1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Vedat Erzurum
17 yıl önce - Cum 16 Arl 2005, 21:45
Metin Arslan demişki;
| Alıntı: |
| Ülkemde ne yazikki Atatürkcü olan, son dönem osmanli padisahlarini sevemez diye cahilane düsünenler var. Umarim Abdülhamit hakkindaki olumlu düsüncem puan haneme eksi olarak yansimaz. |
Sonuna kadar haklı.... Bu ülkede bazı şeyleri dile getirmek öyle zor ki insanların çok taraflı bir açıdan baktıkları konu bu. Hakkında iyi yazsan bir katagoriye , kötü yazsan diğer katagoriye dahil ediliveriyorsun ve bu hiç hoş olmayan bir durum
Abdülhamit Han'a gelince her insan gibi hataları olan biri ama terazinin diğer kefesi daha ağır basmakta. Elinden geleni sonuna kadar yapmış olan bir padişah..
Yaşadığı dönemi düşünecek olursak ki osmanlının en entrikalı dönemi , batı tamamen Türk topraklarına göz dikmişken çareyi doğuda aramak o dönem için belki tek çare, belki ümmetçilik denen akımın arkasına sığınarak bazı şeyleri denemeye çalışmak. O dönem insanların çoğunun , evet çoğunluğun nasıl bir araya getirilebileceği düşüncesi.... Bence bunlar düşünülmeden O insan hakkında hemen arap milliyetçisiydi, doğu hayranıydı demek doğru değil...
Bence kendine bir çıkış yolu aramış, göz göre göre eriyip giden koskocaman bir saltanatı kurtarmak için o zamanın şartlarında o akıma ve düşünceye başvurmuş...
Her zaman inandığım bir şey var ? Eminim sizede mantıklı gelecek!!!!! şuan ki iktidarı ele alarak düşünün, Türk halkı dini düşüncelerine ve inanışlarına çok bağlıdır ve bu ilke onların bir araya gelmesi ve birlik olmasında çok büyük rol oynar. Zaten insanlarımızı kandırmanın en kolay yönüde budur bence.
Kendi çıkarları uğrunada olsa kim Allah dese halk o doğrudur diye koşar. Lütfen beni yanlış anlamayın ama bu bir gerçek. Arkasında art niyet aramaz, bu da herzaman kullanılmış ve insanlar kandırılmıştır..
Yani inancın birleştirici gücü düşünüldüğünde neden Abdülhamit bunu denemiş ve insanları bir bütün yapabilmek için bunu denemiş olmasın????? %90 müslüman olan bir saltanatta????
Ben bütün padişahlara duyduğum saygı kadar Abdülhamit'e de saygı duyuyor ve onu anlamaya , herşeye ne negatif nede pozitif olarak bakmaya çalışıyorum....
|
 |
ozlemh
17 yıl önce - Pzr 18 Arl 2005, 01:38
Tüm taraflardan azade, Nahit Sırrı Örik'in Abdülhamit Düşerken adlı romanını hararetle öneririm bu sayfaya, bazen edebiyatçılar tarihçilerden daha çok aydınlatır. İnsandırlar, haksızlığa elleri gitmez. Bu roman sinemaya da uyarlandı ama film romanın ruhunu tam olarak yansıtamadı. Karikatür gibi kaldı.
|
 |
Mustafa Taşlı
17 yıl önce - Pts 19 Arl 2005, 19:36
Bilge Kaan çok doğru söylemiş.Empire kelimesi manası itibarıyla Osmanlılar'a yakışmıyor.
Riya deyince diz boyuyuz.
Ne memleketlerin ne atalarına kadar bilir ve takdir ederiz onların medeniyetlerini.Ama Osmnlılar deyince gericidirler.Onları sevmek bile suç olur kimi zaman.
Halbuki 'medeniyet' diye söz etmemiz için ne gerekiyorsa fazlasıyla yerine getirmişler.İstanbul Üniversitesi İletişim fakültesinde okuyup hemen okulun önündeki Süleymaniye camiine bir kez olsun girmemiş bir akrabam var İstanbul'da.
Bu insanların Türklük tarihine yaptıkları kötülük nedir anlatabilecek var mı?
Peygamberimizin kendisini cennetle müjdelediği Fatih'mi kötü.Yoksa oğluna bıraktığı o müthiş vasiyet ve mirasıyla bugünün demokrat geçinenlerine ders veren Osman Bey mi?
En büyük problemimiz ağzımızdan düşürmediğimiz 'Milliyetçiliğin' tanımını henüz kafamızda yapamadığımız.Zaten birilerinin ağzına hiç yakışmıyor ya neyse!
|
 |
gezginn
17 yıl önce - Sal 20 Arl 2005, 05:37
www.kimkimdir.gen.tr adli siteden alintimi aktariyorum.
| Alıntı: |
Abdülhamid II (1842 - 1918)
Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır. Dindar bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid'in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır. Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı. İstanbul'da Şişli Etfal Hastahanesini ve Darülaceze'yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbul'a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat'a ve Medine'ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.
BİRİNCİ MEŞRUTİYET
İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar'da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz'i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad'ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad'ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devletinde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876'da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi'yi ilan etti. İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid, Sultan Abdülaziz'in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa'yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).
1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ)
Osmanlı-Rus gerginliği Paris Antlaşmasıyla aşılmıştı ama Rusya bu durumdan memnun değildi. Çünkü bu antlaşmada var olan Karadeniz'in tarafsızlığı ilkesi Rusya'nın çıkarlarına ters düşüyordu. Ayrıca Rusya Slav ırkından olan uluslar arasında yaymaya çalıştığı Panislavizm hareketlerine hız vermişti. Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan'da ayaklanmalar çıktı. Yeni bir savaştan çekinen Avrupalılar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanlı Devleti, Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devleti İstanbul Konferansı'nda alınan kararları kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna'ya, Hersek'e ve Bulgaristan'a muhtariyet verilmesini, Sırbistan ve Karadağ'dan Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalılar Londra'da yeni bir konferans topladılarsa da savaşa engel olunamadı. Savaş, Rusların Balkanlarda Tunayı geçerek Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. Doğu'da ise Arpaçay'ı geçen Ruslar, Kars ve Ardahan'ı ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum'da durdurdu. Batı'da, Gazi Osman Paşa Plevne'de Rus saldırılarına uzunca bir süre başarıyla karşı koydu ise de gerekli yardımı alamadı. Ruslar Plevne ve Sapkayı geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açılmış oluyordu. Rus Ordusu'nun Yeşilköy'e kadar gelmesi üzerine Osmanlı Devleti barış istedi.
OSMANLI DEVLETİ'NİN DAĞILMASI
Berlin Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti dağılma sürecine girmiştir. Balkanlarda yaşayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları ve ardından Rusya ile yapılan savaş neticesinde imzalanan antlaşmalarla Osmanlı Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydı. Rusya'nın Akdeniz'e açılması ihtimalini öne süren İngilizler Kıbrıs'ı işgal etti. Osmanlı Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak şartı ile adayı geçici olarak İngiltere'ye devretti. Fransa, Cezayir'e yerleştikten sonra gözünü Tunus'a dikmişti. Berlin Konferansında aradığı fırsatı ele geçiren Fransa, Tunus'u işgal etti. Osmanlı Devletinin Protestosu sonuç vermedi. Fransızların Tunus'u işgal etmeleri üzerine İngilizler de harekete geçti. 1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Mısır'ın Jeopolitik konumunu artırmıştı. Bu durum Mısır üzerindeki İngiliz ve Fransız rekabetini hızlandırdı. Mısır Hıdivi İsmail Paşa Mısır'ı iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkın Avrupalı tüccarların işyerlerine saldırmalarına yol açıyordu. Bu gelişmeleri bahane eden İngiltere Mısır'ı işgal etti (1882). Yunanistan'ın bağımsızlık kazanmasından sonra Giritli Rumlar Yunanistan'a bağlanmak istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Çıkan isyan bastırıldı. Yunanistan'ın Girit'e asker çıkarması üzerine Osmanlı Devleti Yunanistan'a savaş açtı. Teselya bölgesinde yapılan savaşta, Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri Yunanlıları bozguna uğrattı(1897). Avrupalı devletlerin araya girmesiyle bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Girit'e muhtariyet verildi. 1908 yılında Yunanistan adayı yeniden işgal etti. Balkan Savaşlarından sonra Girit tamamıyla elimizden çıktı. Bosna-Hersek'in idaresi Berlin Antlaşmasıyla geçici olarak Avusturya'ya verilmişti. Sultan İkinci Abdülhamid'in İkinci Meşrutiyeti ilan etmesinden sonra yaşanan karışıklıklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarına kattı. Osmanlı Devleti Yeni Pazar sancağı bizde kalmak şartı ile bunu kabul etmek zorunda kaldı(1908). Berlin Antlaşmasıyla üç bölgeye ayrılan Bulgaristan Prenslik haline gelmiş Doğu Rumeli ve Makedonya ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı Devletinde kalmıştı. 1885'de Doğu Rumeli'de isyanlar çıktı. Bulgaristan Doğu Rumeliyi Kendisine bağladığını ilan etti. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığına kavuştu ve Doğu Rumeli'yi de içine alan bir Bulgaristan Krallığı kuruldu (1908).
İKİNCİ MEŞRUTİYET
Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid'e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskı yapmaya başlamışlardı. Daha çok Makedonya'da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid, Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908). İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş, sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış, hürriyet ve güven ortamı kurulmuş, siyasi partiler oluşmaya başlamış, Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve Türk halkı ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.
31 MART OLAYI
Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul'da büyük bir İsyan başlattı. Selanik'ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid'in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.
İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)
Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. Sultan İkinci Abdülhamid'in padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların yaptıkları mimari çalışmalardan bazıları şunlardı; İstanbul Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Yüksek Ticaret Merkezi, Tarabya İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Düyun-ı Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası, Karaköy Palas iş hanı, Maçka Palas, Ankara İş Bankası, İstanbul Maçka İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Garı, Sultanahmet'de Alman Çeşmesi, Sirkeci Garı, Kütahya Ulu Camii, İstanbul Yıldız Hamidiye Camii, Cihangir Camii.
|
|
 |
canuck
17 yıl önce - Sal 20 Arl 2005, 08:45
Belkide Osmanli 1920'lerde tamamen felc, savunmasiz ve Isgal altinda dagilacagina, 1880'lerde "bu imparatorluk isi yurumeyecek, burasi yeni Turkiye Cumhuriyeti" diyip Turklerin cogunlukta oldugu yerlerde bir Turk Cumhuriyeti olsaydi gerisi kesilip atilsaydi bugun cok daha buyuk ve kuvvetli bir Avrupa ulkesi olabilirdik. Belki bu anlamda Osmanlinin bir 40 yil devam etmesi Turk Ulusu icin iyi olmadi.
Bir devlet, onu olusturan halklari tatmin etmeyince dagilma asamasina gelmis demektir, bu asamada devlet adamlari iki secenekle karsi karsiya kalir, ya zor kullanarak ( meclisi kapatmak, hak ve ozgurlukleri kisitlamak ) yada oturup "neyi vermeliyimki kalan insanlarimiz huzur icinde yasasin" demeli. Bu bir bakima kavga ederek mahkemede bosanmak'la, anlasarak bosanip dost kalmak gibi 2 farkli yol.
Maalesef Osmanli, Roma veya Ispanya gibi koklu devletlerde yoneticiler genelde "Bu imparatorluk 500/1000/300 sene durdu ben tarihe son Osmanli/Roma/Ispanya imparatoru olarak gecmem" zihniyetinde oluyorlar. Bu tarihin tekerrurudur. O yuzden maalesef Osmanli, Roma ve Ispanyanin imparatorluklari kanli savaslar ve halk icin felaketlerle sonuclanan hezimetler icinde son buldu ve geriye hic bir sey kalmadi.
Oysa Ingiltere ve Rusyanin imparatorluklarina bakarsaniz bu impratorluklarin daha bariscil bir sekilde yikildigini ve halklarinin Imparatorlugun yikilmasindan sonrada ortak degerler sayesinde bir arada kaldigini gorursunuz. Buna en iyi ornek, Hindistan, Ingiltere, Kanada, Amerika, Avustralya arasindaki sicak iliskilerdir. Ayni sekilde Rusya, Kazakistan, ve diger Orta Asya cumhuriyetleri kuvvetli askeri-ekonomik-siyasi iliskiler icindedir.
Eger Osmanlinin dagilmasi duzenli, bariscil olsaydi bugun hem Balkanlarda Bulgaristanin guneyi ve Bati Trakya gibi 600+ yillik Turk topragi olmus cogunlugunu Turk nufusun olusturdugu Istanbuldan daha Turk olan topraklar elimizden cikmaz hemde Bulgarlar,Yunanlilar, Arnavutlar bizi ortak degerlerimiz ile hatirliyabilirlerdi. Bende 1881 basimli orijinal bir Guneydogu Avrupa haritasi var, Bati Trakya ve Guney Bulgaristan( Dogu Rumeli) tamamen Turk isimli kent/sehirlerden olusuyor ama Bosna,Makedonya, Yunanistanin kalan kesimleri, Arnavutluk'ta cok az Turk isimli kent/koy var. Oysa Abdulhamit ve Vahdettinin yaklasimi "hepsi bizimdir" yaklasimi idi. O yuzden herseyi kaybettiler.
O yuzden varini yogunu, ecdadinin %90'ini Balkan savaslarinda kaybetmis bir aileden gelen birisi olarak bence Imparatorlugun 40 yil daha uzamis olmasi acikcasi cokta basari gibi gelmiyor bana. Hele hele Balkan savaslarinda, savasmadan kacan Osmanli pasalarinin yaptiklarini goz onune alinca. O kadar hizli kactiki Osmanli Ordusu, sivillerin konvoylarini bile geride biraktilar. Bana gore Osmanlinin cokus tarihi Balkanlardan o serefsiz kacis tarihidir...
|
 |
Emre_Uzan
17 yıl önce - Sal 20 Arl 2005, 10:20
Kendisi ilk kravat takan padişahtır. Sonrakiler taktılar mı bilmiyorum. Ayrıca uzun süren hükümdarlığında sadece 1 kişiyi idam ettirmiştir. Fotoğrafa da aacayip meraklıdır. Görevlendirdiği fotoğrafçılara Anadolu'nun her yerini karış karış gezdirip Osmanlı insanlarının arşivini yaptırmıştır. Kızıl diyen kıpkırmızıdır.
|
 |
alpaslan999
17 yıl önce - Sal 20 Arl 2005, 15:38
Turuncu Sultan
Umarım anlayan anlamıştır...
Ben Ecdadıma yinede saygısızlık ve vefasızlık yapmak istemem. Osmanlı düşmanlığına karşıyım. Ben Osmanlı değilim demek soysuzluk ifadesi... Sanki 80 Yıl önesi yokmuş gibi..
Cumhuriyet'de bizim.... Osmanlı'da bizim.. Selçuklu'da... Hun'da..vs...
Ama günahını sevabını tartışırım.. Ve ne yazıkki bu adam Turuncu sultan.. Yani Batının esiri..
Ne Süleyman'a benziyor....
Ne Sultan Fatih'e...
Ama yinede ,gidereyak, derin birşeyler yaptığı söyleniyor... Hain numarası yapıp Kuvvacılara yol verdiği söyleniyor.. Yada ben öyle olmasını temenni ediyorum..
Malta'da ölmeden evel sürgün hayatı yaşarken, bahçede kızlarının Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine çirkin sözler söylediğini duyunca, hemen yanlarına gelerek, çok kızmış, "Olmazz. Ben Yeni Türk devletine ve onun reisine tek bir kötü söz söyletmem." demiştir..
Arkadaşlar Ben Mustafa Kemal'ciyim... Türk'üm... Türk soyundan gelen herkesin kusursuz vatansever olması beklenemez..
|
 |
alpaslan999
17 yıl önce - Sal 20 Arl 2005, 15:48
Arkadaşlar, Bir hata yaptım özür dilerim.
Maltada , ölmeden evel dediğim padişah, Abdülhamit değil, Sultan Reşat'dır. Hatayı düzelteyim...
|
 |
K.Oktar ARKIN
17 yıl önce - Çrş 21 Arl 2005, 18:17
!!!
Ben Bahsedilen Padisahin vatanini seven ve yaptigi herseyi ulkesi ugruna yapan bi kisi oldugunu dusunuyorum.Zaten KIZIL lakabinida takan, bi grup hain,pislik ve soysuz ermeni ve fransizdi.
|
 |
fatih kocaoglu
17 yıl önce - Çrş 21 Arl 2005, 19:55
Malesefki bazı zihniyetler Sultanımıza ''kizil sultan'' lakabini takmis ve karalama kampanyasina baslamistir.30 sene Ülkenin basinda bulunmus ve devleti ayakta tutmustur.osmanlinin en buyuk padisahlarindandir.padisahligi suresince tahta ciktiginda ise osmanli devleti buyuk devletler tarafindan kagit uzerinde paylasilmisti ve sadece is pratiğe kalmisti. ama sultan abdulhamit zamaninda osmanli bir parca toprak kaybetmemistir.En önemli Dünyada ses getirmiş bir hizmeti de stratejik olan demiryolu inşasıdır. **Hicaz demiryolu*İstanbul’dan yola çıkan bir tren sağ salim Medine'ye kadar ulaşabiliyordu. Abdülhamid Han, bu hizmet için İslâm dünyasında yardım fonu oluşturdu.Birçok Türk insanının yardımlarıyla demiryolu yapıldı. O günün imkanları müsaade etmediğinden Mekke'ye ulaşamadı. Medine'ye kadar tamamlandı. 1906 yılında biten bu demiryoluyla Medine'den yola çıkan biri, Şam ve İstanbul üzerinden Avrupa'ya kadar gidebiliyordu. Bu hizmet sebebiyle Ticaret artarak, halkın refah seviyesi yükselmişti. Ancak, 9 senelik ticaretten sonra, İngilizler Sömürgelerini Hindistana kadar ulaştırmak için bu stratejik Hicaz demiryolu hattını ele geçirmek istemiştir İngilizlerin kışkırtması sonucu salak arapların lavrens önderliğinde isyan etmesiyle bu proje ile oluşturluna hat kapanmışıtr .
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|