Başkan Erdoğan rakam verdi! Milli gururumuza sipariş yağıyor
Koronavirüs salgınıyla mücadele sürecinde geliştirdiğimiz yerli ve milli solunum cihazları yurt dışına ihraç ediliyor.
Arçelik, Biyovent, Aselsan ve Baykar mühendislerince yoğun mesai yapılarak üretilen solunum cihazlarına birçok ülkeden de talep geldi. Başkan Erdoğan TRT canlı yayınında bugüne kadar yerli ve milli olarak üretimi devam eden solunum cihazı için bir çok ülkeden 60 bin adet sipariş geldiğini açıkladı.
Erdoğan "Sağlık turizminde durmayacağız. Yerli ve milli solunum cihazlarını ürettik. Siparişler yoğun bir şekilde gelmeye başladı. 60 bin civarında sipariş var. Bir de aşı ve ilaç çalışması yapıyoruz. Sağlık vadisi kuruyoruz. Sağlık Bakanlığımız şu anda onun çalışmasını yapıyor. ODTÜ'nün çevresinde yapılacak. Orada da ciddi bir sıçrama istiyoruz yapalım. Aşı ilaç ve tıbbi cihazda dışa bağımlılığı bitirmemiz gerekiyor. Bu konuda çalışmalar daha çok, kök hücre, gen tedavisi gibi alanlarda AR-GE yatırımlarımıza önem veriyoruz. İnşallah, ülkemizi bilgi ihraç eden parlak bir geleceğe taşıyacağız." dedi.
haber7
Müthiş rakamlar geliyor biosys firması bu gidişle yıllık 100 bin cihaz ihracatını fazlasıyla geçip milyar dolarlık ihracat ile Türkiyenin en büyük şirketlerinde ve ihracat rekortmenlerinden olacak.
Yeni şifa merkezlerine yerli üretim röntgen cihazı
Koronavirüs salgını sonrasında yapımı tamamlanan veya karantina merkezine dönüştürülen hastanelerde, yerli üretim röntgen cihazları kullanılıyor.
Türkiye'de "Yerli Malı Belgesi"ne sahip tek röntgen üreticisi olan Dinamik Röntgen, mevcut ürünlerinin yerlilik oranını artırmaya yönelik faaliyetler yürütürken, salgın sonrasında artan talebi karşılamak için çalışmalar yapıyor.
Yeşilköy, Sancaktepe ve Hadımköy'de yapımı tamamlanan acil durum hastaneleri ve Mardin Ömerli'deki gibi karantina hastanesine dönüştürülen tesisler ve diğer hastaneler için 1 hafta gibi kısa sürede yerli ve milli imkanlarla üretilen 15 dijital röntgen cihazı teslim edildi.
"Stratejik öneme sahip"
Firma, söz konusu dönemde 20 röntgen sisteminin ihracatını gerçekleştirdi.
Firmanın Genel Müdürü Muhammed Demirel, salgın sürecinde yerli tıbbi cihaz sektörünün ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğunun bir kez daha anlaşıldığını söyledi.
COVID-19 ile mücadele sürecinde gece-gündüz demeden risklere rağmen cihazların üretim ve kurulumunu tamamladıklarını belirten Demirel, sağlık sektörünün verdiği mücadeleye destek olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
20'nin üzerinde ülkeye ihracat
Demirel, dijital ve analog röntgen cihazlarının tasarım ve üretimine yönelik faaliyet gösterdiklerini ve ürettikleri cihazlara yerli malı belgesi aldıklarını belirterek, Röntgen Tüpü ve Flat Panel Dedektörü gibi dışa bağımlı olunan bazı parçaların yerli olarak üretilmesinin bu alanda ülkeye önemli katkı sağlayacağını anlattı.
Türkiye'de 400'ün üzerinde referansları bulunduğunu ve dünyada da Honduras, Gambiya, Vietnam, Sırbistan gibi 20'nin üzerinde ülkeye ihracat yaptıkları bilgisini veren Demirel, Orta Amerika, Afrika, Avrupa ülkelerine, Türk cumhuriyetlerine ve Orta Doğu'ya ihracat gerçekleştirdiklerini belirtti.
Demirel, dünya genelinde salgın süresince önlük, maske gibi koruyucu malzeme taleplerinin devam ettiğini ve benzer taleplerin röntgen cihazları için de olduğunu belirterek, gelecekte başta Türkiye olmak üzere artan ihtiyaca cevap verebilmek için kapasite artışına gittiklerini söyledi.
Yüksek çözünürlük ile teşhiste kolaylık sağlanıyor
COVID-19'un yarattığı olumsuzlukların tedavisi ve takip süreçlerinde akciğer taramalarının öneminden bahseden Demirel, şunları söyledi:
"Sahra hastaneleri ve mobil sağlık tarama araçlarında akciğer taramalarında kullanılmak üzere özel olarak bir cihaz tasarladık. Cihaz, 9 mega piksellik yüksek çözünürlüklü görüntü kalitesi elde ederek virüs veya diğer hastalıkların teşhisinde büyük kolaylık sağlıyor. Bu cihazlar için tasarımı ve yazılımı dahil olarak ürettiğimiz 100 kHz'lik yüksek frekanslı x-ray jeneratörlerini de sisteme entegre ederek yerlilik oranımızı yüzde 65'in üzerine çıkarmayı hedeflemekteyiz. Bu cihazdan da yıllık 200 adetin üzerinde üretebilmek kapasitesine sahibiz. Hastaya göre otomatik olarak merkezlenen ve 100 kHz'lik yüksek frekans değeri sayesinde 1 milisaniye gibi çok kısa zaman içinde görüntü elde eden cihazlarla hastaların radyasyona maruz kalma süresini en aza indiriyoruz. Söz konusu cihazlarla günde 600-700 çekim yapılabiliyor. Gelişmeler bize göstermekte ki teknoloji ve bilgiyi elinde bulunduranlar geleceğe yön verenler olacak. Biz de bulunduğumuz sektörde bu anlayışla faaliyetlerimizi sürdüreceğiz."
Müthiş bir haber daha. Bu firmayı yeni duydum aselsanda alanında en iyi olacak makineyi geliştiriyor bu firmada 2000'lerin başından beri ürün geliştiriyormuş hastanelerimizde malesef genel itibari ile siemens gibi başı çeken yabancı markalar kullanılıyor umarım bu firma ve aselsan sektörün Türkiye'de dünyada başı çeken ürünlerini geliştirir...
Yüzer fabrikalar Yunus Emre, Rumi ve İbn-İ Sina ABD yolcusu
A&S Yatırım Holding, 28 günde kurduğu dünyanın en büyük maske fabrikasının ardından şimdi de ‘yüzen fabrikalar’ aracılığıyla dünyanın maske ve tulum ihtiyacını karşılamaya hazırlanıyor.
A&S Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Akkuş, “Bu süreçte yurtdışından çok yoğun bir maske talebi aldık. Yurtdışında fabrika kurmaktansa satın aldığımız gemileri yüzen fabrikalara çevirmenin daha avantajlı olduğunu gördük. İlk etapta 3 gemi aldık. Gemilerin isimlerini ise Yunus Emre, Rumi ve İbn-i Sina koyduk. İlk gemi bu ay sonunda New York limanına doğru yola çıkacak. Temmuz ayında ABD’ye toplamda 1.5 milyar adet maske ulaştırmış olacağız” diye konuştu.
Koronavirüs (KOVID-19) pandemisinin, gıdadan sonra en fazla talep gösterilen ürünü şüphesiz maske ve hijyen ürünlerinde gerçekleşti. Üreticiler, özellikle maske konusundaki oluşan talebe yetişemeyince fiyatlarda kısa bir dönem sürse de astronomik artışlar görüldü. Üstelik bu süreç, sadece Türkiye’de değil, pandeminin görüldüğü tüm ülkelerde kendini gösterdi. Örneğin New York Valisi Andrew Cuomo’nun açıklamalarına göre New York’ta maske fiyatları 85 sentten 7 dolar seviyelerine fırladı. Hükümetin bu konuda aldığı önlemlere ek olarak, yerli girişimcilerin devreye girmesi ve tamamen sosyal sorumluluk kapsamında maske üretimine soyunması, Türkiye’de bu tarz fırsatçılığın yaşanmasını engelledi.
Bu girişimcilerden biri olan A&S Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Akkuş, geçtiğimiz ay, Global Mask markasıyla dünyanın en büyük maske üretim fabrikasını İstanbul’daki Hadımköy’de üretime hazır hale getirdiklerini hatırlattı.
28 gün gibi rekor bir sürede fabrikayı kurup, üretimde kullanılan makinelerin tamamen sıfırdan yerli ve milli olanaklarla tasarlandığına dikkat çeken Akkuş, “Salgın sonrası hızlıca ekip arkadaşlarımızla bir araya geldi. Ne yapabileceğimizi dair 25 kişilik bir ekip oluşturarak çalışmalara başladık. Cıvatasından vidasına kadar yüzde 100 yerli makinelerimizle, tamamen ultrasonik, hijyenik ve el değmeden maske üretmeye böyle başladık” dedi.
Turkish Power ismini verdikleri makinelerin her birinin dakikada 200 maske ürettiği bilgisini de aktaran Akkuş, “Dünyadaki diğer emsal makineler dakikada 80 ila 100 maske üretim kapasitesine sahipken, bizim ürettiğimiz bu makineler dakikada 200 maske üretebiliyor” diye konuştu.
Uğur Akkuş, Hadımköy fabrikasının üretime başlamasının ardından özellikle yurtdışından ciddi bir taleple karşılaştıklarını belirterek “Global Mask fabrikasının açılmasının ardından, özellikle Bahreyn, Rusya, İngiltere, Fransa, İrlanda, Belçika, Almanya ve ABD’den ciddi yoğun bir talep oluştu. Burada hem iç talebi karşılamamız hem de yurtdışına maske göndermemiz gerekiyordu. Özellikle İngiltere ve ABD’den aldığımız talep üzerine ekip arkadaşlarımızla oturduk bir hesap yaptık. ABD’nin her bir siparişi ortalama 100 milyon adet. Bunu üretmek için geçen süre 15 gün. Paketleyip gemiyle New York’a ulaştırmak da yaklaşık bir ay sürüyor… Böyle bakınca gemiyi fabrikaya çevirip, seyahat süresi boyunca üretip yapma fikrinin daha akıllıca bir çözüm olacağında karar kıldık.” dedi.
GEMİLERİN İSMİ: YUNUS EMRE, RUMİ VE İBN-İ SİNA
Akkuş sözlerini şöyle sürdürdü: “Gemicilik sektörü pandemiden dolayı sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Hiçbir gemi sefere çıkamıyor. Hal böyle olunca da gemi fiyatları ciddi anlamda düştü. Yaptığımız hesaba göre fabrika kurmaktan daha avantajlı bir durum oluştu. İlk etapta 3 gemi aldık. Gemilerin isimlerini ise Yunus Emre, Rumi ve İbn-i Sina koyduk. Bu gemilerin her birinde Turkish Power markalı 100’er adet maske üretim makinesi olacak.”
TEMMUZDA 1.5 MİLYAR MASKE ABD’YE GİDECEK
Satın aldıkları gemilerin İstanbul’daki Tuzla Gemi Tersanesi’nde üretime hazır hale getirildiğini söyleyen Akkuş, gemilerin tasarım sürecinin bittiğini, maske üretim makinelerinin montajına başlandığını söyledi. Bu ay sonunda 3 geminin birer hafta arayla yola çıkacağını anlatan Akkuş şöyle devam etti: “İlk geminin hedef limanı New York, ikinci gemi Florida ve üçüncü gemi de Kaliforniya’ya gidecek. Yolda her bir gemi minimum 500 milyon adet maske üreteceğiz. Böylece temmuzda 1.5 milyar adet maskeyi ABD’ye ulaştırmış olacağız.”
New York’a giden geminin bir yıl boyunca ABD’de kalmasını hedeflediklerini de söyleyen Uğur Akkuş, gerekli izinler için tüm başvurularımızı yaptık. İzin çıktığı takdirde bu gemimiz 1 yıl boyunca New York Limanı’na demirli bir şekilde maske üretmeye devam edecek. Diğer iki gemimizin birini Londra’ya diğerini de Latin Amerika’ya göndereceğiz.”
ÜRETİMİNİN YÜZDE 20’SİNİ HİBE ETME SÖZÜ VERDİ
Yüzen fabrika modeliyle maske ve tulum üretme işine ‘insanlık görevi’ gözüyle baktıklarını üstüne basa basa vurgulayan Uğur Akkuş, “Projemizin ismini One World (Tek Dünya) olarak belirledik. Bu ürünlerle ilgili FDA onayını alan ilk Türk firmasıyız. FDA sertifikasının haricinde CE, TÜV, İSO, SGS, Oxigen ve Type R2 belgelerini de alarak, sertifikasyon sürecini tamamladık. Hedefimiz 3 gemi ile başladığımız bu modeli kısa süre içinde 6 gemiye çıkarıp, Fas, Katar, Rusya ve İskandinav ülkelerine de aynı şekilde ulaşmak. Biliyorsunuz, dünyada 7 kıta var. Üzerinde insan yaşamının olmadığı buzullarla kaplı Antarktika’yı çıkarırsanız geriye 6 kıta kalıyor. Bu 6 gemimizin her biri, tek bir kıtaya odaklanacak. Tabiri caizse 6 kıtaya bir Türk markası olarak hayat götüreceğiz. Kurduğumuz bu yüzen fabrika modeli sayesinde üretimler seyir esnasında yapılacak. Üretim ve lojistiğe ayrılan zamandan tasarruf edilerek tüm dünyaya örnek olacak bir model hayata geçmiş olacak. ABD’nin sağlık otoritesi FDA onayıyla üreteceğimiz bu maskelerin yüzde 20’sini ilgili ülkelerdeki sosyal yardım kuruluşlarına bağışlayacağız. Bu kimliğiyle de sadece bir yüzen fabrika değil, aynı zamanda Türkiye ile dünya arasında bir dostluk köprüsü olacak.”
https://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/2984150- ...bd-yolcusu
İlginç bir haber, düşününce güzel işler ortaya çıkıyor, inşallah yapılan yatırımın karşılığını alırlar...
Maske üretimindeki makinalarından sadece "ultrasonik yapıştırıcıyla" ilgili yurt dışına bir bağımlılığımız varmış, bunu da yerli olarak üretmeyi başarmışız. Ultrasonik yapıştırıcılar da dahil olmak üzere artık makinaların tamamı yerli oldu.
Bakanımızın 6:40 ila 7:20 dakika aralığında ki açıklamalarına bakabilirsiniz.
Türkiye bu alanda yüzde 100 dışa bağımlıydı! Stratejik fabrika açıldı
Bakan Varank, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile İstanbul Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) faaliyet gösteren, Afrika’dan Rusya’ya kadar bölgedeki ilk endüstriyel enzim fabrikası olan LIVZYM Biyoteknoloji’nin resmi açılışını gerçekleştirdi.
Açılışta konuşan Varank, "Bu fabrika sayesinde, yüzde 100 dışa bağımlı olduğumuz enzim ithalatını engelleyebileceğiz. Çok farklı enzimlerin ithalatına yılda 150 milyon dolar harcıyoruz. 5 senelik bir dönemde, kapasite artışıyla birlikte bu tutarın yüzde 90’ını ülkemizden karşılayabiliriz." ifadelerini kullandı.
"Biyoteknoloji, pek çok sektörde önemli etkiler oluşturan, yükselen teknolojilerden birisi. Nanoteknoloji, genetik ve malzeme alanlarıyla doğrudan ilişkili bir teknolojiden bahsediyoruz. Gıda, tarım ve hayvancılık alanındaki çıktıların yanı sıra, tıbbi, kimyasal ve çevre biyoteknolojileri de muazzam bir büyüme potansiyeli taşıyor. İlaç sektörünün geleceği de biyoteknolojide. Dünyada biyoteknolojik ilaçların kullanım oranı yüzde 30’a yaklaşmış durumda. Küresel Ar-Ge harcamalarından oldukça yüksek pay alan bu alanda, dünyada kıyasıya bir yarış var. Ülke olarak biz de biyoteknolojinin giderek artan öneminin farkındayız. Burada bütüncül bir yaklaşımı takip ediyor, Üniversitelere, araştırma merkezlerine ve firmalara çeşitli destekler sunuyoruz. Aynı zamanda bu alandaki nitelikli insan kaynağına yatırımı da çok önemsiyoruz. Bunun için, araştırma altyapılarını teşvik ediyor Uluslararası Lider Araştırmacılar ve Sanayi Doktora Programları gibi başlattığımız yenilikçi projelerle, güçlü bir temel oluşturmaya çalışıyoruz."
"Bu fabrika sayesinde, yüzde 100 dışa bağımlı olduğumuz enzim ithalatını engelleyebileceğiz. Fabrika ilk aşamada gıda güvenliğini odağına alarak un ve früktoz şurubu üretiminde kullanılan endüstriyel enzimleri tamamen yerli ve milli imkanlarla üretmeyi hedefliyor. Tek başına bu alanda Türkiye, yılda 30 milyon dolar ithalat yapıyor. Aldığım bilgilere göre, şu an nihai ürünlerin kalite test ve analizleri devam ediyor. Elbette sonuçlara bağlı olmakla birlikte, önümüzdeki hafta ilk satış gerçekleşebilir. Enzimde dışa bağımlılık azalıyor, ama aynı zamanda bu işin ihracat boyutu da var. Hatta bu ihracatın kilogram başına katma değeri üretilecek enziminin niteliğine göre 20 ile 100 dolar arasında değişiyor. Halihazırda ülkemizin kilogram başına ortalama ihracat katma değerinin sadece 1,4 dolar olduğunu hesaba katarsak. Yapılan işin ne kadar kıymetli olduğu net bir biçimde ortaya çıkıyor."
"KOVİD-19 PLATFORMUNDA 17 FARKLI PROJE YÜRÜTÜYORUZ"
Ürüne katılan değer arttıkça daha rekabetçi, daha vazgeçilmez ve daha zengin olunduğunu aktaran Varank, "Bu fabrikanın beni heyecanlandıran son özelliği, aşı ve ilaç üretimi alanlarında güçlü bir altyapıyı kazanmış olmamız. Gerekli çevresel tedbirleri ve sertifikasyonları almak kaydıyla, ihtiyaç halinde bu tesiste, yüksek montanlı aşı üretimi gerçekleştirilebilir." ifadelerini kullandı.