1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 13  |
 |
mds_06
15 yıl önce - Çrş 20 Ağu 2008, 03:43
sultan abdulhamid o kadarda kötü bi padişahmıydı acaba!?bu sitedeki yorumlara biraz göz attım,aslında bilgisayardan ve internetden hiç anlamam.biraderimin bilgisayarından yazıyorum sağ o sun bana yorumumu yazmam için yardımcı oldu.ismim ali doğansoy fransada yaşıyorum. sultan abdulhamid hanı 1992de fransaya yeni geldiğim yıllarda michel grec adında bi yazarın "le dernier sultan"isimli kitabını görüp ve alıp okumaya çalıştıktan sonra tanıdım!çalıştım diyorum çünkü o zamanlar yeteri kadar fransızca bılmiyodum!o nu tanımıyordum sadece amcasının oğlu ABDULMECİD EFENDİ nin yapmış olduğu yağlı boya portresini ılk ve orta okul(yanılmıyorsam)tarih kitaplarından kızıl sultan olarak hatırlıyorum.michel grec in son sultan isimli kitabı çok ilgimi çektı ve artık bu sultan ı araştırıyor onun hakkındaki kitapları alıyor ve kitapları okudukça hem osmanlı tarihini öğreniyor(ögreniyor dedim çünkü ben ve benım gibi çok arkadaşım derslerimize sadece sınıfı geçmek için çalışmıştık )hemde sultan abdulhamid e gün geçtikçe hayran oluyordum.şu bir gerçek ki ben onu çok seviyor ve takdir ediyorum!niçin ona KIZIL,PİNTİ vs deniyo?diyenler kim yabancılarmı?peki yabancılar dedi diye bizlerdemi kırmızı hayvan demek zorundayız?!ayıp ama çok ayıp!utanıyorum bu kelimeleri kullananlardan.İNSAN geçmişine küfürmü eder yoksa öğünürmü?özelliklede OSMANLI gibi temiz bir soyla.Hatasız insan olmaz iyiliği ve kötülüğüyle zaman geçtikçe o sultan gönlümüzde taht kuracak.seni çok seviyoruz hakanım.tarihler ismini andığı zaman ,hak verecek sana .......
|
 |
mds_06
15 yıl önce - Çrş 20 Ağu 2008, 03:46
sultan abdulhamid o kadarda kötü bi padişahmıydı acaba!?bu sitedeki yorumlara biraz göz attım,aslında bilgisayardan ve internetden hiç anlamam.biraderimin bilgisayarından yazıyorum sağ o sun bana yorumumu yazmam için yardımcı oldu.ismim ali doğansoy fransada yaşıyorum. sultan abdulhamid hanı 1992de fransaya yeni geldiğim yıllarda michel grec adında bi yazarın "le dernier sultan"isimli kitabını görüp ve alıp okumaya çalıştıktan sonra tanıdım!çalıştım diyorum çünkü o zamanlar yeteri kadar fransızca bılmiyodum!o nu tanımıyordum sadece amcasının oğlu ABDULMECİD EFENDİ nin yapmış olduğu yağlı boya portresini ılk ve orta okul(yanılmıyorsam)tarih kitaplarından kızıl sultan olarak hatırlıyorum.michel grec in son sultan isimli kitabı çok ilgimi çektı ve artık bu sultan ı araştırıyor onun hakkındaki kitapları alıyor ve kitapları okudukça hem osmanlı tarihini öğreniyor(ögreniyor dedim çünkü ben ve benım gibi çok arkadaşım derslerimize sadece sınıfı geçmek için çalışmıştık )hemde sultan abdulhamid e gün geçtikçe hayran oluyordum.şu bir gerçek ki ben onu çok seviyor ve takdir ediyorum!niçin ona KIZIL,PİNTİ vs deniyo?diyenler kim yabancılarmı?peki yabancılar dedi diye bizlerdemi kırmızı hayvan demek zorundayız?!ayıp ama çok ayıp!utanıyorum bu kelimeleri kullananlardan.İNSAN geçmişine küfürmü eder yoksa öğünürmü?özelliklede OSMANLI gibi temiz bir soyla.Hatasız insan olmaz iyiliği ve kötülüğüyle zaman geçtikçe o sultan gönlümüzde taht kuracak.seni çok seviyoruz hakanım.tarihler ismini andığı zaman ,hak verecek sana .......
|
 |
önder ayhan
15 yıl önce - Çrş 20 Ağu 2008, 04:07
Sultan II. Abdülhamid Hân’ın, son gününde, hayatında hiç bir sabah terk etmediği banyo ve duşa girmesi hastalığını ağırlaştırmıştı. Son gününü Müşfika Dördüncü Kadın Efendi şöyle anlatıyor:
“Kadın Efendi, bu, ecel teridir!”
“O gün sabah banyosunu yaptı. Ben çamaşırlarını giydirdim Fakat baktım ki sırtı durmadan terliyor.
- Aman Efendiciğim, çok terliyorsunuz, dedim.
- Kadın Efendi, bu, ecel teridir, cevabını verdi.
Elbisesini giydi. Kahvesini verdik. Hamamdan sonra kahve içmek itiyâdında idi. Yarım bardak sütlü maden suyu da içti. Oturduğu yerde iki rek’at namaz kıldı. Bundan sonra ağırlaşmaya başladı...”
Abdülhamid Hân, 1 Kasım 1912’den; vefât günü olan 10 Şubat’a kadar 5 yıl, 3 ay, 9 gün Beylerbeyi Sarayında kalmıştır. Burada en küçük oğlu Şehzâde Mehmed Âbid Efendi ve zevcesi Müşfika 4. Kadın Efendi ile yaşamıştır. Tahttan indirildikten 8 yıl, 9 ay, 13 gün sonra 75 yaşını 4 ay, 19 gün geçe burada dâr-ı bekâya irtihâl etmiştir.
|
 |
Batuhan70
15 yıl önce - Çrş 20 Ağu 2008, 04:27
YORUMSUZ
Abdulhamid ekmeğe zam yapan fırıncıları bir araya toplayıp'Siz ekmeği 30 paradan satmaya devam edin.Sattığınız her ekmek için fazladan 10 parayı ben vereceğim.Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam yapılırsa,bunu bütün gerekli ihtiyaçların pahalılaşması gibi bir hareket kovalar ki,halkımız bundan büyük ıstırap çeker'diyor ve zamları halka yansıtmıyor.
|
 |
Hayrettin Turan
14 yıl önce - Sal 02 Arl 2008, 14:06
Abdulhamit Han O günün Koşullarında İyi yönetti Tahta geldiği zamanlarda Osmanlı Borç içindeydi Kendi parası ile hicaz demir yolu,vakıf eserleri yaptırdı Ayrıca Hafiye teşkilatı kurdurarak Kendisine karşı olanlara içlerine adam koyarak bilgi topladı bu sayede 30 yıl ülkeyi yönetti O fırtınalı zamanda Geminin yönetimini alan kaptan gibidir bu açıdan bakmakta yarar var.
Abdulhamit handır Kızıl sultan değildir ,kızıl sultan diyenler kendisini sevmeyenlerdir.
"Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" İsimli Kitabı okumanızı tavsiye ederim orda neden kızıl sultan denildiğini Abdulhamitin nasıl biri olduğunu yazmış.
|
 |
Osman Doğan
14 yıl önce - Pzr 28 Arl 2008, 19:41
| Alıntı: |
Abdulhamit Han O günün Koşullarında İyi yönetti Tahta geldiği zamanlarda Osmanlı Borç içindeydi Kendi parası ile hicaz demir yolu,vakıf eserleri yaptırdı Ayrıca Hafiye teşkilatı kurdurarak Kendisine karşı olanlara içlerine adam koyarak bilgi topladı bu sayede 30 yıl ülkeyi yönetti O fırtınalı zamanda Geminin yönetimini alan kaptan gibidir bu açıdan bakmakta yarar var.
Abdulhamit handır Kızıl sultan değildir ,kızıl sultan diyenler kendisini sevmeyenlerdir.
"Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" İsimli Kitabı okumanızı tavsiye ederim orda neden kızıl sultan denildiğini Abdulhamitin nasıl biri olduğunu yazmış. |
Yazdıklarına Aynen katılıyorum İsmini verdiğin kitabıda okudum güzel anlatıyor.
|
 |
Mehmet Kasım
14 yıl önce - Pzr 28 Arl 2008, 23:07
Ulu Hakan, Büyük Sultan, Büyüğümüz, Amcamız Sutan Hamid Han Hazretlerini rahmetle anıyorum. Allah şefaatlerini nasip etsin.
|
 |
tunati34
14 yıl önce - Pts 16 Şub 2009, 18:07
Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahı olma ünvanını elinde bulunduran II. Abdülhamit hakkındaki tartışmalar, ölümünün 91. yılında devam ediyor. Zaman gazetesinin tarihçi yazarı Mustafa Armağan,
dünya tarihçilerinin de hakkında en çok yazdıkları Osmanlı padişahları arasında yer alan II. Abdülhamid hakkında en çok kullanılan '10 iddia' konusunda bazı şeyleri yanlış bildiğimizi savundu.
1. Kızıl Sultandı: Bu iddia, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid'in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid'in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatıldı. İşte "Kızıl", yani kan döken Sultan lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermenilerin böyle demesini anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid'e Jön Türkler neden "Kızıl Sultan" dediler? 1915'te yüzbinlerce Ermeni'yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propaganda ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi.
2. Meşrutiyet düşmanıydı: 93 Harbi'nde Osmanlı topraklarının üçte biri kaybedilmişti. Bu çapta bir toprak kaybı karşısında meclisteki farklı milliyetlere mensup üyeler paniğe kapılmış, her biri kendi milletinin topraklarını kurtarma telaşına düşmüştü. Birleştirici olacağı ümidiyle kurulan meclis, tam tersine bölücü bir meclis olmuştu. İki seçenek vardı: Ya parçalanmaya seyirci kalmak ama meşrutiyetten taviz vermemek ya da meşrutiyeti askıya almak ama ülkeyi parçalanmaktan kurtarmak. Abdülhamid ikincisini seçti ki, aynı durumda devlet refleksi zaten başkasını yapmasına müsaade etmezdi.
3. Milleti cahil bıraktı: Bilinenin aksine, Osmanlı tarihinin en canlı eğitim hamlesi, Abdülhamid dönemine rastlar. Sevan Nişanyan'ın hesaplamalarına göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950'li yıllarda ulaşabilmiştir. Mesela 1895'te TC sınırlarına tekabül eden bölgede bine yakın (835) ortaokul ve lise bulunuyorken 1923'te bu sayı 95'e düşmüştür. 1895'teki yüz bine yakın öğrenci sayısı (97.837), 1950-51 sezonunda aşağı yukarı aynı seviyede seyretmektedir (90.356). Öncesiyle kıyasladığımızda Abdülhamid dönemindeki eğitim patlaması daha görünür hale gelir. Tahta geçtiği yıl 250 olan rüşdiye sayısı 1909'da 900'e, 6 olan idadi sayısı 109'a çıkmıştır. 1877'de İstanbul'da sadece 200 tane modern ilkokul varken 1905'te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açılmıştır ki, bu, Cumhuriyet döneminde bile kırılamamış bir rekordur.
4. Denizciliğe düşmandı: Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük deniz gücü olmuştuk ama bu donanmanın sadece yıllık boya parası bile Denizcilik Bakanlığı'nın bütçesini aşıyordu! Abdülhamid "karacı" idi, kabul. Ama Atatürk de, İnönü de karacı idi. Demek ki, Türkiye'nin etrafı denizlerle çevrili bile olsa böylesine büyük bir deniz gücünü besleyebilecek ekonomik altyapısı mevcut değildi. Savaş gemisi alıp yeniden dışarıya bağımlı kalmaktansa Abdülhamid tercihini kara ve demiryollarından yana kullandı. İttihatçılar da, Atatürk de, İnönü de demiryoluna öncelik vermediler mi?
5. Keyfî sansür uyguladı: Sansürün elbette savunulacak tarafı yok. Ancak PKK ile mücadele döneminde basının nasıl ağır bir sansür altında çalıştığını unutmadık. Sansür vardı, evet. Fakat siyasi konulara girilmemesi aynı zamanda edebiyatımızın görkemli eserlerinin ortaya çıkması gibi hayırlı bir sonuç da vermemiş midir? Hem Takrir-i Sükûn döneminde uygulanan "cellat sansürü"yle hiç mi hiç kıyaslanamaz Abdülhamid'inki.
6. Hafiye teşkilatı zararlıydı: Hafiye teşkilatının topluma nefes aldırmadığını iddia edenler, aksi halde ne yapılması gerektiğini de söylemelidirler. Meydanı İngiliz, Rus, Fransız ajanlarına mı bırakmalıydı? Hafiyesiz, ajansız, casussuz bir devlet olur mu? Unutmayalım ki, Fransa'nın İstanbul büyükelçisi, Abdülhamid'in tahta geçtiği yıl sokaklarda Fransız Kralı'nın posterlerinin Ermeni hamalları tarafından satıldığını yazıyordu. Devlet Londra, Paris ve Petersburg'dan yönetiliyor, "Hasta Adam"ın kimin kucağında öleceği tartışılıyordu. Abdülhamid, iktidarın dizginlerine asılabilmek için hafiye teşkilatını kurmak zorundaydı. Elbette suistimaller olmuştur ama yakınlarından biliyoruz ki, Sultan her jurnali okuyor ama mutlaka yazanın adam olma niteliğine göre değerlendirmeye tabi tutuyordu.
7. Despottu: 'İstibdad' kelimesini 'despotizm' diye çevirmek yanlıştır. Hele totalitarizm hiç değil. Kaldı ki, İslam siyaset düşüncesinde "istibdâd" meşru yönetim şekillerindendi. Mesela İbn Haldun 'istibdâd'ı tek adam yönetimi, yani otokrasi anlamında kullanır ve meşru yönetim şekillerinden biri kabul eder. Kaldı ki, önüne gelen idam cezalarını sürekli affeden birinin istibdâdın yetkilerini hangi yönde kullandığını da pekala görmüş oluyoruz.
8. 31 Mart'ı tertiplemişti: 31 Mart isyanında en ufak bir katkısının olmadığı kesin olarak ortaya çıktığı halde asırlık İttihatçı propagandanın etkisi hâlâ sürüyor. İsyanı araştırma komisyonu başkanı Yusuf Kemal [Tengirşenk], 31 Mart'ın Abdülhamid'in eseri olmayıp İttihatçılara karşı yabancı casus şebekeleri ile mürtecilerin teşebbüsleri olduğunu yazmıştır. Rıza Tevfik ise mahkemede şunları söylemiştir: 31 Mart uydurma ihtilali hazırlandığı zaman ben Talat Bey'e beyhude yere kardeş kanı dökülmesinin büyük bir cinayet olduğunu anlattım. Aldığım cevap şu oldu: "Ne yapalım, Cemiyetin paraya ihtiyacı var, bunu da ancak Yıldız Sarayı'nın hazinesi karşılayabilir."
9. Hamidiye Alayları gereksizdi: Hamidiye Alayları şunlara yaramıştı: 1. Askerlik yapmayan Kürtlerle kolluk kuvveti eksikliği giderildi. 2. Rus istilasına karşı caydırıcı oldu. 3. Kürtler ve konar göçerlerin dış güçlerce kullanılmasına engel oldu. 4. Aşiretlerin yerleşik hayata geçmelerini hızlandırdı. 5. Çocuklar İstanbul'daki Aşiret Mektebi'nde eğitilerek Osmanlılık bilinci edindiler. 6. Aşiret kavgalarının önüne geçildi. 7. Sükûnet sağlanınca Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun imarına çalışıldı...
10. Korkaktı: Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Bey'in dediği gibi "Abdülhamid'in korkak olduğunu sananlar yanılırlar. Korkak olmak şöyle dursun, tam tersine cesurdu." Dolmabahçe Sarayı'ndaki bir bayramlaşma sırasında deprem olmuş ve tavana asılı 1,5 tonluk bir avize yere düşmüştü. O kargaşalıkta salonda kılı kıpırdamayan tek kişi, Abdülhamid'di. Keza yanı başında bomba patlarken bile metanetini yitirmemiş, öğleden sonra elçilerle mutad görüşmelerini dahi aksatmamıştı. Kızı Ayşe Sultan'a söyledikleri karakterini iyi özetler: "Kalbimde yalnız Allah korkusu vardır. Bir hadise olmadan evvel onu önlemek için telaş ederim. Ama tehlikenin içinde bunduğumu hissedersem icabında ateşe atılmaktan bile çekinmem."
|
 |
OSMAN TUNCA
|
 |
OSMAN TUNCA
14 yıl önce - Pzr 24 May 2009, 00:22
Yukarıdaki videoyu izleyin beğeneceksiniz 
|
 |
sayfa 13  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|