Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
tolgacem
12 yıl önce - Pzr 21 Ağu 2005, 23:55
fransa-yunanistan ve kibris rum kesiminin yeni tatikleri


fransa-yunanistan ve kibris rum kesimi turkiyenin muzakere surecini veto etmeme karari aldi.cunku turkiye git dediklerinde isteklerini yaptiramiyacaklarini biliyolar.alma bahanesinden tum isteklerini uygulaticaklar

Karakan
12 yıl önce - Pts 22 Ağu 2005, 12:43

Işte Fransız ahlaksızlarının oyunu:

Fransa’nın görülmemiş bahane politikası
Prof. Dr. Ata ATUN

Chirac sanki Türkiye için “İmtiyazlı Ortaklık” isteyen Angela Merkel’in baskısında kalmış gibi Türkiye-AB müzakerelerinin tam üyelikten ziyade bir “özel ilişki” kurulmasına yönelik olmasını istiyor.

Hem Chirac ve Başbakanı Dominique de Villepin, hem de Fransa’da Türkiye’nin üyeliğine karşı olanların lideri İçişleri bakanı Nicolas Sarkozy, iktidar uğruna Alman sağının lideri Bayan Angela Merkel ile kader birliği yapıyorlar. Bunları kader birliğine yönelten fikir de “Türkiye’yi bir günah keçisi yapmak”.

Bütün çabaları iç tribünlere oynayabilmek, vatandaşlarının duymak istediklerini söylemek ve oy potansiyellerini arttırmak. Aralarında AB’yi veya AB çıkarlarını düşünen yok. Oy uğruna adi, ucuz ve AB kuruluş esaslarına aykırı bir popülist politika yürütüyorlar.

Fransa'nın genelde AB'nin genişlemesi, özelde ise Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda ciddi tereddütleri var.

Şimdi bunlara bir de içteki siyasi çekişmeler eklendi. Villepin ile Sarkozy tam bir “sidik yarışına” girdiler. Fransa’da 2007 yılında yapılacak Milletvekilliği seçimlerine yatırım yapmak için Başbakan Villepin ile İçişleri Bakanı Sarkozy, Türkiye'nin üyeliğini bahane edip sıkı bir rekabete giriştiler. Bu çekişmede kaybedecek taraf belli, “Türkiye”. Üstelik bu konuda Türkiye’nin hiçbir suçu yok ve maalesef yapabileceği her hangi bir şey de yok.

İşin gerçeğine bakarsak Fransa'nın aslında istediği Türkiye'nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanıması değildir. Fransa, Türkiye-AB müzakerelerinin tam üyelikten ziyade “İmtiyazlı Ortaklık” veya diğer bit tanımla “özel bir ilişki” şekline yönelik olmasını istiyor.

İstiyor istemesine de, Türkiye ile ekonomik çıkarlarını göz önüne alarak buna cesaret edemiyor ve erkekçe ortaya çıkıp söyleyemiyor.

Bu düşüncesini eyleme dönüştürebileceği bir bahane yaratabilmek için öne kaktıracağı ve sırtından politik oyunlar oynayabileceği bir “keriz” arıyor. AB içindeki 24 üye ülkeden bu işe en uygunu, Türkiye ile sorunu olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti. Bu durumda, Kıbrıs'ı bir şekilde kendi çıkarlarına alet etmekten başka hiç bir seçeneği yok. Bu nedenle aradığı “keriz”, alternatifsiz olarak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti.
Bu nedenle Fransa, Kıbrıs'ı kendi çıkarları için bahane olarak kullanmaya ve öne sürmeye karar verdi ve de hemen, protokolün imzalanmasını bahane ederek uygulamaya da geçti.

Fransa önce, protokolün imzalanmasını bahane edip, Kıbrıs Rumlarının ağzına bir parmak bal çalıp Don Kişot gibi ortaya itti. Arkasından da diğer üye ülkelere yazı gönderip müzakere çerçeve belgesinde tam üyelik dışında bir seçeneğin de zikredilmesi halinde, Türkiye’nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanınması konusunun da ileri bir tarihe ertelenebileceği mesajını dile getirdi.

Buna karşın Yunanistan ve Kıbrıs, Fransız art niyetinin farkına vardı ve bu tuzağa düşmedi.

Türkiye, bir şekilde Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ni, AB’nin üyesi bir devlet olması nedeni ile diplomatik yoldan tanımak zorunda. Bu sorunu şimdilik, mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin, 1960’da kurulan ve kendisinin de garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti ile aynı devlet olmadığı tezi ile savuşturdu. Türkiye’nin bu görüşü, AB ülkelerince de mantıklı bulunuyor. Bu nedenle de, 3 Ekimde müzakereler başlarken tanıma konusunu da çok dürtmemek niyetindeler.

Zaten, bu aşamada Türkiye'nin böyle bir şey yapması da olası değil. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımaktansa katılım müzakerelerinin başlamasını ertelemeyi tercih edeceğini ima etti.


TOZKAL
12 yıl önce - Pts 22 Ağu 2005, 14:55

Merhaba. Bu gün AB ile ilgili münasebetlerimiz doğrultusunda ortaya konulan yaklaşımlar hep aynı yolda birleşiyor. Nedir bu yol ? Türkiyenin AB sürecinin tam üyelik şeklinde sonuçlanmayacağı yol. Bu gerçeği evvela kabul etmek mecburiyetindeyiz. O halde Türkiye amaç olarak AB ye girmeyi belirlememesi lazım. Peki amaç ne olmalı ? Bu amaç Avrupa birliği ülkerinin ekonomik gelişmişlik düzeyine ulaşabilmek olmalıdır. Ha. Bunu sağlamanın yolu birliğe girmekten mi geçer ? Hayır. Alın size İsviçre örneği. Bu noktada ayrıntıya girmek istiyorum. 19. yy ortalarında sanayi sektöründe tekstille başlayan gelişme bu gün isviçreyi dünyanın en zengin sanayi ülkelerinden biri olma konumuna getirmiştir. Aynı zamanda bugün dünyanın en fazla kişi başı gelire sahip ülkesi. Yani anlayacağınız dünyanın en büyük ekonomilerinden bir tanesi. Bunun arkasındaki faktörleri şöyle sıralamak gerekirse:
1- Bankacılık sektörü
2-İşgücü
3- İşveren-işçi arasında ki uyum
4-Liberal Ekonomi
5-Kaliteli Altyapı

Şimdi, böyle bir ekonomik gelişmişliğe sahip bu ülke bunu AB ye dahil olarak mı başardı...bunun cevabı kocaman hayır.

Ohalde biz AB ye girmedende bu kriterleri yaklayabiliriz. Bakın İsviçre basınından Le Temps, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecinden endişeyle bahsediyor.
'Bir düşünün', diye yazmış: 'Yakın zaman içinde tam 25 üyeli bir Avrupa Birliği ile pazarlık etmemiz, farklı öncelikleri olan 25 ulusal hükümetle görüşmemiz, inatçı ve bencil diye belledikleri İsviçre ile ikili anlaşmaları onaylatmamız gerekecek'.
Peki İsviçre, Avrupa Birliği'ne üye olmayı hiç aklından geçirmiyor mu?
Le Temps, 'eğer bir gün Avrupa Birliği'nin dışında kalmanın avantajları için ödediğimiz bedeli çok yüksek bulursak, o zaman gayet tabii, Avrupa klubüne biz de üye oluruz' diyor.
Evet tablo ortada. Bugün bize imtiyazlı ortaklıktan bahsediliyor, kopenhag kriteleri uygulama noktasında ki eksikliğimizden bahsediliyor. Ama Romanya, Bulgaristan gibi bu kriterleri hayata geçirememiş ülkeler AB ye alınıyor ve imtiyazlı ortaklık diye bir kavram daha gelişmemişken bize imtiyazlı ortaklıktan bahsediyorlar. SAYGILARIMLA.



Karakan
12 yıl önce - Pts 22 Ağu 2005, 15:41

Sayın Tozkal,

Isviçre örneğiniz hem doğru hem yanlış. Doğru çünkü Isviçre sıralamış olduğunuz ekonomik faktörleri gerçekleştirerek gelişti. Yanlış çünkü Isviçre ile Türkiye kesinlikle karşılaştırılamaz. Isviçre konum itibariyle Avrupanın ortasında 3 avrupa kökenli milletden oluşan (frankofon-germanik ve italyan)bir adadır. Bu konumun Türkiye"nin konumuyla arasındaki farklar karşılaştırmaya giremiyecek kadar büyük.

Türkiye AB ye üye olamıyacaksa (olup olamıyacağı henüz kesinlikle meçhul)o zaman gelişebilmesi için her şeyden evvel sermaye gerekmekte. Sermaye yani kapital olmadan üretime geçmek imkansiz ve bugün ekonomimizin en büyük sıkıntısını bu teşkil etmektedir. Sermaye olmadığından dolayı yabancı şirketlere el açma durumundayız. Madem öyle o zaman yapılacak tek şey, Türkiye'yi Taiwan misali açık bir üretim pazarı haline getirmektir. Yani yabancı sermayeye yatırımlara açmak gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için ise herşeyden evvel politik istikrar gerekli. Politik stabilitenin yani istikrarın olmadığı ülkeye kimse yatırıma kalkışmaz, devlet ve piyasa güvenliğinin garantisi şart.

Türkiye gerek jeo-politik gerekse iş ve ışçi potansiyeli açısından son derece avantajlı bir konumda. Hatta bu avantajı aslında o kadar yüksekki, AB ye çağırsalar dahi üye olmamasında yarar var. Ne yazıkki bu ülkeyi mevcut imkanlarının ve potensiyelinin gerektirdiği yere götürebilecek insanlar terketmiş durumda. Hepsi kendi ceplerini doldurmakla meşguller.

Durum böyle olunca bizlerde sarıldık AB yoluna sanki bir can simidi imiş gibi. ABye üyelik kötü çarelerin en iyisini teşkil etmekte. Maalesef...[/list]


TOZKAL
12 yıl önce - Pts 22 Ağu 2005, 16:44

sayın Karabudak

Tabi ki isviçre, Fransa, Avusturya, İtalya, Almanya gibi ülkelerin çevrelediği bir coğrafi konuma sahip. Bu konum bu ülkeleri isviçrenin en büyük ticari partneri yapmıştır. İhracat olarakta bu ülkelere yönelimi olmuştur özellikle frangın euroya göre değer kaybetmesiyle bunu bariz bir şekilde gördük. Demografik özelliklerin bu noktada fazla bir etkisnin olacağını düşünmüyorum. Şİmdi Türkiye yi bu noktada ele aldığımızda pek tabidir ki mevcut yapı malesef bunu sağlamaya yetersiz. Ama bu yapının değişmesi sağlanabilir. Gelişmekte olan bir ülke olmamızın verdiği avantajı kullanarak yabancı sermayenin ülkeye girmesine olanak tanıyıcı teşvikler hayata geçirmek bu noktada önem arz etmektedir ki bunu da yapmaya başladık. SAYGILARIMLA.


Misafir 1d3

1 yıl önce - Çrş 05 Nis 2017, 12:23

Fransız savaş gemisi Rodos Adası'na liman ziyareti yaptı

Yunanistan'ın Ege adalarındaki işgalinden sonrası Fransız savaş gemisi de gayri askeri statüdeki Rodos Adası'na liman ziyareti yaptı. Fransız savaş gemisinin komutanı, aynı gün Rodos Adası'ndaki limanda bulunan Yunan savaş gemisinin komutanını ziyaret etti.

1947 Paris Antlaşması'na göre gayri askeri statüdeki adalara savaş gemileri ile ziyaret yapılamaz. Yani adalarda, sahil güvenlik botları dışındaki askeri gemiler görev yapamaz. Asker ve silah bulundurulamaz.

Oysa bu görüntüler gayri askeri statüdeki Rodos Adası'ndan.

D 642 Borda Numaralı MONTCALM Fransız Savaş Gemisi, 6 Mart 2017'de gayri askeri statüdeki Rodos Adası'na liman ziyareti yaptı.

Aynı gün P 72 Borda Numaralı VOTSIS Yunan Deniz Karakol Gemisi de "gayri askeri" statüdeki Rodos Adası'ndaki limanda görevli olarak bulunuyordu.

VOTSIS Yunan Deniz Karakol Gemisinin Komutanı, MONTCALM Fransız Savaş Gemisini ziyaret etti. Ziyaret sırasında her iki gemi komutanı karşılıklı olarak birbirlerine plaket sundular.

Rodos adası 1947 Paris Antlaşması'na göre Yunanistan'a bırakılmıştı. Antlaşmanın 14. Madde 2. fıkrasına göre adanın silahsızlandırılacağı ve silahsız olarak kalacağı, antlaşmaya taraf olan devletler tarafından kabul edildi.

http://www.denizhaber.com.tr/fransiz-savas-gemisi ...-73589.htm



Misafir 28d

1 yıl önce - Prş 06 Nis 2017, 13:12

Almanlara fransizlarda katilmaya basladi. Ingilizler ab den tam kopunca kriz buyuyecek gibi.

Misafir 1d3

1 yıl önce - Çrş 19 Nis 2017, 12:13

NATO'nun Ege'deki amiral gemisi Brandenburg karaya oturdu

139 metre uzunluğundaki gemi, Pazartesi günü limana yanaşma manevrası esnasında mendireğe çarptı.

SeaNews'ta yer alan habere göre, Alman fırkateyni Brandenburg "NATO Einsatzverband 2'nin Yunanistan ve Türkiye arasındaki Ege'deki amiral gemisi olarak görevini artık yerine getiremiyor.

139 metre uzunluğundaki gemi, Pazartesi günü limana yanaşma manevrası esnasında mendireğe çarptı.

Yunan limanından gelen ilk rapora göre, firkateyn liman girişinde deniz dibindeki bir engele çarptı. Fırkateynin her İki pervanesi ve dümeni hasar gördü.

Kaza Alman deniz kuvvetleri tarafından henüz resmen doğrulanmış değil. Ancak öğleden sonra basın açıklaması yapıldı.


KaanErdem
1 yıl önce - Çrş 19 Nis 2017, 12:37

Ustteki yazilanlar dogruysa baya urpertici gelismeler, turkiyeye adeta gozdagi verilmekte vatanimiz kusatilmakta ve bizim tartistigimiz konulara bak, enerjimizi harcadigimiz seylere bak....

Derhal bu ustteki konularin gundeme oturmasi lazim


Misafir 1d3

1 yıl önce - Çrş 19 Nis 2017, 12:42

Fransizlarda egede allahtan kim herkesi tehdit ediyor. Yoksa bu seref yoksunlarinin niyeti 100 kusur yildir belli.



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET