1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 11  |
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Cum 02 Şub 2018, 15:21
| Alıntı: |
| bizim işyerinde bir eleman bana iftira atıp benim alacağım terfiyi aldı. kul hakkına girer mi? |
Olay senin anlatığın gibiyse, yapmadığın bir şey için sana iftira attıysa, Haset etmek suçundan,
Hem günah işlemiş hemde kul hakkına girmiş olur, Ahirette hesapı sorulur Allah c.c. huzurunda, eğer sen bu dünyada af etmezsen.
Yinede yetkili bir hoca veya Müftüye detaylı anlatarak daha doğru bilgi alabilirsin.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Cmt 03 Şub 2018, 20:48
İslamda Kul Hakkı !
İslam'ın üzerine inşa edildiği en önemli temellerden biri de Hak prensibidir. Hak kavramı genellikle, bir bölüşüm ve paylaşım söz konusu olduğunda daha öne çıkar. İnsan ise, yaratılışı gereği toplu yaşamak ve ihtiyacı olan bir çok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Bu paylaşım da bir takım hak ve yükümlülüklere özen göstermeyi gerekli kılar.
Bunun için yüce dinimiz İslam; Allah ve insan, insan ve diğer insanlar ve insanla-diğer varlıklar arasındaki ilişkileri hak esası üzerine inşa etmiştir. Özellikle, insan hakkını dokunulmaz kabul etmiş ve bu hakkın ihlaline karşı birçok maddi ve manevi müeyyide getirmiştir. Bu sebepledir ki, hak denilince öncelikle kul ve kamu hakları anlaşılmış ve bu haklar hak sahibiyle helalleşilmediği sürece Ahirette Allahu Tealanın affetmediği yegâne suçlar kabul edilmiştir.
Kur'an-ı Kerimde bu konuya işaretle şöyle buyrulur: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları, hakimlere -idarecilere- (rüşvet olarak) vermeyin." . "Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaretin dışında mallarınızı (haksız ve haram) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir."
Bu Ayetlerde özellikle "başkasının malı" ifadesi yerine "mallarınızı" denmek suretiyle, "milli servete" dikkat çekilmiştir. Bir kişiyi ilgilendiren ferdi haktan hareketle bütün toplumu ilgilendiren ve atalarımız tarafından "tüyü bitmemiş yetim hakkı" olarak ifade edilen toplumsal hakkın önemine dikkat çekilmiştir. Zira tecrübeler göstermiştir ki, mali haksızlıklardan özellikle hırsızlık,
aldatma, rüşvet, adam kayırma gibi davranışların getirdiği felaketler; bütün toplumun fesadına sebep olmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), gerçek iflas edeni açıklamak için Sahabelerine bir
gün şu soruyu sorar: "Müflis kimdir biliyor musunuz? Sahabe-i kiram dediler ki: Bizce
müflis parası ve malı olmayandır.
Peygamber efendimiz (s.a.v.): Ümmetimden gerçek müflis o kimsedir ki, kıyamet günü
Namazla, oruçla, zekatla gelir. Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna bu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri, verilmesi gerekenlere yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin hatalarından alınır ve ona verilir. Böylece sevapları bitmiş, günahları ise artmış olur. Neticede bu kişi, iflas etmiş olarak cehenneme sürülür."
Bilhassa devlet malında, yetimin, yoksulun, genç-yaşlı herkesin, hatta doğacak çocukların bile hakkı vardır. Allah'a ve ahiret gününe inanan, Peygamber efendimizin ümmeti olan hiçbir mümin, kişi veya kamuya ait hiçbir hak ve mala haksız yere el uzatamaz ve helal sayamaz.
O halde, geleceğinde asla şüphe olmayan ve hiçbir ayrıcalığın söz konusu olmayacağı, zerre kadar da olsa, her şeyin ortaya konup hesabının görüleceği o çetin günde; Yüce Allah'ın huzurunda iflas edenlerden olmamak için, herkesin hak ve hukukuna riayet edelim. Haksız kazanca asla el uzatmayalım. Rızkımızı Helal yollardan kazanma gayret ve çabası içerisinde olalım. Haklarını bilerek veya bilmeyerek ihlal ettiğimiz kimselere, haklarım iade edip onlarla helalleşelim ki, Yüce Rabbimizin davet ettiği Cennete huzurla girelim, inşallah.Amin.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Pts 05 Şub 2018, 22:10
Kul Hakkının Mahkeme-İ Kübradaki Durumu Ve Helalleşmenin Önemi Nedir?
Mahkeme-i Kübrâ duruşmasının en çetin hesabının kul hakkı ve hukuku ile ilgili olacağında şüphe yoktur. Boynuzsuz koyunun hakkının boynuzlu koyundan alınacağı çetin bir gün olan büyük duruşma günü, kul hakkının affının, ilgili kulun elinde olacağı; bunun için iyiliklerinden bir kısmının, hakkını yediği kula verileceği, iyilikleri bittiği halde hâlâ üzerinde kul hakkı varsa da, bu defa üzerinde hakkı bulunan kimselerin kötülüklerinin alınıp bunun üzerine yükleneceği ve böylece adâletin eksiksiz sağlanacağı hadislerde bildirilmiştir. Hattâ Peygamber Efendimiz (s.av.), bu durumdaki kişilerin orada gerçekten iflâs ettiğini haber vermiştir.
Kezâ Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, “Şüphesiz Kıyâmet Günü haklar sahiplerine verilecektir. Hattâ boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyuna kısas yapılacaktır” hadisi—hayvanlardan en yumuşak huyu ile tanınan koyunun seçilmesi—ve bu hadisle ilgili Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin, sizin de bahsettiğiniz yorumları3, bize, kul hakkı sorgusundan hayvan da olsa, mecnun da olsa, deli de olsa, bunak da olsa, çocuk da olsa, şehit de olsa hiçbir canlının ve hiçbir kimsenin hariç kalmayacağını bildirir.
Konuyla ilgili şu Hadisleri inceleyelim:
***Ebu Katâde radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam sordu:
“Ey Allah’ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün günahlarım bağışlanır mı?”
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Evet, sen sabreder, mükâfaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen bağışlanır!” buyurdu.
Peygamberimiz (s.a.v.) az sonra adama tekrar:
“Nasıl sormuştun?” buyurdu.
Adam sorusunu aynen tekrarladı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm:
“Evet, Kul borcu hariç, bütün günahların affedilir. Cebrâil (a.s.) bunu bana şimdi bildirdi!” buyurdu.
*** Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kimin iki hanımı olur ve aralarında adaletli davranmazsa kıyamet günü vücudunun yarısı felçli olarak gelir.”
***Ebû Mûsa radiyallâhü anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allahu Teâla nazarında, bir kulun Allah tarafından yasaklanan büyük günahlardan sonra, beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde kul borcu olduğu halde ölmesidir.”
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Çrş 07 Şub 2018, 22:00
DİNİMİZİN KUL HAKKINA VERDİĞİ ÖNEM !
İslâm dini insan haklarına bütün yönleriyle son derece önem vermiş ve bu hakların gözetilmesini emretmiştir. Allah (celle celâluhû), Kur’ân-ı Kerîm’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Bir de, birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. Halkın mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, rüşvetlerle hâkimlere koşmayın.” (Bakara, 2/188)
Diğer bir âyette de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hâllerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Tevvab’dır, Rahîm’dir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).” (Hucurât, 49/12)
Her ne şekilde olursa olsun insanların haklarına tecavüz edip onlara haksızlık yapanlar, zâlimler grubuna girmektedir ki Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok âyetinde onlar şiddetle yerilmiş ve onlar için büyük azaplar olduğu bildirilmiştir: “Sorumluluk, ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere aittir. İşte böylelerine acı bir azap vardır.” (Şûrâ, 42/42); “Zâlimlerin varacağı yer ne kötüdür!” (Âl-i İmrân, 3/151); “Zâlimler için yardımcılar yoktur.” (Mâide, 5/72); “Biliniz ki Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.” (Hucurât, 49/12)
İki Cihan Serveri Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Birbirinize hasedlik etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın! Kardeş olun ey Allah’ın kulları! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu küçümseyip hakir görmez. -Üç defa kalbine işaret ederek- Takva şuradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır.” (Müslim, Birr 32)
“Bir müslüman için müslüman kardeşi üzerine vacib olan beş hakkı vardır: 1- Selamı almak; 2-
Aksırana teşmît -Yani (Yerhamükellah) “Allah sana rahmet etsin” demek-;3- Davete icabet; 4-Hastayı ziyaret etmek; 5- Cenazelerin arkasından gitmek.” (Müslim, Selâm 4)
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Prş 08 Şub 2018, 22:27
Kul Hakkı !
Kul Hakkı Allah'ın affetmeyeceği yegane günahtır. Kul hakkını birçok insan yanlış olarak biliyor. Kul hakkı yemek sadece para pul, mal mülk, araba, değerli veya kıymetli eşya demek değildir. Rüşvet vermekten, birini öldürmek, birinin herhangi bir yerine zarar vermek, sakat bırakmak, dedikodu yapmak, iftira etmek, yalan söylemek, birinin gıyabında konuşmak, alay etmek, sövmek, haysiyet veya şeref ile dalga geçmek ona zarar verecek davranışlarda bulunmak, birine hıyanet etmek, yalan haber yapmak, insanlara din ile ilgili yanlış bilgi vermek bile Kul hakkı kapsamındadır. Şöyle bir düşününce, ne kadar da çok geniş kapsamlı değil mi? İşte Allah (c.c) o yüzden bana ne ile gelirseniz gelin sizi affederim ama Kul Hakkı ile gelmeyin diyor.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Cmt 10 Şub 2018, 21:06
Dinimizde Kul Hakkının Önemi !
Dinimizin kul hakkına bu denli önem vermesinin nedeni, kul hakkı yemenin yalnızca kişilerle sınırlı olmayıp, topluma da zarar vermesindendir. Çünkü insanların birbirlerinin haklarına saygı gösterilmediği bir toplumda, birlik ve beraberlikten, huzur ve kardeşlikten söz edilemez. Bu durumda, Allah’a karşı görevlerimiz yanında insanlara karşı olan görevlerimiz, özellikle de kul hakkına karşı son derece duyarlı olunmalı, yapılan her ibadetimiz bizi kul hakkından kaçınma ve dikkatli olma seferberliğine yönlendirmelidir.
Kul hakkına giren konular nelerdir kısaca onu görelim: Dedikodu, gıybet, iftira, mümin kardeşini aldatma, hakaret, aşağılama, hafife alma, mahcup etme, alaya alma, lakap takma, hoşlanmayacağı bir isimle çağırma kul hakkıdır. Yalan söyleyerek kandırmak, ticarette aldatmak, sözünde durmamak, hırsızlık yapmak, devlet- millet malına zarar vermek, işverenlerin işçilerine az bir para karşılığında çalıştırıp hakkını yemesi kul hakkıdır. Apartmanda gürültü yapmak, üst kattan alt kata bir şeyler silkmek, arabada yüksek sesle müzik dinlemek kul hakkıdır. Amirin emri altındakilere adaletsiz davranması, makam ve mevkisine güvenerek haksız ve hukuksuz mal elde etmek, devlet malına zarar vermek, devlet aracını kendi özel işlerinde kullanmak, yargıç iseniz adaletsiz karar verme, yöneticilerin toplumu görüş ve düşüncelerine göre ayırarak hizmet verme kul hakkıdır. Örnekler çoğaltıla bilir…
Özetle ifade edersek, Günümüzde madde, menfaat, hırs ve gaflet karışımı kavga ikliminde, maalesef kulluk bilincimiz zayıflamış, hâliyle kul hakkı da neredeyse önemsenmez olmuştur. Yaşanan olaylar, sözlü- yazılı çirkin ifadeler, karşılıklı veya arkadan bir birimizi kırıp dökmeler, ağza alınmayan hakaret içerikli elle- dille yapılan saldırılar alıp başını gittiği ortamı yaşıyoruz. Tüm bu yaşananların ardından, şöyle veya böyle ben din kardeşimin kalbini kırdım, hakkını üzerime aldım, özür dileyip helalleşeyim diyenimiz günden güne azalıyor. Allah ve Peygamberinin kul hakkıyla ahrete gelmeyin uyarıları, çoğumuzun umurunda bile değil. Dinimizde bu kadar önemli yer tutan kul hakkına büyük bir titizlikle riayet edelim, hem dünyadaki itibarımız arttıralım, hem de ilahi hesap gününde işimizi kolaylaştıralım.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Pzr 11 Şub 2018, 20:48
Kul hakkı yemenin hükmü nedir?
İslamda kul hakkı nasıl ödenir?
Hz. Peygamber (s.a.v), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda haksızlık yapan kişinin salih amellerinin, haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahlarının zâlime yükleneceğini belirtir (Buhârî, Mezâlim, 10). Yine Peygamberimiz (s.a.v), imkanı olduğu halde zamanı gelmiş bir borcu ödemeyenlerin kul hakkını ihlal ettiğini şöyle ifade eder: “Ödeme gücü olan zengin kişinin, ödemeyi ertelemesi zulümdür” (Buhârî, Havâle, 1).
Görüldüğü üzere kul hakkı, kişinin Cennet ya da Cehennem’e gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebâli vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Çünkü ilâhî adâlet, bunu gerektirir. Veda hutbesinde Rasûlüllah (s.a.v.) “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)” (Buhârî, Hacc, 132) buyurmuştur.
Buna göre, gasp, hırsızlık veya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına onların namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da Allah’tan af ve mağfiret dilenmelidir. Mal ya da darp gibi şeylerle ilgili olmayan gıybet, bühtan gibi hak ihlallerinde en doğrusu, hak sahibine durumu anlatıp helalleşmek olmakla beraber, her zaman bu şartı yerine getirmek mümkün olmadığından ya da insanlar bundan çekindiklerinden, kendi adına tövbe edip, hak sahibi namına da istiğfar etmek, dua etmek ya da hayır hasenat yaparak sevabını ona bağışlamak, bu tür hak ihlallerine keffaret olur.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Pts 12 Şub 2018, 22:26
Gayri Müslim Birinin Hakkını Yiyen, Müslümanların Durumu Ne Olur ?
SORU:
Gayrimüslimlerin kul hakkında sormak istiyordum. Ben Dinimi bilmezken yediğim bir Kul hakkı oldu. Allah’ın bana etmiş olduğu hidayetten sonra dinimi öğrendim ama “kâfirin hakkı ödenmez ve o senin imanını alacak” diyorlar. Bu nasıl oluyor hocam? Ben imanla ölsem kâfirde hakkım var diye o benim imanımı alıp Cennete girecek, ben de ebedi Cehennemde mi kalacağım?
CEVAP:
Öncelikle “Kul” olmaları açısından Müslümanlarla gayrimüslimlerin hakları arasında herhangi bir fark olmadığını söylemek gerekiyor. Bir Müslüman, kendi dindaşlarının haklarına riayet ettiği gibi gayrimüslimlerin haklarına da riayet etmeli, onların haklarına tecavüz etmekten şiddetle kaçınmalıdır.
Sorunuza gelince: Kâfirler asla Cennete giremeyecektir. Fakat böyle birinin hakkını yediyseniz ve dünyada iken aranızda bu konuyu halletmemişseniz ahirette hakkını sizden alır. Bu, onu Cehennemden çıkarmaz ama hakkın durumuna göre sizi Cehenneme sokabilir. Fakat “imanınızı” alacak diye bir şey söz konusu değildir. Bu yüzden ebedi olarak Cehennemde kalmazsınız.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Sal 13 Şub 2018, 22:39
KUL HAKKINA RİAYET ETMENİN ÖNEMİ NEDİR?
Mümin her ne olursa olsun Kul hakkına riayet etmeli ve bu konuda dikkatli olmalıdır. Bu hususiyetin Müslümanlar açısından önemi nedir ve İslam bizlere bu konuda ne emrediyor?
Yüce Dînimizin temel hedefi, İnsanların hem Allah ve insanlar ile, hem de diğer canlı-cansız varlıklar ve eşyâ ile ilişkisini “adl” üzere düzenlemektir. Kur’an’daki adl emriyle, her şeyi yerli yerine koymak, hak sâhibine hakkını vermek ve orta yolu izlemek kasdedilmektedir. Temel vasfı kulluk olan insanın diğer varlıklara karşı belli esâslar çerçevesinde davranması ve insanlara ezâ verecek şeyleri ortadan kaldırması îmânın gereği sayılmaktadır. Nitekim bir hadîste şöyle buyrulmuştur: “Îmân, yetmiş şu kadar şûbedir. Bunun en yukarı derecesi Allah’tan başka ilâh yoktur demek; en aşağı derecesi ise yolda insanlara ve diğer varlıklara engel olan, eziyet veren şeyi ortadan kaldırmaktır.”
İNSANOĞLUNUN EN BÜYÜK ZAAFI !
İnsanoğlunun en büyük zaafı, kendi nefsânî arzularına göre kural tanımadan yaşama temâyülüdür. Çünkü insanın temel içgüdüsünde na’linci keseri gibi sürekli kendine doğru yontan ciddî bir zaaf vardır. Allah Teâlâ beşerî münâsebetlerin en somut biçimde yaşandığı ticârî konularda vaz’ettiği temel esâslarla bütün sosyal ve insânî münâsebetleri düzenleyecek kurallar koymuştur. Nitekim bu konudaki âyetlerde şöyle buyrulur: “Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terâzi ile tartın. Bu hem daha iyidir, hem de sonucu bakımından daha güzeldir.” “Ölçü ve tartıyı adâletle yerine getirin.”
İlk âyette hükmün ölçtüğünüz zaman ifâdesi ile kayıtlanması, eksik ölçmenin bir şey satma; yâni menfaat ilişkisi sırasında oluşundandır. Satın alma sırasında bunu belirtmeye ihtiyaç yoktur. Nitekim bir âyet-i kerîmede: “Yazıklar olsun ölçü ve tartıya hile karıştıranlara! Onlar insanlardan bir şey aldıklarında tastamam ölçerek alırlar. Satarken ise eksik ölçüp tartarlar. Onlar büyük bir günde hesap vermek için diriltileceklerini hiç mi akıllarına getirmezler? O öyle bir gündür ki insanlar, âlemlerin Rabbının katında dîvan duracaklardır.”5
Aslında dünyâ hayâtındaki sosyal münasebetlerin hepsi ticârete benzer. Nasıl ki insanlar ticârette alırken ve satarken kazanmak hırsıyla birtakım yanlışlara kapılıp hak ve adâlet terâzisini tam olarak kullanmakta zorlanırlarsa, aynı şekilde beşerî münâsebetlerde de çıkarlarına âid husûslarda kendilerini sürekli haklı görüp baskı kurarak karşısındakinin hukukunu görmezden gelmek gibi yanlışlar yapmaktadır.
Adâlet ve terâzi emrinden, insanlara rızâlarının olmadığı durum ve konumlarda zulm ve gadretmenin Allah’a karşı bir isyân ve sonuçta insanın kendi kendine yazık etmesi, anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’nın önümüze ticârî ilişkilerde ve beşerî münâsebetlerde terâziyi ya da hak ve adâlet ölçüsünü dengeli kullanma gereğini bir âhiret meselesi olarak koyması çok câlib-i dikkattir. Bu dünyâda gadr ve zulm ile başkalarının hakkını gasbedenin, hesap gününde çok ağır bedeller ödeyeceği hem Kur’an âyetlerinin, hem de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadîslerinin sıklıkla vurguladığı konulardır.
|
 |
Mustafabey 01
5 yıl önce - Çrş 14 Şub 2018, 22:07
Kul Hakkı mı, Allah (c.c)hakkımı?
Ahirette Cenâb-ı Allah'ın huzuruna kul hakkıyla çıkılmayacağını biliriz de, Allah'ın hakkını gözetmeyi kaçımız düşünür?
Dostlar, hemen her müslümanın bildiği, dinimizin çok büyük önem verdiği bir mesele vardır; Kul Hakkı.
Başkasının malını, mülkünü, hakkını izni, haberi, rızası olmadan almak manasında kullanırız bu terimi. Ama sadece bununla sınırlı değildir. Gıybet, iftira, yalan konuşmak, sözde durmamak bile bir kulun hakkını gaspetmektir.
Kul hakkından kurtulmanın en güzel yolu, ahirete bu yükle gitmeden, bu dünyada o kişiyi bulup bir şekilde helalleşmektir. Diğer türlüsü, ahirette kişinin hüsranına sebep olabilir.
Efendimiz (s.a.v.), "Ahirete yüklüce sevapla, hayır hasenatla geldiği halde, hakkına tecavüz ettiği kullara bu sevapları dağıta dağıta sonunda terazisinde sevap kalmayan ve cehennemi boylayan kişi için, ümmetimin müflisi, iflas edenidir." buyurmuştur.
Kıymetli dostlar, kul hakkına tecavüz hafife alınacak bir şey olmadığı gibi trafikte diğer araçlar beklerken emniyet şeridinden gitmek, musluktan akan suyu israf etmek, gürültü çıkarıp komşuları rahatsız etmek, uyuşturucu, içki gibi haram olan şeyleri satın alarak o şeylerin toplumda var ve yaygın olmasına sebep olmak, elektriği kaçak kullanmak, yol kesmek, işini doğru dürüt yapmamak, işçinin ücretini geç ödemek, hatta sokağa, caddeye tükürmek bile kul hakkına girer. Ahirette kişi bu ve benzeri basit gibi görünen, sadece kendisini ilgilendirdiğini zannettiği sebeplerden dolayı hakkına tecavüz ettikleriyle hesaplaşmadan hesabı tamam olmaz.
Diyelim bir kişi vergi kaçırdı, o ülkede o kişinin vereceği vergiden istifade eden kişiler, o vergiyle yapılacak okul, hastane gibi hizmetlerden istifade edecek olan nesiller bile o kişiden hak talep edebilecektir.
Yani çok basit gibi görünen bir kul hakkına tecavüz, kişinin ahirette milyonlarca kişiyle hesaplaşmasına sebep olabilir. Artık o hesabın altından kalkabilir mi, orasını Allah Teâlâ bilir.
|
 |
sayfa 11  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|