Genel olarak kimler Cennetlik, kimler Cehennemliktir?
Allahü teâlâya inanan, Onun emir ve yasaklarına riayet eden, hepsini beğenen kimse yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Bunun tersi olan da Cehenneme gider. Genelde iyi huylular Cennete, kötü huylular Cehenneme gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete gidecek olanları haber veriyorum, dikkatli dinleyin. Zayıftır, mazlumdur, güçleri yetmez. Bir şey için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bu Müslümanların yeminlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanları da bildiriyorum: Sertlik gösterirler ve kendilerini üstün görürler.) [Tirmizi, Ebu Davud]
Cennet mi, Cehennem mi daha kolay? Cennete gitmek mi, yoksa Cehenneme gitmek mi daha kolaydır?
İkisi de kolaydır. Doğru inanan, Müslüman olarak ölen Cennete, inanmayan, kâfir olarak ölen Cehenneme gider.
Nefsine uyanın Cehenneme gitmesi çok kolay, Cennete gitmesi ise çok zordur. Cehenneme gitmek için hiçbir yasağa riayete ihtiyaç yoktur; ama Cennete gitmek için birçok kurallar vardır. Önce doğru iman, sonra haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak... İki hadis-i şerif meali:
(Cenneti isteyen de, Cehennemden korkan da uyumaz. Cennet zorluklarla kuşatılmıştır, dünya ise lezzet ve şehvetlere bürünmüştür. Onun lezzet ve şehvetleri sizi Cennetten alıkoymasın.) [Ramuz]
Doğruluk, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.)
Cennetle kefil olduğu haslettir.
Enes (r.a), Hz Peygamber'in (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet eder:
“Bana altı hasletle kefil olunuz, ben de size cennetle kefil olayım”
Ashâb-ı kirâm: (r.a.)
“O altı haslet nedir?” diye sorunca şöyle dedi:
1.Sizden birisi konuştuğu zaman yalan söylemesin.
Ebu Hüreyre ve Ebu Said’den (ra) riayete göre, şöyle demişlerdir:
Resulullah (asm) bir gün bize bir konuşma yaparak üç defa:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki!” dedi ve ağlamaya başladı. Bunun üzerine hepimiz ağlamaya başladık. Resulullah (asm) niçin yemin ettiğini bilmiyorduk. Daha sonra Resulullah (asm) başını kaldırdı yüzünde sevinç belirtileri vardı. Onun bu hali bizim için kırmızı develere sahip olmaktan daha sevimli idi. Resulullah (asm) daha sonra şöyle devam etti:
“Herhangi bir kul ki, beş vakit namaz kılar, Ramazan orucunu tutar ve zekatını verir ve yedi günahtan da sakınıp kaçınırsa, ona cennet kapıları açılır ve "selametle oraya gir" denilir.” (Nesai)
Zekata devam edenler, Cennete zekat kapısından çağrılırlar.
Ebu Hüreyre’den (ra) rivayete göre, şöyle demiştir: Resulullah’tan (asm) işittim şöyle diyordu:
“Allah yolunda çeşit çeşit mallarından çifter çifter infak eden kimse cennet kapılarından Ey Allah’ın kulu bu kapı senin için daha hayırlıdır diye davet edilir. Cennet’in pek çok kapısı vardır. Namazlarında devamlı ve duyarlı olanlar namaz kapısından çağrılırlar. Cihad edip mücahit olanlar cihad kapısından çağrılırlar. Zekatını vermekte cömert olanlar da zekat kapısından çağrılırlar. Oruç tutmaktan çok zevk alanlar ise Reyyan kapısından çağrılırlar.”
Ebu Bekir (r.a.)diyor ki:
“Ey Allah’ın Resulü! O kapıların birinden girmek zaruri midir? O kapıların hepsinden de davet edilen kimse var mıdır? Resulullah (asm):
“Evet, senin onlardan olacağını umarım.” buyurdu. (Tirmizi)
Hz. Aişe (r.a.) validemiz -Allah ondan razı olsun- şöyle anlatmıştır: Bir gün cehennemi düşünerek ağladım. Benim ağlıyor olduğumu gören Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey Aişe! Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
“Ey Allah’ın Resulü! Cehennemi düşündüm de onun için ağlıyorum. Acaba siz kıyamet gününde aile efradınızı hatırlayacak mısınız?” dedim.
Bu sorum üzerine Allah Resulü şöyle söyledi: “Kıyamet gününde insan şu üç yerde hiç kimseyi hatırlayamaz:
Birincisi; kişi, mizanın (terazinin) başında tartısının hafif ya da ağır oluşunu öğreninceye kadar hiç kimseyi hatırlamaz.
İkincisi kitaplar verilirken “Geliniz, kitabınızı okuyunuz!” denildiğinde sağından veya solundan ya da arkasından mı verileceğini öğrenmedikçe hiç kimseyi hatırlayamaz.
Üçüncüsü ise cehennemin iki yakası arasında birçok çengelleri ve dikenleri bulunan köprü kurulduğunda ve Allah kullarından dilediğini burada alıkoyduğunda kişi kurtulup kurtulamadığını öğrenemedikçe ne aile efradından ve ne de başkalarından hiç kimseyi hatırlayamaz.” [Hâkim]
Ibn-i Ömer (r.a)dan rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) Söyle buyurdu:
Allah Teala Cenneti yarattığı zaman ona şöyle buyurdu:
-İzzet ve celalime and olsun insanlardan sekiz sınıf vardır ki; sana dahil olmayacaklardır;
1*Devamlı şarap(içki vs)içen,
2*Zinada ısrar eden,
3*Deyyus olan(Eşini kıskanmayan),
4*Hükümdarların kötü icraatlarına alet olan,
5*Erkek olduğu halde kadınlaşan,
6*Koğuculuk eden,
7*Başkalarına merhamet etmeyen,
8*Allah'a ant içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler
İman etmek için gelen bir sahabiye Efendimiz (s.a.v) ne diyor? Neleri şart koşuyor ve cenneti nasıl kazanacağını anlatıyor…
Beşîr bin Hasâsiyye –radıyallâhu anh– anlatıyor:
“Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bey‘at etmek için geldim. Bana; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şahâdet etmemi, namaz kılmamı, zekât vermemi, İslâm üzere haccetmemi, Ramazan orucunu tutmamı ve Allah yolunda cihâd etmemi şart koştu.
Ben de şöyle dedim:
«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Vallâhi bunlardan ikisine gücüm yetmez. Onlar da cihad ve sadakadır. İnsanlar cihaddan kaçan kimseye Allâh’ın gazap ettiğini söylüyorlar. Ben ise cihad meydanına gelince nefsimi ölüm korkusu kaplayıp kaçmaktan endişe ediyorum. Sadakaya gelince; benim malım küçük bir koyun sürüsü ve on deveden ibârettir. Onlar da ehlimin maîşet kaynağı ve binek hayvanlarıdır.»
CENNETE NASIL GİRECEKSİN?
Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– elimi tuttu, salladı ve şöyle buyurdu:
«–Cihad yok, sadaka yok; peki o hâlde nasıl cennete gireceksin?!.»
Bunun üzerine;
«–Yâ Rasûlâllah! Bey‘at ediyorum.» dedim ve Allah Rasûlü’ne, koştuğu bütün şartlar üzerine bey‘at ettim.” (Ahmed, V, 224)
Demek ki;
“Malım kıymetlidir, canım da kıymetlidir, kendime daha fazla zaman ayırmalıyım, keyfime dokunamam…” gibi bahanelerin Allah ve Rasûlü nezdinde bir kıymeti bulunmamaktadır.
Elbette bu hizmet ve gayret yarışında, eşler birbirlerine kızmadan, taltifle yaklaşmalıdır. Kavl-i leyyin ile yumuşakça ifade etmelidir. Güzel misalleri anlatarak, muhtevâsına girme azmi aşılanmalıdır.
Bir hanım beyine, beyi de hanımına destek olduğu nisbette birbirine sadaka-i câriye olmakta ve birbirlerinin hizmet ve gayretlerindeki ecirlerden hisse almaktadırlar.
Kişi, ailesinin hakkını gözetmelidir. Lâkin ailesi de; en başta gelen hakkın, Allah hakkı olduğunu unutmamalıdır.
Eş ve çocuklar emânettir. O emânete riâyet şarttır. Lâkin Rasûlullah Efendimiz’in emânetine de riâyet elzemdir.
O hâlde huzur içinde İslâmî esaslara riâyetkâr bir ibâdet ve hizmet ömrü yaşamak lâzımdır.
Tâkat ölçüsünde, hayat muvâzenesi içerisinde…
Cenâb-ı Hak; yaşayarak ve yaşatarak dînine yardım eden ve böylece ilâhî yardıma nâil olan, son nefeste ayaklarını sürçmekten muhafaza ettiği kullarından eylesin.
Cenâb-ı Hak; fert, aile ve toplum hâlinde rahmet insanları eylesin. Bizleri Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in; «Kardeşlerimi özledim.» buyurduğu bahtiyar zümreye ilhak buyursun.
Beş vakit namazını kılan kimseyi, Cennetine koyacağına dair Allah Teâlâ`nın va`di vardır. Yeter ki kılınan namazlar, sırf rızâ-yı İlâhî için olsun ve erkân ve âdâbına riayet edilerek eksiksiz yapılsın. "Cennetin anahtarı namazdır" hadîs-i şerîfi, bu İlâhî va`di te`yid etmektedir. Yanlış anlaşılmasın, bu ifade, namaz kılmayan kimse Cennete giremez demek değildir. Allah isterse, kulunun râzı olduğu bir iyiliğinden veya İslâmî bir hizmetinden dolayı, onun bütün günah ve kusurlarını, ibâdet borçlarını afvedip Cennetine koyabilir. Bu, tamamen O`nun lütuf ve merhametine kalmış bir husustur. Fakat namaz ibâdetini mâna ve ruhuna uygun şekilde eksiksiz olarak yerine getirene ise, Allah c.c., Cennetini va`detmiştir. Va`dinden dönmek O`nun şânına yakışmaz.
Genel olarak kimler Cennetlik, kimler Cehennemliktir?
Allahü teâlâya inanan, Onun emir ve yasaklarına riayet eden, hepsini beğenen kimse yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Bunun tersi olan da Cehenneme gider. Genelde iyi huylular Cennete, kötü huylular Cehenneme gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete gidecek olanları haber veriyorum, dikkatli dinleyin. Zayıftır, mazlumdur, güçleri yetmez. Bir şey için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bu Müslümanların yeminlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanları da bildiriyorum: Sertlik gösterirler ve kendilerini üstün görürler.) [Tirmizi, Ebu Davud]
Sadaka ve infak, var olanın fazlasını vermekten başlar. Varlığı olmayan için ise, yarım hurma bile güzel bir infaktır. Verilişindeki ihlâs nisbetinde, kulu cehennem ateşinden muhâfaza eder.
Şefkat, merhamet ve bunların en tabiî netîcesi olan infâkın, her Müslümanın tabiat-i asliyesi hâline gelmesini arzu eden Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu bakımdan her mü’mini zengin kabûl eder. Çünkü O, hadîs-i şerîflerinde, mü’minlerin yaptığı emr-i bi’l-ma’rûf, tekbîr, tevhîd, mazluma yardım, muzdaripleri tesellî, muhtaçların gönüllerini hoşnud etme, yollardaki eziyet verici şeyleri giderme, hasta ziyâreti ve hattâ yerine göre bir tebessüm gibi her türlü sâlih amelin birer sadaka hükmünde olduğunu bildirmiştir.
Bu itibarla asıl zenginlik, gönüldeki kanâat iledir. Herkes, kanâati kadar zengindir. Gönlü zengin kimselerin ise, bir tebessümü bile sadaka yerine geçer. Çünkü, gönül zengininin tebessümü, gönlündeki sevgi, huzur ve ferahlığı etrafına da aksettirir. Bu hâl, gerçekten ne kadar güzel bir infaktır. Bunun aksi olarak gönül fakiri olanları ise, hiçbir şey zenginleştiremez.
Demek ki hakîkî zenginlik, mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu iledir. Gerçek mü’minler de, gönül zenginliği nîmetine sâhip olup, infakta bulunanlardır. İnfak, her mü’minin mükellef bulunduğu diğergâmlık ve hassâsiyetin kâmil bir tezâhürüdür.