl önce - Sal 26 May 2009, 15:40
| Alıntı: |
| O ulu Hakandır Onu Çekemeyen Düşmanları Kızıl Sultan Demiştir. |
Doğru söylüyorsunuz. Sultan 2. Abdülhamid, yüz yıl önce, 27 Nisan 1909'da tahttan indirilmişti. Milliyetçilik akımının olduğu, birçok devletin kurulması ile dünyada dengelerin en hızlı değiştiği bir dönemde, yabancılarca 'hasta adam' olarak nitelenen Osmanlı Devleti'ni 33 yıl başarılı bir şekilde idare eden padişah, tahttan indirilişinin hemen sonrasında altı asırlık devletin yıkılmasına şahit olacaktı. Ulu Hakan tahtta 33 sene kaldı, tahttan ayrıldıktan sonra devlet sadece 10 sene içinde yıkıldı.
Tahta çıktığında ilk iş olarak misyoner eğitim kurumları hakkında bilgi isteyerek bu okullarda denetimi sağlayan padişah, işe eğitimden başlamıştı. Balkanlarda yıllarca devam eden karışıklıklar onun saltanatı sırasında güdülen denge politikası ile atlatıldı, Japonya ile iyi ilişkiler kuruldu, memlekette huzur ve savaşsız bir ortam sağlandı. Bütün bu yaptıkları birilerini rahatsız etti.
Onun hakkında bilinmedik bazı konulara ışık tutan Mustafa Armağan'ın Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı kitabından bazı notlar:
- "Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." (sayfa:29)
- "2. Abdülhamid yakın tarihimizin en büyük bilmecelerinden biridir. Daha dün denilecek kadar yakın bir tarihte yaşamış olmasına rağmen, kendisini harice karşı bu kadar iyi perdeleyip gölgelik alana onun kadar iyi çekilmesini bilmiş ikinci bir şahsiyet yoktur." (sayfa:39)
- "Sultan Abdülhamid belki sıkı bir yönetim sergiledi; anayasa, parlamento, seçimler gibi siyasi enstrümanları işletmesine devrin şartları izin vermedi. Ama bir şekilde bu 33 senelik dönemi, tamamen değilse bile, büyük ölçüde hasarsız atlatmamızı sağladığı da bir gerçek." (sayfa:40)
- "Krizlerin keskinleştiği, olgunlaştırdığı ve belki de motive ettiği bir hükümdar. Yüzündeki her çizgide 33 taşkın mizaçlı yılın eseri okunuyor." (sayfa:46)
- "Son derece zeki, çabuk kavrayışlı ve hazırcevap olmasına rağmen ancak uzun ve derin bir düşünme sürecinin ardından ve karşısındakinin görüşlerini iyice anladıktan sonra kendi fikrini açıklayan, sonuna kadar ihtiyatlı bir şahsiyet vardır karşımızda. Hatta pek çok konuda devrin devlet ve ilim adamlarından rapor ve görüş ister, onlardan gelen değerlendirmeler arasından tercihini yapardı." (sayfa:69)
- "Haremde kadın olarak hanımları ve hazinedarlarından başkasıyla görüşmezdi. Yıldız Sarayının bahçesinde halayıkların, hazinedarların, bekar sultan ve şehzadelerin koşup eğlenmesinden hoşlanır, hatta bazen aralarına girerek muziplikler yapar, şakalaşırdı." (sayfa:72)
- "Bizim hep gülmeyen, çok ciddi bir insan olarak bildiğimiz Abdülhamid'in böylesine neşeli bir tarafı da var. Elbette devlet hayatında gayet ciddi; ama özel hayatında onun da deşarj olmaya ihtiyacı yok mudur?" (sayfa:73)
- "Sultan Abdülhamid'in günde muntazaman 15–16 saat çalıştığı biliniyor ki, bu bizim normalde 8 saat çalışan bürokratlarımız için çok fazladır. Demek ki, sadece uyku için kendisine zaman ayırıyor; kalan vakitlerinde daima çalışma halindedir." (sayfa:79)
- "Beş vakit namazını kılar, Kur'an-ı Kerim okurdu. Daima camilere devam ederdi, Ramazanlarda Süleymaniye Camii'nde namaz kılardı…" (sayfa:80)
- "Çevresi ve devrin entelektüelleri tarafından tam olarak anlaşılamamış, tek başına, yalnız bir insan o. Eğitim hamlelerine girişiyor, yolların yapımı, haberleşme imkânlarının artırılması gibi temel konulara eğiliyor. Yeniden o büyük Osmanlı padişahlığı imajını yakalamak ve etrafa yaymak için çabalıyor." (sayfa:92)
- "Devrindeki Düvel-i Muazzama diplomatlarının Sultan 2. Abdülhamid'in ustalıklı dış politikası hakkında sarf ettikleri sözlerin yüzlercesi arasında bir cümle son derece manidar gelir bana: 'Abdülhamid kurtlarla birlikte ulumayı bilen bir hükümdardı'." (sayfa:103)
- "1890-1905 yılları, küçük balıkların büyük balıklar tarafından yutulmaları ve haritadan silinmeleri dönemidir." (sayfa:104)
- "Aşırı derecede üzerine gidiliyor, aleyhine yazılar yazılıyor, 'Kızıl Sultan' denilip iftiralar atılıyor, Fransadan, İngiltereden, Belçikadan, Rusyadan, hatta Ermeni anarşistlerinden destekler alınıyor. Fakat bütün bunların karşılığında o, kendisine suikast düzenleyenleri dahi affediyor, en fazla sürgüne gönderiyor. Sonuçta siyasi mahkumların merkezden biraz uzakta kalması, enterne edilmesi gibi eski dönemlere kıyasla hafif sayılabilecek cezalar vermekle yetiniyor." (sayfa:127-128)
- "İttihad ve Terakki iktidarında Sultan Abdülhamid'e yönelik büyük bir iftira kampanyası başlatılmıştır. Aleyhinde o kadar çok aslı astarı olmayan şeyler söyleniyor ki, bir kısmına söyleyenler bile inanmıyor." (sayfa:128)
- "Sultan 2. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra tarih ve gelecek karşısında kendisini savunmak ihtiyacını hissetmiş olmalı ki, daha Selanikteki sürgün günlerinde bir kâtibe hatıralarını dikte etmiş, ancak haber alınır alınmaz müsvedde halindeki bu kağıtlara el konulmuştur. O gün bugündür bu hatıralar bulunamamıştır. Ancak Beylerbeyi Sarayında Alatini Köşkündekinden daha rahat ve gevşetilmiş bir nezaret altında hatırlarını yazdırmayı başarmış ve bunlar Ali Vehbi Bey tarafından Fransızcaya tercüme edilerek bastırılmıştır. Bunun dışında Atatürk'ün de hocası olmuş Osman Senai Bey adlı subayın terekesinden çıkan defter de İsmet Bozdağ tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca çeşitli hatıralar ve özel doktoru Atıf Bey'e söyledikleri de dahil bazı sözlerini içeren parçalar elimizde bulunmaktadır." (sayfa:132)
- "Siyonizmin ve aslında İsrail Devletinin kurucusu ve teorisyeni Theodor Herzl, İstanbula 1896-1902 yılları arasında yaptığı 5 ziyaretten yalnızca birisinde Padişah'la görüşebilmiştir. Bütün gücüyle Sultan’ı Yahudilerin Filistine iskânına ikna etmeye çalışan Herzlin çabaları her seferinde akim kalmış ve sonunda Abdülhamid tahtta kaldığı sürece Filistin’de bir İsrail devletinin kurulamayacağını anlamıştır." (sayfa:164–165)
- "Sultan 2. Abdülhamid: 'Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır…' " (sayfa:169)
- "1908–1913 arasında tam bir kargaşalık hâkimdi Babıâli’ye. Sözde bir serbestî, bir özgürlük havası esiyordu. Ancak Ocak 1913'de gerçekleşen Babıâli Baskınıyla İttihad ve Terakki Fırkası silah zoruyla yönetime el koydu ve iktidarı eline geçirdi. Böylece 'mutlakıyetçi', 'müstebit', 'zalim', 'hunhar' yaftalarıyla devirmeye kalktıkları Sultan 2. Abdülhamid'in yönetiminden çok daha müstebidane bir idare, adeta bir gangster çetesi idaresi kurdular. Suçsuz nice insan 'jurnalci', 'istibdat taraftarı' gibi suçlamalarla ibret-i âlem için Beyazıt Meydanında asıldı." (sayfa:174–175)
- "İşte bu kargaşalık ortamında Filistin’e gizli Yahudi göçlerinin patladığına tanık olunur. Filistin’de 20-25 bin kadar olan yerleşik Yahudi Sefarad nüfusu, 15-20 yıl içerisinde Eşkanazların akınıyla 125 bini bulmuştu. Filistinlilerin topraklarına el koymalar, köy baskınları, sabotajlar vs. ile tarihin en büyük trajedilerinden birinin fitili ateşlenir. Özetleyecek olursak, Osmanlı Devleti'nin başına gelenler Filistin özelinde de sahnelenmiştir aslında." (sayfa:175)
- "Aleyhteki propagandasına son vermek için bir ara İngilterenin ünlü The Times gazetesini satın almaya dahi kalkıştığı söylenir Sultan'ın. Neden vazgeçtiğini bilmiyorum. Ama hiç de yabana atılacak bir fikir değil bence. Düşünsenize, The Times gazetesi bizim olsaydı…" (sayfa:192)
- "Abdülhamid Chicagoda düzenlenen fuar için kendisine sunulan teklifler arasında sema eden dervişleri gördüğü zaman sinirinden köpürmüştü. Ona göre, kendimizi batılının gözüne folklorik bir malzeme gibi sunma çabası yerine, diri, ilerleyen, kalkınan, bilim ve teknolojiye açık bir ülke imajına sarılmamız gerekiyordu. Yıl 1893. Çöktü çöküyor dediğimiz Osmanlı, batılı gözün bizi görmek istediği kalıba böyle direniyordu. Ve yıl 2005. Pekçok 5 yıldızlı otelimizde bir semazen takımı var. Fark, intihar mı etti?" (sayfa:207)
- "2. Abdülhamid Han'ın 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da Haliçe, dahası Boğaziçine birer köprü yaptırmayı düşündüğünü ve dahi bunun için de çeşitli projeler hazırlattığını biliyor muydunuz?" (sayfa:219)
- "İlk kız okulları da Abdülhamid Han zamanında açılmıştı. Nitekim âlim bir zat olan Abdüllatif Subhi Paşa'nın ilk defa bir kız sanat okulu açma teşebbüsünde tereddüt geçirmesi ve titizlenmesi üzerine Abdülhamid, 'Sen mektebi aç, ben arkandayım', diyerek açıktan destek vermiş ve çevresini, daima kızların okuması için ilk adımları atmaya teşvik etmiştir." (sayfa:233–234)
- "Abdülhamid’in özelliklerinden birisi olarak şunu da zikretmek gerekir ki, cami yaptırdığı her köye bir ilkokul yaptırmıştır." (sayfa:234)
- "Sultan Abdülhamid'e 'otomobil düşmanı' bile diyenler var. Lakin ilk otomobilin onun izniyle geldiğini nedense gizliyorlar. İlk modern eczanemiz ise yine Abdülhamid döneminde 1880 yılında açılmıştır." (sayfa:259)
- "İlk denizaltı gemilerimizi kendisine borçlu olduğumuz Abdülhamid'in kadrini bilmemekte ve hâlâ denizciliğe düşmandı demekte ısrar edenler varsa, kendileri bilir." (sayfa:277)
- "Tahttan indirildikten sonraki yıllardan birinde Enver ve Talat Paşalar Beylerbeyi Sarayında Sultan 2. Abdülhamid'i ziyarete giderler. Fakat yüzü tutmadığı için Enver Paşa bir bahane uydurarak kapıdan geri döner. Talat Paşanın Sultan'ın huzurundan gözyaşları içerisinde ayrıldığını, görüşmeden fevkalade istifade ettiğini, hatalarını anladıklarını söyler; nitekim Sultan'ın cenazesine katılıp, ağlayan isimlerden biri de Talat Paşadır. Sultan Abdülhamid'in cenazesi mahşeri bir kalabalığın katıldığı son cenazelerden biridir Osmanlı döneminde. (sayfa:285)
- "İktidar döneminde onun kıymetini anlayamamış pek çok insan, tahttan indirildikten sonra yaşanan büyük karmaşa ve kaos ortamında hatalarını anlamış ve pişman olmuşlardır." (sayfa:286)
- "Sadece Türkiyede değil, İslam âleminde, hatta Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Doğu ve Uzak Doğu’da da onun adı bir efsane olarak bir asırdır yaşamaya devam etmişti. Bugün dahi zaman zaman Afrikada, Hindistanda, Güneydoğu Asyada, Cuma Hutbelerinin onun adına okunduğunu bildiren gazete haberleriyle karşılaşmamız sürpriz değildir." (sayfa:291)
- "Şurası açık ki, 2. Abdülhamid keskin bir insan etkileme yeteneğine sahiptir. Yabancılar dahil pek çok tanıyanı, onun şu özelliğini vurgulamışlardır: Abdülhamid'in bire bir iletişim kurduğu zaman ikna edemeyeceği kimse yoktur." (sayfa:318–319)
- "Bunun için de devrin kurtlarıyla uzun ve yorucu bir dansa çıkması gerekmişti. Bu kuralları olmayan oyunda hamle üstünlüğünü kapmak için zorlu ve zorunlu bir mücadele, her şeyden önemlisi de, dünyaya ‘Biz buradayız!’ mesajının verilmesi gerekliydi. 'Biz buradayız ve yalnız Anadolu'da değil, Afrikada, Çinde, Basra Körfezinde, hatta Arnavutlukta dahi kurtlarla mücadeleye hazırız' mesajı, renkli uygulamalarıyla ispatlanıyordu." (sayfa:330–331)
- "Zamanın ABD Başkanı Theodore Roosevelti çıldırtan soğukkanlılığı, 'Türk düşmanı' İngiltere Başbakanı Gladstone’un öfke dolu tehditlerini boş çıkartan oyunları, Alman Şansölyesi Bismarkın takdirlerini kazanan diplomatik dehası, Rusya ile iyi geçinerek İngiliz emperyalizminin bir başka tuzağına düşmekten özenle sakınması, anlamlıdır." (sayfa:331)
- "Aslında Çanakkale savaşları anlatılırken Sultan Abdülhamid'in atlanması feci bir hatadır. Neden mi? Hem bizzat onun açtırdığı okullarda yetişen bir neslin mücadelesi olması (çünkü bu direniş ruhu o okullarda edinmişlerdi), hem de bizzat onun silahlarını kullanmış olmaları yüzünden." (sayfa:331)
- "Eline silahı alarak, parmak tetikte; ama silahı asla patlatmadan direnen son büyük muhafız. Son Ada’nın son büyük kalecisi bir başka deyişle. Nüfus azaltan değil, artıran Sultan. Seni ne kadar az anıyor, ne kadar az anlıyoruz. Ve senin gerçek Çanakkalemiz olduğunu ne zaman hakkıyla idrak edeceğiz?" (sayfa:332)
En son ömer.. tarafından Sal 26 May 2009, 17:53 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Vedat BEHAR
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 14:46
ecdadımız sultan 2.abdülhamit masonlar ve siyonistler tarafından 1909'da tahtan indirilmeseydi, ülkemiz 1.dünya savaşına girmeyecek ve parçalanmayacaktı ve 1 süper güç olan modern bir ülke olacaktı.
Edadımız 2.Abdülhamitin Eserleri ve hizmetleri
ABDULHAMIT HAN'IN YAPTIKLARI
İlk defa elektriği,gazı getiren,ilk modern eczanemizi açtıran,
İlk otomobili getiren,5 bin km kara yolunu yaptırtan,
Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
Kudüs-Yafa,Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren,Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,
Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini(İst.Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan,(14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
Okullara(Hıristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen ,Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran,Paris’te İslam Külliyesi kuran !
Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktirende,hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soranda,sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirtende !
Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O !
Israrla yerli kumaş giyen,Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
Ziraat Bankasını kuran,Ticaret,Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
Yıldız Çini fabrikasını,Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
Modern matbaa makinelerini Türkiye ye getirten,ücretsiz kitap dağıttıran,6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan,Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da(Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
Türkiye’nin bir çok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
Hindistan,Cava,Afganistan,Çin,Malezya,Endonezya,Aç e,Zengibar,Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
Yalova Termal kaplıcalarını kurduran,Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan,Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur ,(Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
Sarayda müzik okulu kurduran,çocuklarına piyano çaldırtan,hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine,58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen,Çinin göbeği Pekinde Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
Beş vakit namazını aksatmadan kılan,hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan(hatta yere bile basmayan[yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
Yeni gemiler alan,toplar(çanakkale savaşımızdaki çoğu top),tüfekler getirten de !
Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur !
Kiliselere,sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan da kilise yapılmasına bile yardım eden),
Peygamberimize,dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan(Fransa-İngiltere-Roma-ABD)(Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden,İzmir limanına izinsiz giremeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
Darülaceze yaptırıp içine sinagog,kilise ve cami koyduran,
Çocuk hastanesi (Şişli Etfal[çocuklar] Hastanesi) açtıran,
Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan,parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran(Sirkeci Büyük Postane binası..),
Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..),O !
İlkokulu zorunlu tutan(kız ve erkeklere), İlk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa gecen,
Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran(32 tane)(şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu),Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran(Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637),okuma yazma oranının 5 kat arttıran,(1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu..sadece Anadolu da 14 bin ilkokul vardı)
Orta okul(Rüşdiye)sayısı 619 çıktı,Fransızca dersleri konuldu,
Lise eğitimi için İdadiler açan(109 tane),(İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
İstanbul’da Darülfünün(Üniversite)açan,Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
Ayrıca Deniz Mühendis Okulu,Askeri Tıp Okulu(GATA’nın atası),Kuleli Askeri okulu,Mekteb-i Harbiyeler(Harp Okulları yani),Askeri Baytar Okulu,Kurmay Okulu,Mekteb-i Mülkiye(Siyasal Bilgiler Fak.),Mekteb-i Tıbbıye-i(Marmara Ünv.Tıp Fak.),Mekteb-i Hukuk,Ziraat ve Baytar Mektebi,Hendese-i Mülkiye(Yüksek mühendis okulu),Daarül Muallim-i Adliye(Yüksek Adalet Okulu),Maliye-i Mekteb-i Ali(Yüksek Ticaret Okulu),Ticaret-i Bahriye(Deniz Ticaret Okulu),Sanayi-i Nefise Mektebi(Güzel sanatlar fak.),Hamidiye Ticaret Mektebi(İktisadi ve Ticari ilimler akademisi),Aşiret Mektebi(Osmanlılık fikrini yaymak için),Bursa’da İpekböçekçiliği okulu,Dilsiz ve Âmâ Okulu,Bağcılık ve Aşıcılık Okulu,Orman ve Madencilik Okulu,Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Hani neredeyse bütün sözde aydınların sövdüğü,öğretmenlerimizin kendi ideolojik yaklaşımı ile anlattığı,baskı yapıyor diyerek,o dönemin şartlarını bile düşünmekten aciz olan insanların sevmediği..(Neden kimse 1925’deki Takrir-i Sükun Kanununu ile bütün muhaliflerin susturulduğunu düşünmez ? Bu dönemde hükümet veya mahkeme kararıyla pek çok yayın kapatıldı,özellikle sol yayınlar tamamen yeraltına itilmişti.Yada İsmet İnönü döneminde 44 gazete kapama emri verildiğini.Yakub Kadri’nin “İsmet Paşa bir polis devleti kurdu dediğini.”
Düşünmeyiz çünkü o kişilere karşı körü körüne yargılarımız yoktur,at gözlüğü ile değil o dönemin şartlarına göre bakarız tarihe)
İngilizlerin oyunu,İttihatçıların tertibi ile “Din elden gidiyor!” gibi komik bir gerekçe ile 31 Mart vakasına maruz bırakılan,
1895-96’Doğu Anadolu da Ermeniler tarafından kurulmak istenen devleti Hamidiye Alayları ile bastıran bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan diye isimlendirilen,
SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN
Belki de gerçekten suçluydu,kötü bir insandı çünkü Osmanlı topraklarında petrol araması yaptırıp 65 yerde petrol buldurması,bunun üzerine Musul topraklarını şahsi parasıyla alıp sömürgecilerin eline geçmesine mani olması..
Yada Siyonistlerin 5 milyon altın teklifine rağmen Filistine yerleşmelerine izin vermemesi.
Ne bileyim; 240 üyeli Osmanlı meclisine 140 Türk vatandaşı( Mason locası üyesi) sokmayı beceren İttihatçıları (Mason locaları)dinlemeyip meclisi kapaması.
Belki de Prof.Dr.Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi ;
“Milletimiz bu hükümdarın dehasına çok şey borçludur”
Bekli de Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın dediği gibi ;
“Osmanlının son hükümdarı,son evrensel imparator II.ABDÜLHAMİD’dir”
kaynak: Tarih ve İnsan
not: buradaki bilgiler şayet yanlışsa doğrusunu bilenler lütfen saptırmadan yazsın.
En son Vedat BEHAR tarafından Pzr 31 May 2009, 16:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
|
 |
Ömer Dindar
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:01
ulu hakanımıza rabbim rahmetiyle muamele eylesin.uluhakanı da bizlere şefaatçi eylesin...
|
 |
M Ali Çelik
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:30
ne han ne hakan sadece sıradan bir padişah. Sadece osmanlının çöküş sürecini biraz yavaşlatmış ama sonrası için çöküşün daha sert olmasına neden olmuştur. Balkan savaşında ege adalarının kaybedilme sebebi diktatörlüğü sırasında donanmayı haliçte hapsederek çürüttürmesidir.
|
 |
yasin.yılmaz
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:39
vedat behar'ın mesajına düzeltme
Sultan II. Abdülhamid 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909 tarihleri arasında saltanat sürmüş, 31 Mart hadisesinin hemen ardından tahttan indirilmiş ve alel acele Selanik'teki Alatini Köşkü'ne gönderilerek sürgün edilmiş ve göz hapsine alınmıştır.
1 Kasım 1912 yılında 1. Balkan Savaşı'nda Selanik'in elden çıkması tehlikesi üzerine İstanbul'a getirilmiş ve Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirilmiştir. Buradaki göz hapsi 10 Şubat 1918 tarihinde ölümüne kadar devam etmiştir.
Yani "tahttan indirilip şehit edilmemiştir." Şehit edilen Sultan Abdulaziz Han'dır.
Ayrıca;
İlk fotoğraf ne II. Abdülhamid'e ne de başka bir padişaha ait değildir. Araştırınca göreceksiniz.
İkinci fotoğraftaki "ABDUL HAMİD 1842-1876" ibaresi Sultanın saltanatı gibi görünsede 1842 doğum tarihi, 1876 ise tahta geçme tarihidir. Avrupalılarca hazırlanan bu kartpostal-afiş tarzı resimler genelde hayalidir ve hataları boldur.
Üçüncü fotoğraf ise yine benzer şekilde hazırlandığından resimdeki kişi Sultan II. Abdülhamit Han'a çokta benzemiyor. Eldeki fotoğraflarından bunu kontrol edebiliriz. Şehzadelerin sakal bırakması yasak, padişahların ise sakal bırakması bir gelenekti. Padişahların büyük çoğunluğu bu geleneğe uyarak tahta geçtiklerinde sakal bırakmışlardır. Bu resim ise Sultan'ın şehzadeliğinde çektirdiği çok bilinen bir fotoğrafından faydalanılarak yapılmış olmalı.
Amacım kişileri kötülemek, kırmak değil yanlış bilgileri elimden geldiğince düzeltmektir, bu nedenle bu açılamaları yapma gereğini hissettim.
|
 |
Vedat BEHAR
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:05
| Alıntı: |
Üçüncü fotoğraf ise yine benzer şekilde hazırlandığından resimdeki kişi Sultan II. Abdülhamit Han'a çokta benzemiyor. Eldeki fotoğraflarından bunu kontrol edebiliriz. Şehzadelerin sakal bırakması yasak, padişahların ise sakal bırakması bir gelenekti. Padişahların büyük çoğunluğu bu geleneğe uyarak tahta geçtiklerinde sakal bırakmışlardır. Bu resim ise Sultan'ın şehzadeliğinde çektirdiği çok bilinen bir fotoğrafından faydalanılarak yapılmış olmalı.
|
ecdadımız 2.Abdülhamit'ten ve sultan reşattan sonra gelen padişah vahdettinin sakalı yoktu.
(+)
|
 |
yasin.yılmaz
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:41
| Alıntı: |
| ne han ne hakan sadece sıradan bir padişah. Sadece osmanlının çöküş sürecini biraz yavaşlatmış ama sonrası için çöküşün daha sert olmasına neden olmuştur. Balkan savaşında ege adalarının kaybedilme sebebi diktatörlüğü sırasında donanmayı haliçte hapsederek çürüttürmesidir. |
Bu kadar basit yani... Donanma Haliç'te hapsedilip çürütülmeseydi (!) Ege adalarını kaybetmeyecektik. İş bir donanmayla bitiveriyor...
Çoğu 1861-1876 arasında saltanat süren Sultan Abdülaziz Han tarafından dışa borcu arttırarak yenilenebilen-oluşturulabilen Osmanlı Donanması, zaten gırtlağına kadar borç içerisindeki ve iflasını ilan edip Duyun-u Umumiye(borçlar idaresi)'yi kurup gelirinin büyük kısmını buraya sarfetmek zorunda kalan devlet bütçesi ile ne kadar geliştirilebilirdi demek yok !
Donanmanın Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirildiği tarihi baz alırsak 1876'dan Balkan Savaşları'nın başladığı 1912 yılına kadar geçen 36 sene içerisindeki sadece bakımına bile yukarıda bahsettiğim bütçeden ne kadar pay ayrılabiliyordu bunu düşünmek yok !
35-40 yıl öncesinin teknolojisiyle oluşturulan ve belkide bütçenin durumu nedeniyle yenilenemeyen donanma ile ne derece başarı elde edilebilirdi diye düşünmekte yok !
Peki ne var?
| Alıntı: |
| Balkan savaşında ege adalarının kaybedilme sebebi diktatörlüğü sırasında donanmayı haliçte hapsederek çürüttürmesidir. |
demek var.
Diktatör olduğu idda edildiği halde, saltanatını sağlamlaştırması için elindeki askeri güce önem vermesi beklenirken donanmayı çürümeye terkettiği gibi tezat oluşturabilecek bir fikir yürütmek var.
Dünyanın ilk denizaltısını yapan ve bunu Yunanistan'a satan Basil Zaharoff'u İstanbul'a davet edip Taşkızak Tersanesi'nde 1886 yılında Abdülhamid, 1887 yılında Abdülmecid isimli dünyanın ikinci ve üçüncü denizaltılarını tanesi 11000 sterlin'den imal ettirdiğini ve Adülmecid isimli denizaltının dünyanın torpido atabilen ilk denizaltısı olduğunu bile bilmek yok. Bu mesele bile Osmanlı deniz gücünün boşlanmadığının bir göstergesi. Ama para olmayınca katedilebilecek mesafede kısa oluyor.
Neden bilmiyoruz çünkü okumuyoruzki... Duyduğumuz bir takım sözleri, bilgileri, iddaları...vs. "birde ben bakayım, azıcık olsun araştırayım, acaba doğru mu?" demiyoruzki...
| Alıntı: |
| ne han ne hakan sadece sıradan bir padişah. |
Türkler uzun tarihleri boyunca kendilerinin başında bulunan, devletlerini yöneten, liderlik yapan kişilere Han, Hakan, Kağan, Bey, Sultan, Padişah... gibi ünvanlar vermişlerdir. Bu konuma gelmiş, bu sorumlulukları yüklenmiş kişileri ne geçmişte ne şimdi sıradan sıfatıyla basitleştirmeyi uygun bulmuyorum.
En son yasin.yılmaz tarafından Pzr 31 May 2009, 16:59 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
|
 |
yasin.yılmaz
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:46
| Alıntı: |
| ecdadımız 2.Abdülhamit'ten ve sultan reşattan sonra gelen padişah vahdettinin sakalı yoktu. |
Evet doğru.
Bende zaten "Padişahların büyük çoğunluğu bu geleneğe uyarak tahta geçtiklerinde sakal bırakmışlardır." yazdım, hepsi demedim.
Bilindiği kadarıyla; Yavuz Sultan Selim, II. Osman (genç), V. Murat ve VI. Mehmed Vahdettin saltanatlarında sakal bırakmayan padişahlardı.
|
 |
Vedat BEHAR
14 yıl önce - Pts 01 Hzr 2009, 12:11
İşte masonların ve siyonistlerin Ecdadımız sultan 2. Abdülhamit üzerine yeni oyunları, lütfen dikkatli olalım.
Sultan II. Abdülhamit ve Theodor Herzl Tarihi gerçekler
Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ile Yahudi milliyetçilerinin lideri (Modern Siyonizm’in babası denilebilir mi?) Theodor Herzl’in yaşantıları 19. yüzyılın çalkantılı sonlarına doğru kesişir. Dolaylı ve doğrudan yapılan temasların Siyonizm’in gelişimini derinden etkilediği bir gerçek… Peki, aynı görüşmeler Osmanlı Devleti’ni nasıl etkilemiş? Karşılıklı görüşmenin yıl dönümünde, Selim Aviyente, bu üstünde çokça durulan konuya ışık tutuyor
Fransa’dan başlayarak yeşeren ulusalcı söylemler yeni ulus-devletlere yol açarken, Avrupalı Yahudi yazarlar beklenen Mesih’in artık geleceğini ve Yahudilerin kutsal topraklara dönme zamanının geldiğini ifade ediyorlardı.
Bu bağlamda, modern Siyonist makaleler 1880’lerden itibaren Avrupa medyasında yer bulmaya başlamıştı.
Moses Hess, 1862 yılında, ‘Roma ve Kudüs‘ adlı kitabında Yahudi sorununa çözüm olarak Filistin’de bir Yahudi sosyal birliği kurulmasını öneriyordu.
Leo Pinsker, 1881 yılında “Auto-Emancipation” adlı kitabında antisemitizmin modern bir olgu olduğunu ve Yahudilerin kendi ulusal vatanlarını nerede olursa olsun kurmak için organize olmaları gerektiğini anlatıyordu.
İşte bu fikirler, İbranice eğitim ve ulusal uyanışı organize etmeye çalışan Hibbat Zion’un (Siyon Âşıkları) dikkatini çekti. Yahudi sorununa çözüm teşkil etmek için Hayfa’da tarım kolonileri kurmaya başladılar.
Dreyfüs olayından derinden etkilenen Theodor Herzl, genel anlamda Yahudi sorununa, özellikle de antisemitizme çözüm için Filistin’de bir Yahudi devleti kurma amacındaydı. Tarihte oynadığı bu rol ona siyasi Siyonizm’in kurucusu sıfatının verilmesine yol açtı.
Herzl, Yahudilerin Filistin’de kutsal kitaplarda anlatıldığı şekli ile bir devlet kurma düşünü kaleme aldığı Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabını 1896 yılında yayınladı.
Bu amacı gerçekleştirmek için gerekli toprak alanları bulmak maksadıyla Papayla, Alman Kaiser’i Wilhelm’le, Avrupa’nın çeşitli prensleri, politikacıları ve nihayet söz konusu bölgenin kontrolünü elinde tutan Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit ile görüştü.
Ortodoks Yahudiler ise Mesih gelmeden kurulacak bir Yahudi devletine karşıydılar. Bu hareketi laik /sosyalist ve Yahudi inancı ile geleneklerine aykırı bir sapkınlık olarak görmüşlerdi.
Herzl, Sultan II. Abdülhamit’e bu konudaki ilk teklifi dostu olan Polonyalı aristokrat Phillip de Nevlinsky vasıtasıyla yaptı ama bir sonuç çıkmaması üzerine 1896’da İstanbul’a bizzat geldi. Başkente bu tarihten sonra dört defa daha gelecek ve 1902’ye kadar Yıldız Sarayı ile bağlantısını kesmeyecekti.
Theodor Herzl, İstanbul’a 1896 ve 1898 yıllarında yaptığı ilk iki seyahatte, Sultan II. Abdülhamit’in yakın çevresi ile temas kurdu. Yıldız Sarayı’nda Padişah’ın huzuruna ise 1901’deki üçüncü seyahati sırasında, 19 Mayıs 1901 günü kabul edildi.
II. Abdülhamit’in adı etrafında oluşan “Devlet-i Âliye’min satılık tek bir karış toprağı yoktur” söylemi, işte bu görüşmeden sonra ortaya çıktı ve Herzl’in Padişah’ın huzurundan kovulması gibi iç gıcıklayıcı bir mizansenle de süslendi.
Herzl, Sultan Abdülhamit’e daha sonra, 16 Şubat 1902’de gönderdiği bir mektupta bu görüşmenin ayrıntılarını hatırlatıyordu. Herzl, “Majesteleri, memleketinde yaşayan Yahudilere gösterdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudilere de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine, değişik bölgelerde bulunmalarına izin vermektedirler” diye yazdı.
Herzl’in yapmış olduğu görüşmeler ve yazışmalar altı sene sürdü. Herzl’in ölümüyle sona erdi.
Garip bir şekilde bu görüşmeler bazı kişiler tarafından tarihin kendi akışı dışında başka bir ideolojiye hizmet etmek için değiştirilmiştir.
Dünyayı Yahudilerin yönettiği ve Osmanlı’yı dünya Yahudilerinin, Masonların, Dönmelerin yıktığı iddiaları aslında Sultan II. Abdülhamit ile Theodor Herzl arasında geçtiği söylenen bu konuşma üzerine temellendirilmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu üyelerinin Balkan kökenli olması, merkezlerinin, Yahudilerin yoğun yaşadıkları bir şehir olan Selanik’te bulunması, II. Meşrutiyetle başlayan sürecin, laik ve ulusal bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile sonuçlanması, bu komplo teorisini güçlendirir.
Dünya görüşü dinci ve hilafetçi olan bazı kesimlerin yeni kurulan Türkiye Devletine mesafeli durmaları ve bu siyasi oluşumda, Herzl’in kovulmasının intikamını almaya çalışan Yahudilerin parmağı olduğu iddialarına yol açar.
Bu söylentilerin çıkma sebebi, Herzl’in 1901’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan Siyonist Kongresi’nde ortaya attığı ve Yıldız Sarayı tarafından üç gün içinde yalanlanan bir iddiaya dayanmaktadır. Ancak, iş bizde dönüp dolaşmış ve “II. Abdülhamit, Filistin’de Yahudi vatanı kurmak isteyen Herzl’i huzurundan kovdu” şeklini aldı.
Osmanlı arşivinden çıkan yeni belgeler
Yukarıda anlatılan ve Prof. Vahdettin Engin’in Osmanlı arşivlerinden yaptığı araştırmalarda bulduğu yeni belgeler belli çevrelerde tarihin yeniden yazılımına yol açacak kadar sarsıcıdır. Huzurdan kovma hikâyesi Prof.Engin’in Osmalı arşivinde bulduğu belgeler ışığında çürütüldü.
Prof. Engin’e göre altı sene süren görüşmeler esasında iki mektupla başlamıştı. Bu mektuplarda Herzl, Osmanlı’dan taleplerini ve Osmanlı borçlarının ödenmesi konusunda ne yapabileceklerini anlatmıştı.
1876’da Babıâli’nin İngiltere’ye olan 200 milyon sterlini geçen borçlarını ödeyememesi ile ortaya çıkan Duyun-u Umumiye İdaresi, kapitülasyonlar ve imtiyazlardan daha büyük bir sömürü aleti olmuştu. Zaten o borçlanmanın altında yatan da, imparatorluğun kendi sanayi hareketini kapitülasyonlar yüzünden kuramamasıydı.
İstanbul’da, bir iki kişilik büro olarak ortaya çıkan Duyun-u Umumiye İdaresi ile kefil olmadan devletin dışarıdan borç bulması da artık mümkün değildi. Avrupa devletleri Duyun-u Umumiye’yi kullanarak faiz isteklerini de bir bir yaptırıyordu.
II. Abdülhamit, Duyun-u Umumiye (Borçlar İdaresi) ile borçların yönetimi hakkında görüşme halindeydi. Bu görüşmelerin amacı Osmanlı borçlarının indirilmesi yönündeydi; en sonunda 75 milyon altın olan borcun 32 milyon altına indirilmesini başarmıştı.
Herzl’in yaptığı teklif, 32 milyon altının % 80’inin, yani yaklaşık 25-26 milyon altının Avrupalı Yahudiler tarafından ödenmesini içeriyordu.
Sultan II. Abdülhamit’le yapılan pazarlıkta Herzl’in yerleşim müsaadesi istediği Osmanlı toprağı Hayfa ve civarıydı. Hâlbuki Sultan II. Abdülhamit,
Yahudi topluluklarının Mezopotamya (Kuzey Irak) üzerinde değişik bölgelere yerleştirilmeleri düşüncesindeydi.
Burada olan “huzurdan kovulma” değil, son ana kadar görüşmeleri sıcak tutup Duyun-u Umumiye ile anlaşamama halinde, Herzl ile pazarlığın neticelendirilmesi olabilir. Nitekim Duyun-u Umumiye ile anlaşıldığı anda Herzl ve vekilleriyle bütün ilişkiler hemen kesildi.
Herzl, 25 Temmuz 1902’de İstanbul Tarabya’dan Sultan II. Abdülhamit’e yazdığı mektuplarda Duyun-u Umumiye ile kendisinin de görüştüğünü anlatıp, ne yapılması gerektiği ile ilgili tavsiyelerde bulundu.
Herzl’in parasal yardımların ötesinde, Sultan’ın Paris’te yaşayan muhalifi Jön Türk Liderlerinden Halit Ziya Bey’in ortadan kaldırılması teklifinde bile bulunduğu söylenir.
10 Mart 1902’de 40,000 Pound’luk, 15 Mart 1902’de 1,000,000 Franklık ve 800,000 Franklık teminat mektupları, Viyana Konsolosu Mahmut Nedim Bey vasıtasıyla Sultan II. Abdülhamit’e sunulmuştu. Bu teminat mektupları Credit Lyonais, Loyds Bank ve Dresner Bank’tan alınmıştı ve Duyun-u Umumiye ile pazarlıkların başarılı geçmesi halinde borç ödemesinde kullanılacaktı.
Ancak hükümetin Duyunu Umumiye ile yaptığı görüşmeler sonucunda borç erteleme başarıya ulaşmış ve Herzl’in teminat mektuplarına ihtiyaç kalmamıştı.
Dolayısı ile denilebilir ki, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit, hiçbir kozu vakti gelmeden elinin tersiyle itmeyen, peşin olarak reddetmeyen, gerçekçi ve öngörülü bir devlet adamıydı.
kaynak : http://www.salom.com.tr/news/detail/11894-Sultan- ...ekler.aspx
ortodoks yahudiler herzaman filistinde bir yahudi devleti kurulmasına hep karşı çıktılar, devlet kurulacaksa mesihin yeryüzüne indiği zaman, aaplarla yani filistinlilerle birlikte ortak bir devlet kuracaklarına inandılar ve siyonist yahudilerle hep zıtlaştılar , siyonist yahudilerin filistin halkına her saldırışında onları protesto ettiler.
|
 |
sayfa 14  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|