Misafir a8e
5 yıl önce - Cmt 24 Mar 2018, 21:03
dövizin artması değil, dövizi dizginlemek için faizlerin artmasıdır asıl problemimiz.
ülkemiz malesef inşaat ekonomisiyle dönmektedir, böyle olmaması gerekir biliyoruz ama bu böyle.
yapılması gereken dövizin çıkışına müdahale etmeden, emlak sektörünün yavaş frenlemesini sağlayarak, üretim ekonomisine geçiş yapmaktır.
ucuz tl, ucuz mal demektir, ucuz mal ihracat demektir. ihracatı artıracak teşvikler gerekiyor ülkeye, ama hala emlak sektörünü kurtarmaya çalışıyorlar.
emlak sektörü zirvesini çoktan gördü bunu anlamak istemiyorlar, artık düşüş trendine girdi ve bazı firmalar ne yaparsanız yapın batacak. o batacak firmaları kurtarmak için aldığınız önlemler ekonomiyi hepten batıracak. artık bundan vazgeçilmesi gerekiyor.
dövizin artması stagflasyon kapılarını açacaktır. işsizlik artacak, enflasyon artacak, çok derin ve uzun bir krize girilecek, ama yaralar yavaş yavaş sarılabilir olacak. en azından disiplinli bir planla ekonomiyi tekrar ayağa kaldırabiliriz.
bunun yerine faizleri artırıp emlak sektörünü tamamen batırırsak işin içinden çıkılmaz bir hale gelecek. ev sahibi vatandaşların %90'ının tek mal varlığı, sahip olduğu ev, hala borcunu ödediği evler hem de. bu mal varlığına olan güveni sarsarsanız, elinizde avcunuzda ne varsa kaybedersiniz. ekonomiyi ayağa kaldırmak şöyle dursun, komaya sokarsınız.
çözüm basit, faizleri artırmak yerine indirmek, emlak piyasasına hafifçe can vermek, insanların tek mal varlığını dövize karşı korumak.
5 sene önce alınan bir konutun bedeli dolar/euro bazında artmadı, hatta kayıplar bile yaşandı. insanlar yatırım yaptıkları bu değerin balon olduğunu düşünmeye başladı, ve konutunu satmaya çalışanlar çoğaldı. bunun engellenmesi gerekiyor, aksi halde elimizde avcumuzda ne varsa kaybedeceğiz.
|
Misafir 2b0
5 yıl önce - Cmt 24 Mar 2018, 23:57
Ankara'da inşa edilmiş/edilmekte olan; yüksek katlı, "yuva" mimarisi ve ruhu taşımayan, gelişmemiş (ve bina yapıldı diye kendiliğinden gelişmeyecek) muhitlerde bulunan, ilk arz fiyatları primli gayrimenkullerin gelecekte önemli değer kaybına uğrayabileceklerini ve hatta "çöküntü alanları" haline dönüşebileceklerini ihtimal olarak görüyorum...
Bunlar müstesna ama Ankara'nın sekiz-on yıl içinde bu günden çok daha önemli ve kıymetli hale geleceğini düşünüyorum!
Dolayısıyla, Ankara batmaz, batsa batsa Ankara'daki bazı yatırımlar batar!
Neden mi?
Ülkemizin üç büyük şehri ile ilgili belli ezberler vardır: Ankara memur şehridir, gridir; İstanbul dünya şehridir; İzmir cennettir gibi mesela...
Bu ezberlerin altında hiç mi gerçek payı, hiç mi haklılık payı yoktur?Tabii ki vardır... Ancak, bu ezberler daha çok geçmişe dayanır, önümüzdeki dönem için ne kadar geçerli olacaktır, tartışılır!
Yetmişlerin-seksenlerin İstanbul'u ve İzmir'inin, aynı dönemin Ankarası'na kıyasla ne kadar ileri oldukları malumdur... Soğuk ve kasvetli kışları, kuşları öldüren hava kirliliği, çamur içindeki merkezleri, bir-iki cadde etrafına toplaşmış sosyal hayatı ile Ankara; ne İstanbul'a ne de İzmir'e rakip olacak durumda sayılamazdı...
Ancak, geçen yıllar İstanbul'u tüketti, İzmir'i geriletti, Ankara'yı ise ilerletti! Bu gün, bu üçü içinde "bir kente en çok hangisi benzer?" diye sorulsa; son yıllardaki aşırı ve kötü büyümesine rağmen cevabım " Ankara" olur...
Evet, hala denizi yok, hala bozkırın ortasında, hala iklimi karasalımsı, hala bürokrasi havası var, hala sokaklarda "la gardaş" diye konuşan gençler dolaşıyor (ki aslında bunlar da somut sorunlar değil, ezberlerin yarattığı algılar) ama mevcut durum itibarıyla Ankara; bir kentte bulunması gereken asli unsurlar olan eğitim, sağlık, kültür, sosyal hayat, ulaşım, ticaret, alışveriş, tüketim gibi unsurların hepsinde İzmir'den misli ile ileri, İstanbul'dan ise çok geri olmadığı gibi bunlara erişme imkanı ve maliyeti açısından İstanbul'a göre daha avantajlı...
(Ara not: Bu konuda, film hep burada kopar! Yukarıdaki cümleyi duyan İstanbullu hemen vapurdan, martıdan; İzmirli ise Kordon'da çimlere oturup bira içmekten bahsetmeye başlayarak, konuyu minder dışına kaçırır!)
Ankara'nın geçen yıllar içinde geliştirdiği unsurlardan biri de kaliteli semtlerin, muhitlerin fazlalığıdır! Şimdi, bir otomobil ile Eskişehir Yolundan Ankara'ya giriş yaptığımızı hayal edelim... Bakalım, yol Bizi hangi semtlere götürecek:
Yaşamkent, Konutkent, Koru Sitesi (sola dönersen Bağlıca), Çayyolu, Ümitköy ( hadi Beytepe ve İncek'e kol çıkmayalım), Beysukent, Bilkent, Mustafa Kemal, Yüzüncü Yıl/Çiğdem, Çukurambar, Çetin Emeç, Öveçler, Dikmen, Ayrancı, Hilal, Yıldız, Or-an, Çankaya, Birlik, GOP, Kavaklıdere, Kızılay, Devlet Mah., Anıttepe, Mebusevleri, Şenyuva, Gazi Mah., AOÇ, (bu arada biraz kopukluk olduktan sonra) Batıkent... Buradan ister Şaşmaz'dan tekrar Ümitköy'e çıkıp çizdiğin daireyi kapat, istersen Çakırlar veya Eryaman'a geç...
Yukarıda yirmiye yakın semt saydım... Hemen hepsi bir zincirin halkaları gibi birbiri ile bağlantılı, hepsine alternatif bulvar ve caddelerden etkin ulaşım var, hemen hepsinde ayrık nizam binalar, ağaçlı sokaklar ve parklar mevcut, hemen hepsi sanayi ve ticaret bölgelerinin baskısından uzak ( bu anlamda sivil yerleşim alanları) ve hemen hepsinin kendi içinde birinci sınıf kentsel ve sosyal donatıları var ya da bu donatılara erişimleri çok kolay...
Bu semtlerin hepsinde çoluk-çocuk-ailece oturulur; hepsinde dışarıda gezilir, yenir, içilir; hepsinden sinemaya tiyatroya gidilir; hepsinden gecenin kör saatinde bile derli toplu bir sağlık tesisine hızla ulaşılabilir... Sabah işe giderken TIR sollamak zorunda kalmazsın, çocuğunun okul servisi bilmemne sanayinin içinden geçmez, apartmanının altında kaynakçı, arka sokakta kaporta atölyesi yoktur...
Öte yandan Ankara; resmi ve özel sağlık kuruluşlarının, üniversitelerinin, diğer eğitim-öğretim kurumlarının, kültür ve sanat unsurlarının, ulusal ve uluslararası ulaşım imkanlarının, hizmet sektörlerinin çokluğu ve kalitesi açısından gayet tatminkar bir altyapıya sahip olduğu gibi söz konusu altyapıyı geliştirmeye devam da etmektedir.
Pekiyi, diğer iki büyük şehirde durum nedir?
İstanbul zaten almış başını gitmiş durumda, bu saatten sonra nasıl iflah olur, bilinmez...
İzmir ise yukarıdaki liste ve yaklaşımlar açısından Ankara ile değil rekabet etmek, aynı ringe çıkacak durumda bile değil...
Ayrıca, İzmir'e son zamanlarda arten rağbetin, önümüzdeki on-onbeş yıl içinde "İzmir'i İzmir yapan" son değerleri de tamamen tüketerek, İzmir'i bir anda yaşanmaz hale getirmesi de muhtemeldir...
Bu nedenle, bakmayın bu günlerde Ankara'yı kimsenin beğenmemesine... On yıl sonra "Yaşanacak tek şehir Ankara kaldı..." denilmeye başlanırsa şaşırmayın...
Not:Hava ve iklim değişikliği bile önümüzdeki yıllarda şehirlere bakışımızı değiştirebilir... İzmir şehir merkezinde yazlar her geçen yıl daha sıcak ve nemli geçmeye başladı. Çeşme'nin rüzgarı azaldı... Böyle giderse, on yıl sonra Ege ve Akdeniz'de yılın üç-dört ayı nefes alınmaz! Ankara'nın eskiye göre daha ılıman ve kuru havası, bilhassa belli bir yaşın üzerindekiler için bir tercih nedeni bile olabilir...
|