Türkiye'nin en büyük tarım fuarı Growtech Antalya'da başladı
Türkiye'nin en büyük tarım fuarı Growtech Eurasia 16'ncı Uluslararası Sera, Tarım Ekipmanları ve Teknolojileri Fuarı, Antalya Expo Center'da açıldı. Bu yıl 50 bin metrekarede bugüne kadarki en büyük fuar alanına ulaşan Growtech Eurasia, sektör için her yıl ortalama 550 milyon dolarlık iş hacmi yaratıyor.
Growtech Eurasia, 30 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında Antalya Expo Center'da düzenleniyor. Fuar, Amerika'dan Afrika'ya, Asya'dan Avrupa'ya uzanan çeşitlilikte 22 farklı ülkeden 700'den fazla ulusal ve uluslararası katılımcı ve 80 bin ziyaretçi hedefiyle açıldı.
UBM EMEA (Istanbul) Fuarcılık Grup Direktörü Engin Er, 2015 yılında yaklaşık 91.4 milyarlık tarımsal üretim gerçekleştiren ülkemizin, 78 milyonun üzerinde nüfusu, her yıl yaklaşık 40 milyon turisti ve 2 milyonun üzerinde mültecinin gıda ihtiyacını karşıladığına dikkat çekti. Her yıl ortalama 17-18 milyar dolar gıda ve tarım ihracatı yapılırken, milli gelire yüzde 7.6 oranında katkı sağlandığını belirten Engin Er, ayrıca kış aylarında ortalama 4.8, yaz aylarında ise 6 milyon insanın tarımda istihdam edildiğini söyledi.
700'Ü AŞKIN FİRMA, 80 BİN ZİYARETÇİ
Milli Tarım Projesi ile 2023 yılında tarımsal hasılada 150 milyar dolar, ihracatta ise 40 milyar dolara ulaşmasının hedeflendiğini dile getiren Er, Türkiye'nin en büyük ve dünyanın lider tarım fuarı olmaya aday Growtech Eurasia 16'ncı Uluslararası Sera, Tarım Ekipmanları ve Teknolojileri Fuarı'nın, tüm bu olumlu gelişmelerin ışığında, İspanya, Hindistan, İtalya, Mısır, Belçika, İran, Fransa, Çin, Kanada, Rusya, İngiltere ve İsrail gibi birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki farklı coğrafyalardan 700'ü aşkın firmadan ve onlarca ülkeden 80 bini aşkın ziyaretçiyi 4 gün süreyle aynı çatı altında biraraya getirmeyi hedeflediğini anlattı.
550 MİLYON DOLARLIK İŞ HACMİ
Engin Er, katılımcıları ve ziyaretçilerinin Avrupa ve Balkan ülkelerinden Ortadoğu'ya, Kuzey Afrika'dan Türki Cumhuriyetler'e kadar çok geniş bir coğrafyadaki pazarlara ulaşmalarını sağlayan fuarın, her yıl sektör için sağladığı ortalama 550 milyon dolarlık iş hacmiyle de dikkat çektiğini dile getirdi. Growtech Eurasia olarak üzerlerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirerek tarımsal üretimin hakettiği değere ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini de belirten Er, "Bunun en iyi yolu da firmalarımızı ihracat yapabilecekleri hedef pazar ülkelerden potansiyel alıcılarla biraraya getirmek" dedi.
9 ÜLKEDEN ALIM HEYETİ
Ekonomi Bakanlığı koordinatörlüğünde ve Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) organizasyonuyla 9 ülkeden 24 firma 27 kişiden oluşan alım heyetinin de fuarda olduğunu kaydeden Er, "Bu program sayesinde ihracatçı firmalarımız, dünyadan önemli potansiyel alıcılarla Growtech Eurasia Antalya Tarım Fuarı'nda biraraya gelme fırsatı buluyor. Bu yıl fuar alanı 'Sulama ve Sera Teknolojileri', 'Bitki Besleme ve Koruma', 'Traktör ve Tarım Makineleri' ile 'Tohumculuk' başlıkları altında 4 farklı ürün ve hizmet grubuna göre konumlandırıldı" diye konuştu.
İLGİNÇ ÜRÜNLER SERGİLENİYOR
Fuarda birbirinden ilginç, yeni ve teknolojik binlerce ürün sergileniyor. Hollandalı bir tohum ıslah firması tarafından üretilen çeşitli tür ve renklerde, turuncu, sarı, ampul şeklinde çeri domatesler, minyatür ve iki renk kilogramı 6 TL'yi bulan salatalıklar, 'Yaşayan Marul' olarak adlandılan ve bardak içinde taze bekletilebilen, özel bıçakla tek kesimde salataya dönüşebilen marul türüne kadar yeni ürün çeşitleri fuarda tanıtılıyor.
DÜNYA DEVİ İLK DEFA FUARDA
Growtech Eurasia Fuarı'nda bu yıl ilk defa dünyanın en büyük gübre üreticisi Haifa firması da yer aldı. Haifa'nın dünyanın en büyük potasyum nitrat üreticilerinden biri olduğunu, damlama sulama gübrelemeleri, endüstriyel alanda ve gıda üzerine gübreler üzerinde de çalıştıklarını aktaran Türkiye Genel Müdürü Yaşar Aydın, Haifa dünyada 50 yıldır olmasına rağmen bu sene Türkiye'ye ilk kez gelerek ofis açtığını söyledi. Türkiye'nin gururu olan Growtech fuarında olmaktan mutluluk duyduklarını açıklayan Aydın, "Daha önce ürün sattığımız Türkiye'de kendi ofisimizi açarak tedariklerimizi daha düzenli yapmaya başladık. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'de kısmet olursa yatırım ve üretim planlarımız var. Türkiye'yi ve Türk tarımını daha ileriye götürmek için elimizden geleni yapacağız" dedi.
Başkan Türel, konuşmasının ardından işadamlarının sorularını yanıtladı. Ulaşım Master Planı ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Türel, son rötuşların yapıldığını ve Bakanlığın iznine sunulacağını belirtti. Türel, Konyaaltı-Lara arasında bir metro ihtimalinin Ulaşım Master Planlamasında ortaya çıktığına dikkat çekti. Türel planlama içerisinde düzenli bisiklet yollarının da bulunduğunu belirtti. Türel, Antalyaspor Tesisi’ne devre arasında bir açılış yapmayı planladıklarını belirtti.
Yağmur suyu çalışmaları nedeniyle Defterdarlık Kavşağı ile Yıldız Caddesi trafiğe kapatılıyor
ASAT’ın yağmur suyu çalışmaları nedeniyle Defterdarlık Kavşağı ile Yıldız Caddesi’nin kuzey aksının bir bölümü 17 Aralık 2016 - 28 Şubat 2017 tarihleri arasında trafiğe kapatılacak.
ASAT Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, bölgede yürütülen yağmursuyu drenaj çalışmaları kapsamında 15 Aralık 2016 tarih 895 sayılı UKOME Genel Kurul kararına istinaden, Defterdarlık Kavşağı’nın Hamidiye Caddesi ile Kazım Karabekir Caddesi arasının ve Yıldız Caddesi’nin kuzey aksının 17 Aralık 2016 - 28 Şubat 2017 tarihleri arasında trafiğe kapatılacağı belirtildi. Sürücülerin bu süreçte alternatif güzergah olarak Piri Reis ve Hamidiye Caddeleri güzergahını kullanacakları kaydedildi. Sürücüler, trafik işaretlerine uymaları konusunda uyarıldı.
Özellikle doğu ilçeleri sahilden hemen 20 km sonrası ve daha yukarılarda etkil kar yağışı, bu çok iyi oldu kuraklık vardı , Elmalı,Kokruteli,İbradı,Akseki, Gündoğmuş, Bucak tarafları tamamen beyaza bürünmüş umarım bu yağışlar devam eder
Antalya'da kent merkezinde yaklaşık 110 bin metrekarelik bir balanda projelendirilen Antalya Kent Müzesi'nin 2018 yılı sonlarında açılması için çalışmalar sürüyor
HÜSEYİN CİMRİN
Akdeniz
Pazar 23.01.2017
Antalya Kent Konseyi tarafından, Antalya Kent Müzesi kurulması çalışmalarıyla ilgili 18 Ocak 2017 günü toplantı düzenlendi. Antalya Kültür Merkezi'ndeki (AKM) toplantıya, Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyeleri ve bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Türel, Antalya Kent Müzesi'nin kurulması çalışmalarında 'tünelin ucunun göründüğünü' söyledi. Antalya'da kent merkezinde yaklaşık 110 bin metrekarelik alanda projelendirilen Antalya Kent Müzesi'nin 2018 yılı sonlarında açılması için çalışmalar yoğun olarak sürdürülüyor.
NEDEN KENT MÜZESİ?
Antalyamız'ın yaşadığı hızlı göç ve yoğun kentleşmenin sonucu olarak iş, göç, emeklilik gibi nedenlerle Antalya'ya gelen insanların kentle bütünleşmesinin yeterince sağlanamadığı, Antalya'da kurulan sayıları elliye varan hemşehri derneklerinden de anlaşılıyor. İnsanlar, bu kente entegre olamadıkları gibi, sanki yarın kenti terk edeceklermişçesine yaşıyorlar. Antalya'yı yeni yurt edinmiş bu yeni hemşehrilerimizin kente entegrasyonu ile tüm Antalyalılar arasında ortak bir Antalyalılık bilinci yaratma yolunda Antalya Kent Müzesi'nin, 'kent kültürü ve tarihi', 'kentlilik bilinci' gibi kavramlar üzerinde yapacağı çalışmalar ile önemli katkıda bulunacağına inanıyorum. Antalya Kent Müzesi kısa bir süre sonra, bu yeni hemşehrilerimizin de yaşamını, çalışmalarını, bu kentteki başarılarını belleğine ekleyecektir. Böylece bu insanlar da müzede kendilerinden bir şeyler bulacağı için, yaşadığı kenti sahipleneceklerdir.
NASIL BİR MÜZE?
Kent Müzesi belki birçoğumuzun sandığının aksine, bir etnografya, bir arkeoloji müzesi olmayacaktır. Bu müze, Antalya kentine ait her türlü belge, eşya, kitap, görsel malzeme, harita, ses ve görüntü kayıtları gibi malzemeye dayalı kronolojik ve tematik sürekli geçici sergilerin düzenlendiği, halkın ziyaretine açık bir müze olacaktır. Müze kente ait tarih, coğrafi yapı, idari yapı, ekonomi ve ticari yapı, yaşam ve ulaşım, kültürel yapı, mimari eserler, turizm, ünlü kişiler, komşu ilçeler, kardeş ve dost şehirler gibi konular üzerinde çalışmalar yapacak; Antalya kenti üzerine yapılan, yapılmış çalışmaları, yayınlanan haberleri, gazete makalelerini dur durak bilmeden belleğine alacaktır. Antalya Kent Müzesi, Antalya'nın dününü araştırırken, bu günü de kayıt altına alacağından, gelişimi sürekli olacak; yaşayacak, gelişecektir. Ayrıca bünyesinde, araştırmacıların yararlanabileceği Antalya belgeleri, küçük ölçekli bir Antalya kitapları kütüphanesi, periyodik okuma salonu, dia ve multivizyon gösterileri ve küçük toplantıların yapılabileceği çok amaçlı bir salon olacağından; Antalya Kent Müzesi, Antalya'nın tarihsel derinliğini tanıtan, yayan, görsel sergileri ile yarının Antalyalıları'nı yetiştiren; başka bir deyişle kentsel belleğin periyodik zamanlarda konusu ve aktörleri değiştirilen adeta bir tiyatro sahnesi olacaktır.
BÜTÜN DÜNYADAN İZLENECEK
Antalya Kent Müzesi'nin en önemli işlevi, dünyanın neresinde oturuyor olursa olsun; her Antalyalı bu müzeyi internet ortamında gezip hasret giderebileceği gibi, dostlarına bu web sitesi ile doğduğu veya yaşadığı kenti gururla anlatabilecek. Araştırmacılar ise, çeşitli periyotlarda arşive abone olmak koşuluyla müzeye gelmeden ana bellekte bulunan verileri tarayabilecek ve aradıkları belgeleri ister CD ortamına kayıtlayabilecek veya isterse bilgisayar çıktısı olarak sahip olabilecektir. Böylece Antalya Kent Arşivi´nde araştırma yapmak için mutlaka arşive gelmek gerekmeyecektir. Arşive üye olan herkes, dünyanın her yerinden, evinden veya ofisinden bilgisayar aracılığı ile arşivin web sayfası üzerinden veri tabanına ulaşarak, istediği belgeleri alma imkanına sahip olabilecektir.
Büyükşehir eski hizmet binası Antalya Kent Müzesi'nin ana binası olacak ve kente gelen önemli konuklar binanın ikinci katında Belediye Başkanı tarafından kabul edilecek. Binanın alt katı Antalya Belediye Müzesi olacak. Antalya Şehir Tiyatrosu da yeni yüzü ile bu binada yer alacak. (1) Karaalioğlu Parkı, yıkılan stadyum ile birlikte 110 bin metrekarelik alanda, sergi alanları, çeşitli müzeler yer alacak. (2) Spor Salonu, Antalya tarihini anlatan bir sergi alanına dönüşüyor. (3)
ANTALYA'da 1965'li yıllara kadar 40-50 metre yükseklikteki falezlerde oluşan 30 şelaleden çoğunluğunun yok edildiği belirtildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, geçen yıl Antalya'nın hava, su, toprak kaynaklarının durumu, çevre sorunları gibi konuların ele alındığı kapsamlı bir 'Çevre Durum Raporu' hazırladı. Raporun, kentteki su kaynakları arasında yer alan akarsularla ilgili bölümünde, Antalya'nın falezlerden dökülen onlarca şelalesini kaybettiği yer aldı. Şelalelerin yok olmasının ana nedeninin, akarsuların akış yönlerinin değiştirilmesi olduğu vurgulandı.
Antalya'da sayısı 29'u bulan akarsudan 25'inin denize, 4'ünün içerideki göllere döküldüğü veya göllerden çıkıp ovalarda kaybolduğu belirtilen raporda, bu akarsuların bazılarının yazın kuruduğu, ancak Eşen Çayı, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat Irmağı gibi nehri andıran büyük akarsular olduğu da kaydedildi. Bu büyük suların, Toroslar'ın yaylalarından ve binlerce yıllık yalayışları ile dağlarda açtıkları vadilerden köpüre köpüre akarak birçok yerde şelaleler oluşturduğu da anlatılan raporda, şöyle denildi:
"Antalya bölgesinin bu akarsuları, diğer Akdeniz illerinde olduğu gibi rejimleri düzensiz dere ve çaylardır. Debileri mevsimlere göre büyük değişiklik gösterir. Yazların sıcak ve kurak geçmesi yüzünden akarsuların yaz sonlarına doğru suları çok azalır, hatta birçoğu tümden kurur. Sonbahar sonlarında yağmurların başlamasıyla su düzeyi gittikçe yükselir ve ilkbaharda Toros Dağları'ndaki karların erimesiyle son aşamasına ulaşır."
BİRKAÇ ŞELALE KALDI
Ayrıca dağlar arasında korkunç gürültüyle akan bu suların ovalara inince uysallaştığına dikkat çekilen raporda, "Hırçınlıkları gibi hızları da azalır. Çam, söğüt veya zakkum gibi ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla akar, yüksek bir falez üzerinden düşer veya yumuşak bir kumsal yatağında denize karışırlar. 1965 yıllarına değin Antalya kentinin içinden geçen sular kıyıdaki 40- 50 metre yükseklikteki falezlerde 30 kadar şelale oluştururdu. Bunların sayısı, zamanla akarsuların akış yönlerinin değiştirilmesi sonucu birkaç taneye inmiştir. Akarsular yönünden Antalya'nın en büyük özelliği de bir düdenler ve şelaleler beldesi olmasıdır" denildi.
"ŞELALELER ŞEHRİ' OLARAK BİLİNİRDİ"
Yakın geçmişe kadar Antalya'nın 'şelaleler şehri' olarak bilindiğine işaret eden DSİ'den emekli inşaat yüksek mühendisi Galip Büyükyıldırım, bahçelerden, cadde ve sokaklardan akan, falezlerden çağlayan suların, kentin ikinci binyıl sonlarına değin yaşayan önemli bir özelliği olduğunu vurguladı. Bu özelliğin en önemli kaynağının, kentin hemen yakınındaki Kırkgözler- Düden adlı zengin bir yeraltı ve yerüstü su sistemi olduğuna değinen Büyükyıldırım, "Antalya kent yaşamı ve kültüründe derin izler bırakan akarsu ve çağlayanlar özellikle son 20 yılın kentleşme ve yapılaşma politikaları sonucu hızlı bir yıkım ve yok oluş sürecinde" dedi.
YOK OLAN ŞELALELER
Büyükyıldırım, 2000'li yılların başında akarsuların yeniden canlandırılması eğilimleri ve Büyükşehir Belediyesi'nin isteğiyle DSİ tarafından bir rapor hazırlandığını belirtirken çok eski bir su sistemi olan Yediarıklar'ı hatırlattı. Bunların her birinin ilgili oldukları kişi, yöre ya da kuruma bağlı olarak adlandırıldığını belirten Büyükyıldırım, Kızılarık, Kanlıçay, Kanlıöğüt, Elektrik, Kasaboğlu, Sinan, Cihadiye şeklinde bir zamanlar falezlerden dökülen, fakat bugün yok olan şelaleleri sıraladı. Büyükyıldırım, örneğin Kanlıöğüt'ün 3 ayrı noktadan denize dökülerek şelaleler oluşturduğunu, bunların tek birer şelale olarak düşünülmemesi gerektiğini söyledi.
YENİDEN ELE ALINABİLİRLER
DSİ'den emekli inşaat yüksek mühendisi Galip Büyükyıldırım, kent merkezinde ve yakın çevredeki bahçelerin yoğun yapılaşma nedeniyle büyük ölçüde yıkıma uğradığını, yeşil alanların azaldığını, kalan ağaçların kuruduğunu kaydederek şöyle konuştu:
"Bu kaynaklar geçmiş kültürleri de kucaklayan çağdaş bir anlayışla yeniden ele alınıp, eski arık ve yapılardan kimileri canlandırılıp yaşatılarak yeni çay, arık, gölcük ve çağlayanlar oluşturulmalı. Böylece Antalya'da dünyaya örnek bir su kenti yaratılabilir. Bu sayede Antalya'ya sağlanacak yararların yanı sıra, doğal kaynakların korunması, ülkemizde kökeni çok eski çağlara dayanan zengin su uygarlık ve geleneklerinin tüm dünyaya tanıtılması açısından önemli bir adım atılmış olacaktır."
18 Mart 2017 Cumartesi - 16:01
Akdeniz Üniversitesi'nden (AÜ) Doç.Dr. Mehmet Gökoğlu ile öğrencileri, Arapsuyu Mahallesi'nde 50 metre derinlikteki obruğun bir insanın sığabileceği darlıktaki koridorlarında 15 metre ilerlemeyi başardı
AÜ Sualtı Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç.Dr. Mehmet Gökoğlu ile AÜ Sualtı Sporları Topluluğu'ndan Fatih Okan, Kemal Gökoğlu ve Celal Öztürk, Arapsuyu Mahallesi'nde 50 metre derinliğindeki obruğa dalış yaptı. Yanlarında getirdikleri merdiven ve iplerle obruğa inen Doç.Dr. Gökoğlu, karstik yapıdaki bu obrukların zaman içerisinde kireç taşının erimesi sonucu oluştuğunu söyledi. Doç.Dr. Gökoğlu, bu obruğa daha önce de dalış yaptıklarını, ancak biri doğu diğeri batı yönünde bulunan ve insanın zor geçebileceği dar koridorlarına daha önce hiç kimsenin girmediğini, kendilerinin de bu koridorda ilerlemeye çalışacaklarını söyledi.
ANTALYA SÜRPRİZLERLE DOLU BİR ŞEHİR
"Antalya sürprizlerle dolu çok güzel bir şehir" diyen Doç.Dr. Gökoğlu, 50 metre derinliğindeki obruğa girmeden önce yaptığı açıklamada, "Daha önce bu obruğa girmiştik ama giremediğimiz koridorlar var burada. Bu koridorların biri batıya, diğeri doğuya gidiyor. Buralar dar alanlar. Burayı geçmeye çalışacağız. Geçebilirsek görüntüler alacağız" dedi. Obruk içindeki tatlı suyun denizle bağlantısı olduğunu kaydeden Doç.Dr. Gökoğlu, "Bunu şuradan biliyoruz, bu obrukta yılan balıkları var. Bu balıklar denizden geldiği için mutlaka bu koridorlarının denizle bağlantısı var. Yani başka bir koldan yeraltından bir bağlantı var" ifadelerini kullandı.
GÜZELLİKLER KARŞISINDA ŞAŞIRDIK
Antalya'daki bu tür karstik yapının çeşitli etkenlerle bozulduğuna dikkat çeken Doç.Dr. Gökoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Oysa Antalya'ya güzellik veren bu yapılardır. Bir zamanlar Antalya'ya yağmur yağdığı zaman su süzülür, pırıl pırıl denizden çıkardı. Ama şimdi öyle olmuyor. Bu karstik yapılar bozuldu. Bunlar bizim doğal güzelliklerimiz. Her şeyi tarumar etmemek lazım. Bu tür obruklar Antalya'nın enteresan yerleri. İnsan şaşırıyor buralara girince. Mağara dalışını bilen profesyoneller için çok güzel yerler."
MERKEZ VE İLÇELERDEKİ OBRUKLAR
Düden'de 1, Konyaaltı'nda 2 ve Kırkgözler'de 3 obruk bulunduğunu belirten Doç.Dr. Gökoğlu, "Antalya'nın ilçelerinden Finike'de ise Asya'nın dalışı yapılmış en derin mağarası olan Gök Mağara var. İbradı ilçesindeki Altınbeşik Mağarası da bu tür yapılardan" dedi. Antalya'daki obrukların henüz turizme açılmadığını, sadece araştırmacıların buralara girdiğini aktaran Doç.Dr. Gökoğlu, "Biz istenildiği takdirde girdiğimiz bu obrukların yapısını, şeklini ve haritasını çıkarabiliriz" dedi. (DHA)