Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 12
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:04
Abdülhamid Han'ın hamiyeti




berkerdeniz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:09



En son berkerdeniz tarafından Sal 05 Ağu 2008, 00:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:34
kızıl kafalar..?




A.Yildiz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 20:26

Alıntı:
Farklı ve sayıca fazla kaynaklardan araştırma yapmanız her zaman faydalı olmayabilir.
Her kaynaktaki bilgilerin doğru olacağını ve hatta hatta tarih ile yazılan bazı eserlerin kaynak olabileceğini bile garanti edemeyiz.
Maalesef durum böyle.


"Bakın ben mailime geldi oradan yazdım, şu sitede gördüm oradan aldım" diye buraya mesaj yazan bir insan değilim.Sizin belirttiğiniz gibi "her" kaynak buraya aktarılmamıştır. Türkiye'nin en büyük kütüphanelerinden birinden derlenip hazırlanmış 1 haftalık bir çalışmadır sizin küçümsediğiniz.Bir de şu "benim kaynağım doğru senin kaynağın yanlış" gibi çocuksu tavrı bırakınız lütfen

Şunu aklınızda tutun; Sultan Abdülhamit benim için Kızıl Sultan da Ulu Hakan da değildir. Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.


Alıntı:
İstibdat dönemi deniliyor ama Abdülhamid Han aleyhinde olan hatta kendisine suikast planlayan kişileri bile öldürtmemiş, cezalandırmamıştır. Başka ülkelerde görülen tiran, komünist veya başka düzenlerle burayı karıştırmayalım.


o dönemde mahkemelerin bağımsızlığı, sarayın mahkemelere müdahelesi, verilen jurnallerle rasgele tutuklanan insanlar hakkında hiçbir bilginiz olmadığı ortada.....


Alıntı:
Bunları yazan her kimse buradaki daha önce yazılan satırları bir zahmet okuyuversin.
Hicaz Demiryolu için kendisinin cebinden para ödediğini cümle alem biliyor.
Haliçte inşa edilecek gemiler için ödenecek parayı cebinden ödediğini biliyoruz.
Ne kadar hayırsever olduğunu da bilen biliyor.
Sünnet törenleri düzenlediğini, masraflarını kendisinin karşıladığını kaynaklarda görmüştüm.
Bilmek ve görmek istemeyenlere bir şey diyemeyiz.
Ama bunları görmeyip iftira uydurmak da neyin nesi oluyor.



Abdülhamit Hicaz Demiryolu'nun yapımı için Halifelik yetkisini kullanmış ve bütün Müslüman ülkelere haber vererek bu projede "gavur sermayesinin" yer almayacağını söylemiştir. Güvendiği devlet adamı İzzet Paşa'yı bu işle ilgilenmesi için atamış ve kısa zamanda özellikle Hint prenslerinden hatırı sayılır miktarda para toplamıştır. Ancak, bu sermayeye Alman ve Fransız yardımları da dahil edilmiştir. Bunu sayısız kaynakta bulabilirsin biraz araştırırsan.İnsanları iftira atmakla suçlamadan önce!


Şimdi Abdülhamit'in bu yönlerini görünce onun yaptığı olumlu işlerden de bahsetmek gerekir. Örneğin son derece kötü durumda olan eğitim sistemi için çok ciddi reformlar yapmış okul sayısını ve öğrenci sayısını kendi devrinde son derece artırmıştır. Bayındırlık alanındaki reformlarından önceki yazımda zaten bahsetmiştim. Yada herkesin bildiği Filistin'in verilmemesi olayı da var.




Hulasa, bunlar Abdülhamit'i ne Ulu Hakan ne de Kızıl Sultan yapar.Anlayana..


ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 23:25

Alıntı:
"Bakın ben mailime geldi oradan yazdım, şu sitede gördüm oradan aldım" diye buraya mesaj yazan bir insan değilim.


Mesajdaki bilgiler doğruysa ve buraya aktarıldıysa hiçbir sakınca yoktur.

Alıntı:
Türkiye'nin en büyük kütüphanelerinden birinden derlenip hazırlanmış 1 haftalık bir çalışmadır sizin küçümsediğiniz.Bir de şu "benim kaynağım doğru senin kaynağın yanlış" gibi çocuksu tavrı bırakınız lütfen


Yanlış anlamanız söz konusu.
Çalışmanızı küçümsemiyorum ama bazı ifadelerdeki yanlışlıkların düzeltilmesinde bir sakınca görülmemeli. Kaynak sayısının fazla olması tüm yazılanların doğru olduğunu göstermiyor.
Çünkü bazı yazılanlar nerdeyse gerçeklere %100 ters.
Çocuksu bir tavır yok, biz yaşımızı başımız aldık, bunları geçelim.

Alıntı:
Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.


Düşünceniz kendinizi bağlar ama buradaki mesajların genelinde de Abdülhamid Han seviliyor.
En azından yanlış bilgilerle tanınmıyor.
Yazdığınız ifadeler yanlıştır, daha önce bazı mesajlarda doğrusu ifade edildi.
Yeri gelirse yine ifade edilebilir.

Alıntı:
o dönemde mahkemelerin bağımsızlığı, sarayın mahkemelere müdahelesi, verilen jurnallerle rasgele tutuklanan insanlar hakkında hiçbir bilginiz olmadığı ortada.....


Dönemin şartlarını bilmeden bu ifadeler de uygun kaçmıyor.
Daha önceki mesajlarda da dönemin şartları ifade edildi.
O devirde yaşamadığımızdan bazı şeyleri söylemek bize nedense kolay geliyor.

Alıntı:
Abdülhamit Hicaz Demiryolu'nun yapımı için Halifelik yetkisini kullanmış ve bütün Müslüman ülkelere haber vererek bu projede "gavur sermayesinin" yer almayacağını söylemiştir. Güvendiği devlet adamı İzzet Paşa'yı bu işle ilgilenmesi için atamış ve kısa zamanda özellikle Hint prenslerinden hatırı sayılır miktarda para toplamıştır. Ancak, bu sermayeye Alman ve Fransız yardımları da dahil edilmiştir. Bunu sayısız kaynakta bulabilirsin biraz araştırırsan.İnsanları iftira atmakla suçlamadan önce!


Şimdi Abdülhamit'in bu yönlerini görünce onun yaptığı olumlu işlerden de bahsetmek gerekir. Örneğin son derece kötü durumda olan eğitim sistemi için çok ciddi reformlar yapmış okul sayısını ve öğrenci sayısını kendi devrinde son derece artırmıştır. Bayındırlık alanındaki reformlarından önceki yazımda zaten bahsetmiştim. Yada herkesin bildiği Filistin'in verilmemesi olayı da var.


Abdülhamid Han, demiryolu yapımında yabancı para kullanmamıştır.
Bununla ilgili belge var mı.
Yazı istemiyorum, yazılar yanlış olabiliyor.

Alıntı:
Hulasa, bunlar Abdülhamit'i ne Ulu Hakan ne de Kızıl Sultan yapar.Anlayana..


Ulu Hakandır. Detaylar malumun ilanı olarak Sultan Abdülhamid'in Ulu Hakan olduğunu tasdikleyen tüm mesajlardadır. Bence yeniden inceleyiniz.



A.Yildiz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 00:28

Alıntı:

Alıntı:

Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.



Düşünceniz kendinizi bağlar ama buradaki mesajların genelinde de Abdülhamid Han seviliyor.
En azından yanlış bilgilerle tanınmıyor.
Yazdığınız ifadeler yanlıştır, daha önce bazı mesajlarda doğrusu ifade edildi.
Yeri gelirse yine ifade edilebilir.



bakın siz gerçekleri çarpıtma noktasına geldiniz artık. Size onlarca kaynak sıralayabilirim Abdülhamit'in mali sistem kuramadığını anlatan. Hatta kaynaklara inanmazsanız Abdülhamit kendi hatiralarinda da bunları kendi sozleriyle anlatmistir ama sanirim siz ona da inanmazsiniz. Duyun-u Umumiye'yi aciklamiyorum bile onu da savunacak durumda degilsiniz sanirim. Yada hic merak ettiniz mi Dunya savasi sonrasi batili devletler neden hepsi belli bolgelere yogunlasti diye? peki kanitlariyla listeli olan 26 sadrazam degisikligine de mi yalan diyeceksiniz?

kabullenmelerinizi ve sartlanmalarinizi birakmaniz dilegiyle.iyi aksamlar.


ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:35

Alıntı:
demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman,


Demiryolu siyaseti 1898

Demiryolu inşaatı için mütemadiyen imtiyaz talepleri geliyor. Paşalarım bu talepleri bana getirmekten hem zevk duyuyorlar, hem de istifade ediyorlar.

Daha pek çok demiryoluna ihtiyacımız olduğu muhakkaktır. Yeni hatlar, vilâyetlere yeni yollar açmakta, bu suretle de halkın zenginliği artmaktadır. Ancak bu projeler çok ziyanlı neticeler de doğurabileceğinden gayet ihtiyatlı davranmak icap eder.

Demiryolları askerimizin çabuk hareketini temin edeceğinden büyük stratejik ehemmiyeti haizdir ve bu bakımdan çok lüzumludur. Ancak icabında memleketimizin düşmanlar tarafından istilâsını da aynı şekilde kolaylaştıracağı aşikârdır. Bundan dolayı hudut eyaletlerimizde demiryolu inşaatının aleyhindeyîm. Büyük devletler arasında demiryolu inşaatı bakımından en fazla Almanya'ya itimat edebiliriz. Çünkü onun için ehemmiyetli olan, işin sadece iktisadî ve malî cephesidir.

Memleketi demiryollarına açmanın zararlarını Orta Asya memleketlerinde müşahede edebiliriz :

Rusya, demiryollarını hudutlarının dışına çıkartmasaydı bu kadar süratle inkişaf edemezdi. Nitekim Hazar Denizi'nin ötesindeki demiryollarını inşa etmekle İran'daki nüfuzunu temin etmiştir. Asya'da irtibatı temin eden en iyi yollar Ruslar tarafından inşa edilmiştir. Pek yakında Rus demiryolları İran körfezine ve Hint Okyanusu'na kadar dayanacaktır. Afganistan'ın ihtiyar Emiri, memleketine demiryolları ve telgraf inşaatını mümkün olduğu kadar sokmaya çalışmakta haklıdır.

Erzurum'da ve Karadeniz kıyılarında yapılacak demiryollarının imtiyazını Rus kapitalistlerinden başkasına vermemeği taahhüt etmeğe mecbur olmakla tehlikeli bir vaziyete düşmüş bulunuyoruz. Fakat bu inşaatın başlaması pek yakında olmayacaktır. Çünkü Ruslar tarafından yapılmasına hiç bir zaman müsaade etmek niyetinde değilim; zira bu şekilde başlayarak evvelâ şimali-şarkiyi daha sonra da bütün memleketi rahat ellerine geçirebilirler. Ruslara böyle bir vaadde bulunmak çok aleyhimizde olmuştur. Çünkü Erzurum'u bağlıyacak stratejik bir yola ihtiyacımız vardır bunu kendi başımıza yapmamız da maalesef çok zordur. Bir karara varmadan evvel diğer büyük devletlerin demiryolu politikalarını tetkik etmekte fayda vardır. Yanlış bir imtiyaz vermekle kabili tamir olmayan bir zarara girmek mümkündür. Meselâ demiryolu inşaatı için imtiyaz isteyen Belçika, İngilizlerin hesabına çalıştığından çok tehlikelidir. Avusturya da bu hususta şüpheliler arasındadır.

Hulâsa olarak düşman istilâsına meydan vermemek için Avrupa eyaletlerimizde demiryolu inşaatına müsaade etmemek icap ediyor.

Sultan Abdülhamid , Siyasi Hatıralarım , sf 101-102-103

Bağdat demiryolu (1899)

Baron Von Oppenheim'in Mezopotamya (Akdeniz'den, İran körfezine kadar) hakkındaki kitabı, Dicle, Fırat vadisinin iktisadî ehemmiyetini çok güzel belirtiyor. Bana hülâsasını verdikleri bu dikkate değer eser, valilerimin, Mezopotamya'nın istikbali hakkındaki raporlarının doğruluğunu teyid ediyor.

Bağdat demiryolu inşaatını ciddi olarak düşünmenin zamanı gelmiştir. Plânlarımızın tatbikine mâni olmak için ellerinden geleni yapan İngilizlere rağmen en kısa zamanda işe girişilmelidir. Bağdat demiryolu sayesinde eskiden mevcut olan Avrupa-Hindistan ticaret yolu, tekrardan işe yarar hale gelecektir. Eğer bu yol Suriye İle Beyrut, İskenderiye ve Hayfa ile de irtibat kurmak üzere birleştirilirse, yeni bir ticaret yolu ortaya çıkmış olacaktır. Bu yol devletimiz için sadece iktisadî bakımdan büyük fayda temin etmekle kalmayacak, aynı zamanda, oralardaki kuvvetimizi sağlamlaştırmaya da yarayacağından askerî bakımdan da çok ehemmiyetli olacaktır.

Daha sonra da ikiz Dicle ile Fırat nehirlerinden istifade etmek suretiyle, akıllıca bir sulama tertibatı kurabilirsek, şimdi çok kurak olan bu yerleri, bundan binlerce sene evvel olduğu gibi cennet haline getirebiliriz. Bağdat demiryolunu, Mekke demiryoluna bağlamaya muvaffak olabilirsek, kanaatimce çok ehemmiyetli bir iş başarmış oluruz.

Kaynak : Sultan Abdülhamid , Siyasi Hatıralarım , sf 66


ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:43



ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:49

Alıntı:
etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.


Abdülhamid, idareye vaziyet etmek üzere tahta çıktığında her taraf kazan gibi kaynıyordu. O fitne ve fesat üzerine gelmişti. Dünyada herkesin kabul ettiği zekâ, deha ve tedbirin adamıydı. Tedbirini vehim olarak değerlendiren tarihçiler vardır. Onlara göre Abdülhamid çok vehimli bir insandı. Küstahlığı biraz daha ileri götürenlere göre ise o, korkak bir insandı.

Tahta çıktığı zaman Osmanlı topraklarında manzara şuydu: Tunus bulgur kazanı gibiydi. Mağrip memleketlerinde Fransızlar, İtalyanlar cirit atıyor ve her yerde fitne arıyorlardı. Mısır ciddî hâdiselere gebeydi. Arapların İngilizlerce kandırılması, Birinci Cihan Harbi'nde mağlup düşmemize zemin hazırlanıyordu. Bir İngiliz casusu olan Lavrens, Şerif Hüseyin'e kadar yanaşmış, hatta Avrupa'da onu temsil etme pâyesiyle pâyelendirilmişti. Her yerde Lavrens'in dümen suyuna uyulmuştu. Mehmetçik, o kavurucu çöl sıcağında dudaklarına bir yudum su götürecek dost elinden mahrumdu. Ve işte böyle bir devrede Abdülhamid enkaz yığını hâline gelmiş bir saltanata buyurun edilmişti.

Girit daha farklı değildi. Giden valiler hiçbir iş yapamıyordu. Asker eli kolu bağlı duruyordu. Batı bir kâbus gibi orada Osmanlı'nın üzerine çökmüştü ve kalkmaya da niyetleri yoktu.

Balkanlar'da, Rusya'nın tahriki, açıkça kendini gösteriyordu. Muhtariyet isteyen milletlerin başını Slavlar çekiyordu. Bulgarlar bu emellere alet edilmişti. Sadece Balkanlara ait meseleleri halletmek dahi çok zordu.

Anadolu'da da dönmeler yoğun faaliyete girişmişlerdi. Bu dönmelerden bilhassa bazıları amansız bir gayret içindeydiler. İsimleri değişmiş Ali, Veli olmuştu ama ruh dünyalarında zerre kadar değişiklik olmamıştı. Kinleri hiç dinmemişti; gayz ve öfkeleri her yerde yangın çıkarmaya yetecek mahiyetteydi. Mithat Paşa da bir dönmeydi ve arkasında bütün bir Avrupa vardı. O da fitnenin bir ucunda, kendine düşeni yapmaya çalışıyordu.

Ermeniler dışta ve içte örgütlenmiş ayrı bir düşman cephesiydi. Süryaniler tahrik ediliyordu. Asırlarca omuz omuza aynı cephede vuruştuğumuz unsurlar şimdi bizi arkadan vurmaya başlamıştı ve bu kalleşçe tavır ciddî boyutlara tırmanmıştı. Bütün bunların önünü almak da çok zor bir meseleydi. Abdülhamid'in böyle bir dönemde 33 sene gibi uzun bir süre devleti ayakta tutabilmesi dahi büyük bir hâdisedir. Başka hiçbir iş yapmasaydı bu kadar süre ayakta durabilmesi onun istidadını göstermeye kâfi gelirdi. Düşman amansızdı ve etrafında kendisine müzâhir olacak ciddî dostlardan da mahrum bulunuyordu. Müstebit değildi. Ruhunda mevcut olan disiplin anlayışını cemiyete aksettirmek istiyordu. Böylece laçkalaşmaya başlamış cemiyet hayatına ait her ünite belli bir disiplinle, hiç olmazsa daha aşağıya çekilmesi önlenmiş olacak ve toplum hayatı yükseltilemese de daha kötü hâle gelmekten korunacaktı. Bunun için de Abdülhamid'in disiplinli olması gerekiyordu. Ne var ki, bizim kendilerine çok sevgi ve saygı duyduğumuz bazı zatlar bile durum değerlendirmesinde yanılmış ve Abdülhamid'i hicveden yazılar ve şiirler yazmışlardı. Neden sonra yıkılışı görenler nedametlerini gizleyemedi ve onun büyüklüğünü anlayamadıklarından aleyhinde bulunduklarını itiraf ettiler.

Sultan Abdülhamid, yönetimden uzaklaştırıldıktan sonra Selanik'e gönderilmişti. Çıkması muhtemel Balkan savaşı üzerine kendisine karşı karşıya bulundukları askeri tehlike nakledilerek, düşmanın Selanik'e yaklaşmakta olduğu bildirildi.

Ulu Hakan durumu ögrenince kendisine haber veren kişiye büyük bir öfke ile:

"Selanik demek, İstanbul'un anahtarı demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede?.. Ecdad kanlarıyla sulanan bu topraklari nasıl terk ederiz? Biz buraları bırakıp gidersek, tarih ve ecdad bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Ben buraların tahliyesine razı değilim!... Yetmiş yaşımda olduğuma bakmayın! Bana bir tüfek verin, asker evlâdlarımla beraber Selanik'i son nefesime kadar müdafaa edeceğim..." dedi.

Allah aşkına, bu mudur ölümden korkan bir insan portresi.


taha yasir
15 yıl önce - Pzr 10 Ağu 2008, 13:27

Alıntı:
Abdülhamid’in bor’u kaptırmama mücadelesi

Zaman gazetesi yazarlarından Mustafa Armağan yine tarihin tozlu raflarında, şimdi'ye ve gelecek'e ışık tutuyor. II. Abdülhamid'in bor madenini yabancılara kaptırmamak için verdiği mücadeleyi yazdı.

tımeturk


Yazının devamını fazla yer kaplamayalım diye aşığıdaki linkte veriyorum

kaynak:http://www.timeturk.com/Mustafa-Armagan-Abdulhami ...azisi.html



sayfa 12
« önceki   123 ... 111213 ... 232425   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET