1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 10  |
 |
Misafir 7f2
5 yıl önce - Prş 25 Oca 2018, 17:49
Şucular ,şöyledir. Şuradan adam çıkmaz gibi laflar da kul hakkıdır bilgimize
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Cum 26 Oca 2018, 18:00
Kul Hakkı !
Hanefî Mezhebinin imamı olan İmâm-ı Âzam namıyla mâruf Numan b. Sabit’in babası Sabit hazretleri, henüz gençlik yıllarında daha evlenmemiş iken, günün birinde bir dere kenarında abdest alıyordu. O sırada derenin sularına kapılıp gelen irice, kıpkırmızı bir elma gördü. Elmayı canı çekti ve gayri ihtiyari olarak uzanıp elmayı aldı ve ısırdı. Isırdığı anda kafası dank etti. Çünkü helâl yiyecek konusunda son derece hassas olan, yediğine ve içtiğine azami derecede dikkat eden Sabit hazretleri; nereden geldiğini, kime ait olduğunu bilmeden, sahibinden izinsiz olarak bu elmayı ısırmıştı. Fevri hareket ettiği için hata ettiğini anladı, elmanın sahibini bulup helâlleşmesi gerektiğini düşündü. Zira o ısırıkla beraber az da olsa elmanın suyunu yutmuştu.
Hemen elmanın sahibini bulmak için harekete geçti.
“Bu elmayı dere getirdiğine göre, belli ki derenin kenarındaki bir bahçede bulunan elma ağacından düşmüştür” diye düşündü. Ve suyun geldiği yöne doğru yürüdü. Elma elinde olduğu halde araya araya, elmanın düştüğü meyve bahçesini buldu. Baktı ki orada nur yüzlü bir ihtiyar çalışıp durmakta, yanına gidip selâm verdi ve bahçenin sahibini sordu. Tarla sahibinin, o nur yüzlü zâtın kendisi olduğunu öğrenince, meseleyi başından itibaren anlattı ve hakkını helâl etmesini istedi.
Sabit hazretlerinin helâl yiyecek ve kul hakkı konusundaki bu hassasiyeti, bahçe sahibinin dikkatini çekti. Bu delikanlının haram-helâl noktasındaki bu titizliği çok hoşuna gitti. Onun, yanında kalmasını arzu ettiğinden, hakkını helâl edemeyeceğini, helâl etmesi için bazı şartları olduğunu ileri sürdü. Şayet o şartları yerine getirirse o zaman helâl edeceğini söyledi. Sabit hazretleri ise, hakkını helâl ettirebilmek için ne yapması gerekiyorsa yapacağını bildirdi.
Bahçe sahibi bu duruma çok memnun olmuştu. Şartlarından biri şuydu; burada bir müddet yanında kalacak, bu süre zarfında da, bağ-bahçe işlerinde kendisine yardımcı olacaktı. Aksi takdirde kesinlikle hakkını helâl etmeyeceğini söyledi. Sabit hazretleri ihtiyarın bu teklifine çok şaşırmıştı, elmanın tamamının bedeli neydi ki, bir ısırık için uzun bir müddet çalışmasını şart koşuyordu. Ama ihtiyar Nuh diyor peygamber demiyor, “yanımda kalıp bana yardım etmezsen kesinlikle hakkımı helâl etmem.” diye diretiyordu. Böyle aksi bir ihtiyarla âhirette hesaplaşmaktansa, bu dünyadayken hesabı kesmek gerekiyordu. Ayrıca bu işe kendisi gönüllü olmuş, şartları kabul edeceğine dair söz vermişti. Ve neticede Sabit hazretleri sözünde durmuş ve ihtiyarın dediği müddet onun yanında kalıp, işlerinde ona yardımcı olmuş ve canla başla çalışmıştı. Zamanla anladı ki, aslında bu yaşlı zat hiç de öyle aksi ve inatçı biri değildi. Gayet tecrübeli, görmüş geçirmiş, son derece olgun ve yumuşak huylu sâlih bir zât idi. Kendisine son derece iyi davranmış, evindeymiş gibi rahat ettirmişti. Demek ki, yardım edecek birine çok ihtiyacı olduğundan, Sabit hazretlerinin yanında kalması için ısrarcı olmuştu.
Böylece günler geçti ve yanlışlıkla ısırdığı bir elmanın hakkını helâl ettirebilmek için hizmet etmesi gereken süre dolu. Yaşlı adamın huzuruna gelerek, artık süresi dolduğunu helâlleşip ayrılmak istediğini bildirince yaşlı adam:
– Bir şartım daha var, onu da yerine getirdiğin takdirde hakkımı helâl edeceğim. Ondan sonra artık serbestsin, istersen ayrılıp başka yere yerleşirsin, istersen yanımda kalabilirsin, dedi. Sabit hazretleri:
– Peki bu şart nedir? diye sordu. Yaşlı adam:
– Benim bir kızım var. Şayet onunla evlenirsen o zaman hakkım sana helâl olsun. Fakat kızımın bazı kusurları var, bunu da bilmeni isterim. Kızımın eli çolaktır, gözleri kördür, ayakları topaldır, dilsizdir, kulağı da sağırdır. Yaşlı adam kızı hakkında öyle bir tarif yapmıştı ki, bu bir insan mı yoksa kütük müydü? Ne görür, ne konuşur, ne de duyar; kolu-bacağı olmayan çolak-topal bir hilkat garibesi…
Sabit hazretleri şimdi ne yapacaktı? Tam helâlleşmeyi beklerken teklif edilen bu şart da neyin nesiydi. Kendisi gibi her yönden dört dörtlük bir delikanlıya, böyle birini nasıl teklif edebiliyordu. Bu şartları baştan söylese belki kabul etmeyebilirdi. Ama bu kadar zaman burada çalıştıktan sonra, şimdi bu teklifi kabul etmese, tüm çalıştığı boşa gidecekti. Kabul etse, böyle bir insanla hayat sürmek nasıl mümkün olacaktı? Düşündü, taşındı… Mesuliyet duygusu, Allah’a hesap verme korkusu ağır bastı. Üç günlük dünya hayatı keyifle, zevkle geçse ne olur, geçmese ne olurdu; önemli olan âhiret hayatıydı. Bu dünyada böyle bir kadınla yaşamak, âhirette azap çekmekten daha zor değildi ya… Ve evlenmeyi kabul etti. Düğün yapıldı, nikâh kıyıldı ve zifaf gecesi Sabit hazretleri’ne gelinin bulunduğu odayı gösterdiler. Sabit hazretleri zifaf odasına girmesiyle çıkması bir oldu. Çünkü içeride kendisine anlatılan vasıfta birini görememişti. Büyük bir yanlışlık olmalıydı. Çünkü kayınpederinin “gözü kör, ayağı topal, kolu çolak” diye anlattığının aksine, zifaf odasında; tüm uzuvları yerli yerinde, boyu, pos ve endamıyla güzeller güzeli, ay parçası bir hatun vardı.
Sabit hazretleri neler olup bittiğini anlamak için kayınpederi olacak o bilge ihtiyarın yanına gitti. Ve şaşırmış bir halde olanları kendisine anlattı. Kayınpederi tebessüm ederek durumu şöyle anlattı:
– Evladım! Sana kızım kördür dedim, bu doğrudur. Ama gözü zahiren kör değil, o harama karşı kördür. Bir kere olsun harama göz atmamış ve bakmamıştır! Sağırdır dedim. Aslında kulağı çok iyi duyar, ama o harama karşı sağırdır. Haram olan şeylere kulak verip dinlemez. Dilsizdir dedim. Harama karşı dilsizdir, haram olanı konuşmaktan kaçınır! Ayağı topal, kolu çolak dedim. Evet, öyledir benim kızım. Ayağı harama gitmez, eli harama uzanmaz! Yoksa eli de, kolu da, tüm uzuvları da sağlam ve mütenasiptir. Evladım uzun lafın kısası, zannettiğin gibi hiçbir yanlışlık yok. İçeride zifaf odasında bekleyen benim öz kızım, senin ise helâlin ve zevcendir.
Allâh-ü Teâlâ ikinizi de mesut ve bahtiyar etsin, sulbünüzden hayırlı nesiller halk etsin! Durum şimdi çok iyi anlaşılmıştı. Meğerse adam, Sabit hazretlerini ilk gördüğü anda çok beğenmiş, ayrıca ondaki uhrevî hassasiyeti ve Allah korkusunu da görünce, kızını ona nikâhlamayı kafasına koymuş. Fakat bu arada kızının biraz daha büyümesini beklemiş ki, tam evlenecek yaşa gelsin…
İşte bu izdivaçtan nur topu gibi bir evlat dünyaya geliyor. Adını Numan koyuyorlar. Yani, Numan b. Sabit. Ve gün geliyor o yavru büyüyüp İmâm-ı Âzâm oluyor. İşte İmâm-ı Âzâm (Rahmetullâhi Aleyh), böyle bir anne ve babadan doğuyor. İmâm-ı Âzâm daha çocuk yaşlarda okuması için hocaya teslim edildi. Müthiş zekâsı ve hafızası ile arkadaşlarını fersah fersah geride bıraktı. Hâfızlığını da üç günde bitirdi. Rivâyet edilir ki: İmâm-ı Âzâm’ın üç günde hâfızlığını bitirmesiyle alakalı olarak, muhtereme annesi oğluna şöyle dermiş:
– Ah oğlum! Şayet baban o elmayı ısırmasaydı, sen bir günde bile hâfız olurdun!
Bu kıssa; çocuklarının büyük adam olmasını isteyen anne ve babalar için, çocuk eğitiminin nerelerden başladığını bilmeleri açısından çok önemli bir ibret vesikasıdır. Bu durumda anne ve babaların, özel yaşantı ve tutumlarının çocuklarına ne derece sirayet ettiğini anlayıp, bu konuda daha dikkatli ve titiz davranmaları gerekmektedir.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Cmt 27 Oca 2018, 21:59
Kul Hakkına Sebep Olan Pek Çok Davranış Vardır. Bunlardan Bazı Örnekler Şunlardır:
İnsan öldürmek.
Yalan söylemek ve hile yapmak.
Gıybet ve iftira etmek.
Hırsızlık yapmak.
Rüşvet alıp - vermek.
Haset etmek.
Bir kimsenin namus ve şerefine sataşmak.
Başkalarıyla alay etmek, ad takmak, onları küçük görmek, sövmek veya kötü söz söylemek.
Kötü zanda bulunmak.
Başkalarının özel hayatlarını araştırmak.
Birisine sövmek veya kötü söz söylemek.
Birisini dövmek ya da yaralamak.
Arkadaşının sırrını açıklamak.
Başkasının çocuğunu ücretsiz çalıştırmak.
Verdiği sözde durmayarak birisini bekletmek.
Borcunu zamanında ödememek.
Birisine istemediği bir sözü söylemek, yani sözle rahatsız etmek
Birisine istemediği davranışı yapmak, yani onu rahatsız etmek.
Her insanın, en az bir diğer insan kadar yaşama hakkı yanı sıra, eğitim görme, seçme, seçilme, haberleşme, seyahat etme gibi hakları vardır. Toplumsal hayatta dirlik ve düzeni sağlamanın en temel yolu, birbirimizin haklarına saygı göstermektir. Aksi hâlde, toplumda düzensizlik ve kargaşalar oluşur.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Pzr 28 Oca 2018, 21:54
Kul Hakkı" Nedir? Önemi Nereden Gelir?
Kul Hakkı, Başkasının bedenine, malına, maddiyatına, Kalp ve ruhuna verilen zararlardır.
Kulun maddî hukukuna en büyük tecavüz, öldürme hâdisesidir.
Öldürme fiili, İnsanın yaşama hakkına son vermektir.
İnsanoğlu her nasılsa, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor.
“Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına ve Gazabına hedef olurum.” diye düşünemiyor.
Bunun içindir ki, insanlar sıkıntı ve sorunlardan kurtulamıyor.
Nasıl ki, resmi bir görevliye hakaret eder veya onun elbisesinden bir düğme koparırsan, Görevlinin mensup olduğu Devlet, senin peşine düşer ve seni cezalandırırsa, Allah’ında yarattığı kullarına da zarar verirsen bunun nasıl cezasız kalacağına inanır ve Allah’ın kullarını nasıl sahipsiz bırakabileceğini düşünebilirsin.
İnsanlar bu konuda önemine atfen defalarca uyarılmıştır.
Sadece üç misal:
a)“ Mazlumun (Zulüm görmüş, kendisine zulmedilmiş, haksızlığa uğratılmış.) bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
b)“ Ümmetimden iflas etmiş, tükenmiş kimseler O'dur ki, kıyamet gününde yalnız ibadeti ile gelir.
Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse de kıyamet gününde onunla birlikte hesap vermeye gelir.
Bunun üzerine kendisinin borçlu olduğu kimselere, kendisinin önce yapmış oldukları hayır ve iyilikleri alacaklı kimselere verilir, Üzerinde diğerlerinin hakları bitmeden kendi iyilikleri tükenirse, o zaman da, onların hatalarından bir kısmı alınarak borçluya yüklenir. Daha sonrada cezalandırılır.
c)“Allah yolunda üç kez şehit dahi olsan ve üzerinde kul hakkı varsa Cennete giremezsin. Tüm günahların affedilir, Kul Hakkı hariç ”
İfade edildiği gibi, Şehitlik sevabı dahi, hiçbir şekilde kul hakkını kaldırmıyor.
Bu doğrultuda, Diğer bir kul hakkıda, insanların aleyhinde yaptığın dedikodu için dahi, o insandan helâllik almadıkça bu günahın cezasından kendini kurtaramıyorsun.
"Kul hakkı" gibi görünen ve kullar arasındaki adalet esaslarını tespit eden birçok bildirimlerde, önemine atfen sık sık
“İşte bu Allah’ın hudududur, ona tecavüz etmeyin.” anlamında uyarılar yapılmıştır.
Demek ki, Kul hakkını çiğnemek, Allah’ın hududuna tecavüz olarak kabul ediliyor.
İşte bu nedenle çok önemlidir.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Pts 29 Oca 2018, 21:45
Kul Hakkı Yemenin Hükmü Nedir?
İslamda Kul Hakkı Nasıl Ödenir?
Hz. Peygamber (s.a.s.), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda haksızlık yapan kişinin salih amellerinin, haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahlarının zâlime yükleneceğini belirtir (Buhârî, Mezâlim, 10). Yine Peygamberimiz (s.a.s.), imkanı olduğu halde zamanı gelmiş bir borcu ödemeyenlerin kul hakkını ihlal ettiğini şöyle ifade eder: “Ödeme gücü olan zengin kişinin, ödemeyi ertelemesi zulümdür” (Buhârî, Havâle, 1).
Görüldüğü üzere kul hakkı, kişinin Cennet ya da Cehennem’e gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebâli vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Çünkü ilâhî adâlet, bunu gerektirir. Veda hutbesinde Rasûlüllah (s.a.s.) “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)” (Buhârî, Hacc, 132) buyurmuştur.
Buna göre, gasp, hırsızlık veya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına onların namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da Allah’tan af ve mağfiret dilenmelidir. Mal ya da darp gibi şeylerle ilgili olmayan gıybet, bühtan gibi hak ihlallerinde en doğrusu, hak sahibine durumu anlatıp helalleşmek olmakla beraber, her zaman bu şartı yerine getirmek mümkün olmadığından ya da insanlar bundan çekindiklerinden, kendi adına tövbe edip, hak sahibi namına da istiğfar etmek, dua etmek ya da hayır hasenat yaparak sevabını ona bağışlamak, bu tür hak ihlallerine keffaret olur.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Sal 30 Oca 2018, 17:00
Evlilikte Kul Hakkı !
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Başarılı olmak için, hiç münakaşa etmemeli. Hiç kimse için kötü söz söylememeli. Hiç kimseyle uğraşmamalı. Allah korusun, kalb kırmak tehlikesi var. İmam-ı Nevevi hazretleri, âlim ve evliya bir zattı, hiç evlenmemişti. (Efendim, siz bütün farzları, sünnetleri yerine getiriyorsunuz da, niye evlenmiyorsunuz, bu sünneti niye işlemiyorsunuz?) diye sorduklarında şöyle buyurdu:
(Bir sünneti yerine getireyim derken harama düşmekten korkuyorum. Hanımın kalbini kırarım diye, helal rızık kazanamam diye çok korkuyorum. Evlenmeyişimin sebebi işte bu korkudur. Azab-ı ilahîye uğramaktan nasıl korkmam ki?)
Bu sözle evlenmek yasaklanmıyor. Evlenmek çok büyük nimettir. Evlenen, dininin yarısını kurtarır, ama karşısındakinin de kul hakkını unutmamak gerekir. İslamiyet’i tam öğrenip de, tatbik eden hiç korkmamalı. Ancak dini yanlış öğrenenin veya yanlış tatbik edenin başından, sıkıntı, bela eksik olmaz. Doğru ilmihal kitabı okuyup tatbik edilmedikten sonra, evdeki sıkıntılar da bitmez.
Eve gelen hanım, köle değil, hizmetçi de değildir. Peki nedir? Büyükler buyuruyorlar ki:
(Allahü teâlâ, Cennetten dünyaya, bir nimetin benzerini değil, aslını indirmiştir. O da saliha hanımdır. Dolayısıyla başını örten, namusunu koruyan ve ibadetini yapan saliha bir hanım, Cennet nimetinin kendisidir.)
Böyle bir Cennet nimetine insan ancak, saygı ve sevgi duyar. Evlenmek bir nimettir, ama evlenenler büyük bir mesuliyetin altına girmiş olurlar. Ahirette en zor hesap, Kul hakkından olacaktır. Sırat köprüsündeki yedinci sual olan Kul hakkından, Peygamberler bile çekinmiştir.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Çrş 31 Oca 2018, 15:40
Kul Hakkı !
Herşeyin ayan beyan ortaya çıkacağı Ahirette, hüsrana uğrayanlardan olmamak, Cehenneme düşmemek için Haramlara bulaşmadan,ömrümüzü Helal dairede sürdürmeye özen gösterelim. Diğer insanların mallarını, birer emanet olarak kabul edelim. İhlal edilen her insanın hakkının, zayi edilen her kişinin malının, birer Kul hakkı ihtiva ettiğini asla unutmayalım. Ve yine unutmayalım ki Ahirette milyonlarca insanla Helalleşme imkânı olmayacaktır.Peygamber Efendimizin (s.a.v.) in bu meyandaki bir Hadisi buyrdular ki;
“Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı -geç de olsa- elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan (hakkıyla) sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Helâl olanı alın, Haramdan kaçının!”
|
 |
Efe_Marma
5 yıl önce - Çrş 31 Oca 2018, 15:44
bizim işyerinde bir eleman bana iftira atıp benim alacağım terfiyi aldı. kul hakkına girer mi?
|
 |
kenan_okuyucu
5 yıl önce - Çrş 31 Oca 2018, 15:56
| Alıntı: |
bizim işyerinde bir eleman bana iftira atıp benim alacağım terfiyi aldı. kul hakkına girer mi?
|
Girebilir de, girmeyebilir de. Doğru cevap vermek için ALO FETVA hattını aradım. Detayları sordular bilmediğim için cevap veremedim. Sen ara, detayları anlat. Sonucu da bizimle paylaşırsın. Olur mu? Aşağıdaki fotoda telefonu var:
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Prş 01 Şub 2018, 19:19
KUL HAKKI İLE İLGİLİ İLAHİ UYARILAR !
-Şu ilahi uyarılara ne dersin?
“Şüphesiz insanı biz yarattık. Nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından yakınız.
“Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı melek, yaptıklarını kaydetmektedirler.
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyici hazır bir melek bulunmasın.
“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de, ey insanoğlu, işte bu, senin ötedenberi kaçındığın şeydir (denir.)
“Sura üfürülür. İşte bu vadolunan gündür.
“Herkes mahşer yerine, kendisini bir sevkeden bir de şahitle beraber gelecektir.
“O gün insana: “Şüphesiz sen dünyada bundan gafildin. İşte Biz, senden perdeni kaldırdık. Artık bugün gözün keskindir.” denilir.
“Yanında bulunan arkadaşı: “İşte elimde bulunan hazırdır” der.” (Kaf suresi, 16-23)
“… Üzerinizde yaptıklarınızı yazan melekler vardır…” (İnfitar suresi, 11) ikaz-ı ilahisi hangi işi yaparken içini ürpertti?
-Ne dersin, “Bu kitaba ne oluyor, büyük küçük hiçbir şey bırakmamış, hepsini teker teker kaydetmiş” denilecek günden önce, bir feryad koparmak ve ahirete gidecek dosyaları azaltmak gibi bir derde düşmeli mi insan? Bu ilahi ikazlar bizim için değil mi?
-Bak kelam-ı ilahinin önümüze koyduğu tabloya… Pişmanlığın fayda vermediği ve geri dönüp düzeltmenin mümkün olmadığı bir ortamdan bahseden şu ikazlar, henüz burada iken, hayat defterlerimizde bir arınma çabasını gerektirmiyor mu?
“O gün insanlar, hesap vermek için saflar halinde Rabbinin huzuruna çıkarılacaklar. Allah onlara şöyle diyecektir: “Şüphesiz huzurumuza ilk yarattığımız gibi geldiniz. Halbuki dünyada, sizleri hesaba çekmek için bir yer ve zaman tayin etmediğimizi sanıyordunuz.
“O gün herkesin amel defteri ortaya konur. Günahkarların, amel defterlerinden korkarak: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük bir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş.” dediklerini görürsün. Onlar işlediklerinin cezasını görürler. Rabbin kimseye zulmetmez.” (Kahf suresi, 48-49)
-Ne dersin, helalleşmek için daha zaman var mı? Uyuduğunda yeniden uyanacağın konusunda kesin bir kanaat sahibi misin? Ya helalleşmek zorunda olduğun insanların hala helalleşebileceğin kadar yaşayacağından emin misin?
-Otuz – kırk yıl önce hayat defterinize kaydolan bir “Kul hakkı”ndan kurtulabilmek için nasıl bir gayret gösterebilirsin? Ne dersin, herhangi bir kimseye “Bundan kırk yıl önce, sana, senin hiç farkında olmadığın şekilde şöyle bir haksızlık yapmıştım. Onun için helallik diliyorum. Verdiğim zarar ne ise onu gidermeye hazırım” diyebilecek cesarete sahip misiniz?
-“Uyudun uyanmadın olacak… Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında…” Bu iş böyle oluyor. Ne kendi hayatına hakimsin ne başkasının hayatına… Bir gün, “Gel” diyorlar, gidiyorsun, herkes gidiyor. Genç, yaşlı fark etmiyor… Babalar da gidiyor, bebeler de gidiyor. Gidilip gelinmeyen yere tertemiz gitmek, hesabı verilemeyecek dosyalarla gitmemek, savunması zor dosyaları taşımak zorunda kalmamak, musalla taşındaki “iyi biliriz”lerin gerçekten “iyi biliriz” olması, “Helal olsun”ların gerçekten “Helal olması…” Mesele bu.
-Orada iki şeyin affı yok, biliyorsun. Allah ile olan hukukunda O’na ortak koşma felaketi… Yaratılanla olan hukukta, “kul hakkı.” Hesabı doğru yapmak gerekiyor. Şeytan’ın insanı, “Allah affeder” diye günaha yönelttiği konusunda da uyarıyor Halık-ı zülcelal. Şeytanın iğvalarına aldanmamak gerekiyor. Sağlamcı gitmek gerekiyor Rabbin huzuruna…
-Zor iş, kul hakkı bilincini kuşanmak. Zor iş, göz – kaş işaretine varıncaya kadar, cümleciklerin ihtiva ettiği manaları ölçmeye varıncaya kadar davranışlarımızı süzmek ve ilişkide bulunduğumuz her varlığın hukukunu gözetmek…
|
 |
sayfa 10  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|