1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 12  |
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:04
Abdülhamid Han'ın hamiyeti
Onun hayırsever bir insan olduğuna ve idaresi altındaki insanların meseleleri ile nasıl ilgilendiğine dair bir örnek...
Abdülhamid Han’ın hamiyeti
Sultan 2. Abdülhamid’in uzun yıllar mabeyn kâtipliğini yapmış Tahsin Paşa, hatıralarında anlatıyor:
Bir akşamdı. Mabeyne nöbetçi olarak ben kalmıştım. Gelen mektup, telgraf, rapor ve tezkerelerin listesini tertipleyip huzura çıkmak üzereyken bir telgraf geldi. İstanbul Laleli Postanesi memurlarından biri, Yıldız Sarayı’na çektiği bu telgrafta, karısının o gece doğum yapacağını, doğumun çok zor olacağına dair doktorlar tarafından dikkat işareti verildiğini, elinde hiçbir vasıta bulunmadığı ve Merhamet-i şâhâneye sığındığını bildiriyordu. Bu telgrafa kıymet vermedim ve listeye almadım. Huzurda Padişah, adet icabı her şeyi ayrı ayrı gözden geçirdikten sonra ilave etti:
Telgrafı söyledim ve arza değmeyeceğini düşünerek listeye almadığımı arz ettim. Hiddetli bir ses tonuyla emir buyurdular:
-Hemen getiriniz!
Getirdim. Dikkatle okudu ve derhal mütehassıs bir tabip ve bir yaverle Laleli’ye giderek doğumu kontrol altına almamızı ferman etti.
Gittik ve işimizi bitirip sabaha karşı döndük. Bir de ne görelim? Hünkâr, bahçe üzerindeki odasında, ışıkları açık, cama vurarak bizi çağırmıyor mu? Sabaha kadar uyumayıp bizi beklediğini anladık. Neticeyi sordu. Doğumun zor olduğunu, fakat Allah’ın izniyle yapılan müdahale sonucu kadının kurtulduğunu, çocuğa ‘Abdülhamid’ isminin verildiğini, ‘ihsan-ı şâhânenin’ de aile reisine verildiğini ve adamın ağlayarak ömür ve devletlerine dua ettiğini anlattım. Bizi ayakta dinledi, sadece rahatladığını gösteren bir ‘Oh!’ çekti ve sabah namazına durdu.
|
 |
berkerdeniz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:09
Hilmi Yücebaş 1937 yılında kendi konrolündeki bir gazete de MAKEDONYA isimli bir eseri tefrika ediliyordur. Bir gün Dolmabahçe sarayına çağrılır çağrıldığında karşısında ATATÜRK'ü görür.
Yazını okuyorum der, hürriyetin ilan edildiği zaman küçük bir çocuktun ama tebrik ederim o günleri iyi canlandırıyorsun der fakat ABDULHAMİT'i sevmediğin açıkça belli der sonra Atatürk şunu söyler.
SEVME ABDULHAMİD'İ! GENE DE SEVME!FAKAT SAKIN HATIRASINA HAKARET EDEYİM DEME.SENİN NESLİN BİRAZ DAHA TEMKİNLİ KARARLAR VERMEYE ALIŞMALI.BAK ÇOCUK! ŞAHSİ KANAATİMİ KISACA SÖYLEYEYİM: TECRUBE GÖSTERMİŞTİR Kİ TOPRAKLARI ÜSTÜNDE YAŞAYAN İNSANLARIN ÇOĞUNUN AHVALİ MEŞKUK VE HUDUTLARI YALNIZ DÜŞMANLARLA ÇEVRİLİ BİR BÜYÜK DEVLETTE. ABDULHAMİT'İN İDARE TARZI FAZLA HOŞGÖRÜDÜR.HELE BU İDARE 19. YÜZYILIN SON YILLARINDA TATBİK EDİLMİŞ OLURSA... demiş ve şimdi gidebilirsin diye huzurundan bu kişiyi göndermiştir.
Herkesin Kızıl Sultan diye bahsettiği ABDULHAMİT HAN ATATÜRK'e göre büyük bir devlet adamıdır.
Biz o kutsal toprakları kanla aldık kanla veririz para ile satmayız diye iSRAİL'in kuruluşuna engel olmuş fakat Masonlar ayak oyunları ve İTTİHAT VE TERAKKİ üyelerini satınlarak kullanarak onu tahtından etmiştir.
Atatürk'ün Nükteleri Fıkraları Hatıraları Sayfa 74-75 Hilmi Yücebaş
En son berkerdeniz tarafından Sal 05 Ağu 2008, 00:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:34
kızıl kafalar..?
Mail olarak adresime gelen bir sunum buraya aktarılmıştır.
kızıl kafalar..?
İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
Kudüs-Yafa,Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,
Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
Okullara (Hıristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen,
Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran !
Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet götüren !
Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanımın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alan odur !
Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetlerin yapılmasına vesile olan,
Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
Ermeni Onnikin mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
Modern matbaa makinelerini Türkiye ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
Yabancı bilim adamı ve yazarlara nişanlar veren,
Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de onun öncülüğünde başlamıştır),
Türkiye’nin bir çok yerinde saat kuleleri yaptıran da odur! (İzmir, Dolmabahçe…),
Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonyaya elçiler ve din adamları gönderen,
Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkosun sularını İstanbula taşıtan, Bursanın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen odur (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de odur.
Doğu Türkistana gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çinin göbeği Pekinde Hamidiye Üniversitesini kurdurtan,
Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu] ),
Yeni gemiler alan, toplar (Çanakkale Savaşındaki çoğu top), tüfekler getirten !
Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de odur !
Peygamberimiz’e, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
ABDnin Erzurumda konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
İstanbul Boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih Sultan Mehmed köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
Darülaceze yaptırıp içine cami, kilise ve sinagog inşa ettiren,
Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), o !
İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran,
Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (örneğin şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
Cami yaptırdığı her köyde bir de ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu..sadece Anadolu da 14 bin ilkokul vardı)
Ortaokul (Rüşdiye) sayısı 619 çıktı.
Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane) (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..),
İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, dünyanın ilk dişçilik okulunu kuran,
Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani), Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi, Bursa’da İpekböçekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
Unutmadan bir de Ankara’da ÇOBAN OKULU var..
TANIYAMADINIZ MI!
Sözde aydınların (!) maalesef eleştirdiği, baskı yapıyor diyerek, o dönemin şartlarını bile düşünmekten aciz olan insanların sevmediği..
1895-96’da Doğu Anadolu da Ermeniler tarafından kurulmak istenen devleti Hamidiye Alayları ile bastıran bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan (!) diye isimlendirilen,
SULTAN 2.ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı topraklarında petrol araması yaptırıp 65 yerde petrol buldurması, bunun üzerine Musul topraklarını şahsi para-sıyla alıp sömürgecilerin eline geçmesine mani olması..
Ya da Yahudilerin 5 milyon altın teklifine rağmen Filistine yerleşmelerine izin vermemesi (tahtan indirildikten sadece 8 yıl sonra emellerine kavuşacaklardır)
Ne bileyim; 240 üyeli Osmanlı meclisine 140 Türk vatandaşı sokmayı beceren İttihatçıları dinlemeyip meclisi kapaması,
Baskı yaparak devletin ömrünü 30-40 yıl uzatması mı suçtu ?
Lütfen bu yazılanları tek tek araştırın belki o zaman ne demek istediğimizi anlarsınız..
|
 |
A.Yildiz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 20:26
| Alıntı: |
Farklı ve sayıca fazla kaynaklardan araştırma yapmanız her zaman faydalı olmayabilir.
Her kaynaktaki bilgilerin doğru olacağını ve hatta hatta tarih ile yazılan bazı eserlerin kaynak olabileceğini bile garanti edemeyiz.
Maalesef durum böyle. |
"Bakın ben mailime geldi oradan yazdım, şu sitede gördüm oradan aldım" diye buraya mesaj yazan bir insan değilim.Sizin belirttiğiniz gibi "her" kaynak buraya aktarılmamıştır. Türkiye'nin en büyük kütüphanelerinden birinden derlenip hazırlanmış 1 haftalık bir çalışmadır sizin küçümsediğiniz.Bir de şu "benim kaynağım doğru senin kaynağın yanlış" gibi çocuksu tavrı bırakınız lütfen
Şunu aklınızda tutun; Sultan Abdülhamit benim için Kızıl Sultan da Ulu Hakan da değildir. Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.
| Alıntı: |
| İstibdat dönemi deniliyor ama Abdülhamid Han aleyhinde olan hatta kendisine suikast planlayan kişileri bile öldürtmemiş, cezalandırmamıştır. Başka ülkelerde görülen tiran, komünist veya başka düzenlerle burayı karıştırmayalım. |
o dönemde mahkemelerin bağımsızlığı, sarayın mahkemelere müdahelesi, verilen jurnallerle rasgele tutuklanan insanlar hakkında hiçbir bilginiz olmadığı ortada.....
| Alıntı: |
Bunları yazan her kimse buradaki daha önce yazılan satırları bir zahmet okuyuversin.
Hicaz Demiryolu için kendisinin cebinden para ödediğini cümle alem biliyor.
Haliçte inşa edilecek gemiler için ödenecek parayı cebinden ödediğini biliyoruz.
Ne kadar hayırsever olduğunu da bilen biliyor.
Sünnet törenleri düzenlediğini, masraflarını kendisinin karşıladığını kaynaklarda görmüştüm.
Bilmek ve görmek istemeyenlere bir şey diyemeyiz.
Ama bunları görmeyip iftira uydurmak da neyin nesi oluyor. |
Abdülhamit Hicaz Demiryolu'nun yapımı için Halifelik yetkisini kullanmış ve bütün Müslüman ülkelere haber vererek bu projede "gavur sermayesinin" yer almayacağını söylemiştir. Güvendiği devlet adamı İzzet Paşa'yı bu işle ilgilenmesi için atamış ve kısa zamanda özellikle Hint prenslerinden hatırı sayılır miktarda para toplamıştır. Ancak, bu sermayeye Alman ve Fransız yardımları da dahil edilmiştir. Bunu sayısız kaynakta bulabilirsin biraz araştırırsan.İnsanları iftira atmakla suçlamadan önce!
Şimdi Abdülhamit'in bu yönlerini görünce onun yaptığı olumlu işlerden de bahsetmek gerekir. Örneğin son derece kötü durumda olan eğitim sistemi için çok ciddi reformlar yapmış okul sayısını ve öğrenci sayısını kendi devrinde son derece artırmıştır. Bayındırlık alanındaki reformlarından önceki yazımda zaten bahsetmiştim. Yada herkesin bildiği Filistin'in verilmemesi olayı da var.
Hulasa, bunlar Abdülhamit'i ne Ulu Hakan ne de Kızıl Sultan yapar.Anlayana..
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 23:25
| Alıntı: |
| "Bakın ben mailime geldi oradan yazdım, şu sitede gördüm oradan aldım" diye buraya mesaj yazan bir insan değilim. |
Mesajdaki bilgiler doğruysa ve buraya aktarıldıysa hiçbir sakınca yoktur.
| Alıntı: |
| Türkiye'nin en büyük kütüphanelerinden birinden derlenip hazırlanmış 1 haftalık bir çalışmadır sizin küçümsediğiniz.Bir de şu "benim kaynağım doğru senin kaynağın yanlış" gibi çocuksu tavrı bırakınız lütfen |
Yanlış anlamanız söz konusu.
Çalışmanızı küçümsemiyorum ama bazı ifadelerdeki yanlışlıkların düzeltilmesinde bir sakınca görülmemeli. Kaynak sayısının fazla olması tüm yazılanların doğru olduğunu göstermiyor.
Çünkü bazı yazılanlar nerdeyse gerçeklere %100 ters.
Çocuksu bir tavır yok, biz yaşımızı başımız aldık, bunları geçelim.
| Alıntı: |
Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit.
|
Düşünceniz kendinizi bağlar ama buradaki mesajların genelinde de Abdülhamid Han seviliyor.
En azından yanlış bilgilerle tanınmıyor.
Yazdığınız ifadeler yanlıştır, daha önce bazı mesajlarda doğrusu ifade edildi.
Yeri gelirse yine ifade edilebilir.
| Alıntı: |
| o dönemde mahkemelerin bağımsızlığı, sarayın mahkemelere müdahelesi, verilen jurnallerle rasgele tutuklanan insanlar hakkında hiçbir bilginiz olmadığı ortada..... |
Dönemin şartlarını bilmeden bu ifadeler de uygun kaçmıyor.
Daha önceki mesajlarda da dönemin şartları ifade edildi.
O devirde yaşamadığımızdan bazı şeyleri söylemek bize nedense kolay geliyor.
| Alıntı: |
Abdülhamit Hicaz Demiryolu'nun yapımı için Halifelik yetkisini kullanmış ve bütün Müslüman ülkelere haber vererek bu projede "gavur sermayesinin" yer almayacağını söylemiştir. Güvendiği devlet adamı İzzet Paşa'yı bu işle ilgilenmesi için atamış ve kısa zamanda özellikle Hint prenslerinden hatırı sayılır miktarda para toplamıştır. Ancak, bu sermayeye Alman ve Fransız yardımları da dahil edilmiştir. Bunu sayısız kaynakta bulabilirsin biraz araştırırsan.İnsanları iftira atmakla suçlamadan önce!
Şimdi Abdülhamit'in bu yönlerini görünce onun yaptığı olumlu işlerden de bahsetmek gerekir. Örneğin son derece kötü durumda olan eğitim sistemi için çok ciddi reformlar yapmış okul sayısını ve öğrenci sayısını kendi devrinde son derece artırmıştır. Bayındırlık alanındaki reformlarından önceki yazımda zaten bahsetmiştim. Yada herkesin bildiği Filistin'in verilmemesi olayı da var.
|
Abdülhamid Han, demiryolu yapımında yabancı para kullanmamıştır.
Bununla ilgili belge var mı.
Yazı istemiyorum, yazılar yanlış olabiliyor.
| Alıntı: |
| Hulasa, bunlar Abdülhamit'i ne Ulu Hakan ne de Kızıl Sultan yapar.Anlayana.. |
Ulu Hakandır. Detaylar malumun ilanı olarak Sultan Abdülhamid'in Ulu Hakan olduğunu tasdikleyen tüm mesajlardadır. Bence yeniden inceleyiniz.
|
 |
A.Yildiz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 00:28
| Alıntı: |
| Alıntı: |
Devlete düzenli ve kontrollü bir mali sistem getiremeyen; bütün Osmanlı vergi gelirlerini ve hammadelerini Düyun-u Umumiye aracılığıyla Avrupa'ya devreden, demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit. |
Düşünceniz kendinizi bağlar ama buradaki mesajların genelinde de Abdülhamid Han seviliyor.
En azından yanlış bilgilerle tanınmıyor.
Yazdığınız ifadeler yanlıştır, daha önce bazı mesajlarda doğrusu ifade edildi.
Yeri gelirse yine ifade edilebilir. |
bakın siz gerçekleri çarpıtma noktasına geldiniz artık. Size onlarca kaynak sıralayabilirim Abdülhamit'in mali sistem kuramadığını anlatan. Hatta kaynaklara inanmazsanız Abdülhamit kendi hatiralarinda da bunları kendi sozleriyle anlatmistir ama sanirim siz ona da inanmazsiniz. Duyun-u Umumiye'yi aciklamiyorum bile onu da savunacak durumda degilsiniz sanirim. Yada hic merak ettiniz mi Dunya savasi sonrasi batili devletler neden hepsi belli bolgelere yogunlasti diye? peki kanitlariyla listeli olan 26 sadrazam degisikligine de mi yalan diyeceksiniz?
kabullenmelerinizi ve sartlanmalarinizi birakmaniz dilegiyle.iyi aksamlar.
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:35
| Alıntı: |
| demiryolu yaptıracağım diyerek emperyalist devletlerin kendi topraklarımız içerisinde monopoli kurmalarına göz yuman, |
Demiryolu siyaseti 1898
Demiryolu inşaatı için mütemadiyen imtiyaz talepleri geliyor. Paşalarım bu talepleri bana getirmekten hem zevk duyuyorlar, hem de istifade ediyorlar.
Daha pek çok demiryoluna ihtiyacımız olduğu muhakkaktır. Yeni hatlar, vilâyetlere yeni yollar açmakta, bu suretle de halkın zenginliği artmaktadır. Ancak bu projeler çok ziyanlı neticeler de doğurabileceğinden gayet ihtiyatlı davranmak icap eder.
Demiryolları askerimizin çabuk hareketini temin edeceğinden büyük stratejik ehemmiyeti haizdir ve bu bakımdan çok lüzumludur. Ancak icabında memleketimizin düşmanlar tarafından istilâsını da aynı şekilde kolaylaştıracağı aşikârdır. Bundan dolayı hudut eyaletlerimizde demiryolu inşaatının aleyhindeyîm. Büyük devletler arasında demiryolu inşaatı bakımından en fazla Almanya'ya itimat edebiliriz. Çünkü onun için ehemmiyetli olan, işin sadece iktisadî ve malî cephesidir.
Memleketi demiryollarına açmanın zararlarını Orta Asya memleketlerinde müşahede edebiliriz :
Rusya, demiryollarını hudutlarının dışına çıkartmasaydı bu kadar süratle inkişaf edemezdi. Nitekim Hazar Denizi'nin ötesindeki demiryollarını inşa etmekle İran'daki nüfuzunu temin etmiştir. Asya'da irtibatı temin eden en iyi yollar Ruslar tarafından inşa edilmiştir. Pek yakında Rus demiryolları İran körfezine ve Hint Okyanusu'na kadar dayanacaktır. Afganistan'ın ihtiyar Emiri, memleketine demiryolları ve telgraf inşaatını mümkün olduğu kadar sokmaya çalışmakta haklıdır.
Erzurum'da ve Karadeniz kıyılarında yapılacak demiryollarının imtiyazını Rus kapitalistlerinden başkasına vermemeği taahhüt etmeğe mecbur olmakla tehlikeli bir vaziyete düşmüş bulunuyoruz. Fakat bu inşaatın başlaması pek yakında olmayacaktır. Çünkü Ruslar tarafından yapılmasına hiç bir zaman müsaade etmek niyetinde değilim; zira bu şekilde başlayarak evvelâ şimali-şarkiyi daha sonra da bütün memleketi rahat ellerine geçirebilirler. Ruslara böyle bir vaadde bulunmak çok aleyhimizde olmuştur. Çünkü Erzurum'u bağlıyacak stratejik bir yola ihtiyacımız vardır bunu kendi başımıza yapmamız da maalesef çok zordur. Bir karara varmadan evvel diğer büyük devletlerin demiryolu politikalarını tetkik etmekte fayda vardır. Yanlış bir imtiyaz vermekle kabili tamir olmayan bir zarara girmek mümkündür. Meselâ demiryolu inşaatı için imtiyaz isteyen Belçika, İngilizlerin hesabına çalıştığından çok tehlikelidir. Avusturya da bu hususta şüpheliler arasındadır.
Hulâsa olarak düşman istilâsına meydan vermemek için Avrupa eyaletlerimizde demiryolu inşaatına müsaade etmemek icap ediyor.
Sultan Abdülhamid , Siyasi Hatıralarım , sf 101-102-103
Bağdat demiryolu (1899)
Baron Von Oppenheim'in Mezopotamya (Akdeniz'den, İran körfezine kadar) hakkındaki kitabı, Dicle, Fırat vadisinin iktisadî ehemmiyetini çok güzel belirtiyor. Bana hülâsasını verdikleri bu dikkate değer eser, valilerimin, Mezopotamya'nın istikbali hakkındaki raporlarının doğruluğunu teyid ediyor.
Bağdat demiryolu inşaatını ciddi olarak düşünmenin zamanı gelmiştir. Plânlarımızın tatbikine mâni olmak için ellerinden geleni yapan İngilizlere rağmen en kısa zamanda işe girişilmelidir. Bağdat demiryolu sayesinde eskiden mevcut olan Avrupa-Hindistan ticaret yolu, tekrardan işe yarar hale gelecektir. Eğer bu yol Suriye İle Beyrut, İskenderiye ve Hayfa ile de irtibat kurmak üzere birleştirilirse, yeni bir ticaret yolu ortaya çıkmış olacaktır. Bu yol devletimiz için sadece iktisadî bakımdan büyük fayda temin etmekle kalmayacak, aynı zamanda, oralardaki kuvvetimizi sağlamlaştırmaya da yarayacağından askerî bakımdan da çok ehemmiyetli olacaktır.
Daha sonra da ikiz Dicle ile Fırat nehirlerinden istifade etmek suretiyle, akıllıca bir sulama tertibatı kurabilirsek, şimdi çok kurak olan bu yerleri, bundan binlerce sene evvel olduğu gibi cennet haline getirebiliriz. Bağdat demiryolunu, Mekke demiryoluna bağlamaya muvaffak olabilirsek, kanaatimce çok ehemmiyetli bir iş başarmış oluruz.
Kaynak : Sultan Abdülhamid , Siyasi Hatıralarım , sf 66
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:43
Hicaz Demiryolu ve Sultan 2.Abdülhamid Han
Tarihimiz konusunda ne zihinlerimiz yeterli berraklığa sahip, ne de biz bu berraklığı sağlamaya yetecek bilgiye sahibiz. Bunun en çarpıcı misallerinden birini, boynu bükük “Osmanlı Demiryolu Tarihi”nde müşahede ederiz. Günümüzde artan trafik kazaları ve bunun meydana getirdiği maddi ve manevi kayıplar, demiryollarını tekrar gündeme getirmiştir. 21. yüzyılın eşiğinde hâlâ karayolu ulaşımının bize verdiği zararları tartışırken, gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde en önemli ulaşım vasıtası olan demiryollarına ne kadar önem verildiği ortadadır. Benzer bir şekilde, ülkemizde de bir asır önce demiryoluna ne kadar ehemmiyet verildiği ve bugün mevcut olan hatların yaklaşık yarısının inşa edildiği göz önüne alınırsa, bu hatların inşasında çok büyük katkısı olan Sultan 2. Abdülhamid’in nasıl bir hizmet şuuruna sahip bir devlet adamı olduğu ortaya çıkacaktır.
Sultan 2. Abdülhamid Han tahta çıkar çıkmaz, büyük eğitim hamleleri yapmış, birçok okullar açmış ve o gün için dünyanın en iyi haberleşme sistemi olan telgraf hatlarıyla, 1800’lü yılların son çeyreğinde ülkeyi baştan sona donatmıştı. Demiryolları onun en büyük rüyâlarından biriydi. Rumeli, Hicaz ve Anadolu-Bağdat demiryollarının inşası da en büyük projeleri arasındaydı. Dünyada, demiryolu ilk defa, 27 Eylül 1825’te İngiltere’de, işadamı Edward Pease’in Stocton-Darlington Railway Company adlı şirketinin mali katkılarıyla, George Stephenson tarafından Stocton ve Darlington arasında yapılmışken, bu tarihten yaklaşık otuz yıl sonra, Osmanlı Devletinde de demiryolu çalışmalarına başlanmıştır.
Sultan II. Abdülhamid Han, 1876’da padişah olduğunda, devletin 300 milyon altın liraya yakın dış borcu vardı ve çeşitli iç sorunlarla karşı karşıya idi. Bütün bu menfi şartlara rağmen dahilî ve malî sıkıntıları halletmeye çalışan Sultan, bu arada demiryollarının ekonomik ve siyasi önemini çok iyi kavramış ve Osmanlı topraklarında demiryollarını yaygınlaştırmak için yabancı devletlere çeşitli imtiyazlar tanıyarak, demiryolu yapımını teşvik etmiştir.
Osmanlı Devleti’nde demiryolunun yaygınlaştığı ve demiryolu yatırımının en çok yapıldığı dönem, 2. Abdülhamid devridir. 1889- 1898 döneminde, 5350 km’lik demiryolu inşası için izin verilmiştir. Bu rakamın, günümüzde mevcut olan demiryolu uzunluğunun yarısından fazla olduğu düşünülürse, o günkü şartlarda ve teknolojik imkânlarla yapılan bu yatırımın ne kadar büyük ve önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Aynı zamanda, bütün dünya müslümanlarının halifesi olan 2. Abdülhamid Han, İslam’ın şartlarından olan ‘Hac’ farizasını yerine getirmek için her yıl Hicaz'a giden binlerce hacının, develeriyle 60 °C’ye varan sıcaklık altında, çöl yollarında; susuzluk, bulaşıcı hastalıklar, eşkıyalar vb. zorluklarla karşı karşıya olduğunu, bu yolların emniyet ve asayişini sağlamak için ise, devletin büyük malî ve askerî fedakârlıklarda bulunduğunu biliyordu. Hicaz için bütün bu problemleri halledecek ve buradaki müslümanlarla Anadolu arasında bir köprü vazifesi görecek, ayrıca devletin saygınlığını İslâm dünyasında artıracak, bölgedeki denetimi güçlendirecek ve Süveyş Kanalı’nın yerini tutabilecek stratejik bir demiryolu projesini uygulamaya koymayı düşünüyordu. Sultan 2. Abdülhamid’in hâtıratında da; “Çok eskiden beri hayâl ettiğim Hicaz demiryolu nihayet hakikât oluyor. Bu yol Osmanlı Devleti için sadece iktisadi bakımdan büyük fayda getirmekle kalmayacak, aynı zamanda oradaki kuvvetimizi sağlamlaştırmaya da yarayacağından, askeri bakımdan da çok ehemmiyetli olacaktır..” diye bahsettiği ve bugün milli sınırlarımız dışında bulunan Hicaz demiryolu projesinin gerçekleştirilmesi, bütün müslümanların halifesi olan 2. Abdülhamid’e yakışan bir yatırımdı. 1 Mayıs 1900’de irâdesi çıkarılan proje için başta halifenin kendisi 2.5 milyon altın olmak üzere, devletin sivil ve askeri memurları, aylıklarının %10’unu (harik ianesi) vermişlerdir. Bu iş için halktan kurban derisi toplanmış, posta pulları, damga kağıtları, ilmühaberler ve madalyalar(*) bastırılmıştır. Müslümanlar arasında örnek bir dayanışma örneği olarak; Mısır Hidivi, İran Şahı, Haydarabat Nizamı, Okyanus adalarındaki müslümanlar, özellikle bugünkü Pakistanı oluşturan Hint müslümanları, Afganistan, Fas, Muskat, Kırım olmak üzere bütün dünya müslümanları büyük maddi bağışlarda bulunmuşlardır. Sadece İslâm dünyasınca yapılan bu yardımlar, “Hicaz Şimendifer Hattı İanesi”nde toplanmıştır. Bu kadar büyük bir bağış kampanyasını başarıyla yürüten 2. Abdülhamid Hanın yakından ilgilendiği bu demiryolu inşaatına, 1903 yılı Ekim’inde başlandı. İnşaatın güvenliği için aynı yıl İstanbul’da ilk kez iki taburluk demiryolu askerliği sınıfı açıldı. 1050 mm genişliğindeki demiryolu hattı beş yılda tamamlandı. (**) Toplam uzunluğu 1464 km olan bu yolun 1300 km’lik Şam-Medine arasına öncelik tanındı. Hicaz demiryolu inşaatında çalışan işçilerle teknik elemanlar yalnızca müslümanlardan seçilmişti. Ayrıca ray ve benzeri malzemeler İstanbul tersanelerinde üretilmiş, traversler ise Toros ve Amanos dağlarındaki ağaç kütüklerinden sağlanmıştı. Issız, çorak, susuz ve kumlu çöllerde, hat boyundaki er ve subaylarımız, demiryolu yapılmasına karşı çıkan ve engellemeye çalışan eşkıya ile mücadele uğruna pekçok şehit vermişlerdi; kilometrelerce uzayıp giden demiryolu güzergâhı onlara adeta meçhul birer mezar olmuştu. Demiryolu inşaatında çalışan nezih Anadolu çocukları, çöllerde alev gibi yakan güneş altında kızgın rayları elleriyle tutamaz, başlarındaki kabalakları (serpuş) eldiven gibi kullanırlardı. Başı açık olanlardan güneş çarpmasından dolayı oracıkta ölenler de olurdu. Su bulunan yerler azdı. Şam’dan özel olarak sarnıç vagonlarıyla su getirilir, haftada bir kez dağıtılırdı. Bu sular Der’a, Afule, Medan-ı Salih gibi yerlerde, depo ve mahzenlerde saklanırdı. Bütün bu yoksulluğa, acılara, meşakkate ve perişanlığa karşı mücadele eden erlerimizi, subaylarımızı, demiryolcu memur ve işçilerimizi ayakta diri tutan güç, böyle kutsal ve manevî yönü büyük olan bir işte görev almanın verdiği moral ve Gül-ü Muhammed (s.a.s) sevgisi idi.
Hicaz projelerinde; 1904’de Hvyran, 1905’de Beyrut ve Hayfa, 1908’de Medine Garajına ulaşıldı. 2. Abdülhamid Han, demiryolu hattı mukaddes belde Medine’ye ulaşınca, Resulullah’ın rûhaniyetini rahatsız etmemek için rayların altına keçe döşenmesini istemiş, hatta 5-6 km’lik bir güzergahta sessiz lokomotifler çalıştırılmasını emretmiştir. Hicaz hattı 27 Ağustos 1908 tarihinde ilk trenin Şamdan hareketiyle açıldı. Özel olarak hazırlanan bu tren- de devlet erkânı, davetliler, yerli-yabancı gazeteciler bulunuyordu. Trenin hızı o döneme göre mükemmel sayılan 40-60 km/s arasında idi.
Açılışından 8 yıl sonra, 1916’da bu hatlar İngiliz casusu Thomas Edward Lawrance’in örgütlediği Araplar tarafından, Maan-Medine arasındaki 680 km’lik kısmı bombalanarak tahrip edilmiştir. Ayrıca I. Dünya Savaşı’nda da tahribata uğramıştır. Bu yollardan kalan ray ve traversleri getirenlere İngilizler para ikramiyeleri vermişlerdir. Bugün Medine’de bahçe korkuluğu yapılmış travers ve raylara rastlanmakta ve Ambariye Köprüsü, Medine İstasyonu ve Camii ile kömürlü (buharlı) lokomotif ve ahşap vagonlar hâlâ mahzun, boynu bükük Osmanlı izleri olarak yıkılmaya ve çürümeye terkedilmiş, adeta unutturulmak istenen bir tarih gibi durmaktadır.
Dipnotlar
* Hicaz Demiryolları Madalyaları:
Hamidiye-Hicaz Demiryolu Madalyası:
Ön yüzünde defne dalından bir çelenk içinde II. Abdülhamid’in “el-Gazi” tuğrası, altta lokomotif resmi, arka yüzünde ise “Hamidiye—Hicaz Demiryolu’na hizmet eden hamiyetmedana mahsus madalyadır.” yazısı bulunmaktadır.
Maan Mevkiinin Resmiküşadlı Madalyası: Demiryolunun Maan’a kadar olan bölümünün açılışı dolayısıyla çıkarılmıştır. Ön yüzünde üstte tuğra ve lokomotif resmi, arka yüzünde “Hamidiye-Hicaz Demiryolu Maan mevkiinin resmi küşadı yadigârı 1322 (1904).” yazısı bulunmaktadır.
Hicaz Demiryolunun Medine-i Münevvere Mevkii Madalyası: Ön yüzünde tünelden çıkan tren resmi ile tuğra altında sene 1326 (1908) yazısı ve hurma ağaçları resmi bulunmaktadır. Arka yüzünde “Hamidiye-Hicaz Demiryolu’nun Medine-i Münevvere mevkiine ve Aynüzzerka suyun un demir borularla Belde-i Tahire’ye is’ali Hamidiye Camii şerifinin hitamı inşası ve Haremi melaiki huddam Hazreti Risalert Penahide Ziyai Kehrubai is’ali hatırası olmak üzere bu babda hidematı sebk edenlere nişane-i mefharettir.” yazısı bulunmaktadır.
** Standart açıklık 1435 mm’dir. Bu yolun dar açıklıklı yapılmasının sebebi; bu beldeye sadece Osmanlı Devleti’nin imal ettiği lokomotiflerin girmesinin sağlanması ve hangi amaçla olursa olsun yabancı lokomotif ve vagonların girmesinin önlenmesiydi.
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Çrş 06 Ağu 2008, 10:49
| Alıntı: |
| etrafındakilere güvenmediği(!) için sık sık Sadrazam değiştiren-26 sadrazam rekor kendisindedir- ; ölüm korkusuyla devleti Yıldız'a kapanıp yöneten bir padişahtır Abdülhamit. |
Abdülhamid, idareye vaziyet etmek üzere tahta çıktığında her taraf kazan gibi kaynıyordu. O fitne ve fesat üzerine gelmişti. Dünyada herkesin kabul ettiği zekâ, deha ve tedbirin adamıydı. Tedbirini vehim olarak değerlendiren tarihçiler vardır. Onlara göre Abdülhamid çok vehimli bir insandı. Küstahlığı biraz daha ileri götürenlere göre ise o, korkak bir insandı.
Tahta çıktığı zaman Osmanlı topraklarında manzara şuydu: Tunus bulgur kazanı gibiydi. Mağrip memleketlerinde Fransızlar, İtalyanlar cirit atıyor ve her yerde fitne arıyorlardı. Mısır ciddî hâdiselere gebeydi. Arapların İngilizlerce kandırılması, Birinci Cihan Harbi'nde mağlup düşmemize zemin hazırlanıyordu. Bir İngiliz casusu olan Lavrens, Şerif Hüseyin'e kadar yanaşmış, hatta Avrupa'da onu temsil etme pâyesiyle pâyelendirilmişti. Her yerde Lavrens'in dümen suyuna uyulmuştu. Mehmetçik, o kavurucu çöl sıcağında dudaklarına bir yudum su götürecek dost elinden mahrumdu. Ve işte böyle bir devrede Abdülhamid enkaz yığını hâline gelmiş bir saltanata buyurun edilmişti.
Girit daha farklı değildi. Giden valiler hiçbir iş yapamıyordu. Asker eli kolu bağlı duruyordu. Batı bir kâbus gibi orada Osmanlı'nın üzerine çökmüştü ve kalkmaya da niyetleri yoktu.
Balkanlar'da, Rusya'nın tahriki, açıkça kendini gösteriyordu. Muhtariyet isteyen milletlerin başını Slavlar çekiyordu. Bulgarlar bu emellere alet edilmişti. Sadece Balkanlara ait meseleleri halletmek dahi çok zordu.
Anadolu'da da dönmeler yoğun faaliyete girişmişlerdi. Bu dönmelerden bilhassa bazıları amansız bir gayret içindeydiler. İsimleri değişmiş Ali, Veli olmuştu ama ruh dünyalarında zerre kadar değişiklik olmamıştı. Kinleri hiç dinmemişti; gayz ve öfkeleri her yerde yangın çıkarmaya yetecek mahiyetteydi. Mithat Paşa da bir dönmeydi ve arkasında bütün bir Avrupa vardı. O da fitnenin bir ucunda, kendine düşeni yapmaya çalışıyordu.
Ermeniler dışta ve içte örgütlenmiş ayrı bir düşman cephesiydi. Süryaniler tahrik ediliyordu. Asırlarca omuz omuza aynı cephede vuruştuğumuz unsurlar şimdi bizi arkadan vurmaya başlamıştı ve bu kalleşçe tavır ciddî boyutlara tırmanmıştı. Bütün bunların önünü almak da çok zor bir meseleydi. Abdülhamid'in böyle bir dönemde 33 sene gibi uzun bir süre devleti ayakta tutabilmesi dahi büyük bir hâdisedir. Başka hiçbir iş yapmasaydı bu kadar süre ayakta durabilmesi onun istidadını göstermeye kâfi gelirdi. Düşman amansızdı ve etrafında kendisine müzâhir olacak ciddî dostlardan da mahrum bulunuyordu. Müstebit değildi. Ruhunda mevcut olan disiplin anlayışını cemiyete aksettirmek istiyordu. Böylece laçkalaşmaya başlamış cemiyet hayatına ait her ünite belli bir disiplinle, hiç olmazsa daha aşağıya çekilmesi önlenmiş olacak ve toplum hayatı yükseltilemese de daha kötü hâle gelmekten korunacaktı. Bunun için de Abdülhamid'in disiplinli olması gerekiyordu. Ne var ki, bizim kendilerine çok sevgi ve saygı duyduğumuz bazı zatlar bile durum değerlendirmesinde yanılmış ve Abdülhamid'i hicveden yazılar ve şiirler yazmışlardı. Neden sonra yıkılışı görenler nedametlerini gizleyemedi ve onun büyüklüğünü anlayamadıklarından aleyhinde bulunduklarını itiraf ettiler.
Sultan Abdülhamid, yönetimden uzaklaştırıldıktan sonra Selanik'e gönderilmişti. Çıkması muhtemel Balkan savaşı üzerine kendisine karşı karşıya bulundukları askeri tehlike nakledilerek, düşmanın Selanik'e yaklaşmakta olduğu bildirildi.
Ulu Hakan durumu ögrenince kendisine haber veren kişiye büyük bir öfke ile:
"Selanik demek, İstanbul'un anahtarı demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede?.. Ecdad kanlarıyla sulanan bu topraklari nasıl terk ederiz? Biz buraları bırakıp gidersek, tarih ve ecdad bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Ben buraların tahliyesine razı değilim!... Yetmiş yaşımda olduğuma bakmayın! Bana bir tüfek verin, asker evlâdlarımla beraber Selanik'i son nefesime kadar müdafaa edeceğim..." dedi.
Allah aşkına, bu mudur ölümden korkan bir insan portresi.
|
 |
taha yasir
15 yıl önce - Pzr 10 Ağu 2008, 13:27
| Alıntı: |
Abdülhamid’in bor’u kaptırmama mücadelesi
Zaman gazetesi yazarlarından Mustafa Armağan yine tarihin tozlu raflarında, şimdi'ye ve gelecek'e ışık tutuyor. II. Abdülhamid'in bor madenini yabancılara kaptırmamak için verdiği mücadeleyi yazdı.
tımeturk |
Yazının devamını fazla yer kaplamayalım diye aşığıdaki linkte veriyorum
kaynak:http://www.timeturk.com/Mustafa-Armagan-Abdulhami ...azisi.html
|
 |
sayfa 12  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|