Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 14
Osman Doğan
14 yıl önce - Sal 26 May 2009, 01:53



ömer..
14 yıl önce - Sal 26 May 2009, 15:40

Alıntı:
O ulu Hakandır Onu Çekemeyen Düşmanları Kızıl Sultan Demiştir.

Doğru söylüyorsunuz. Sultan 2. Abdülhamid, yüz yıl önce, 27 Nisan 1909'da tahttan indirilmişti. Milliyetçilik akımının olduğu, birçok devletin kurulması ile dünyada dengelerin en hızlı değiştiği bir dönemde, yabancılarca 'hasta adam' olarak nitelenen Osmanlı Devleti'ni 33 yıl başarılı bir şekilde idare eden padişah, tahttan indirilişinin hemen sonrasında altı asırlık devletin yıkılmasına şahit olacaktı. Ulu Hakan tahtta 33 sene kaldı, tahttan ayrıldıktan sonra devlet sadece 10 sene içinde yıkıldı.

Tahta çıktığında ilk iş olarak misyoner eğitim kurumları hakkında bilgi isteyerek bu okullarda denetimi sağlayan padişah, işe eğitimden başlamıştı. Balkanlarda yıllarca devam eden karışıklıklar onun saltanatı sırasında güdülen denge politikası ile atlatıldı, Japonya ile iyi ilişkiler kuruldu, memlekette huzur ve savaşsız bir ortam sağlandı. Bütün bu yaptıkları birilerini rahatsız etti.

Onun hakkında bilinmedik bazı konulara ışık tutan Mustafa Armağan'ın Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı kitabından bazı notlar:

- "Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." (sayfa:29)

- "2. Abdülhamid yakın tarihimizin en büyük bilmecelerinden biridir. Daha dün denilecek kadar yakın bir tarihte yaşamış olmasına rağmen, kendisini harice karşı bu kadar iyi perdeleyip gölgelik alana onun kadar iyi çekilmesini bilmiş ikinci bir şahsiyet yoktur." (sayfa:39)

- "Sultan Abdülhamid belki sıkı bir yönetim sergiledi; anayasa, parlamento, seçimler gibi siyasi enstrümanları işletmesine devrin şartları izin vermedi. Ama bir şekilde bu 33 senelik dönemi, tamamen değilse bile, büyük ölçüde hasarsız atlatmamızı sağladığı da bir gerçek." (sayfa:40)

- "Krizlerin keskinleştiği, olgunlaştırdığı ve belki de motive ettiği bir hükümdar. Yüzündeki her çizgide 33 taşkın mizaçlı yılın eseri okunuyor." (sayfa:46)

- "Son derece zeki, çabuk kavrayışlı ve hazırcevap olmasına rağmen ancak uzun ve derin bir düşünme sürecinin ardından ve karşısındakinin görüşlerini iyice anladıktan sonra kendi fikrini açıklayan, sonuna kadar ihtiyatlı bir şahsiyet vardır karşımızda. Hatta pek çok konuda devrin devlet ve ilim adamlarından rapor ve görüş ister, onlardan gelen değerlendirmeler arasından tercihini yapardı." (sayfa:69)

- "Haremde kadın olarak hanımları ve hazinedarlarından başkasıyla görüşmezdi. Yıldız Sarayının bahçesinde halayıkların, hazinedarların, bekar sultan ve şehzadelerin koşup eğlenmesinden hoşlanır, hatta bazen aralarına girerek muziplikler yapar, şakalaşırdı." (sayfa:72)

- "Bizim hep gülmeyen, çok ciddi bir insan olarak bildiğimiz Abdülhamid'in böylesine neşeli bir tarafı da var. Elbette devlet hayatında gayet ciddi; ama özel hayatında onun da deşarj olmaya ihtiyacı yok mudur?" (sayfa:73)

- "Sultan Abdülhamid'in günde muntazaman 15–16 saat çalıştığı biliniyor ki, bu bizim normalde 8 saat çalışan bürokratlarımız için çok fazladır. Demek ki, sadece uyku için kendisine zaman ayırıyor; kalan vakitlerinde daima çalışma halindedir." (sayfa:79)

- "Beş vakit namazını kılar, Kur'an-ı Kerim okurdu. Daima camilere devam ederdi, Ramazanlarda Süleymaniye Camii'nde namaz kılardı…" (sayfa:80)

- "Çevresi ve devrin entelektüelleri tarafından tam olarak anlaşılamamış, tek başına, yalnız bir insan o. Eğitim hamlelerine girişiyor, yolların yapımı, haberleşme imkânlarının artırılması gibi temel konulara eğiliyor. Yeniden o büyük Osmanlı padişahlığı imajını yakalamak ve etrafa yaymak için çabalıyor." (sayfa:92)

- "Devrindeki Düvel-i Muazzama diplomatlarının Sultan 2. Abdülhamid'in ustalıklı dış politikası hakkında sarf ettikleri sözlerin yüzlercesi arasında bir cümle son derece manidar gelir bana: 'Abdülhamid kurtlarla birlikte ulumayı bilen bir hükümdardı'." (sayfa:103)

- "1890-1905 yılları, küçük balıkların büyük balıklar tarafından yutulmaları ve haritadan silinmeleri dönemidir." (sayfa:104)

- "Aşırı derecede üzerine gidiliyor, aleyhine yazılar yazılıyor, 'Kızıl Sultan' denilip iftiralar atılıyor, Fransadan, İngiltereden, Belçikadan, Rusyadan, hatta Ermeni anarşistlerinden destekler alınıyor. Fakat bütün bunların karşılığında o, kendisine suikast düzenleyenleri dahi affediyor, en fazla sürgüne gönderiyor. Sonuçta siyasi mahkumların merkezden biraz uzakta kalması, enterne edilmesi gibi eski dönemlere kıyasla hafif sayılabilecek cezalar vermekle yetiniyor." (sayfa:127-128)

- "İttihad ve Terakki iktidarında Sultan Abdülhamid'e yönelik büyük bir iftira kampanyası başlatılmıştır. Aleyhinde o kadar çok aslı astarı olmayan şeyler söyleniyor ki, bir kısmına söyleyenler bile inanmıyor." (sayfa:128)

- "Sultan 2. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra tarih ve gelecek karşısında kendisini savunmak ihtiyacını hissetmiş olmalı ki, daha Selanikteki sürgün günlerinde bir kâtibe hatıralarını dikte etmiş, ancak haber alınır alınmaz müsvedde halindeki bu kağıtlara el konulmuştur. O gün bugündür bu hatıralar bulunamamıştır. Ancak Beylerbeyi Sarayında Alatini Köşkündekinden daha rahat ve gevşetilmiş bir nezaret altında hatırlarını yazdırmayı başarmış ve bunlar Ali Vehbi Bey tarafından Fransızcaya tercüme edilerek bastırılmıştır. Bunun dışında Atatürk'ün de hocası olmuş Osman Senai Bey adlı subayın terekesinden çıkan defter de İsmet Bozdağ tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca çeşitli hatıralar ve özel doktoru Atıf Bey'e söyledikleri de dahil bazı sözlerini içeren parçalar elimizde bulunmaktadır." (sayfa:132)

- "Siyonizmin ve aslında İsrail Devletinin kurucusu ve teorisyeni Theodor Herzl, İstanbula 1896-1902 yılları arasında yaptığı 5 ziyaretten yalnızca birisinde Padişah'la görüşebilmiştir. Bütün gücüyle Sultan’ı Yahudilerin Filistine iskânına ikna etmeye çalışan Herzlin çabaları her seferinde akim kalmış ve sonunda Abdülhamid tahtta kaldığı sürece Filistin’de bir İsrail devletinin kurulamayacağını anlamıştır." (sayfa:164–165)

- "Sultan 2. Abdülhamid: 'Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır…' " (sayfa:169)

- "1908–1913 arasında tam bir kargaşalık hâkimdi Babıâli’ye. Sözde bir serbestî, bir özgürlük havası esiyordu. Ancak Ocak 1913'de gerçekleşen Babıâli Baskınıyla İttihad ve Terakki Fırkası silah zoruyla yönetime el koydu ve iktidarı eline geçirdi. Böylece 'mutlakıyetçi', 'müstebit', 'zalim', 'hunhar' yaftalarıyla devirmeye kalktıkları Sultan 2. Abdülhamid'in yönetiminden çok daha müstebidane bir idare, adeta bir gangster çetesi idaresi kurdular. Suçsuz nice insan 'jurnalci', 'istibdat taraftarı' gibi suçlamalarla ibret-i âlem için Beyazıt Meydanında asıldı." (sayfa:174–175)

- "İşte bu kargaşalık ortamında Filistin’e gizli Yahudi göçlerinin patladığına tanık olunur. Filistin’de 20-25 bin kadar olan yerleşik Yahudi Sefarad nüfusu, 15-20 yıl içerisinde Eşkanazların akınıyla 125 bini bulmuştu. Filistinlilerin topraklarına el koymalar, köy baskınları, sabotajlar vs. ile tarihin en büyük trajedilerinden birinin fitili ateşlenir. Özetleyecek olursak, Osmanlı Devleti'nin başına gelenler Filistin özelinde de sahnelenmiştir aslında." (sayfa:175)

- "Aleyhteki propagandasına son vermek için bir ara İngilterenin ünlü The Times gazetesini satın almaya dahi kalkıştığı söylenir Sultan'ın. Neden vazgeçtiğini bilmiyorum. Ama hiç de yabana atılacak bir fikir değil bence. Düşünsenize, The Times gazetesi bizim olsaydı…" (sayfa:192)

- "Abdülhamid Chicagoda düzenlenen fuar için kendisine sunulan teklifler arasında sema eden dervişleri gördüğü zaman sinirinden köpürmüştü. Ona göre, kendimizi batılının gözüne folklorik bir malzeme gibi sunma çabası yerine, diri, ilerleyen, kalkınan, bilim ve teknolojiye açık bir ülke imajına sarılmamız gerekiyordu. Yıl 1893. Çöktü çöküyor dediğimiz Osmanlı, batılı gözün bizi görmek istediği kalıba böyle direniyordu. Ve yıl 2005. Pekçok 5 yıldızlı otelimizde bir semazen takımı var. Fark, intihar mı etti?" (sayfa:207)

- "2. Abdülhamid Han'ın 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da Haliçe, dahası Boğaziçine birer köprü yaptırmayı düşündüğünü ve dahi bunun için de çeşitli projeler hazırlattığını biliyor muydunuz?" (sayfa:219)

- "İlk kız okulları da Abdülhamid Han zamanında açılmıştı. Nitekim âlim bir zat olan Abdüllatif Subhi Paşa'nın ilk defa bir kız sanat okulu açma teşebbüsünde tereddüt geçirmesi ve titizlenmesi üzerine Abdülhamid, 'Sen mektebi aç, ben arkandayım', diyerek açıktan destek vermiş ve çevresini, daima kızların okuması için ilk adımları atmaya teşvik etmiştir." (sayfa:233–234)

- "Abdülhamid’in özelliklerinden birisi olarak şunu da zikretmek gerekir ki, cami yaptırdığı her köye bir ilkokul yaptırmıştır." (sayfa:234)

- "Sultan Abdülhamid'e 'otomobil düşmanı' bile diyenler var. Lakin ilk otomobilin onun izniyle geldiğini nedense gizliyorlar. İlk modern eczanemiz ise yine Abdülhamid döneminde 1880 yılında açılmıştır." (sayfa:259)

- "İlk denizaltı gemilerimizi kendisine borçlu olduğumuz Abdülhamid'in kadrini bilmemekte ve hâlâ denizciliğe düşmandı demekte ısrar edenler varsa, kendileri bilir." (sayfa:277)

- "Tahttan indirildikten sonraki yıllardan birinde Enver ve Talat Paşalar Beylerbeyi Sarayında Sultan 2. Abdülhamid'i ziyarete giderler. Fakat yüzü tutmadığı için Enver Paşa bir bahane uydurarak kapıdan geri döner. Talat Paşanın Sultan'ın huzurundan gözyaşları içerisinde ayrıldığını, görüşmeden fevkalade istifade ettiğini, hatalarını anladıklarını söyler; nitekim Sultan'ın cenazesine katılıp, ağlayan isimlerden biri de Talat Paşadır. Sultan Abdülhamid'in cenazesi mahşeri bir kalabalığın katıldığı son cenazelerden biridir Osmanlı döneminde. (sayfa:285)

- "İktidar döneminde onun kıymetini anlayamamış pek çok insan, tahttan indirildikten sonra yaşanan büyük karmaşa ve kaos ortamında hatalarını anlamış ve pişman olmuşlardır." (sayfa:286)

- "Sadece Türkiyede değil, İslam âleminde, hatta Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Doğu ve Uzak Doğu’da da onun adı bir efsane olarak bir asırdır yaşamaya devam etmişti. Bugün dahi zaman zaman Afrikada, Hindistanda, Güneydoğu Asyada, Cuma Hutbelerinin onun adına okunduğunu bildiren gazete haberleriyle karşılaşmamız sürpriz değildir." (sayfa:291)

- "Şurası açık ki, 2. Abdülhamid keskin bir insan etkileme yeteneğine sahiptir. Yabancılar dahil pek çok tanıyanı, onun şu özelliğini vurgulamışlardır: Abdülhamid'in bire bir iletişim kurduğu zaman ikna edemeyeceği kimse yoktur." (sayfa:318–319)

- "Bunun için de devrin kurtlarıyla uzun ve yorucu bir dansa çıkması gerekmişti. Bu kuralları olmayan oyunda hamle üstünlüğünü kapmak için zorlu ve zorunlu bir mücadele, her şeyden önemlisi de, dünyaya ‘Biz buradayız!’ mesajının verilmesi gerekliydi. 'Biz buradayız ve yalnız Anadolu'da değil, Afrikada, Çinde, Basra Körfezinde, hatta Arnavutlukta dahi kurtlarla mücadeleye hazırız' mesajı, renkli uygulamalarıyla ispatlanıyordu." (sayfa:330–331)

- "Zamanın ABD Başkanı Theodore Roosevelti çıldırtan soğukkanlılığı, 'Türk düşmanı' İngiltere Başbakanı Gladstone’un öfke dolu tehditlerini boş çıkartan oyunları, Alman Şansölyesi Bismarkın takdirlerini kazanan diplomatik dehası, Rusya ile iyi geçinerek İngiliz emperyalizminin bir başka tuzağına düşmekten özenle sakınması, anlamlıdır." (sayfa:331)

- "Aslında Çanakkale savaşları anlatılırken Sultan Abdülhamid'in atlanması feci bir hatadır. Neden mi? Hem bizzat onun açtırdığı okullarda yetişen bir neslin mücadelesi olması (çünkü bu direniş ruhu o okullarda edinmişlerdi), hem de bizzat onun silahlarını kullanmış olmaları yüzünden." (sayfa:331)

- "Eline silahı alarak, parmak tetikte; ama silahı asla patlatmadan direnen son büyük muhafız. Son Ada’nın son büyük kalecisi bir başka deyişle. Nüfus azaltan değil, artıran Sultan. Seni ne kadar az anıyor, ne kadar az anlıyoruz. Ve senin gerçek Çanakkalemiz olduğunu ne zaman hakkıyla idrak edeceğiz?" (sayfa:332)


En son ömer.. tarafından Sal 26 May 2009, 17:53 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Vedat BEHAR

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 14:46



En son Vedat BEHAR tarafından Pzr 31 May 2009, 16:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi


Ömer Dindar

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:01



M Ali Çelik
14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:30



yasin.yılmaz

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 15:39



Vedat BEHAR

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:05

Alıntı:
Üçüncü fotoğraf ise yine benzer şekilde hazırlandığından resimdeki kişi Sultan II. Abdülhamit Han'a çokta benzemiyor. Eldeki fotoğraflarından bunu kontrol edebiliriz. Şehzadelerin sakal bırakması yasak, padişahların ise sakal bırakması bir gelenekti. Padişahların büyük çoğunluğu bu geleneğe uyarak tahta geçtiklerinde sakal bırakmışlardır. Bu resim ise Sultan'ın şehzadeliğinde çektirdiği çok bilinen bir fotoğrafından faydalanılarak yapılmış olmalı.


ecdadımız 2.Abdülhamit'ten ve sultan reşattan sonra gelen padişah vahdettinin sakalı yoktu.




(+)




yasin.yılmaz

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:41

Alıntı:
ne han ne hakan sadece sıradan bir padişah. Sadece osmanlının çöküş sürecini biraz yavaşlatmış ama sonrası için çöküşün daha sert olmasına neden olmuştur. Balkan savaşında ege adalarının kaybedilme sebebi diktatörlüğü sırasında donanmayı haliçte hapsederek çürüttürmesidir.

Bu kadar basit yani... Donanma Haliç'te hapsedilip çürütülmeseydi (!) Ege adalarını kaybetmeyecektik. İş bir donanmayla bitiveriyor...

Çoğu 1861-1876 arasında saltanat süren Sultan Abdülaziz Han tarafından dışa borcu arttırarak yenilenebilen-oluşturulabilen Osmanlı Donanması, zaten gırtlağına kadar borç içerisindeki ve iflasını ilan edip Duyun-u Umumiye(borçlar idaresi)'yi kurup gelirinin büyük kısmını buraya sarfetmek zorunda kalan devlet bütçesi ile ne kadar geliştirilebilirdi demek yok !

Donanmanın Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirildiği tarihi baz alırsak 1876'dan Balkan Savaşları'nın başladığı 1912 yılına kadar geçen 36 sene içerisindeki sadece bakımına bile yukarıda bahsettiğim bütçeden ne kadar pay ayrılabiliyordu bunu düşünmek yok !

35-40 yıl öncesinin teknolojisiyle oluşturulan ve belkide bütçenin durumu nedeniyle yenilenemeyen donanma ile ne derece başarı elde edilebilirdi diye düşünmekte yok !

Peki ne var?
Alıntı:
Balkan savaşında ege adalarının kaybedilme sebebi diktatörlüğü sırasında donanmayı haliçte hapsederek çürüttürmesidir.
demek var.

Diktatör olduğu idda edildiği halde, saltanatını sağlamlaştırması için elindeki askeri güce önem vermesi beklenirken donanmayı çürümeye terkettiği gibi tezat oluşturabilecek bir fikir yürütmek var.

Dünyanın ilk denizaltısını yapan ve bunu Yunanistan'a satan Basil Zaharoff'u İstanbul'a davet edip Taşkızak Tersanesi'nde 1886 yılında Abdülhamid, 1887 yılında Abdülmecid isimli dünyanın ikinci ve üçüncü denizaltılarını tanesi 11000 sterlin'den imal ettirdiğini ve Adülmecid isimli denizaltının dünyanın torpido atabilen ilk denizaltısı olduğunu bile bilmek yok. Bu mesele bile Osmanlı deniz gücünün boşlanmadığının bir göstergesi. Ama para olmayınca katedilebilecek mesafede kısa oluyor.

Neden bilmiyoruz çünkü okumuyoruzki... Duyduğumuz bir takım sözleri, bilgileri, iddaları...vs. "birde ben bakayım, azıcık olsun araştırayım, acaba doğru mu?" demiyoruzki...



Alıntı:
ne han ne hakan sadece sıradan bir padişah.

Türkler uzun tarihleri boyunca kendilerinin başında bulunan, devletlerini yöneten, liderlik yapan kişilere Han, Hakan, Kağan, Bey, Sultan, Padişah... gibi ünvanlar vermişlerdir. Bu konuma gelmiş, bu sorumlulukları yüklenmiş kişileri ne geçmişte ne şimdi sıradan sıfatıyla basitleştirmeyi uygun bulmuyorum.


En son yasin.yılmaz tarafından Pzr 31 May 2009, 16:59 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


yasin.yılmaz

14 yıl önce - Pzr 31 May 2009, 16:46

Alıntı:
ecdadımız 2.Abdülhamit'ten ve sultan reşattan sonra gelen padişah vahdettinin sakalı yoktu.

Evet doğru.
Bende zaten "Padişahların büyük çoğunluğu bu geleneğe uyarak tahta geçtiklerinde sakal bırakmışlardır." yazdım, hepsi demedim.

Bilindiği kadarıyla; Yavuz Sultan Selim, II. Osman (genç), V. Murat ve VI. Mehmed Vahdettin saltanatlarında sakal bırakmayan padişahlardı.


Vedat BEHAR

14 yıl önce - Pts 01 Hzr 2009, 12:11



sayfa 14
« önceki   123 ... 131415 ... 232425   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET