Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 11
OrhanSezgin
15 yıl önce - Cmt 02 Ağu 2008, 21:51

Alıntı:
Kim kahraman, kim hain?

Anadolu'da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: "Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim..."(5) Türk Tarih Kurumu'nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?


hasan k. tarafından kopyala yapıştır yapılan yazı arkasında ,bazı kesimlerce ABD olduğu iddia edilen aslında İngiltere tarafından yönlendirilen bir cemaate ait gazeteden alınmıştır

Biliyorsunuz Atatürk, dincilerin,Yunanların,Ermenilerin ve ayrılıkçı Kürtlerin en büyük hedefidir
nette araştırdığınızda bunlara ait, Mustafa Kemal ve ailesi hakkında akla hayale gelmeyecek saldırılarla dolu siteler,sayfalar görebilirsiniz..
Bugun itibarıyla Türkiyedeki fikirdaşları bunları açıkça seslendiremiyorlar.Böyle satır aralarında karalama yapabiliyorlar..


.Yukarıdaki yazının kaynağı
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=618329
Yazı Mustafa Armağan tarafından yazılmıştır
Yazar hakkında kendi sitesinden alınmış bilgi şöyledir.
Urfalı bir anne-babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (24 Şubat 1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli yayınevlerinde editör olarak çalıştı. 1995-1996 arasında İzlenim dergisinin, 2000-2002 arasında da Da (Diyalog Avrasya) dergisinin yayın yönetmenliklerini yürüttü. Halen serbest yazar olarak çalışmaktadır.

Bay Armağan kaynak olarak İngiliz gazeteci Ward Price in "extra special correspondent" adlı kitabını gösterir.

Kendisine cevap gecikmemistir

Alıntı:
"""""Atatürk dincilerin en büyük hedefi


Kulluktan yurttaşlığa geçişi sağlayan Büyük Önder'e yönelik saldırılar her geçen gün biraz daha artarak sürüyor.

Son yıllarda dindarların değil ama, dini politikaya alet eden dincilerin en büyük hedefi Atatürk' tür.

Neden? Çünkü Atatürk Hilafeti kaldırmıştır. Din devletine son vermiş, ümmet anlayışı terk edilmiş ve bir ulus devlet yaratılmıştır. Kulluktan vatandaşlığa geçiş sağlanmıştır. Atatürk 1923-1938 arasında 15 yılda aydınlanma devrimlerini Türk toplumuna getirmiştir. Çağdaş yasaları, özellikle Medeni Yasa'yı kabul etmiş, kadınlarımıza erkeklerle eşit haklar sağlamıştır.

Ama bunları içine sindiremeyen din bezirgânları, ikinci cumhuriyetçiler ve dönekler, her vesile ile Mustafa Kemal'e saldırmayı âdet haline getirmişlerdir.

Zaman gazetesi de Atatürk için hiç iyi düşünmez. Zaman gazetesinde yazan Mustafa Armağan , Atatürk'ün mütareke sırasında İngiliz gazetecisi Ward Price ile görüştüğünü ve İngilizlerden valilik istediğini yazdı. (17 Kasım 2007) Böylece Armağan, aklı sıra Atatürk'ü küçük düşürmek istiyor. İngilizlerle işbirliği yapan Vahdettin' i de böylece korumaya almaya, aklamaya çalışıyor.

Gerçi belgelere dayanmayan bu gibi bilim dışı savlara her zaman yanıt vermeye gerek yoktur. Bunları Turgut Özakman , ' Vahdettin, M. Kemal ve Milli Mücadele'; İsmet Görgülü de ' Atatürk'ün Özel Yaşamı - Uydurmalar - Saldırılar, Yanıtlar' adlı kitaplarında ayrıntılı bir biçimde yanıtladılar. ( 1 ) Ancak bu gibi saldırılar bugünlerde çoğaldığı için yanıt verip, bu ikiyüzlülükleri ortaya koymak gerekmektedir.

Gazeteci Armağan'ın alıntılardan vardığı yargılar ve yanıtlanması gereken sorular.

Vahdettin'i aklama çabası

Armağan, yazısında İngiliz gazeteci ile görüşmeyi şöyle veriyor: "...Anadolu'da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valiler ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmadığını bilmek isterim."

Bu alıntıyı Türk Tarih Kurumu'nca yayımlanan Gottharel Jaeschke' nin Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri kitabından aldığını belirten yazar, padişah Vahdettin'in İngiliz yanlısı politikasını perdelemek amacıyla şöyle bir yargıya varıyor.

"Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?"

Bu yargıya karşı, aşağıdaki sorular ve verilen yanıtlar dikkatle okunmalıdır.

1. BU PARAGRAF NEREDEN ALINIYOR ?

(Armağan bu paragrafı nereden aldı?)

İngiliz gazeteci Ward Price'in Extra-Special Correspondent adlı 1957 yılında yayımlanan kitabından alınıyor. ( 2 ) Sayın Armağan bu kitabın adını da Türkçeye yanlış olarak " Çok Özel Yazışmalar " olarak çevirmiş. Oysa "Correspondent"u yazışma olarak çevirmek için karşılığında bu yazışmaları alan birisinin olması gerekir. Ward Price gazetecidir, 1918 Ekim ayında, Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından hemen sonra gazeteci olarak İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'dan gönderdiği haberler İngiltere'de Daily Mail, The Morning Post gazetelerinde yayımlanmıştır. Öyleyse kitabının başlığı "Çok Özel Yazışmalar" olarak değil "Çok Özel Gazeteci" olarak çevrilmelidir.

2 . BU PARAGRAFIN BELGESİ VAR MI?

Ward bu paragrafı kendi kitabından veriyor. Böyle bir konuşmanın geçtiğine dair bu hususla ilgili hiçbir belge yoktur. Başta Alman yazar G. Jaeschke ve daha sonra diğer yazarlar bu paragrafı Ward'ın kitabından alıyorlar. Gazeteci Ward'ın kitabında sözü edilen bu konuşmadaki bu hususları destekleyen herhangi bir belge bugüne kadar ortaya çıkmamıştı.

3. BU KONUŞMA NE ZAMAN YAPILDI?

Gazeteci Ward'la Atatürk, 14 Kasım 1918 tarihinde Pera Palas Oteli'nde görüştüler. Bu tarihe iyi dikkat etmek gerekir. Çünkü Osmanlı orduları yenilmiş ve Osmanlı devleti 30 Ekim 1918'de çok ağır koşulları olan Mondros Ateşkesi'ni kabul etmişti. Bir gün sonra (31 Ekim 1918) Mustafa Kemal Suriye'de dağılmış halde bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na atandı. Oradan çektiği telgraflarla Mondros ateşkesine karşı çıktı. Osmanlı hükümeti bu çıkışlardan rahatsız olmaktadır. 10 Kasım 1918 günü, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Mustafa Kemal'i telgraf makinesi başına çağırarak kendisinin sadrazamlıktan çekildiğini ve onun da İstanbul'a gelmesini istedi, "Sizinle görüşmeye ihtiyacım var" dedi.

Bunun üzerine Mustafa Kemal Adana'dan trenle hareket ederek İstanbul'a geldi. 13 Kasım 1918 Çarşamba günü yanında yaveri Cevat Abbas' la Haydarpaşa Garı'na indi. O sırada işgal güçlerinin 55 parçadan oluşan savaş gemileri Haydarpaşa önlerinden Boğaz'a girmek üzereydiler. Yani İstanbul fiilen işgal ediliyordu.

Çanakkale'de bu müttefik ve emperyalist gemilere dur diyen Anafartalar kahramanı, ne yazık ki Haydarpaşa Garı'nda, bu gemilerin 3 saat boyunca geçişini ve Boğaz'a doğru ilerleyerek Dolmabahçe Sarayı önünde demirleyişini izlemek talihsizliğiyle karşı karşıya geldi. Daha sonra bindiği bir askeri motorla Karaköy'e giderken aralarından geçmek zorunda kaldığı bu işgal gemilerine karşı ünlü sözünü söylemiştir: "Geldikleri gibi giderler.."

Atatürk, Pera Palas'ta kalıyordu, ertesi gün (14 Kasım 1918), Pera Palas müdürünün aracılığıyla gazeteci Ward Price ile görüşmüştür.

Mağlup olmuş bir imparatorluğun subayı olarak İstanbul'a bir gün önce gelmiş olan Mustafa Kemal bu sözleri söylese ne olur söylemese ne olur?.. Zaten bu sözleri söylediğine dair herhangi bir belge de yok, sadece İngiliz gazetecinin, çok sonraları, 1957 yılında yazdığı kitabı var.

O sırada Mustafa Kemal bir yandan padişahla çok iyi geçinmeye çalışıyor, öte yandan da yabancılar dahil herkesle konuşuyordu. Çünkü arkadaşlarıyla birlikte vardıkları karar gereğince Mustafa Kemal, Osmanlı "Harbiye Nazırı" (Savaş Bakanı) olmak istiyordu. Savaş Bakanlığı'nı ele geçirerek imparatorluğu kurtarmak istiyordu.

Zaman yazarı bu konuyu G. Jaeschke'nin kitabından almış. Pekiyi Jaeschke'nin bu söyleşiyle ilgili yorumunu ve yazısını neden görmezlikten geliyor. Bakınız Jaeschke ne diyor:

"Neticenin üzerine bir sual işareti koymak lazım gelse bile Mustafa Kemal'in mevsukiyeti (sağlamlık) aşikâr olan bu sözleri, gene de izaha muhtaç kalmaktadır. Onun bu sözleri, İzzet Paşa kabinesinde Harbiye Nazırlığı'na tayin edilmesi için gösterdiği gayretlerin izlediği aynı istikamete yönelmiş olsa gerekir." ( 3 )

Bu yargının doğruluğu Mustafa Kemal'in üç gün sonra, 17 Kasım 1918 tarihinde Minber ve 18 Kasım 1918 tarihli Vakit gazetelerinde yaptığı açıklamalarda görülür. Mustafa Kemal, Minber gazetesinde yayımlanan söyleşisinde "her türlü siyasetin her türlü manasıyla en çok kuvveti olmakla" elde edilebileceğini, bunun da "manevi, bilimsel, teknik ve ahlaki bakımdan kuvvetli" olmak olduğunu, yoksa "bu özelliklerden yoksun olan bir milletin, bütün fertleri en son gelişmiş silahlarla donatılsa bile kuvvetli olamayacağını" belirtmiştir.
..İLK ÇIKIŞ
İngilizlerin ve padişahın ilgisini çekti

Gazetelere yaptığı açıklamalar, Mustafa Kemal'in siyasi konularda kamuoyuna ilk çıkışıdır ve güncel olayları ne derece etkin bir biçimde izlediğini göstermektedir.

Bu açıklamaların yapıldığı günlerde hükümet istifa etmiştir, yeni hükümet kurulması çalışmaları sürmektedir. Tevfik Paşa hükümetini kurmuştur ama, henüz Meclis'ten güvenoyu alamamıştır. Mustafa Kemal hükümette yer almak istemektedir. Bu noktada yaptığı açıklamayla Padişah'ın, İngilizlerin ve politika çevrelerinin ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Üstelik "bağımsızlığa saygı duymak koşuluyla" İngiltere ile işbirliği yapılabileceği de vurgulamaktadır.

Yazar Armağan'a Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Komutanı olarak Adana'dan İstanbul'da gönderdiği telgrafları okumasını öneririm. Bu telgraflar ulusalcı bir tavrın ve şaşmaz bir öngörünün taihe geçmiş abideleridir.

Mustafa Kemal Mondros Ateşkesi'ne karşı çıkmakta ve böyle giderse ve İngilizlerin her dedikleri kabul edilirse, bir gün gelecek İstanbul'da hükümetlerini İngilizler atayacaklardır, demektedir. Ayrıca, İngilizlerin İskenderun'a çıkmalarına karşı gelmekte ve İngilizler karaya çıkarlarsa silahla karşı gelinmesi emrini verdiğini belirtmektedir. Konumuzun dağılmaması için bu önemli belgelere bu kadar değinerek tekrar Armağan'ın yazısına gelelim:

Sayın yazar Armağan, bütün bunları neden görmezden geliyor? Mustafa Kemal'in daha bir hafta önce İngilizleri yerden yere vuran, onlara karşı ateş etme emri veren bu telgrafları atlıyor. Hatta Ward Price'ın 1 Aralık 1918 tarihli Minber gazetesinde yayımlanan aşağıdaki beyanatını neden atlıyor? Ward Price bakın ne diyor:

"Türklere karşı ben şimdi hakiki bir fikir peyda edebildim. İngiltere'ye gider gitmez yapacağım ilk iş, Türklerin büyüklüğünü tanıtmak olacaktır." ( 5 )

CUMHURİYET'İN GAZETECİ WARD PRİCE'LA SÖYLEŞİSİ

Şimdi, Zaman yazarına biz bir belge sunalım. Ward Price 21 yıl sonra tekrar İstanbul'a geldi. Tarih 10 Aralık 1939'dur...

Cumhuriyet gazetesi Ward Price'la bir söyleşi yaptı. Gazeteci Price'ın söyledikleri aynen aşağıdadır:

"İstanbul'a ilk kez 1918 yılında gelmiştim. Bir Türk generalin benimle görüşmek istediğini söylediler. Adını sordum, Mustafa Kemal dediler. O zamanlar Mustafa Kemal adını belirsiz bir şekilde işitmiştim. Daveti memnunlukla kabul ettim.

Mustafa Kemal düşünceli ve karamsardı. Bana memleketin halinden söz etti ve her iki üç tümcede bir: Bu böyle olmaz. Vatanı baştan başa değiştirmek lazım, yenileştirmek lazım, diyordu.

O zamanlar doğrusu bu laflara pek dikkat etmemiştim. Mesleğimin her zaman hatırlayacağım büyük hatası, bu emsalsiz dehayı o zaman keşfedememiş olmamdır." (Cumhuriyet, 10 Aralık 1939)

Sözü geçen gazeteci Ward Price, 1939'da bunları söylüyor, ama 1957'de yazdığı kitapta bir kılçık atmak istiyor. Nasıl inanacağız?

Peki Zaman yazarı bunları görmedi. Mademki konumuz İngiliz gazetecidir, Padişah Vahdettin'in bu İngiliz gazeteci Ward Price'a verdiği beyanat neden atlanıyor?

Vahdettin 24 Kasım 1918'de, gazetecinin Mustafa Kemal'le görüşmesinden tam 10 gün sonra Ward Price'ı sarayda kabul etti. Saraya gelişiyle ilgili olarak Padişah'ın başmabeyincisi Lütfü Simavi Bey' in anılarında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Sayın yazar bakabilir.

Padişahın, gazeteci Price'a verdiği beyanat The Daily Mail gazetesinde de yayımlanmıştır. Padişah şöyle diyor:

"Türkiye'nin harbe katılması bir türlü kaza eserinden ibarettir... Ne yazık ki hükümetin basiretsizliği bizi felakete sürüklemiştir. Eğer ben tahtta olsaydım bu esef verici hadise olmazdı.

... İngiliz milletine karşı beslediğim kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı.. babam Sultan Abdülmecit'ten aldım. ... Memleketimle Büyük Britanya arasındaki dostluğu güçlendirmek için elimden geleni yapacağım. Ermeniler hakkında yapılan muameleyi büyük üzüntüyle öğrendim. Saltanata geçince, sebep olanların son derece şiddetli cezalandırılması için soruşturma emrini verdim!" (6)

Hiçbir kusuru olmamakla nitelendirdikleri Padişah işte böyle konuşuyor.

İngiliz milletine karşı beslediği kuvvetli sevgiden söz ediyor. Ermeniler için yapılan muamelelerden büyük üzüntü duyduğunu söylüyor, sebep olanların cezalandırılmaları için emir verdiğini söylüyor.
Gazeteci Price'ın sorularına verdiği yanıtlarla ilk siyasi mesajlarını da kamuoyuna iletiyordu
'Kalbimde kin ve düşmanlık yok'

Price'in , "İngilizlere karşı beslediğiniz duygular hakkında bazı bilgiler verir misiniz" sorusuna Mustafa Kemal aşağıdaki yanıtı vermiştir:

"- Bu savaşta İngilizlerle Arıburnu, Anafartalar ve Filistin cephelerinde karşı karşıya birçok savaşlar verdim. Ben, bu savaşlarda ve genel olarak saydığım bu cephelerden başka cephelerde, başka bölgelerde diğer milletlerle dahi verdiğim savaşlarda vatanın savunmasından ibaret olan asli görevimi yaptım. Dolayısıyla kalbimde kin ve düşmanlık duyguları yer bulmamıştır.

İngilizlerin, Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına uymakta gösterecekleri saygı ve insanlık karşısında yalnız benim değil, Osmanlı milletinin İngilizlerden daha iyiliksever bir dost olmayacağı kanaatiyle etkilenmeleri pek tabiidir."

MİNBER'E SÖYLEDİKLERİ

Görüleceği gibi Ward Price adlı İngiliz gazeteci ile görüşmesinden 3 gün sonra Minber gazetesindeki söyleşisinde Mustafa Kemal, İngilizlere adeta yol göstermekte ve İngilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına uymakta gösterecekleri saygıdan söz etmektedir. Dikkat edileceği gibi "gösterdikleri" değil "gösterecekleri" kelimesi burada önem kazanmakdır.

Mustafa Kemal bir gün sonra (18 Kasım 1918) Vakit gazetesindeki açıklamasında ise hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde düşüncelerini yalın bir biçimde açıklamıştır. İşte beyanatın can alıcı noktası:

'GÖREV HÜKÜMETE DÜŞER'

"Hükümetimizle ateşkes imzalayan devletlerin ve bu devletler adına ateşkes koşullarını yapan Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı iyi niyetlerinden şüphe etmek istemem. Eğer söz konusu anlaşma hükümlerinin uygulamasında kötü ve yanlış anlamayı gerektirecek yanları gözüküyorsa bunun sebebini anlamak ve karşımızdakilerle anlaşmak lazımdır. Doğal olarak bu görev hükümete düşer. Benim bildiğime göre hükümetimiz bu noktada gereken girişimlerde bulunmuş ve bulunmaktadır..." .


Kaynak yazı Alev Coşkun,Cumhuriyet, 8.12.07

Basit bir mantık yürütürsek.Bir Osmanlı subayı işgalcilerle görüşmek üzere araya neden bir gazeteciyi koysun..üstelik bir gün evvel "Geldikleri gibi giderler" demiş iken.



Konu Mustafa Kemal veya Sultan Vahdeddin değil Abdulhamit Han hakkında
fakat kurnazlıkmı desem, maalesef araya böyle iddialar karıştırılıyor ve cevap verme ihtiyacı doğuruyor



saygılar


A.Yildiz
15 yıl önce - Pzr 03 Ağu 2008, 00:15



mustafaözkan
15 yıl önce - Pzr 03 Ağu 2008, 15:42



mustafaözkan
15 yıl önce - Pzr 03 Ağu 2008, 15:43



mustafaözkan
15 yıl önce - Pzr 03 Ağu 2008, 15:44



hasan1
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 12:11

Alıntı:
hasan k. tarafından kopyala yapıştır yapılan yazı arkasında ,bazı kesimlerce ABD olduğu iddia edilen aslında İngiltere tarafından yönlendirilen bir cemaate ait gazeteden alınmıştır


Kopyala-yapıştır demişsiniz, daha önce bunu ifade ettim, okumadınız herhalde.

Sabaha kadar oturup tek tek tuşlara basıp yazıları buraya aktaracak halimiz yok.

"kopyala-yapıştırdan daha iyisini bilen varsa buraya yazsın" demiştim, biliyorsanız siz yazın, yoksa bu yöntem herkesçe kullanılacaktır, gayette normal.

Siz de görüyorum ki, kopyala-yapıştırdan farklı bir şey yapmamışsanız.

Bu kötü bir şey ise siz niye yaptınız, yok değil ise dillendirmeye ne gerek vardı.

Sultan Abdülhamid ile ilgili bu başlığı gördüm, sağolsun mesaj yazan çoğu kişiler doğru ve güzel tespitlerde bulunmuşlar, Sultan Abdülhamid'i seven çok, bu memnuniyet verici ama bazı mesajlarda yanlış bilgiler de var, konu hakkında güvenilir kaynaklardan yazıları buraya aktardım.

Zaman bugün ülkenin en çok satılan gazetesi.

Ayrıca doğru ve güvenilir haber yayınlama alanında en üst sıradaki gazetelerden.

Güvenilir olmamak bir yana, en güvenilir gazetelerden ve başka gazetelerdeki yalanları da ortaya çıkarıyor.

Kimsenin kasıtlı yalan haber yapmasından memnun değiliz, ama doğruları öğrenmek hakkımız.

Bu konuda Zaman Gazetesini takdirle karşılıyor, teşekkürlerimi iletiyorum.

Hürriyet ve Cumhuriyet gibi gazeteler ise yalan haber yapıyorlar, kendilerini de eleştirilere rağmen düzeltmiş değiller.

Bazı kesimler dediğiniz kişiler maalesef gerçeği göremiyor ve sayıca azınlıkta.

Gazetenin ABD yanlısı olmakla alakası yok, gazeteyi doğru dürüst okuyanlar böyle olmadığını görüyor / biliyor.

ABDnin yerine göre eleştirildiğini açıkça gazete sayfalarında yer almıştır.

Mesela kimsenin Irak Savaşında ABDyi destekleyecek hali yok.

Gazeteyi lütfen göz ucuyla değil inceleyerek okuyunuz.

Ben Zamanın senelerdir abonesiyim.

Tespitleri herhalde en iyi şekilde gazeteyi okuyan kişiler yapar.

Ayrıca illa denecekse dinci değil, dindar densin, bunlar farklı şeyler.

Dindar demenin yazımda ve söylenişte bir zorluğu yok, kimse de rahatsız olmaz.

Gazetede Atatürk karşıtlığı yer almıyor, karıştırmayın lütfen.

Ama Atatürk yanlısı gözüküp dindarlara karşı saygılı davranmayan ve dinimiz hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan bir gazeteden ne kadar inandırıcılık bekleyebiliriz.

Bu gazetenin imtiyaz sahibi ve yazarı ciddi suçlardan tutuklanmadılar mı.

Gazete yazarlarının bu suçlarla niye ilişkileri var.

Bu gazete yalan haber yapan gazeteler içinde niçin ilk sıralarda yer alıyor.

Alıntı yaptığınız söz konusu gazete haberine ne kadar güvenebiliriz.

Sayın Mustafa Armağan, kaynaklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Sultan Abdülhamid hakkında kitapları, yazıları ve araştırmaları var.

Kaynaklardan bize geçmiş olayların aktarılması önemli.

Çünkü kafadan sözlerle tarih olmaz.

Resmi tarih olarak bize sunulan her olaya inanmayan kişi sayısı da oldukça fazla.

Çünkü tarihimizdeki bazı olaylar resmi tarihte bize yanlış olarak aktarılıyor.

Kaynaklarıyla gerçeği yansıtan tarihçiler birilerince sevilmeyecek ve eleştirilecektir, bu gayet normal.

Eleştiri olarak söylenen her sözü gerçekmiş gibi değerlendirmek elbette doğru değil.

Resmi tarihten kıl aldırmayan Cumhuriyette kendince Zaman gazetesini eleştirecek, bu da gayet normal.

Sultan Vahdettin ve hiçbir Osmanlı sultanı hain değildir, kim ne yazarsa yazsın durum budur.

Bu durum bu sitede değişik kişilerce farklı mesajlarda da ifade edilmişti.

Ecdadımız hakkında yakışıksız dedikodular yapıp onların günahlarını almayalım.


En son hasan1 tarafından Pts 04 Ağu 2008, 16:27 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi


ali-yavuz
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 14:37

Alıntı:
Sultan II. Abdülhamit üzerine yaptığım geniş çaplı bir ödev sonucunda yerli-yabancı 19 farklı kaynaktan topladığım bilgileri sizlere sunmak isterim. Öncelikle Sultan hakkındaki en doğru tespit belki de Orhan Koloğlu'na aittir.Yani "Ne Kızıl Sultan, ne de Ulu Hakan"


Alıntı:
Ne Fransızların Ermeni olaylarından ötürü dediği gibi Kızıl Sultan, ne de cennet mekan Ulu Hakan. O sadece Osmanlı tarihinin ilginçliklerle dolu bir padişahı.


Farklı ve sayıca fazla kaynaklardan araştırma yapmanız her zaman faydalı olmayabilir.
Her kaynaktaki bilgilerin doğru olacağını ve hatta hatta tarih ile yazılan bazı eserlerin kaynak olabileceğini bile garanti edemeyiz.
Maalesef durum böyle.
Sadece burada anlatılanlar bile, Abdülhamid Han'ın Ulu Hakan olduğunu açıkça gösteriyor.
Yapılacak en doğru tespit olsa olsa budur.

Alıntı:
Abdülhamit bilindiği üzere bütün padişahlardan farklı olarak bütün yetkiyi üstünde toplamış ve devleti 30 yıl süren bir istibdat dönemine sokmuştur. Şüphesiz ki bu istibdat döneminin en önemli sebebi Abdülhamit'in ölüm korkusudur. Ama bu kesinlikle bir korkaklık değildir.


Abdülhamid devrindeki yönetim devletin devamlılığını sağlamak içindir. İç ve dış düşmanların çok olduğu, dönmelerin bulunabildiği bir dönemde tedbiri elden bırakmayan Abdülhamid Han devleti 30 sene ayakta durmasına vesile olmuştur. Ondan sonra gelen ittihadçıların yaptıkları düşünülürse Sultan Abdülhamid'in nasıl büyük bir idareci olduğu görülür. İstibdat dönemi deniliyor ama Abdülhamid Han aleyhinde olan hatta kendisine suikast planlayan kişileri bile öldürtmemiş, cezalandırmamıştır. Başka ülkelerde görülen tiran, komünist veya başka düzenlerle burayı karıştırmayalım.

Alıntı:
Devleti kendi arzusu ile yönetmiş hatta kendi çıkarlarını imparatorluğun çıkarlarının önüne koymuştur. Şahsi servetini yönetmeye büyük özen göstermiş, yabancı bankalara para yatırıp manipülasyon ile servetine servet katmıştır.Ama aynı özeni devlet hazinesine göstermiş midir? cevap kesinlikle HAYIR.


Bunları yazan her kimse buradaki daha önce yazılan satırları bir zahmet okuyuversin.
Hicaz Demiryolu için kendisinin cebinden para ödediğini cümle alem biliyor.
Haliçte inşa edilecek gemiler için ödenecek parayı cebinden ödediğini biliyoruz.
Ne kadar hayırsever olduğunu da bilen biliyor.
Sünnet törenleri düzenlediğini, masraflarını kendisinin karşıladığını kaynaklarda görmüştüm.
Bilmek ve görmek istemeyenlere bir şey diyemeyiz.
Ama bunları görmeyip iftira uydurmak da neyin nesi oluyor.

Alıntı:
Almanlardan ve Fransızlardan da yardım almaktan geri kalmamıştır.


Benim bildiğim Almanlar ve Fransızlardan yardım alınmamıştır.
Gördüğüm kadarıyla kaynaklarda yazan budur.

Tarafsız olunacak diye, son derece güzel işlere vesile olmuş Ulu Hakan'ı büyüklüğü ile anlatmamak ve yanlış bilgiler yazmak doğru olmuyor, hatta haksızlık oluyor.


En son ali-yavuz tarafından Pts 04 Ağu 2008, 14:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 7 kere değiştirildi


Mehmet Kasım
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 14:48



mustafaözkan
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 20:02



ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 05 Ağu 2008, 00:00
Sultan Abdülhamid'in kurban ve kömür organizasyonları




sayfa 11
« önceki   123 ... 101112 ... 232425   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET