1. Bir suyun yeryüzüne çıktığı yer.
2. Böyle bir yerdeki su.
"Kuşlar kaynağın başında toplanmış"
eş anlamlısı: pınar
3. Bir şeyin çıktığı yer.
4. Bir bilginin, bir haberin çıktığı yer ya da alındığı kimse.
"Gazeteci kaynağını saklar"
5. Araştırma ve incelemelerde yararlanılan belge ya da yapıt.
"Şiir dili konusunda kaynak bulamıyormuş"
6. Herhangi bir erkenin oluşup çevreye yayıldığı yer.
"Güneş ısı ve ışık kaynağıdır"
7. İki metal parçasını ısıl yolla birbirine kaynaştırma, yapıştırma yöntemi.
8. Maddi destek, para, ödenek ya da bunların sağlandığı yer.
"Bu kaynağı buluncaya değin zor günler geçirdik"
9. Para ve paraya çevrilebilecek her şey.
"İşe yeterince kaynak ayrıldı"
Yüce Allah ahirette görülecektir. Müminler, Allah'ı cennette baş gözü ile sıkıntısız bir şekilde, arada bir mesafe bulunmadan göreceklerdir. Müminler, cennette oldukları halde Allah'ı göreceklerdir. Bu konu ile ilgili olarak Resulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehli cennete girdiği zaman Allah Teala: 'Bir şey istiyor musunuz? Size nimetlerimi artırayım' buyuracak. Cennet ehli de 'Yüzlerimizi beyaz kılmadın mı bizi cennete koymadın mı?' diyecekler. Allah Teala da 'Evet' buyuracak. Bundan sonra, Allah ile aralarındaki perde açılacak, müminler Allah'a bakacaklar. Cennet ehline, Rablerine bakmadan daha büyük bir nimet verilmemiştir."
Bundan sonra Resulullah (s.a.v.) "İyilik yapanlara, daima yaptıklarının daha iyisi fazlası verilir." (Yunus/ 26) ayetini okudu. (Müslim, K. İman)
Bu konuda Kuran'dan şu ayet buna işaret eder:
"O günde yüzler, parlak olduğu halde Rabbine bakacaktır" (Kıyame /22).
Dünya hayatında ve ahirette Allah'a yakınlık veya uzaklıktan bahsederiz. Allah'a yakınlık ve uzaklık mecazi anlamdadır. Fiziki anlamda değil.
Allah'a uzaklık ve yakınlık, mesafe uzaklığı ve yakınlığı yönünden değil, belki keramet (üstünlük) ve zillet (önemsizlik) bakımındandır. Allah'a itaat eden kişi nasıllık ve niceliği tam bilinmeden ona yakın, isyan eden kişi de yine nasıllık ve niceliği bilinemeyen bir şekilde ondan uzaklaşır.
Mesafe yönünden uzaklık veya yakınlık, varlığı kendinden olmayan ve bir yer ve yönde yerleşmiş olan yaratıklar hakkında düşünülebilir. Allah Teala ise mekândan, mekâna yerleşmekten ve bir yönde bulunmaktan uzaktır. Böyle bir hal onun için düşünülemez.
Allah Teala'ya yakınlık ve uzaklıktan kasıt şudur: Kulun Allah'a yakın olması, kendi üstünlüğü, iyilik ve üstünlüğünün eseridir. Bunun gibi kulun Allah'tan uzak olması, kendi zilleti, önemsizliği ve noksanlığındandır. Yani yakınlık ve uzaklık Yüce Allah ile ilgili değil, kulun kendi haliyle ilgilidir.
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kim sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Teâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” (Buhârî, Ezân 37; Müslim, Mesâcid 285)
“Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rekât namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar” veya “Ona cennette bir köşk yapılır.” (Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 66, 67)
Bir kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e:
–Beni cennete götürecek bir amel söyle! dedi. Rasûl-i Ekrem de:
“–Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!” buyurdu.
Sual: Cennete gitmek mi, yoksa Cehenneme gitmek mi daha kolaydır?
CEVAP
İkisi de kolaydır. Doğru inanan, Müslüman olarak ölen Cennete, inanmayan, kâfir olarak ölen Cehenneme gider.
Nefsine uyanın Cehenneme gitmesi çok kolay, Cennete gitmesi ise çok zordur. Cehenneme gitmek için hiçbir yasağa riayete ihtiyaç yoktur; ama Cennete gitmek için birçok kurallar vardır. Önce doğru iman, sonra haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak... İki hadis-i şerif meali:
(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari]
(Cenneti isteyen de, Cehennemden korkan da uyumaz. Cennet zorluklarla kuşatılmıştır, dünya ise lezzet ve şehvetlere bürünmüştür. Onun lezzet ve şehvetleri sizi Cennetten alıkoymasın.) [Ramuz]
Sual: Genel olarak kimler Cennetlik, kimler Cehennemliktir?
CEVAP
Allahü teâlâya inanan, Onun emir ve yasaklarına riayet eden, hepsini beğenen kimse yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Bunun tersi olan da Cehenneme gider. Genelde iyi huylular Cennete, kötü huylular Cehenneme gider.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in buyurduğu hadis-i şerif meali şöyledir;
(Cennete gidecek olanları haber veriyorum, dikkatli dinleyin. Zayıftır, mazlumdur, güçleri yetmez. Bir şey için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bu Müslümanların yeminlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanları da bildiriyorum: Sertlik gösterirler ve kendilerini üstün görürler.) [Tirmizi, Ebu Davud]
Kim aşağıdaki şekilde Allah’ı tesbih ederse ve bunu sırf Allah’ı böyle bildiği için derse,Allah onu naim cennetine koyar.”Buyuruluyor Resûlulllâh salla’llahu aleyhi ve sellem tarafından.
Dikkat edilirse,diğer hadislerde tesbihlerle ilğili olarak belli bir sevap ve günah silineceği söz edilirken,burada direkt olarak cennete girme müjdesi veriliyor….Öyle ise bu ifadenin manâsını iyi anlamak gerekmektedir.
Okunuşu:” Lâ ilâhe illâllâhu vahdehu lâ şerike leh,lehül mülkü ve lehül hamdü,yuhyi ve yumiytü ve hüve hayyun lâ yemutü ebeden biyedihil hayr.vehüve alâ küllişey’in kadir.”
Manası:“Tanrı yoktur Allah TEK’tir ortağı yoktur,Mülk ve hamd ona aittir,diriltir ve öldürür,kendisi ölüm kavramından uzak sonsuz diridir,ebeden hayr onun onun kudret elindedir ve her şeye gücü yeter.”
“Cennete girecek olan ilk kişi üç ikisi ile cehenneme girecek olan ilk üç kişi bana gösterildi. Cennete girecek olan ilk üç kişi şehit, Rabbine karşı ibadetini güzel yapıp efendisine sadık olan köle ve iffetli, namuslu kişi. Cehenneme girecek olan ilk üç kişiye gelince:
Toplumun başına musallat olan sultan, malının zekâtını vermeyen servet sahibi ve kendiğini beğenmiş yoksul.”[731]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyilik insanlar arasında kesilebilir, fakat Allah ile o iyiliği yapan arasında kesilmez.”[732]
İnsanlar, iyiliğe karşı teşekkürü kesebilirler. Hatta iyiliğe karşı kötülükle mukabele edebilirler. Fakat iyilik, Allah katında hiç bir zaman zayi olmaz. Cenâb-ı Hakk, iyilik yapan kişiye mükâfatını en iyi şekilde verir.[733]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem halkı bütün kaba, boşboğaz ve kibirli kişilerdir. Cennet halkı da güçsüzler ve yenik düşenlerdir.”[734]
Cennet halkını zayıfların ve güçsüz kişilerin ve halk arasında yenik düşenlerin teşkil edecekleri belirtilmektedir ki, burada güçsüzlerden maksat, bedenden güçsüz olanlar değil, manevî ve maddî yönden güçsüz olanlardır. Çünkü Peygamber-i Zîşân efendimizin diğer bir hadis-i şeriflerinde güçlü mü'min güçsüz mü'minden daha hayırlı olduğu, mamafi her ikisinde de hayır bulunduğu belirtilmiştir. Aynı zamanda cennet halkının çoğunluğunu yoksul kişilerin teşkil edeceğine dair olan hadis-i şerif de buradaki güçsüzlerden maksadın yoksullar olduğunu gösterir.[735]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Beni görüp de bana iman edene bir defa ne mutlu ve (fakat) beni görmeden bana iman edene yedi defa ne mutlu!.”[736]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendi kusurları kendisini başlkaların kusurlarından meşgul eden malının fazlasını dağıtan, sözünün fazlasını tutan ve Sünnete ayak uydurup ondan bid'at yoluna sapmayan kişiye ne mutlu!.”[737]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dilini tutan, yuvasına bağlanan ve hatasını anlayan kişiye ne mutlu!.”[738]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm'a hidayet edilip de geçimi yetecek kadar olan ve buna kanaat edene ne mutlu!.”[739]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herkesten önce Alılah'm gölgesine varanlara ne mutlu! Onlar ki kendilerine hak verildiği zaman onu kabul ederler, kendilerinden hak istendiği zaman onu verirler ve kendileri için hüküm verircesine başkaları için hüküm verirler.”[740]
Bazı insanlar ölümü, insanın yokoluşu gibi anlarlar. Oysa ölüm, sadece dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir geçiş, bir kapı gibidir.
Kapının arkasında, yani ahiret hayatımızda, cennette veya cehennemde bir yerde olmamız da Allah'ın, dünyadaki hareketlerimizi beğenmesine veya beğenmemesine bağlıdır.
Ölüm sadece bir sürenin dolmasıdır. Sınavın bittiğini belirten zilin çalması ve çıkış kapısının açılması gibi. Allah herkese dünyada ayrı bir sınav süresi vermiştir. Kiminin süresi 30 yılda, kimininki ise 100 yılda bitebilir. Nasıl sizin dünyadaki sınavınızın başlangıcı olan doğumunuza siz değil Allah karar verdiyse, sürenin bitimine de Allah karar vermiştir. Yani kaç yaşında öleceğinizi yalnızca Allah bilir.
Ölümü nasıl karşılamamız gerekir?
Dünyadaki sınavın bitişi demek olan ölüm, iman eden kişiler için bir sevinç vesilesidir. Süresi dolup da sınavdan çıkan ve başarılı olan bir insanın ardından üzülmek çok anlamsız olur. İşte bu şekilde ölen bir insanın ardından üzülmek de aynı şekilde, hatta daha da anlamsızdır. Ölen kişi çok yakın tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri olabilir. Ancak iman eden bir insan ölümün kesin bir ayrılık olmadığını, ölen kişinin sadece dünyadaki imtihanın bittiğini düşünür ve buna göre davranır. Allah'ın isteklerine göre yaşayan Müslümanları Allah'ın ahirette yeniden biraraya getireceğini ve cennetle mükafatlandıracağını bilir. Bu durumda üzülmek bir yana bu kişi için büyük bir sevinç duyar.
Allah bizi dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canımızı alabilir. İnsanın yapması gereken bu süre dolmadan önce elinden geleni yapıp Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışmaktır.
Sonuç olarak aklınızdan çıkarmamanız gereken şudur: Ölüm bir son değil, bir geçiş kapısıdır. Sonsuza kadar sürecek olan asıl hayat, ahirettedir. Bizim de her an ahiretteki bu gerçek hayatımıza hazırlık yapmamız gerekir. Hiç sınavdaki insan orada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir çaba içine girer mi? Elbette hayır. Sadece soruları dikkatlice cevaplayıp sınavdan bir an önce çıkmayı düşünür.
İşte dünya hayatında da insan Allah'ın kendisi için hazırladığı imtihanı en iyi şekilde bitirip Allah'ın rızasını ve cenneti kazanmayı istemelidir.
Her insanın dünyadaki en önemli çabası Allah'ı sevmek ve O'nun rızasını kazanmak için çalışmak olmalıdır. Çünkü sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Kendisine inanan kullarını sevmekte ve her an korumaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
İman etmek için gelen bir sahabiye Efendimiz (s.a.v) ne diyor? Neleri şart koşuyor ve cenneti nasıl kazanacağını anlatıyor…
Beşîr bin Hasâsiyye –radıyallâhu anh– anlatıyor:
“Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bey‘at etmek için geldim. Bana; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şahâdet etmemi, namaz kılmamı, zekât vermemi, İslâm üzere haccetmemi, Ramazan orucunu tutmamı ve Allah yolunda cihâd etmemi şart koştu.
Ben de şöyle dedim:
«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Vallâhi bunlardan ikisine gücüm yetmez. Onlar da cihad ve sadakadır. İnsanlar cihaddan kaçan kimseye Allâh’ın gazap ettiğini söylüyorlar. Ben ise cihad meydanına gelince nefsimi ölüm korkusu kaplayıp kaçmaktan endişe ediyorum. Sadakaya gelince; benim malım küçük bir koyun sürüsü ve on deveden ibârettir. Onlar da ehlimin maîşet kaynağı ve binek hayvanlarıdır.»
CENNETE NASIL GİRECEKSİN?
Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– elimi tuttu, salladı ve şöyle buyurdu:
«–Cihad yok, sadaka yok; peki o hâlde nasıl cennete gireceksin?!.»
Bunun üzerine;
«–Yâ Rasûlâllah! Bey‘at ediyorum.» dedim ve Allah Rasûlü’ne, koştuğu bütün şartlar üzerine bey‘at ettim.” (Ahmed, V, 224)
Demek ki;
“Malım kıymetlidir, canım da kıymetlidir, kendime daha fazla zaman ayırmalıyım, keyfime dokunamam…” gibi bahanelerin Allah ve Rasûlü nezdinde bir kıymeti bulunmamaktadır.
Elbette bu hizmet ve gayret yarışında, eşler birbirlerine kızmadan, taltifle yaklaşmalıdır. Kavl-i leyyin ile yumuşakça ifade etmelidir. Güzel misalleri anlatarak, muhtevâsına girme azmi aşılanmalıdır.
Bir hanım beyine, beyi de hanımına destek olduğu nisbette birbirine sadaka-i câriye olmakta ve birbirlerinin hizmet ve gayretlerindeki ecirlerden hisse almaktadırlar.
Başta ifade ettiğimiz üzere;
Kişi, ailesinin hakkını gözetmelidir. Lâkin ailesi de; en başta gelen hakkın, Allah hakkı olduğunu unutmamalıdır.
Eş ve çocuklar emânettir. O emânete riâyet şarttır. Lâkin Rasûlullah Efendimiz’in emânetine de riâyet elzemdir.
O hâlde huzur içinde İslâmî esaslara riâyetkâr bir ibâdet ve hizmet ömrü yaşamak lâzımdır.
Tâkat ölçüsünde, hayat muvâzenesi içerisinde…
Cenâb-ı Hak; yaşayarak ve yaşatarak dînine yardım eden ve böylece ilâhî yardıma nâil olan, son nefeste ayaklarını sürçmekten muhafaza ettiği kullarından eylesin.
Cenâb-ı Hak; fert, aile ve toplum hâlinde rahmet insanları eylesin. Bizleri Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in; «Kardeşlerimi özledim.» buyurduğu bahtiyar zümreye ilhak buyursun.